SEMİNER KONUŞMALARI


 

“EKONOMİ BASININDA TARİHSEL GELİŞME ve YEREL BASINDA EKONOMİK HABERLER”

 

 

Osman AROLAT 

 

Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

 

Sayın Genel Müdürüm, Sayın Dekanlar ve Sayın Meslektaşlarım...

 

Ben, yaklaşık 20-22 dakikalık bir metinden aktarma yapacağım size. Ondan sonra da, sizin sorularınızla bir 45 dakikalık süreye, sonucu en fazla 45 dakika olan bir yapıda bu tartışmayı sürdürmeye çalışacağım. Benim aktaracaklarım daha ziyade tarihsel bölüm olduğu için, sizden ricam, bunu sorularınızla güncele çekmeniz olacak ve güncelde sizin karşılaştığınız sorunlara da yanıt vermeye çalışan bir modeli, birlikte, bu 45 dakika içerisinde geliştirmeye çalışacağız.

 

Öncelikle, dünyada ve Türkiye’de nasıl, nereden başladık ve nereye geldik, onu ortaya koymamız gerekiyor. Dünyada, Uzak Doğudan, Akdeniz limanlarına gelen ürünlerin belli el yazıları ile ortaya konulması, 14. yüzyılda ilk ekonomik deneyler olarak  görünüyor. 15. yüzyıla geldiğimizde, keşifler ve onun ardından Kuzey ve Güney Amerika’dan gelen mallar, çeşitli mallar; yağlar, bitkisel yağlar, hayvansal yağlar ve keresteler ve benzeri maddelerin Anvers, Londra ve Lizbon gibi limanlara, Avrupa’ya geldiğini görüyoruz. Bunların gelişi ile beraber bunların hinterlandına duyurulması, dağıtım alanlarına yayılması sırasında da bu şeyin, el pedalları ile yapılan, belli günlük bilgi notlarının ilk ekonomi basını içerisinde yer aldığını görü-yoruz. 16. yüzyılda 1531’de Anvers’de, 1540’da Lyon’da başlayan mal borsaları kuruluyor ve haftanın beş gününde bu borsalarla ilgili bültenler yayınlanmaya başlıyor. 1724’de Paris’te, 1775’de Londra’da ve 1792’de New York’ta hisse senedi ve tahvil borsası kuruluyor ve bu ilk ekonomi yayını diyebileceğimiz gerçek ekonomi yayını diyebileceğimiz yayın bununla birlikte başlıyor. 1760’da Londra’da “Kamusal Hesap Defteri” adı altında bir yayın ortaya atılıyor. 1796 tarihinde de Hollanda’da  “Het Financielle Dagblad” yayınlanmaya başlıyor. Ancak, ekonomi basınının, önemli sıçramasını yapması için sanayi devriminin gelmesi ve sanayi devrimine bağlı olarak da rotasyon sisteminin gelişmesi gerekiyor. Yani iki temel sıçrama noktası oluyor. Bu ikisi, birbiri ardınca geliyor ve bu iki olgunun üstüste binmesi sonunda, 1812 tarihinde Londra’da “London Times” yeniden satılmaya başlanıyor ve “Penny Paper” denilen bir gazetecilik modeli yayılıyor. Ekonomi basınının ilk önemli ayağı, bizim, tarihte gördüğümüz en önemli ayağı bu. Çünkü rotasyon, hızla etrafa yayılmasına sebep oluyor, aynı zamanda da sanayi devrimi ile gelen ekonomik işlerliğin artışı da, bu rotasyonla üst üste binince bir patlama görünüyor. İşte bir anlamda bu dönüşüm, iç pazar yerine, uluslararası pazarları da ortaya çıkarıyor ve bu uluslararası pazarların ortaya çıkması ile de, bizim Tokat’taki ticari bezimiz ortadan kalkıyor. Avrupa saraylarına giden el dokuması Tokat’taki ticari bez ortadan kalkıyor, Tokat’taki, bunu üreten hanlar, yavaş yavaş tarihe karışıyor ve Manchester tezgahlarında üretilen mallar üzerine artık bir başka boyutta anlatım başlıyor.

 

Doğaldır ki, bu hızlı gelişme karşısında bireysel değerler, bireysel birikimler yetmemeye başlıyor ve bu kapitalist sistemin en önemli sıçramasını yapan sermaye birikimini biraraya getiriyor. Sermaye birikimi, bankalar ve finans kurumlarını hızlandırıyor ve bu hızlanma ile beraber de ekonomi basını gerçek anlamda, bugünkü anladığımız anlamda, dünyada yaygınlaşmaya başlıyor. 1825’de Paris’te “Paris La Cote Dlesfos”, Zürih’te 1961’de “Schwezerishe Handel Zeitung”, 1865’de Milano’da “İl Sole 24 Ore”,1876’da Tokyo’da “Nihon Keizai Schimbun”, 1881’de Brüksel’de “L’Echo”, 1888’de Londra’da “Financal Times”, 1889’da New York’ta “The Wall Street Journal”, 1893’de Madrid’te “Espano Economia” ve 1896’da Kopenhag’da “Borsen” yayınlanmaya başlıyor. Bu saydığım yayın organlarından hemen hemen tüme yakını, yüzyıldan uzun bir süredir yayın hayatında kalmış olan yayınlar olarak biliniyor ve bunlardan iki tanesi bildiğiniz gibi, şu anda dünyanın en önemli ekonomi yayınları olarak karşımıza çıkıyor. Birisi “Financial Times”, birisi “The Wallt Street Journal”.

 

İkinci Dünya Savaşı’na kadar geçen sürede çok ciddi bir değişim görmüyoruz ekonomi basınında. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, milli gazete-ler yayınlanıyor. Dünyanın hemen hemen her ülkesinde,  bir milli ekonomi gazetesinin yaratılması hareketi başlıyor. Bu vesile ile, 1946 tarihinde Almanya’da, “Handelsblatt” gazetesi, Almanya’nın ekonomi gazetesi olarak yayın hayatına giriyor, ki o da, yarım yüzyılı geçmiş vaziyette bugün.

