AJANS
HABERCİLİĞİ
Mehmet GÜLER
Anadolu
Ajans Genel Müdürü
Arkadaşlar
merhaba... Ben, Anadolu Ajansı
Genel Müdürü Mehmet Güler.
Kendimi kısaca
tanıtmak istiyorum. Ben,
12 Eylülden önce devlet
memuruydum. 1402lik oldum ve
devlet memuriyetime son verildi.
Basın-Yayın mezunuydum.
Gazetelerde işe başladım. Günaydın gazetesinde,
Güneş gazetesinde,
kısa süre Aktüel
dergisinde, daha sonra
Hürriyet gazetesinde
çalıştım.
Daha çok siyasi partilere,
Başbakanlığa baktım. En son 7
yıl, parlamento muhabirliği
yaptım. Hürriyet
gazetesinden üçbuçuk yıl önce emekli oldum ve Anadolu Ajansına Genel Müdür
oldum. Önce, yönetim kurulu üyesi, daha sonra Genel Müdür,
aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanıyım.
Konuşmaya
başlamadan önce, Ajansı çok kısa olarak tanıtmak isterim. Neden
Ajansı tanıtma ihtiyacı
hissetiğimi, konuşmamdan
sonra daha net anlarsınız. Anadolu
Ajansı, bir kamu kuruluşu
değil, Anadolu Ajansı bir anonim şirket... Çünkü, Anadolu
Ajansı, Türkiye Anonim
Şirketi (T.A.Ş.) diye geçer her yerde. Bunu, Ulu önder Atatürk böyle düşünmüş, böyle
istemiş, böyle yapmış. 1920
yılında, bunu düşünebilen bir deha, bir dahi. Atatürk, Anadolu
Ajansını kurduğunda, Anadolu Ajansının
hisselerini dönemin aydınlarına; yazarlarına, çizerlerine dağıtmış. Bunlar;
Falih Rıfkı
Atay, Halide Edip Adıvar gibi kişiler.
Anadolu Ajansının kurulması bir zorunluluktan
doğmuş. 1920 yılında Türkiyede, belli başlı gazeteler hep
işgal kuvvetlerinden yana,
Türkiye işgal altında. O
dönem, Anadoluda bulunan ajans yok,
istanbulda bir, iki ajans var,
onlar da uluslararası ajanslar
ve Türkiyenin haklı davasını yansıtacak pek bir
şey yapmıyorlar. O dönem Türkiye,
belli alanlarda başarı
kazanıyor, belli savaşlarda başarı
kazanıyor, ancak bunu uluslararası alana,
ulusa duyurabilecek hiçbir
güç yok. Ancak kulaktan kulağa
duyurulabiliyor. Aydınlar, yazarlar diyorlar ki Atatürke,
bir ajans kuralım, bu ajans
Türkiyenin haklı
davasını, Türkiyenin
kazandığı başarıları yurt içine ve yurt
dışına duyursun.
Halide Edip Adıvar, ismi de
öneriyor, Anadolu olsun adı diye. Atatürk kabul ediyor. 6 Nisan 1920de
kurulmasına karar
veriyorlar. 7 Nisanda Atatürk, bir duyuru
ile bunu, bütün
yurt geneline bildiriyor.
Anadolu
Ajansının o dönem,
haberleşme
şartları çok
sınırlı, telsiz
aracılığı ile telsiz olan
yerlere haberleri iletiyor.
Telsiz olmayan yerlerde de bültenleri, şapiyograf denilen, şimdiki teksirin (teksir
bile kalktı
artık) çok gelişmemiş eski hali ile bültenler
çoğaltılıyor. At
sırtında askerler ya da ajans muhabirleri, topluca
insanların bulunduğu yerlere gidip, bunları asıyor.
Mesela, nerelere? Camilere...
Camide cemaat toplanmış, cuma
namazı kalabalık, oraya
gidiyor. Caminin
kapısına Anadolu Ajansının bültenini
asıyor, işte, şark cephesinde, garp cephesinde böyle
oldu... O tür haberler, bu vasıta ile duyuruluyor. Mesela Anadolu
Ajansının
geçtiği ilk flaş
haberlerden biri, Türkiye Cumhuriyetinin kurulması...
1925
yılına
gelindiğinde, Atatürk,
Anadolu Ajansını belli
bir yapıya oturtmak istiyor.
