HABER
DEĞERLENDİRME
Behçet
FAKİHOĞLU
Türkiye
Gazetesi Sorumlu Müdürü:
Değerli
Arkadaşlar...
İki
gündür dinlediğiniz bu yıldız konuşmacılardan sonra
sizlere hitap etmek zor, tabii hem yorgunlukta var. Sizi sıkmadan
birşeyler anlatmaya çalışacağım.
Haber
değerlendirme, yani sizlerin gönderdiğiniz değişik
kaynaklardan gelen haberler nasıl yansıyor, halka nasıl
yansıyor, gazetelere nasıl yerleşiyor, televizyon ekranına
nasıl gidiyor? Mümkün olduğu kadar bunu anlatmaya
çalışacağım ve pratik, işin pratik yönünü, yani
pratikte ne yapılıyor, bunlara değinmeye
çalışacağım. Yani pazardan veya her yerden filelere doldurup
getiriyorsunuz, değişik aşçılar pişiriyor, mutfakta
neler oluyor, yani gazete mutfağı, televizyon mutfağı... Ne
iş yapıyor, haber merkezi ne iş yapıyor, bunlara
değinmeye çalışacağım.
Gelen
malzemeler aşağı yukarı aynı. Yani çok özel
şeyler dışında her gazeteye, her televizyona giden malzeme
aynı. Pazarda aynı şey satılıyor, domates, biberdir
şudur budur. Maharet bunu çıkaran ekipte. Yani bir tanesi Sabah
oluyor, Milliyet oluyor, Hürriyet oluyor, Türkiye oluyor, başka şey
oluyor. Gelen malzeme aynı, ama apayrı şeyler çıkıyor.
Bu çıkaran ekibin maharetidir. Aynen aşçının mahareti gibi,
çıkaran ekibin maharetidir. Lezzetli olur, lezzetsiz olur.
Alıcısı çok olur, az olur tamamen o ekibin maharetidir. Önce
şunla başlamak istiyorum, bu malzemeler nereden geli-yor? Şimdi
bazı arkadaşlar haklı olarak geçen seferlerde de söylediler,
tamam siz bunları anlatıyorsunuz da, bizim dört sayfalık, bir
sayfalık yerel gazetemiz var, yani bu anlattığınız hayal,
ne işime yarıyor? diyor bazıları. Haklı belki. Ama
bazı arkadaşlarımız o anlatacağım haber
merkezleriyle bağlantılı olarak çalışıyor, Bilmeleri lazım. Diğer
arkadaşlarımızın da gazeteci olarak bunu bilmelerinde fayda
var.
Haber
merkezlerine, yani gazetelere veya televizyonlara haberler çeşitli
kaynaklardan gelir. Bir tanesi ajanslar. Yani ulusal ajanslar ve
uluslararası. En büyük ajansımız, ilk ajansımız
Anadolu Ajansı. Dış ajanslar ise hepinizin bildiği, Taner
Bey anlattı, APdir, Reutersdir, şudur budur. Haber ve fotoğraf
ajansları, bir tanesi bu. İkinci kaynak kendi kaynakları.Kendi
kaynakları olunca o da bölümlere ayrılıyor. Birincisi,
istihbarat servisleri. Her gazetenin merkezinde birçoğu İstanbulda
hemen hemen hepsi İstanbulda, istihbarat servisleri var. İstihbarat
servislerinde polis, adliye muhabirleri ağırlıklı olmak
üzere magazin muhabirleri olabiliyor, eğitim, sağlık muhabirleri
olabiliyor veya başka bölüm muhabirleri de olabiliyor. Bir fikir vermesi
bakımından söyleyeyim, büyük gazetelerimizde istihbarat servislerinde
yüze yakın gazeteci çalışmaktadır. Yani bu 50ye
düşüyor, ama 100 civarında vardır, yani Sabah, Hürriyetin
istihbaratlarında o civarda gazeteci vardır. Gazetenin
belkemiğidir diyebiliriz, çünkü gelen haberlerin fotoğraflanmasıdır,
özel haberlerdir. Yani gazete yönetimi, bir haber ister bunlar devreye girer.