 

1980’lerde, dünyada küreselleşme rüzgarının esmeye başlamasıyla birlikte, yayıncılıkta, ekonomi yayıncılığında da üç önemli temeli birarada yaşadığımızı görüyoruz. Bunlardan biri, öncelikle ekonomi basını, dünyanın çeşitli ekonomik merkezlerinde muhabirler beslemeye başlıyor. İkincisi,  Avrupa ve Asya’da, Amerika’da önemli merkezlerde özel baskılar yayınlamaya başlıyorlar. 2 Ocak 1979’da Financial Times, Frankfurt’ta, Kıta Avrupa baskısını yapıyor, bu baskı uzun bir süre Türk Hürriyet gazetesinin oradaki matbaasında yürütüldü. 31 Ocak 1983’de The Wall Street Journal da Europa’yı çıkartıyor ve o da, Avrupa’ya dönük bir gazeteciliği burada yürütmeye başlıyor.

 

Üçüncü önemli gelişme; bu alanda, yöresel yayınlarla merkezi yayınlar arasındaki işbirlikleri oluyor. Bunların ilk örneğini Estonya’da görüyoruz. Burada, Estonya’da bir İsveç gazetesi, bir Estonyalı ile birleşiyor ve 40 bin tiraja ulaşan Aripaev dergisini yayınlamaya başlıyor. Avrupa’da ekonomi basınının iki temel özelliği var. Bunlardan biri tezgahta seçilme özelliği. Rengi pembe oluyor ve tezgahta kolay seçilen bir yayın oluyor. İkincisi, temel olarak gazetelerin  yayınlarının  bir kısmının, çok dar bir kısmının bayiiye gitmesi, önemli bir bölümünün abone satışlarına yönelmesi oluyor. Bu, dünyadaki bütün ekonomi basınının hemen hemen temel özellikleri olarak karşımıza çıkıyor.

 

Türkiye’ye geldiğimizde gördüğümüz manzara şu; Türkiye’de geçen yüzyıl ortasında, geçen yüzyılın ikinci çeyreğinde yavaş yavaş basının ortaya çıktığını görüyoruz ve Türkiye’de ekonomi ile ilgili ilk basın örneklerini doğrudan doğruya Fransızca gazeteler olarak görüyoruz. Bunlar bir süre devam ediyor, ama esas itibariyle bizim Türkiye’de ekonomi basınından bahsedebileceğimiz dönem, Cumhuriyet sonrası oluyor. Cumhuriyet sonrasında Zeki Cemal Bey 1928 yılında Ekonomi gazetesini kuruyor. Bunu Ahmet Sukuti Tukel Beyin, bugün de oğlu Ahmet Tukel tarafından devam ettirilen İzmir Ticaret’i izliyor, 1942 tarihinde. O zamana kadar gazetelerde ekonomi haberi denilen şey, pahalılık haberleri, yasak et kesimleri ve benzeri şekilde gazetelerde ekonomi haberlerinden söz edebiliyoruz. Bunların hemen ardından 1948 yılında bir işadamı, Hasip Edip Törehan, Yeni İstanbul gazetesini yayınlamaya başlıyor ve Yeni İstanbul gazetesinde emtia borsaları ve kota hareketlerini ortaya koyan bazı haberlerin, bazı bölümlerin olduğunu görüyoruz. 1963 yılına geldiğimizde, Ercüment Karacan Bey, Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi Beyle bir karar alıyorlar ve Milliyet gazetesinde ticaret ve iktisat bölümü olarak, yarım sayfalık bir bölüm açıyorlar. Bu bölüm, Ali Gevgilili tarafından yönetilmeye başlanıyor ve Gevgilili, 1980 yılına kadar bu bölümü yönetiyor, daha sonra bu, çok kısa bir süre sonra tam sayfaya dönüyor ve ilk ciddi ekonomi sayfası olarak görüyoruz bu sayfayı. Bu sayfada Prof. Haluk Çilol, Erdoğan Alkin, Nilgün Uysal gibi imzaların çeşitli dönemlerde makalelerinin yayınlandığını görüyoruz. Bu olayda, ekonomiye biraz dıştan bakma, biraz, ekonomiyi yönetimin bir parçası olarak görme gibi bir özellik var. Ali Gevgilili’nin makalelerini anlayabilmek, gerçekten o zamanın gençleri için en önemli başarılar gibi kabul edilirdi. Çünkü gerçekten Gevgilili, zor bir dille, biraz da anlaşılması güç makale türleri yazardı. Sayın Cilol, zaten doğrudan doğruya istatistik ve ticaret üstüne detaylandırmalar yapardı.

 

1960’lı yılların sonunda Yavuz Toker tarafından ilk teksirli yayın başlıyor. EBA Ajansı (Ekonomik Basın Ajansı) Ankara’da, Teksifbülten yayınlarına başlıyor, bunu bir süre sonra Altan Öymen’in ANKA’sı izliyor. Ethem Yazgan’ın TÜBA’sı izliyor ve İstanbul’da Aydın Engin ile benim başlattığım İSTA Ajansı izliyor. Bunların hepsi teksirle, çeşitli işadamlarına 200, 300 tane işadamına, aboneli bir şekilde ekonomik olayları anlatan broşürler, belgeler olarak başlıyor.