%45 dolayındaki, hatta %35
dolayındaki hisseyi devlette
tutuyor. İş Bankasında
tutuyor. Geri kalan %65lik hisseyi,
yine dönemin ileri gelen
aydın, yazar ve çizerlerine
dağıtıyor. O zamanki anlayışı şu:
Anadolu Ajansı, devlet ajansı
olursa bir kamu kuruluşu
olur. Sadece devletin resmi
bültenlerini yayınlar ve uluslararası ve ulusal planda hiç ağırlığı,
etkinliği olmaz. Bugün,
Rusyanın TASS Haber Ajansının geçtiği haberin
değeri ne? Yani
bir tek Rusyada, devletin geçtiği haberleri
yayınlıyor mantığı var. Şimdi biraz daha değişti gerçi.
Rusyanın son durumundan sonra. İranda IRNAnın geçtiği
haberler (yani devletten bağımsız haber geçebilen durumda değiller...)
Atatürk, o dönem bunları düşündüğü için,
1925 yılında Anadolu Ajansının bir anonim şirket olmasını kararlaştırıyor, devletin payını da %50nin
altında tutuyor.
Anadolu Ajansı, bu gelişim
sürecinde daha sonra
teknolojiyi çok yakından
takip eden bir duruma
geliyor. İlk bilgisayar
kullanan, ilk telsiz
kullanımını yaygınlaştıran
kuruluşlardan biri... Anadolu Ajansı, üç yıldır uydu
üzerinden yayın yapıyor.
Haberini ve fotoğrafını
uydu aracılığı
ile dağıtıyor. Bu uydular Türkiyenin
kullandığı TÜRKSAT
uyduları. TÜRKSAT uyduları,
hangi alanı kapsıyorsa, nereye
iniyorsa, Anadolu Ajansı,
haber ve fotoğraflarını
uydu üzerinden oraya indirebiliyor. Mesela, biz şu an Londrada BBCye,
uydu üzerinden direkt haber ve
fotoğraf verebiliyoruz. Kazakistandan
Asyanın ortasına
kadar, TÜRKSATın kapsadığı alan... Oraya haber
ve fotoğrafımızı direkt indirebiliyoruz.
Anadolu Ajansı, şu an günde 700
civarında haber geçiyor. 120nin
üzerinde de fotoğraf
yayına koyuyor. Anadolu Ajansı, haberlerini yurt içinde 23 bölge ve
büro müdürlüklerinden, yurt
dışından da, 21
yurt dışı
bürosundan temin ediyor.
Ayrıca, 46 ülkenin haber
ajansı ile anlaşmamız
var. Onlardan gelen, Türkiyeyi ve dünyayı
ilgilendiren haberleri de
Türkçeye tercüme ederek yayına koyuyoruz. Türkçe haberin dışında 100 civarında İngilizce haber, 30 ile 50 arasında Fransızca
haberi hergün servise koyuyoruz, yani
İngilizce ve Fransızca servisimiz de var. İngilizce haberimizi
daha çok büyükelçilikler, yurt içindeki
ve yurt dışındaki Türkiye
ilgili kuruluşlar
alıyorlar. Mesela,
İsrailde Telavivde bulunan
Amerikan Büyükelçiliği,
Anadolu Ajansının
İngilizce habelerinin abonesi. Ortadoğuda ve Türkiyede ne olup bittiğini
Anadolu Ajansının gözü ile görme
ihtiyacını hissettik
diye bize abone
oldular.
Anadolu Ajansının 450 civarında kadrolu personeli var.
Anadolu Ajansı ayrıca, yurt genelinde bütün il ve hemen hemen ilçelerin
büyük bölümünde kaşeli olarak
tabir ettiğimiz, buradaki arkadaşlarımızın büyük bölümünün de içinde bulunduğu bir yapı içinde çalışıyor,
görevini sürdürüyor.
Anadolu Ajansının şirket olmasının sağladığı çok
büyük kolaylıklar var. Biz, haberlerimizi hiçbir yere
danışmadan geçmenin özgürlüğünü ve
rahatlığını
yaşıyoruz. Türkiyede, (bunu övünerek söylüyorum, bir gazetecilik
başarısı olarak
söylüyorum) çok önemli
olayları, flaş olarak
biz verdik, biz veriyoruz,
ve vermeye devam edeceğiz.
Bütün dünyada olduğu gibi, uçak
kaçırma olayları, Türkiyede de hep flaş olarak verilir. Bütün Türkiyeye ve dünya
kamuoyuna kaçırılan
uçakları ilk,
flaş olarak biz verdik. Dönemin
başbakanları bile bizden öğrendi uçak
kaçırıldığını... İnsanı çok
onurlandıran şeyler
bunlar. Televizyonlarda, yayın
kesilip duyurulan haberlerin %90ı Anadolu Ajansına aittir. Bunu çok
net olarak ifade ediyorum.