Haber merkezi, bir haber ister hemen istihbarat dev-reye girer. Gazeteye bakan
gelir, istihbarat devreye girer. Yani gazetenin elinin altındaki
hazır kıtadır tabiri yerindeyse. Dediğim gibi bu 100e
çıkar bazı gazetelerde, bazılarında belki 15-20 olur ama
büyük gazetelerimizde 50nin altına inmiyor.
İkincisi,
gazetelerin yine merkezinde ekonomi servisinde, dış haberler
servisine bağlı muhabirlerdir. Yani dış haberler servisinde
dünyanın çeşitli yerlerinde muhabirler, ekonomi muhabirleri son
zamanlarda önem kazandılar, zaten arkadaşlar anlattı.
Ayrıca kültür, sanat servisinin muhabirleri var, bazı gazetelerde
ayrı olarak magazin servislerinin muhabirleri var. Özel haber servisleri
olan gazetelerimiz var, özel nitelikli muhabirler var. Bunun
dışında Ankara haber merkezi ağırlıklı
olarak önem kazanıyor, politikanın merkezidir Ankara, ona da önem
veriyorlar. Sonra da yurt haberler servisi geliyor, hepinizin bildiği,
çoğunuzun bünyesinde çalıştığı Yurt Haberler.
Ayrıca son zamanlarda önem kazanan internet çıktı ortaya.
Gazetelerimiz artık internete girerek dünyadaki tüm yayınlardan,
ajanslardan veya başka şeylerden ilgilerine göre haber
toparlayabiliyor. Yani anlattığımız bu kaynaklardan
gazetenin haber havuzuna 24 saat haber akıyor, haberlerin sayısı
da, yani bir fikir vermesi bakımından söyleyeyim, haber müdürünün
haber havuzuna veya bilgisayarına binin üzerinde haber düşüyor. Bu
ikibine de yaklaşabiliyor, binin üzerinde yani devamlı haber akıyor.
Görüldüğü
gibi muazzam bir trafik var bu haber merkezinde ve bunların içinde haber
müdürünün haber ayıklaması lazım. Yani bu kadar malzeme geliyor
mutfağa, aşçıların veya oradaki ustaların bundan leziz
bir yemek yapması lazım. Bu nasıl oluyor? Şimdi bir kere
haber havuzunun başında haber müdürünün bulunduğunu
söylemeliyim, yani adı üzerinde haber müdürüdür, bu havuzdan sorumludur,
gelen haberlerden sorumludur, sıradan bir gazeteci değildir,
tecrübelidir, niteliklidir. İyi başlık çıkarmasını
bilir, haberin kokusunu iyi alır, eksik haberi tamamlatır. Bir anda
size telefon gelir, işte şu konuda bir çalışma yapın,
halbuki o işle ilgili belki (a) ajanstan birşey gelmiştir veya
(b) ajanstan. Sizden de birşey istiyor tamamlayacak, bunların hepsini
o yapıyor. Haberim doğru mu, yanlış mı, tecrübelerine
dayanarak hissedebiliyor, yani nitelikli bir gazetecidir. Bunun yanında
bir ekibi vardır, editörler olabiliyor, redaktörler olabiliyor, kendi
başına yapmıyor. Şimdi ne yapıyor bu arkadaş,
yani gelen bin, ikibin haberi nasıl ayırtediyor? Bir kere belli
kıstaslar var, yani mesela bugün Türkiyeye baktığımız
zaman gündem nedir? Cumhurbaşkanı seçimi. Başka ne var,
başka yani son günlerde ekonomidir, siyasettir, yani belli şeylerdir,
üçü beşi geçmez. Ne yapar peki bu adam? Önce
cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili bütün haberleri bir
kenara ayırır, bu önemlidir der. Bir yardımcısını
görevlendirir, Ahmet, Mehmet şu bu neyse, bu haberleri sen toparla der.
Ayrıntıya girmez kendisi. Cumhurbaşkanlığıyla
ilgili bütün haberleri siz gönderirsiniz, öbürleri gönderir,
başkaları gönderir, dış haberlerden gelir, fotoğraflar
gelir, hepsi bir yere toparlanır. Görevlendirilen bir kişi onu
toparlar, tek bir haber haline getirir veya birkaç haber.