 

1975 yılına geldiğimizde, Hürriyet Gazetesi’nin orta sayfasında yukarıdan aşağıya inen tek sütünluk bir bölüm görüyoruz. Bölümün adı “İş ve İşçi Dünyası” bölümü. Bu, “İş ve İşçi Dünyası” bölümünü, o sırada Doğan Koloğlu yönetiyor ve orada işçi ve işveren haberleri var. Sadece, gazetede bu kadarlık bir bölüm var. Bu arada, Cumhuriyet Gazetesi’nde de aynı dönemde, haftada bir iki sayfa yayınlanmaya başlıyor. Melih Tümer’in başlattığı sayfa. Daha sonra bu sayfanın yazarları olarak Hasan Başer Kafaoğlu ve Yalçın Küçük’ü görüyoruz. Burada, ekonominin toplumsallaşması diyebileceğimiz bir model karşımıza çıkıyor ve ekonomik olayların toplum dengesi içerisinde nereye oturduğunu bu yazarlar bize anlatmaya başlıyorlar. 1980 yılında iki önemli gelişme görüyoruz, Türkiye ekonomik gazeteciliğinde. Bunlardan birisi Necati Doğru’nun hareketi. Doğru, 20 sayfalık bir raporla, Londra’da bulunan patronu Haldun Simavi’ye, günlük bir ekonomi gazetesi çıkarılması gereği üzerine bir yazı gönderiyor. Haldun Simavi, kendisini çağırıyor ve bu gazeteyi kurması için Londra’da uzun görüşmeler yapıyorlar; ama o sırada, 12 Eylül hareketi olduğu için, Haldun Simavi bunun gazetenin siyasal boyutunun daralmasından dolayı gazete içine girmesinin uygun olacağını düşünüyor ve dört sayfalık, siyah beyaz ek olarak, Günaydın gazetesinin, o güne kadar daha ziyade çıplak bayan, biraz da karışık haberler yapan Günaydın gazetesinin içine ciddi bir bölüm olarak giriyor. Hasan Cemal’lerin, Necati Doğru’ların yer aldığı bir bölüm olarak bu dört sayfalık yapıyı görüyoruz. Burada, yeni bir habercilik geliştiriliyor. Necati Doğru’nun başlattığı olayda; Şemsi Yücel, Selim Türsel, Ruhi Sanyer gibi bugün de ekonomi basını içerisinde yer alan dostlarımız görülüyor. Bunlar bizim alıştığımız ekonomi haberciliğini bırakıp, “cep ekonomisi” diyebileceğimiz bir modele geçiyorlar ve bu modelde de , anlatımı, mümkün olduğu kadar volgarize ederek yapıyorlar. “Dolar asansöre bindi yükseliyor” diye bir başlık görüyorsunuz bugün. Bir başka, süt verimi azalan inekler için “Bizim inekler öküzleşti”yi görüyorsunuz. Bir başka gün “İhracat Patladı, ithalat vitese taktı” gibi bir başka başlık görüyorsunuz. Bunların hepsi birdenbire insanların ekonomiyi anlamasına yardım etmeye başlıyor.

 

İkinci önemli gelişme bu dönemde, Adnan Düvenci Beyin Demokrat İzmir gazetesi, Dinç Bilgin tarafından İzmir’de satın alınıyor ve bu gazete “Rapor” isimli bir ekonomi gazetesine çevrilmeye çalışılıyor. Hürriyet ile beraber ortaklık içerisinde yapılmaya çalışılıyor; ama başarılı olmuyor bu deney. Bu deney başarılı olmayınca Hürriyet Gazetesi, zaten siyasal olarak da başına bela olmaya başlamış, kendi Dünya Gazetesi’ni, siyasal gazeteyi, ekonomi gazetesine çeviriyor, 1981’de 12 Eylül Harekatı’nın hemen ardından, orada garip yazılar yayınlanıyor, o serilerden dolayı gazetenin başı belaya giriyor, bunu kaldırıp, bunu ekonomiye çevirsek iyi olur, diyorlar ve gazete, ekonomi gazetesine çevriliyor. Cahit Düzen, Genel Yayın Müdürü oluyor. Bir süre sonra, Nezih Demirkent gazeteden ayrılmak zorunda kalıyor, Hürriyet gazetesinden. Kendisine yüzde 60 tazminat olarak ve-riliyor. Bu gazete, o günden sonra Nezih Demirkent’in gazetesi oluyor. 1981 yılında başlıyor, o günlerde 1500 civarında satan gazete, Nezih Demirkent tarafından alınıyor. Türkiye’nin en çok satan gazetesini yöneten bir gazeteci, kendi bilmediği bir alanda, ekonomi alanında yeniden bir maceraya başlıyor ve bugün Dünya gazetesini çıkarıyor. Bu dönem aynı zamanda, Türkiye’de bir başka ekonomik rüzgarın estiği bir dönem olduğu için de, ekonomi yayıncılığının 1980 sonrasında hızla geliştiğini görüyoruz. Çünkü, 1980 yılına kadar Türkiye’de, tasarruf mevduatlarının karşılığı alınan faizler, insanların sadece yatırdıkları paranın geriye dönüşünü getirmeyen negatif faiz durumunda. Oysa, 1980’den sonra bildiğiniz gibi, çok büyük problemler yaşasak da banker olayı ile karşılaşıyoruz ve pozitif faizle tanıştı Türk halkı. Türk halkının pozitif faiz ile tanışmasının yanı sıra, birdenbire ekonomi ile ilgili seçenekler de artmaya başlıyor. Sadece faiz olayı değil, faiz dışında başka enstürümanlar da hayatımıza girmeye başlıyor ve birdenbire 20, 30 seçenekli bir ekonomik nodelle karşı karşıya kalıyor tasarrufçu. Bununla karşı karşıya kalınca, bunu öğrenmek istiyor ve bu yüzden de hızla 1980 sonrasında, ekonomi basınında tırmanma görüyoruz. Öyle bir tırmananma görürüz ki, 1986 yılında İMKB açılıyor ve İMKB’nin ikinci açılışıdır bu, ondan sonra daha büyük bir hızlanma görülüyor. Birdenbire, o, Hürriyet gazetesinin içerisindeki tek sütunlu yer, bir sayfaya dönüşüyor, iki sayfaya çıkıyor, üç sayfaya çıkıyor ve bugün altı sayfaya kadar çıkan bir ekonomi gazeteciliği başlıyor. Bu başlarken de, aynı zamanda, alan gazeteciliği de başlıyor. Yani borsayı bilen gazeteciler, banka finans kurumlarını bilen gazeteciler, sanayi kurumları ile ilgili olanlar. Anadolu’daki sanayi olayları ile ilgili olanlar ortaya çıkmaya başlıyor. Bu sıralarda yine 80’li yıllarda, Can Aksın’ın Günaydın’da, Ekonomik Bülten isimli bir haftalık gazete çıkarttığını görüyoruz. Bir süre sonra Sabah’a geçiyor Can Aksın, Ekonomik Bülteni orada da yazıyor, kendisi Sabah’ta, Barometre isimli bir yayın daha çıkartmaya başlıyor. 1995 yılında da Çetin Gürel, Sabah gazetesinden ayrıldıktan sonra, Gözlem gazetesini İzmir’de yine haftalık olarak çıkarıyor.