Ben,
büyük bir iddianın sahibiyim,
bunu her yerde söyledim. Burada
da tekrar ediyorum. Türkiyede
Anadolu Ajansının haber ve
fotoğrafına abone
olmayan, ulusal ölçekli
hiç bir yayın
yapılamaz. Anadolu Ajansına abone
olmayan ulusal ölçekli
gazete çıkarılamaz. Anadolu Ajansına abone olmayan televizyon, ulusal ölçekli yayın yapamaz.
Bunu her yerde
söyledim, burada da söylüyorum.
Buna da, bu zamana kadar itiraz eden
hiç kimse olmadı.
Anadolu Ajansında bir şeyi oturtmaya çalıştım. Anadolu
Ajansı Genel
Müdürleri, gazeteci olmalı, haberci olmalı, haber
yazmayı bilmeli, geçmiş dönemde haber yazmış olmalı. Genel Müdürlük, anadan
doğunca olunmuyor. Genel Müdürlük,
süreç içinde öğreniliyor. Ben,
dümdüz muhabirdim, parlemento
muhabiriydim. Nasıl Genel Müdür oldum? Torpille mi oldum? diye
hepinizin aklına gelebilir. Çok
net, Genel Kurul toplanıyor, devletin %47 hissesi var,
yanına bir iki ortak
daha alıyor, hissesi
%50i geçiyor, Genel
Kurulda karar veriliyor. Cavit
Kavak ile ilişkilerim çok iyiydi.
Ben solcuyum, her yerde
övünerek bunu söylüyorum. Cavit Kavakta solcuydu,
ANAP içinde bir bakandı. Bu
işi yapar mısın? Sen
habercisin dedi. Ben de, yaparım, dedim, ama, benim
şartlarım var,
kesinlikle kimseyi karıştırmam, şirketse
şirket gibi yönetirim. Çünkü ben, Anadolu Ajansını gazeteci olduğum
için çok yakından ve net
tanıyordum. Anadolu
Ajansının yönetim kurulu üyelerini
çok iyi biliyordum. Filan televizyonun yöneticisi, Anadolu
Ajansının yönetim
kurulu üyesiydi. Filan
gazetenin yazarı Anadolu Ajansının yönetim
kurulu üyesiydi ve kendi gazetelerinin ve televizyonlarının
Anadolu Ajansına 50-100er milyar borçları vardı. Yani,
kendi şartlarımı söyledim, kabul edildi. Genel Müdür oldum.
Bir kısım medya üzerime çok geldi.
Komünist, ateist... Hiç
umursamadım, hepsine dava açtım, kazandım. İnsanlara
ateist demek, o kadar kolay bir
şey ki... Ama, bunu ispat etmenin imkanı var mı? Yok. Ben,
ateist değilim dediğiniz an,
davayı kazanıyorsunuz. Birçok dava kazandım, yalnız bu zamana kadar bu kazandığım davalardan bir lira bile
alamadım. Çünkü, minareyi
çalanlar
kılıfını
hazırlıyorlar, üç ayda,
bu gazeteler, bu televizyonlar şirket değiştiriyorlar.
Hem, müslüman geçinirler, hem de bu tür
ahlaksızlıkları
yaparlar. En çok haber
çalanlar, en çok fotoğraf
çalanlar da bunlardır.
Bunlar ara sıra Anadolu Ajansına
saldırırlar, birinci sayfadan fotoğrafımı
yayınlayarak, beni hedef
gösterirler, ama olayın içyüzünün ne olduğunu anlatınca,
davayı kazanınca, Anadolu Ajansında bunları bültenlerimize koyunca, maalesef
Türkiyede hiçbir basın
kuruluşu da bunun haberini yapmaz. Çünkü, basın kendi
hakkını savunmayan,
savunamayan, bir kuruluş mu? neyse
artık, o basın öyle garip bir şey. Filan
sendikanın hakkı sonuna kadar
savunulur. Filan işçinin yürüyüşü duyurulur, ama basın
kendine yapılan
haksızlıkları, gazeteciler kendilerine yapılan bir
takım uygulamaları
bu tür yerlerde gündeme getirirler, konuşurlar, unutulur
gider. Hiç bir
gazetede yer almaz.
Hatta basın
kuruluşları bile bunların çok fazla üzerine gitmez.
İşte, Türk Basınında sendikasızlık var.