İkincisi,
gereksiz gördüğü haberler vardır. Bunları hemen
bilgisayarından atar. Çünkü sayısını düşürmesi
lazım. Yani ikibin haber içinden haber seçmesi mümkün değil,
onları hemen atar, yani boşuna yer işgal etmesin diye.
Ayrıca ekonomi, dış haberler, spor gibi haberler zaten
onların müdürlerinin veya şeflerinin bilgisayarlarına
otomatikman düşer, öyle kodlanmış çoğu gazetede. Onun
üzerinde de fazla kafa yormaz ama bilgi sahibi olur, yani bilgilenir,
dış haberlerde ne gibi şeyler var bilgisi olur, ama kafayı
yormaz, ayıklar yani bunları. Peki bu şekilde olduktan sonra,
yani önemli haberler bir kere ayrılıyor, diğer haberler ilgili
servislere gidiyor. Gereksiz gibi görünen haberler çöpe gidiyor. Ayrılan
haberler ise yardımcıları vasıtasıyla
toparlanıyor, birleştiriliyor, biraraya getiriliyor, uygun
başlıklar bulunuyor, spotlar çıkarılıyor yani haberin
önemine göre resimleniyor, ilgili servislerden bilgi toplanıyor. Haber
müdürü burada işi koordine ediyor, eksik gördüğünü istiyor.
Ankarayı arar, şu haberi şöyle toparlayın şöyle eksik
bir yanı var der. Öbürünü arar, cumhurbaşkanından birşey
bulabilirsen getir der. Öbürünü arar, fotoğrafını istiyorum
oylama sonucunda falan der. Yani bu işleri yapıyor haber müdürü.
Gördüğünüz gibi haber müdürü nitelikli bir gazetecidir, yani öyle
olması gerekiyor. Haberin kokusunu çok iyi alan bir gazeteci olması
gerekiyor ve haberin kalbidir, yani haber merkezinin çok büyük bir önemi
vardır. Öbür servis şefleri kendileri ile ilgili haberleri aynı
mantık içinde toparlar. Ekonomi servisi şefi ekonominin
nabzını iyi tutar, iyi yakalar, aynı şekilde tecrübeli bir
gazetecidir, öyle olması gerekiyor Kendisiyle ilgili gelen haberleri
aynı şekilde toparlar, sayfalarına yerleştirir,
dış haberler için öyle, magazin için öyle, kültür sanat için öyle,
hepsi böyle. Bunun dışında mutfağa yani yazı
işlerine asıl iş oraya düşüyor. Yani malzemeler geldi,
herşey toparlandı, herşey hazırlandı. Bu nasıl
okuyucuya sunulacak? Bu en leziz bir şekle nasıl geti-rilecek? Bütün
mesele buraya geliyor. Yazı işleri müdürleri, sayfa sekreterleri veya
başka ad altında çalışan gazeteciler de vardır,
bunların toplamından oluşan bir yazı işleri
vardır, yazı işleri ekibi. Bunlar, elimize geçen bu gazete
sayfalarını planlarlar, hazırlarlar, bizlere sunarlar.
Şimdi gazetelerimizde son zamanlarda hızlı bir değişim
oluyor. Yani birçok gazetemizde artık dış haberler, ekonomi
sayfaları veya magazin sayfaları şeflerinde
bırakılmış. Şefi, kendisi yaptırıyor. Ama
Yazı İşleri Müdürünün, Haber Müdürünün veya Yayın Koordinatörünün
veya Müdürünün bilgisi dahilinde ona bilgi veriliyor. Çok önemliyse tabi, o
haber ekonomiden alınıyor, birinci sayfaya manşete
çıkarılabiliyor. Ama bunun dışındaki sıradan
haberler genellikle kendi sayfalarında oluyor, yalnız bunların
bilgileri dahilinde.
Sayfayı
çizen, sayfayı yapan gazeteciye sayfa sekreteri diyoruz, bunu hepimiz
biliyoruz. Sayfa sekreterleri aynı şekilde iyi yetişmiş
gazetecilerdir, haberleri sayfaya uygun bir şekilde yerleştirirler.