 

Dergiler bölümüne baktığımızda, ilk olarak dergiler içerisinde ekonomi bölümünü gördüğümüz yer, Ortam dergisi. Ortam dergisinde 1971 yılında Ali Necat Ölçen, ekonomi bölümünü yönetmeye başlıyor ve hiç anlamadığımız bir şekilde birdenbire diyagramlar filan giriyor sayfalara. Böyle bir takım çizgiler, bir takım şeyler olmaya başlıyor. Acaba bu nerden çıktı, filan derken, birdenbire başka basın yayın organlarında da bunu görmeye başlıyoruz. 1980 yılında, Meban için Para dergisini çıkarıyor Şeref Özgencil. Prof. Erdoğan Alkin, Prof. Demir Demirgil, Prof. Akın İlkin ve Tuncay Artun derginin yazarları. 1986’da Ali Bilge, İktisat ve Finans’ı çıkarıyor, 1992’de Ali Karacan, Kapital’i çıkarıyor, 1993’de Hürriyet C harfli Kapital’i çıkarıyor, onun devamında, 1995’de Sabah, Power’ı çıkarıyor; İntermedya, Makro’yu çıkarıyor; Akşam, Platin’i çıkarıyor ve son olarak Dünya Gazetesi, Globus adlı bir aylık dergi çıkarıyor. Bunlar da ekonomide derinleşmeyi isteyenler için yayın organları olmaya başlıyor.

 

1988 yılında haftalık dergi türündeki haftalıklarla karşılaşıyoruz. Gazete türünde olanı daha önce Can Aksın çıkarmıştı. Mustafa Sönmez, Ekonomik Panaroma’yı çıkartmaya başlıyor. Hakan Feyyat’ın, Para’sı takip ediyor bunu, Nasullah Ayan’ın Trend’i takip ediyor ve 1991’den sonra en çok satan ekonomi dergisi, Hürriyet tarafından, ekonomiden yetişme Şemsi Yücel’in çıkarttığı Ekonomist dergisi oluyor. Bu dergi, bugünlerde 60 bin civarında tirajlı olan bir dergi olma özelliğini taşıyor. 1994’de Sabah grubu bunun karşısına Para’yı çıkarıyor. Borsacı, Borsamatik, Seans ve benzeri dergiler de son dönemlerde yayın hayatına giriyorlar.

 

1996 yılında Gökhan Çınlaz yönetiminde Milliyet grubu kendi ekonomi gazetesini, Finansal Forum’u çıkarıyor, bundan bir süre sonra Masum Türker, Hürses Gazetesini, maliyecilerin gazetesi olarak çıkartmaya başlıyor. 1997 de de Sabah Gazetesi, Tayfun Devecioğlu yönetiminde Liberal Bakış’ı çıkartıyor, Liberal Bakış bir süre sonra kapatılıyor.

 

Türkiye’de yabancı ekonomi gazetelerinin ne durumda olduğuna baktığımız zaman gördüğümüz manzara şu; Financial Times 2 bin 353 adet satılıyor Türkiye’de. The Wall Street Journal da 1350 adet satıyor bu dönemde.

 

Ekonomik medya alanında, üç önemli yabancı ajans Türkiye’de hizmet veriyor. Bunlar Reuters, 1990’da Telerate Bridge ve son iki yıldır da Blumberg ajansları bu hizmeti veriyorlar. Ayrıca Türkiye’de bunlara benzer bir hizmeti Boğaziçi Data isimli bir yerli kuruluş da veriyor.

 

Televizyon alanında 1994 yılında Hakan Çizem tarafından Kanal E isimli İstanbul’da bölgesel bir ekonomi kanalı kuruluyor. 1997 yılında da Cavit Çağlar NTV’yi kuruyor. Şimdi bu iki yayın organı da Doğuş grubunun sahipliğinde yayınlarına devam ediyorlar. Bunun yanında, bir çok televizyonda da özellikle borsa ağırlıklı ekonomi programlarının yer aldığını görüyoruz. Radyo Foreks ekonomi yayımcılığı yapan bir gazete olarak ve bir radyo olarak devam ediyor.

 

Sanırım bu tarihi gezinti ekonomi haberciliğinde nereden nereye geldiğimizi aşağı yukarı ortaya koydu. O yüzden gezintinin sonrasında ekonomi basınının diksiyonunun ne olması gerektiği sorusunu şimdi sorup, bu misyona cevap vermeye çalışmamız gerekiyor.