Gazetenin bizim tercihimize, bizim göz zevkimize uygun olmasını
sağlarlar. Şimdi sayfalar yapılırken, gazetelerde en önemli
sayfa birinci sayfadır, en önemli, gazetenin vitrini birinci
sayfadır. Birinci sayfa, en tecrübeli, en yetenekli sekreter
tarafından yapılır. Gazetelerde böyledir. Çünkü
açıldığı zaman herkesin baktığı birinci
sayfalardır. İlk sayfalar nasıldır, değildir, fazla
görülmez, gazeteyi satın alanlar birinci sayfayı görerek satın
alır. Oradaki haberlerin ilgi çekmesiyle satın alır. Gerçi bu
devamlı okuyucular için değil, ama genellikle böyle. Bunu çizerken
bazı özellikler var, bazı kriterler var. Birinci sayfalarda veya
diğer sayfalarda gerçi bazen birinci sayfa gibi yapılır, ama
manşet tabir edilen bir haber girer, yani günün en önemli olayı en
büyük şekilde gazetenin başlığının altına
girilir büyük bir başlıkla. Mesela bu nedir? Cumhurbaşkanı
olabilir, başka şey olabilir, biz buna manşet di-yoruz.
Manşet, birçok gazetede benzer olabilir, zaten öyle olması gerekir.
Yani Türkiyede önemli olan olay bir tane ise, iki tane ise bu birçok
gazetemizin manşetine çıkmış olmalı. Ama bazı
gazetelerimiz tabii özel haber diye aynen televizyonların modasına
uyarak bazen haketmediği halde bazı şeyleri büyütüyor, o
ayrı mesele. Ama hakediyorsa tabi ki gazetenin yakaladığı
özel haber manşet olur, ona kimsenin itirazı yok. Ama zorlama
olmamalı, yani arkadaşlar birşey söylediler, işte
kaymakamımız tatilden döndü, bu manşet olmaz yani, mesela veya
gazeteler için de benzer şeyler olabiliyor, yani manşet o
ağırlığı haketmeli. Gazete sayfası yukarıdan
aşağıya doğru başlıklar küçülerek iner, yani
yapılan araştırma sonucu, işte göz, önce gazetenin sağ
üst köşesine gider, yavaş yavaş sol alt koşeye doğru
kayıyormuş, onemli yerler buralarmış. Yani sayfa
yerleşti-rilirken buna dikkat edilir, çoğumuzun yerel gazetesi var.
Yani yukarıdan aşağıya doğru başlıklar
küçülerek iner. Başlık, ettiği büyüklüğe göre verilir.
Küçücük veya uyduruk bir haber, sekiz sütuna verilmez.
Bunun
dışında birinci sayfalarda genellikle onüç civarında haber
verilir, yani bunlar bazı kurallardır, uyan olur uymayan olur. Onüç
haber verilir, yani tıkış tıkış haber ile
doldurulmaz, bazen tabii bir fotoğrafla da verilebilir, hak ediyorsa
verilir. Ama genellikle böyledir, yakın zamanda örneğini gördük,
mesela bir fotoğraf veriliyor, içine haber yapılıyor. Şimdi
gazetelerin çeşidine göre, türüne göre bu birinci sayfa şekli
değişiyor. Bulvar gazetesi mi? Ciddi gazete mi, fikir gazetesi mi?
Ona göre, yani o gözle bakarsak tabii Türkiyede birkaç gazete
dışında hepsi bulvar türüne giriyor, ama bulvar gazetelerinde
bol fotoğraf, büyük başlık abartılı ifadeler, fikir
gazetelerinde ise, daha çok yazı yani daha çok insanı düşünmeye
yönelten ayrıntılı haber yer alıyor. Mesela, Cumhuriyet bir
fikir gazetesi, Radikal bir fikir gazetesi türüne giriyor, ama isim vermeyelim,
diğer gazetelerimizin çoğu bulvar gazetesi tipine giriyor, biz ne
söylersek söyleyelim. Gerçi, yani bu arkadaşlar, niye bunu yapıyor? Alıcısı
var, diye düşünüyorum. Çünkü, arz ve talep dengesine ben inanıyorum,
yani o ciddi gazeteleri veya ciddi
şekilde gazete yaptığınız zaman belli bir rakama talipsiniz demektir
veya bilmiyorum. Çok satmak istiyorsunuz bellidir, kuralı bellidir,
Türkiyede böyledir, hitap ettiği insanlar böyledir. Neyin çok
seyredildiği bellidir, yani bu işler pahalı yatırımlar
gerektiriyor, para istiyor, patronun kılıcı tepenizde
sallanıyor, belli bir rakamın altına düştüğünüz zaman
hepinizi keser, bu böyledir. Şimdi bu rakamın altına inmemek
için okuyucunun veya daha çok
alıcı bulmak için
bu gazeteciler mücadele veriyor.
Yani gazetelerimizin o şekilde renkli, abartılı, alt
yazılı, büyük başlıklı verilmesinin bana göre
okuyucudan yani hitap ettikleri okucudan, gelen talep doğrultusunda
olduğuna inanıyorum. Zaten satış rakamları da bunu
gösteriyor, ama zamanla yani insanlarımızın bu tercihleri
değiştirilir mi onu bilemem. Yani zaman içinde tedriken belki
okuyucuların bu talepleri değiştirilebilir, onu ben bilemiyorum,
ama şu anda yapılan odur. Siz eğer Hürriyeti Radikal gibi
yaparsanız Radikal kadar satar, yani bilemiyorum.
Şimdi
bu şekilde türlere ayırdıktan sonra haberlerin veriliş
şekli nasıl olur, haberler nasıl olur, biraz da buna
değineyim. Arkadaşlar haberler, dün İnan Beyin
anlattığı kurallar dahilinde yazılmalı. Yani 5N1K
kuralını hepimiz biliyoruz, bunu tekrarlamaya gerek
yok. Bir kere bu kurallara
riayet etmemiz lazım. İkincisi, haberlerde yani bir cümlede en fazla
onbir kelime olmalı, yani o kadar uzun cümleleri kullanmayın, yani
kimse haberlerinizi kullanmak için saatlerce kafayı yormaz.
Anlaşılabilir kısa cümlelerle haber yazmak gerekiyor ve mutlaka
düzgün Türkçe ile yazmak gerekiyor. Bugün burada çıkan bazı
gazetelere baktım, büyük başlıklarda bile bazı
yanlışlar, yani yazım yanlışları var. Eee tabii
ki insanlar gözden kaçırabilir, ama kont-rol etmek gerekiyor, yani bu
yanlışlara düşmemek lazım. Demek ki birincisi çarpıcı
bir başlık, başlık kendini okutmalı.
Başlığı beğeniyorsanız, başlık ilginizi
çekmezse o haberi okumazsınız. Yani, satır satır gazeteyi
kimse okumaz. Ancak kendini okutacak birşey çıkacak, ondan sonra
oku-yacaksınız. Ben öyleyim, zannediyorum siz de öylesiniz, yani ilginizi çekmeyen şeyleri
okumazsınız. Demek ki çarpıcı bir başlık,
başlıktan sonra bizdeki geleneğe göre birinci sayfalarda bir
spot, yani haberin en çarpıcı yönlerini kısaca veren kısa
birşey, bir spot. Bunlar çıkarılır, haber metni
söylediğimiz şekilde olur, o kurallara uygun olacak. Güzel bir
fotoğraf, fotoğraf çok önemlidir. Çok çarpıcı, çok güzel
olmalı ve resim altı çok önemlidir, bizdeki şeye göre.
Şimdi şunun için anlatıyorum, değişik yerlerde
arkadaşlar dediler ki, biz haber gönderiyoruz İstanbula, bizim
haberler kullanılmıyor, ama birkaç gün sonra bakıyoruz oradaki
bir muhabirin imzası ile yayınlanıyor, ahbap çavuş
ilişkisi mi var? dediler. Haklı olarak sordular, sizde sorarsınız,
sizde görüyorsunuz.