 

Biz habercilerin görevi, biraz önce Sayın hocamın da söylediği gibi, bilgi akımını sağlamak. Bunun aracı olarak haber, fotoğraf, ses, film gibi unsurlardan yararlanmak ve bunu doğrudan aktarmak. Bu çok uzun bir süre, doğrudan aktarım, düz aynadaki bir aktarım olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle 1970’li yıllara kadar, aktarım olan olay, mümkün olduğu kadar benzeri şekilde aktarılmaktaydı, son dönemlerde dünyada ve Türkiye’de burada bir ara manipülatörler girmeye başladı. Haberin düz aynadaki aktarımı, demokratik işlevinin yerine, manipülatörlerin girmesiyle ticari işlevinin ağırlık taşıdığı bir yeni model gelişti. Bu yeni model gelişmesinin ilki, bizi yeniden eskiye dönük, eski haberciliğimizi aramaya yöneltiyor. Şimdi bir takım insanlar halkın böyle düşünmesi gerektiği konusunda kararlar veriyorlar. Bunun, iki önemli savaştaki örneğinden kaynaklandığını görüyoruz. Vietnam Savaşı sırasında Amerika’nın AP ve UPI ajansları Vietnam Savaşı’nın en acımasız fotoğraflarını yayınladılar. Biz yaşta olanlar bilir ve gençlerin bilmesi mümkün değil; ama biz yaşta olanların bildiği önemli fotoğraflar vardı. Bunlardan bir tanesi iki kare; birinci kare, bir Vietnamlı Amerikan taraftarının, bir Vietnamlı çetecinin başına dayadığı bir silah resmini, ikinci karede, çetecinin öldüğünü görürüz. Bir ikinci fotoğraf, daha sonra doçent olduğunu öğrendiğimiz bir Vietnamlının. Vietnamlı çocuğun çırılçıplak koşuşunu biliriz. Napalm bombasından kaçmayı anlatır, bu fotoğraf. Bir üçüncü fotoğraf, bir rambo görüntülü Amerikalı, bir ormanlık yerden çıkmaktadır ve 1.40 boyundaki bir Vietnamlı kadın bunu esir almıştır. Adam elleri kafasında yürümektedir. O fotoğraftır. Belki bunlara eklenebilecek bazı başka fotoğraflar da vardır. Ama sonuç, o dönemin yaptığı, muhabirlerinin yaptığı bu yayın, Amerika’da Johnson’ın koltuğunu kaybetmesini doğurur ve dünyada çok önemli bir üçüncü dünya rüzgarını estirir, Vietnam hareketinden sonra. Oysa, 1992’ye geldiğimizde Körfez Savaşı’nda görüyoruz ki, yine Amerikalı bir fotoğrafçı Time’a çalışmaktadır ağırlıklı olarak ve bir fotoğraf çeker. Fotoğraf, Irak’ta havadan bombalanmış bir kamyonun resmidir. Bu kamyondan yanarak kaçmakta olan bir insanı göstermektedir bu fotoğraf ve bu fotoğrafın eski bir fotoğrafçı olarak mutlaka Time’ın kapağında iki hafta sonra görüleceğini zanneder fotoğrafçı, ama göremez. Bunun üzerine bizim gazetecilerin yaptığı bir oyun vardır, hepimizin yaptığı bir oyun vardır. Burada, “anlamadı benim editörlerim, o zaman ben bunu el altından başka bir yere vereyim de oradan çıksın” deriz. O da, onu alır, UPI Ajansına verir, UPI ajansında sonuç bekler, aldığı cevap şudur; “Biz insanların sabah kahvaltılarında böyle çirkin görüntüleri izlemesini istemeyeceklerini düşünüyoruz.” Düşünüyoruz, yani birisi oturmuş, insanlar adına düşünüyor ve bu fotoğraf yayınlanmaz ve Körfez Savaşı’ndaki olaya bakışla, Vietnam Savaşı’ndaki olaya bakış arasındaki bu farklılık, haberin ticari meta olmasıyla, haberin demokratik işlevi arasındaki farklılığı, haberin düz aynada anlatılması ile haberin lunapark aynalarında aktarılması özelliğini çok net bir şekilde ortaya koyan bir yapıdır. İşte değiştirmemiz gereken, yeniden bulmaya çalışmamız gereken değer, sanıyorum bu olmaktadır. Şimdi siz, Osman Arolat’ı bükey aynaya koyup, biraz da boyunu uzatarak şişmanlığını ortadan kaldırarak gazeteye basarsanız, Osman Arolat’ı değil, lunapark aynasındaki Osman Arolat’ı basmış olursunuz. Oysa sizin düz aynada aktarmanız gerekliliği vardır. Burada misyon ararken, bu çok önemli sapmaya ara parantezi açmak zorunda kaldık.

 

Haberciliğin görevinin bu olduğunu söyledikten sonra, ekonomik sorunları ele aldığımız son noktada varılması gereken amacın ne olduğunu da ortaya koymamız gerekiyor. İnsanların refahı ve zenginliğin artması ve yaşamın kolaylaştırılmasına yardım etmelidir ekonomik haberler. Hedef bu olunca, biz ekonomi yayıncılarının görevi de kitleleri bilgilendirmek ve akımını sağlamaktır. Bilginin verimliliği, onun zenginlik yaratmada araç halini alabilmesi için açık ve şeffaf olması zorunludur. Bilgiye ulaşmada ve aktarmada manipülasyon, sekme ve yanlış yönlendirmenin olmaması gerekir. İnsanların tercihlerini, doğru yapabilecekleri bir ortam yaratacak şekilde onlara ulaştırmak zorunluluğu vardır.

 