Benim
gördüğüm şu, şimdi bu kadar yoğun bir haber trafiği
var, yani bir sepet düşünün, içinde elma var, ikibin elma var. Sizin
kullanacağınız belki yüzelli, ikiyüz elmadır. Hangilerini
seçersiniz, yani ilginizi çeken elmayı alırsınız, hepsinin
teker teker tadına bakmazsınız. Ne olacak,
başlığı çarpıcı olacak. Fotoğraf güzel
olacak, haber düzgün yazılmış olacak, haberin çarpıcı
şeyleri ayrıntıda olmayacak, ön plana çıkmış
olacak, yani bakan adam, haber müdürü, haberin sonuna kadar okuyamaz, ilk
başlarda bunu görmüş olacak. Sonra bir de tabii oradaki
arkadaşların başka avantajları var, mesela haberi
hazırlayan ekip, o havayı teneffüs ediyor. Denizlinin
havasını şu anda biz teneffüs ediyoruz, buradaki havayı biz
hissediyoruz, İstanbuldaki hissetmez ama İstanbuldaki havayı
da oradakiler hissediyor, yani oraya yakın muhabirlerin
yaptığı haberleri onlar daha iyi hissediyor. Oradaki
arkadaşların o avantajı var.
İkincisi;
bir aşinalık var, yani oradaki muhabiri tanır, oradaki muhabir
de müdürün ne istediğini biliyor, yani hangi tarz haberlerin gazeteye veya
televizyona gireceğini biliyor, o tercihler doğrultusunda haberini
yapıyor.
Üçüncüsü
de; avantaj, oradaki şef, onun şefi, bunu hatırlatıyor,
yani pazarlıyor haberi. O şekilde olunca sizin haberler maalesef
bazen güzel olmasına rağmen kullanılmayabiliyor, ama öbür
haberler kullanılıyor. Fakat, burada ben hiçbir zaman bir kasıt
görmedim. Çünkü bir gazeteci, gazetesine en güzel haberin girmesini ister, yani
bunu istememesi için geri zekalı olması lazım. Siz olsanız,
siz de istersiniz. Çünkü gazetenizde güzel çarpıcı haberlerin
olması sizin başarınızdır. Yani bunu, benim
ahbabım olmayan bir gazeteci yazdı, diye atma lüksü yok hiç
kimsenin, öyle birşey yok.
Demek
ki burada, sizin haberlerinizin oradaki arkadaşların dikkatinden
kaçmayacak şekilde hazırlanmış olması gerekiyor, öyle
hazırlamanız lazım. Zaten sık sıkta bu söyleniyor.
Demek ki birincisi; haber bu şekilde çarpıcı olacak,
çarpıcı yönü ön plana çıkacak ve gönderilecek, sizin
tarafınızdan da doğru olacak. Bu çok önemli. Yani eğer, size
olan itimat kaybolmuşsa, ondan sonra sizden gelen bütün haberlere o gözle
bakılır, yani onu kolay kolay temizleyemezsiniz. Şimdi haberler
verilirken arkadaşlar, hepimiz her yerde söylüyoruz bunu, haber mutlaka
yorumsuz olmalı, yani sizin gönderdiğiniz de öyle olmalı, zaten
haber merkezi de buna dikkat eder. Bazen yanlışlıklar
yapıyoruz tabii, hepimiz yapıyoruz, ama bu yanlıştır,
herkes bunun yanlış olduğunu kabul ediyor. Herkes bunun nutuklarını
çekiyor, ama maalesef aynı yanlışı yapıyoruz. Yani
birkaç gün önce çok dikkatimi çeken birşey oldu, bir bakanımız,
aileyle ilgili bir toplantıya katılmış. Şimdi,
bakanın anlattığı şu; Diyor ki, aile bizim
geleneğimizde şu kadar önemlidir, temel
taşımızdır anlatıyor bunu uzun uzun. Sonra diyor ki;
herkesin ba-kabileceği kadar çocuğu olmalıdır, onu da
anlatıyor, yani gerektiği zaman aile planlaması
olmalıdır, işte yirmi çocuk olupta sokakta sürünmemelidir. Ben
çok merak ettim. Bunu gazeteciler nasıl verecek, gazeteler nasıl
verecek diye merak ettim. İkinci gün baktım, iki bölüm gördüm. Bir
kısım gazetelerimiz, kadın bakan ailenin önemini anlattı ve
ailenin temel direk olduğunu anlattı, Türk örf adetlerinde, ailenin önemini anlattı neyse, haberi
bunun üzerinde kurmuşlar, ama öbür planlama meselesine hiç değinmemişler.