Piyasa sisteminin rekabete dayanan yapı içerisinde kalite, maliyet ve kaynağın etkin kullanılabilmesi doğru ve sürekli bilgiye ihtiyaç gerektirir. Ekonomi basınına düşen de, bu doğru bilgiyi açık, anlaşılır, tam ve sürekli olarak kullanabilmektir ve bunu süreklilik taşıyan bir ürün haline getirmektir. Bu bilgilenme; ekonomi piyasalarında belirsizliğin azalmasına, belirliliğe ve riskin taşınabilir hale gelmesine sebep olur. Risk, gelişmeye açık çözümlenebilir bir sorundur. Belirsizlik, bir boşluk yaratır ve çözümsüzlük üretir. Belirsizlik, karar verme sürecini bozar. Belirsizliğin, bilgi ve riske dönüşmesi için girişimciliği öne çıkarmak gerekir. Risk alabilmenin, girişimcilerin karar verme konumuna gelebilmesinin bir ucunda mutlaka ekonomik haberciler vardır. Bu, ülke insanının refahına dönük, yararına dönük bir ortam yaratılması sonucunu beraberinde getirecektir. Ekonomi basını, buna ortam hazırlayabiliyor, bu bilgilendirme görevini doğru yapıyorsa, yararlı bir iş yapmaktadır. Manipülasyonlar, eksik ve yanlış bilgiler ve belirsizlikler yaratıyorsa, yanlış içerisindedir ve faydasız bir konumdadır. Birinde, kitleye ve ülkeye hizmet söz konusudur, diğerinde, belli bireylere ve belli gruplara hizmet söz konusudur. Bu ikisi arasındaki farklılığı çok iyi sezmemiz gerekmektedir. Ekonomi basınının iyi bilgi verebilmesi için iki temel unsura ihtiyaç vardır. Birisi, habercilerin bilgi düzeyi; diğeri, bilgi kaynaklarının tutumu. Ekonomi muhabirlerinin bilgi düzeyini geliştirmesi için uzmanlığa yönelik kendi alanlarında derinleşmeleri gerekir. Kendini sürekli yenileyen, değiştiren bir bilgi akım sistemi oluşturabilmelidir. Arşive dayalı, biriktirmeye dayalı bir model geliştirmek zorundadır. Kendini yenileyebilmek için farklı düşüncelere açık, ön yargısız bir tutum izlemek zorundadır. Karar sürecinde bilgiyi paylaşıcı olması gerekir. Bütün bunların sonunda kendini yeniden üretebilecek, değişime açık bir model içerisinde yer alması gerekir ekonomi basınındaki bireyin. Soruna, bilgi kaynaklarının tumumu açısından yaklaştığınızda, ilk önemli saptama, bilgi kaynaklarının önünü açıcı bir kurumsallaşmanın toplumca istenmesidir. Toplumun bireyleri, demokrasiyi hayat tarzı olarak topluma yerleştirme çabası içerisinde olmalıdırlar. Tek sesli tuzağından uzaklaşarak, farklı düşünceleri zenginlik sayan ve bu yönde çaba sarfeden bir yol izlenmesi gerekir. Karar öncesi bütün farklılıkları orataya koyabilen, karar sonrası uygulamada, sapmadan yoluna devam eden bir yol seçilmelidir. Toplumda demokrasi eğitimi yoksa, az gelişmişlik, gizlilik saplantısı tutumuna dönüşür. Bilginin paylaşılarak geliştirici özelliği unutulur, bilginin paylaşılarak çoğalması özelliği unutulur, bilginin açık dolaşımı ve şeffaflığı terkedilir. Bu model içerisinde olaya bakıp, kendimizi bu model içerisinde değerlendirmemiz gerekir.

 

Anadolu’daki ekonomi basını haberciliğine geldiğimizde, elimizde çok ciddi kaynaklar yok. Ama gördüğümüz kadarıyla şu şekilde gelişiyor: Anadolu medyasındaki ekonomik haberlerden bir bölümü, önemli bir bölümü, merkez kadroların haberciliğinin benzeri bir şeyi, kendi alanlarına aktarmayla meşgul oluyorlar. Yani merkezin yapmakta olduğu haberin benzerini, mümkün olduğunca kendi alanlarına koyuyorlar. Onun dışında kalanlarsa, bir bölümü, haberi kendi çıkarları lehine kullanan, bazı hatalı saptama içerisindedirler. Bunu yüzünüze karşı bu kadar net söylediğim için üzülüyorum. Ama sizleri vareste tutmak benim hakkım değil, sizleri vareste tutmak kendinizin hakkı. Medya da, haberi araç olarak kullanıp, ticari metaya dönüştürmek ve bu ticari metayı sürdürmeye çalışmak yanlış bir modeldir. Şimdi ben, sadece çok kısa bir şekilde, Dünya gazetesindeki yeni yapmakta olduğumuz bir şeyi size aktaracağım. Eğer, ilgi duyanınız olursa daha sonra onunla bağlantı kurmanızı isteyeceğim. Biz, e-mail sistemiyle, belli konulardaki haberleri, internet aracılığı ile sizlere karşılıksız olarak sunmayı düşünen bir model geliştirmek istiyoruz. Bu modelde yapmaya çalışacağımız, örneğin; Dünkü enflasyon açıklaması üzerine; enflasyon açıklaması,enflasyon açıklamasının tabloları, enflasyon açıklaması ile ilgili belli görüşlerin yer alacağı bir enflasyon paketi size sunulacak. Bu paket içerisinde sesli olan bölümde olabilecek e-mail ile size atabileceğimiz fotoğraflar da olabilecek ve siz oradan talep ettiklerinizi alıp kullanacaksınız. Tek yapmanızı istediğimiz şey, bunun kaynağını belirtmeniz olacak. Bizim buradaki yararımız, bizim 55 ilde olan, aşağı yukarı 55 merkezde olan yaygınlığımız dışında, sizin gücünüzle bir başka yerde de gözükmeyi amaçlamamız. Bunu bir model olarak geliştirmeye çalışacağız ve bunu ortaya koymaya çalaşacağız.

 

Sayın  Zülfikar  Doğan  süremi  15  dakika  aştığımı söylüyor ama ben 45 dakikaya göre kurmuştum, 45 dakikaya göre biraz fazla uzattım sözü. Soru varsa onları kısaca alayım:

Buyrun efendim.

 

Zülfi ALTINTAŞ: Şimdi Amerika’da seçim propagandaları yapılıyor. Gelişmiş ülkelerde yapılan propagandalarda, önceden insanların kazanandan taraf olması düşünülerek, böyle bir güdüleri olduğu düşünülerek, deniliyor ki; şu parti şu kadar oy alacak ya da şu seçilecek. Bunu önceden söylemek o adayın oyunu artırıyor. Toplum bilimcileri de buna katılıyor. Ben, ekonomiye bununla bir bağlantı kuracağım. Şimdi biliyoruz, borsalar, ekonomide etkili olan şeyler var. Ekonomi gazeteleri, bu önceki ekonomiyi önceden yönlendirebilirler mi? Böyle bir tehlike doğabilir mi ilerde, bunu sormak istiyorum.