Başka bir kesim tamamen aile planlaması üzerine,
bakmayacağınız çocuğu ne yapacaksınız?, dedi,
bilmem şöyle dedi, ikisi de yanlış. Doğrusu ne, ikisini
vereceksiniz, ama sizin yorumcunuz var. İçinize oturuyorsa, yorumcunuz
otursun, aile planlamasının önemini anlatsın. Ama ayrı
verin veya öbürü de aile planlamasının zararlı olduğuna
eğer inanıyorsa öyle yazsın. Yani şimdi başka
şeyler desin, ama o yorum olsun, yani okuyucuyu kandırmasın.
Herkesin
verdiği örnek var. Bardağın yarısı meselesi. Yani yarısı
dolu, yarısı boş ve ikisi de doğru ama, yarısı
dolu verdiğiniz zaman veya yarısı boş diye verdiğiniz
zaman okuyucuyu kandırmış olmuyor musunuz? Yani okuyucuya
objektif bir haber sunuyor musunuz? Ben doğruyu yazdım diye
kendimizi kandırmaya hakkımız var mı, bu zamanda? Yok.
Demek ki bardağın yarısının dolu,
yarısının da boş olduğunu birarada vermemiz
lazım. Bir tanesini verirsek, şu anda Türk basını onu
yapıyor benim gördüğüm kadarıyla, yani hepimizin
düştüğü hata o, bir bakıyorsunuz bir bürokrat bir gazetede
yüceltiliyor, başka bir gazetede de küçültülüyor. İkisi de
eksik. Peki burada biz ne
yapıyoruz, yani bize yansıyan tarafı ne? Osman Arolat Bey
anlattı, elma satıyoruz, çürük elma satarsak bir daha almazlar. Demek
ki çürük elma satıyoruz. Onun için takılıp kalıyoruz, ben
bunu da görüyorum. Bunda tabii ki hepimizin hatası var, hiçbirimiz
kendimizi kurtaramayız. Hepimiz benim gördüğüm kadarıyla, haber
değerlendirmede, ideolojimizi ön plana çıkarıyoruz, yani belli
bir gözlüğümüz var, ideolojik gözlük, bu gözlükle bakıyoruz, bunun
dışındakileri yok sayıyoruz. Halbuki ideolojimiz yine
olsun, fikrimiz yine olsun, zaten yeteri kadar yorumcumuz var,
yazarımız var, şu var, bu var, ama bari verdiğimiz
haberlere bunu yansıtmayalım. Bunu yansıtmasak ne olur? Haberi
olduğu gibi verelim, ondan sonra yorumcumuz istediğini yazsın.
Okuyucudan
gelen tepkilerde bunlar söylenir ve makuldur, ya kendi yazarının
görüşüdür dersiniz, bunda da yanılmış olmazsınız,
ama şimdiye kadar bizim yaptığımız bu değildi,
yaptığımız yanlıştı bana göre. Bundan sonra
zannediyorum, yeni insanlarımız, yeni gençlerimiz, ufukları daha
geniş, daha objektif bakabilen, daha global bakabilen
insanlarımız geliyor, bu yanlışa düşmezler. Demek ki
arkadaşlar, haber değerlendirmede, göze iyi hitap etmek, beyne hitap
etmek gerekiyor, bir de değerlendirmede, bu yanlış
değerlendirme hatalarına düşmemek gerekiyor. Bunun
dışında, haber şekli üzerine de birşey
yazmıştım, ama dün Nail abi uzun uzun anlattı, yani
şimdi Nail abi gibi bir ustamızdan sonra, haberi işte şöyle
yazarsanız gazeteye girer, şöyle yazmazsanız, bilmem şey
olur, diye anlatmak uygun olmaz. Benim anlatacaklarım bu kadar. Eğer
sormak istediğiniz başka şeyler de varsa sorularınıza
cevap veririm.
Teşekkür
ederim.