 

AROLAT: Şimdi eğer siz bir taraftan ekonomi gazeteciliği yapıyor, bir taraftan borsada belli hisselere oynuyorsanız öyle bir tehlike var demektir. Bizim prensibimiz şu, bir ekonomi gazetesi olarak: Biz hata yapabiliriz, yanlış yapabiliriz, eksik bilgi verebiliriz. Bizim bir tek yapmayacağımız şey, manipülasyon ve dürüstlükten uzak olmaktır, diyoruz. Bence bu prensibi edinmek, haberi doğru aktarmaya çalışma hırsı en doğru yöntemdir.

 

Ünal TÜRKEŞ (MUĞLA): Ekonomi basınının ülkemizdeki gelişimini çok eski bir tanış ve dost olarak sizden dinlemekten mutluyum. Sizi, 30 yıl önce İstanbul’da, yine kıvrak, yine çalışkan bir medya mensubu olarak görmüştüm. Bugün, alan ve veren medya kuruluşları olarak yine karşı karşıyayız. Sayın Arolat, ekonomi basınının ülkemizdeki önemini, gelişimini anlattınız, dikkatle izledik. Basının bilgilendirme görevinin yanı sıra, mutlaka uyarma ve aydınlatma görevi de önemli. Acaba ekonomi basını, Türkiye’mizin, ülkemizin geçirmiş olduğu bankerler olayı günlerinde, o bankerler olayının yarattığı facialı günlerde bilgilendirme görevini yaparken, uyarma görevini de yapmış mıdır, nasıl yapmıştır, nasıl sonuçlar almıştır? Bu konuda, bizi aydınlatırsanız memnun olurum.

 

AROLAT: Bankerler olayının başlangıcında medyadaki dostlarımızın büyük bölümü de, bu bankerlerden nasıl para kazanabilirizin peşindeydi-ler. Aynen bir çok tüccarımızın olduğu gibi, bir çok başka meslekten bireyin olduğu gibi. O yüzden başlangıçta gerçekten bu furyaya katıldılar, özellikle bankerler olayının getirdiği çok ciddi bir reklam kampanyası pastasından da pay almak için elden geldiğince bunu pompaladılar. Ama bir süre sonra bu pompaladıkları, büyüttükleri devin bir anlamda ülkeye dönük çok ciddi bir hasar yarattığını gördüler ve ondan sonra mümkün olduğunca  toparlamaya çalıştılar. Gördüğüm benim bu, toparlama süresi bir süre kendini gösterdi.

 

Mehmet YÖRÜKOĞLU: Sayın Arolat, Dünya gazetesinin bir temsilcisi olarak gazeteniz, 52 haftada, her hafta bir konuda istatistik taşıyan mecmualar çıkarıyor, ekler çıkarıyor. Bu ekler içerisinde, o hafta ile ilgili çıkarılan konuda sadece reklam veren firmalar ön plana çıkarılıyor. Reklam veren firmalar o sektörün önünde gibi gösteriliyor, o sektörde daha ilerde olan diğer firmalar sıralamaya bile alınmıyor. Bunun sebebi nedir? Para kazanmanın bir bakış açısı mı, yoksa başka bir düşünce mi var? Siz diyorsunuz ki, ekonomi gazetesi, haberleri beyaz aynadan vermeli, yoksa beyaz aynanın sırı mı döküldü?

 

AROLAT:  263 tane ilave yapmışız geçen sene. Diyelim ki siz haklısınız. Biz eksik yaptık. Bunların içerisinde 104 tanesi sektör ilavesidir. Bunların içerisinde 40, 45 tanesi bölge ekidir. Bir daha yapmayız. Yani, biz bir köşede durmuşuz, elma satıyoruz ve köşemizi de değiştirmiyoruz. Varsayın ki, biz Uşak’ı verirken sahtekarlık yaptık geçen ilavemizde. Uşak’ın gerçeğini yansıtmak yerine, yanlış birşey yaptık. Bir daha orada satamayız elmamızı. Ama biz hep satmaya devam ediyoruz 20  yıldır ve biz Türkiye’deki iki önemli gazete tekeli karşısında, en çok satan ekonomi basını olma özelliğini de devam ettiriyoruz. Sanıyorum yanılma sizde.

 

YÖRÜKOĞLU: Sayın Arolat yanılma bende değil, çünkü; Dünya gazetesinin Uşak bürosunu yakından takip ediyorum ve olayı uzunca bir süredir gözlemliyorum. Böyle olmasının bir başka sebebi de, büronuzda 15 günde bir eleman dayanmıyor ve şu anda da büronuzda satılan aboneler, 109’lardan 35’e düşmüş durumda. Mesela ben, sadece Uşak’ı görüp konuşmayacağım. Mesela Rize’de bir çay ilavesi çıkardınız, Trabzon’da sektörle ilgili bir ilave çıkardınız. Fakat sektördeki beş büyük firmayı, fabrika sahibi firmayı atlıyarak, Güneysu köyünde bir imalathaneyi sanki sektörün birincisiymiş gibi gösterdiniz. Sadece onda da değil bir başka konuda da.

 

AROLAT: Tabii istediğiniz herhangi bir özeli gelip, tartışmak mümkün ama, ben şunu söylüyorum, gayet net birşey söylüyorum. Ben bir köşede elma satıyorum ve sattığım köşedeki elmayı çürük satarsam, satma şansım kalmaz ve üstelik benim karşımda sadece ben manavken, iki tane çok büyük tröst var, o tröstler karşısında, hala elma satmaya devam ediyorsam, edebiliyorsam, hatayı biraz kendinizde arayın, eksik gördüğünüzde arayın.

 

YÖRÜKOĞLU: Ama işte siz dediniz ki, beyaz aynadan bakacağız, o zaman beyaz aynayı satış olarak düşünüyoruz sadece.

 

AROLAT: Hayır beyaz aynayı satış olarak düşünmüyoruz, beyaz aynayı haberin doğru aktarımı olarak düşünüyoruz, bilginin doğru aktarımı olarak düşünüyoruz. Tabii, sizin düşünceleriniz olabilir. Bunlara saygı da duyuyorum, ama yanlış olması ihtimalini yüksek görüyorum.

 

YÖRÜKOĞLU: Teşekkür ediyorum, benim bu görüşlerim şahsi değil, toplumsal.

 

Şefika YILDIZ (DENİZLİ): Denizli gibi, Anadolu kenti olarak tanımlanan kentlerde ekonomi gazetesi çıkarmak isteyen arkadaşların öncelikleri sizce ne olmalı? İkincisi, ekonomi basını adıyla takip ettiğimiz tüm basın organlarında dergilerimiz, gazetelerimiz, sizin gazeteniz dahil olmak üzere, ekonomiyi üretenlerden yana ağırlıklı bir kesimin teşkil ettiğini düşündüğüm sendika haberlerine, sendikaların durumlarına ne yazık ki rastlayamıyoruz. Bunların ne işlevsellikleri hakkında, ne de şu anda var oldukları ekonomik yapıları hakkında, neredeyse bilgiye ulaşma şansımız yok. Bunların ekonomi basınındaki yeri nedir, sizce?

 

----- Sayın Arolat birşey ekleyebilirmiyim, aynı gazetedenim de. İlk soruya, yani ticari meta dediğiniz haberi, ticari meta olarak kullanmak gerekmiyor, yani yanlış dediniz. Şimdi ciddi bir ekonomi gazetesi çıkarmak gerekiyorsa, yani  bulunduğumuz  yerel  gazeteyi  ekonomi ağırlıklı çıkarmak gerekiyorsa, ticari açıdan yaklaşmak gerekiyorsa, biz, o gazeteyi nasıl okutabiliriz? Nasıl para kazanabiliriz, patronun kasasına nasıl para girebilir, firma haberi mi doğru demek, yoksa ticari haber demek mi daha doğru, firmalara yönelik yaptığımız haberlerde?

 

AROLAT: Şimdi bir kere, tabii ki hepimiz ticari bir iş yapıyoruz. Yaptığımız işin temeli ticarete dayandığına göre, bizim satış gelirimiz, abone gelirimiz yeterli değilse, reklam gelirinin buna destek olması gerekiyor. Reklam geliri adına problem yaratmamaya çalışmak, esasında sebep. Yerel açıdan baktığımız zaman, Denizli gerçekten çok önemli bir sanayi merkezi, ama bu önemli sanayi merkezinin, önemli gelişmeleri kadar,  önemli sorunları da var. Bu sorunları ve bu sanayi merkezindeki meseleleri içiçe bindirip, bir habercilik yapmanız lazım. Bunu, yerel ölçekte koyduğunuz bu modelin ülke ölçeğinde yerine oturması lazım. Ülke ölçeğinde ortaya koyduğunuz gerçeklerle, dünya trentlerinin birbirine paralel gitmesi lazım. Şimdi dünyanın herhangi bir yerinde bir telefonla ulaşılabilecek kişi, sizin için müşteriyse, onun, ona çok iyi anlatılması lazım. Ama aynı şekilde dünyanın herhangi bir yerindeki bir üreticinin de onun için, onun müşterilerinin hepsi için potansiyel bir rakip olduğunu da anlatmanız lazım. Bunu çözmek lazım.

 

Bir de biraz önceki arkadaşıma biraz da ders olacak, biraz da cevap olacak şekilde şu gerçeği unutmamak lazım: Birini suçluyorsanız eğer, üç parmağınızın kendine dönük olduğunu ve “kendine bak” anlamını taşıdığını unutmamamız lazım. Bir parmağınızın da, “kendinizi yukarda görmeyin, sizden büyük birileri var” olduğunu unutmayınız. Yani sürekli insanın, kendine dönük özeleştiri mekanizmasını geliştirerek, yöresel olayları, ülke ve dünya ölçeği ile bağdaşımlı olarak ortaya koyarak bir habercilik yapmanız lazım. Doğaldır ki, bu haberciliği mümkün olduğunca nesnel yapmanız lazım. Doğaldır ki bunu paralel yürüttüğünüz yorumlarda da mümkün olduğunca özgür olmanız lazım. Bunu bağdaştıran bir modeli, bu yöreye özel olarak ortaya koymanız lazım. Eğer, havluculuk, dünyada geriye düşen bir model olarak size aktarılıyorsa, size gelen bilgiler bunu getiriyorsa ve burada havluculuk üstüne yeni yatırımlar artırılmaya başlıyorsa, siz, görüş olarak buna karşı olduğunuz duruma düşüyorsanız, o sonuca varıyorsanız, bunu yorumunuzda çok net koyabilmeniz lazım. Buna paralel, dünya havlu piyasasındaki trentlerin neler olduğuna dair haberleri çok iyi aktarabilmeniz lazım. Burada yerel olan havlucuların, kendi sorunlarını ve o sorunlara bağlı olarak onların sizden beklentilerini aktarabilmeniz lazım. Yani, yerellik, ülkesellik ve evrensellik bütünlüğü içinde hareket etmemiz lazım.

 

Teşekkür ederim.

 

YILDIZ: Sabah kahvaltısında öyle bir resmi görmek istemeyebilir insanlar, dediniz ve o insanları düşünen birinin bu resmi yayınlamayı reddettiğini söylediniz. Ben de diyorum ki, o savaşta ölen insanları da birilerinin düşünmesi gerekmiyor mu? Bu tür resimler o düşünceleri biraz daha yoğunlaştırmaz mı? Savaş varsa, güzel bir film karesi görüntüleyebilmeniz mümkün değil. Orada görev yapan arkadaşımız, miğferinde çiçek olan bir askeri görüntüleyip sabah kahvaltısında kahvaltı yapan insanlara o resmi mi sunmalıdır?

 

AROLAT: Ben,  sadece habercilikteki değişimin düz aynadaki aktarım yerine manipülasyonun getirdiği sonucu söylemek istedim. Bunda, taraf olmam gerekiyorsa ben eski habercilerden yanayım.