Sendikasızlaştırılıyor, bilmem ne, bu konuşulur, ama hiç bir basın
kuruluşunda yer almaz, çünkü basının hepsi
zaten sendikasız. Patronların hiçbiri sendikayı istemiyor.
Ben,
göreve geldikten sonra, Anadolu
Ajansında en iyi Genel
Müdür haberi
yayınlandıktan sonra,
ekrandan okuyan Genel Müdürdür mantığını
yerleştirdim. Neden?
Çünkü, bir Genel
Müdür, haberi
yayınlanmadan önce görürse,
niye gördüğünü açıklamak zorunda ki, geçmiş
dönemde Anadolu Ajansında oldu
bunlar. O zaman, müdahale ediyor demektir,
haberi okuyor, düzeltiyor
ya da bir yerlerini
kısıyor, kıvırıyor, atıyor demektir. Ama, ekrandan okumak demek, haber artık yayına
verilmiştir, o habere
müdahale edemezsiniz. Edersiniz tabii, haberi yenilersiniz, bu,
geçtiğim haberi iptal ediyorum, yenisini yayınlıyorum dersiniz, ama o zaman, o habere muhatap
olan televizyon ve gazete yöneticileri
onun ne anlama geldiğini çok iyi anlarlar. Ne anlama geldiğini çok iyi bilirler, müdahale
edildiğini anlarlar.
Anadolu Ajansına Genel Müdür
olduğumda, gazete yönetimlerinin
büyük bölümü ile ilişkim ve aram çok iyiydi. Ancak, şu an iyi
değil. Neden iyi olmadığı da çok net ortada. Çünkü Anadolu
Ajansının ücretini, yani haber,
fotoğraf ücretini
ödemeyen yayın kuruluşunun hattını kapattırıyorum. Hattını
kapadığım için de benden kötüsü olmuyor. En son Türkiyede, en yüksek tirajlı
gazetelerden birinin, geçen hafta
Cuma günü saat 17.00de
hattını kapadık. Üzerimize çok
geldiler, ama Pazartesi günü
saat 11.30da parayı getirdiler. Çok
büyük bir tesadüf ile bu Abdullah Öcalanın yakalandığı
gün, [biz Abdullah Öcalanın yakalanacağını, getirileceğini, hiç bir şeyi bilmiyoruz
borcu olan 109 civarında yayın kuruluşuna (bunların
arasında televizyonlar var 7 tanesi televizyondu)] yazı yazdık, dedik ki;
filan gün, saat 12.00de
hattınızı
kapatacağız. Saat 12ye kadar borcunuzu ödeyin. Bunlar
muhatap bile almadılar, kapatmıyacağımızı zannediyorlar. Tesadüfen Apo
yakalandı, o gün, uluslararası haber
ajanslarının hepsinin
haberi bana geliyor (gazetelerden
Reuters, AFPye abone olan vardır,
ama hepsi değil, ama benim, Cezayir Haber
Ajansı ile bile anlaşmam var
mesela. Yunan haber ajansı
ile anlaşmam var. Haberlerimizi görüyoruz karşılıklı. İtalya ANSA ile anlaşmam var). O gün saat 12.00de, televizyonlar harıl
harıl haber okuyor. (Ben biliyorum, eğer bir televizyon muhabirinin önüne bir beyaz
kağıt uzatılıyorsa
ya da eline bir beyaz kağıt alıp okuyorsa bilin ki
o Anadolu Ajansı bültenidir.) Saat 12.00 oldu,
paralar gelmedi, biz
yayını kapattık. Anadolu Ajansının telefonları susmuyor. Bütün televizyon
yöneticileri (küfüre kadar
varan), benim arkadaşım olan
yöneticiler bile, ben de telefonlarına çıkmıyorum. Diyorum ki; parayı ödesinler, hatlarını açılım. Hiç mümkün değil, hepsi diyor ki; şimdi canlı
yayına çıkıp ilan
edeceğim. Kardeşim, sen,
beş dakika öncesine kadar takır takır haber okuyordun,
takır takır yorum
yapıyordun, e devam et, niye
devam edemiyorsun? Çünkü
Anadolu Ajansının geçtiği haberleri okuyorlar. Kaç tane
muhabiri var, nerede muhabiri var bu
televizyonların? Yurt dışında belli merkezlerde var. Size çok açık
söylüyorum, o gün saat 3e
kadar hayatımın tahsilatını yaptım.
Müthiş para aktı Anadolu Ajansına.
Parayı gönderenin hattını açtık, parayı
gönderenin hattını
açtık, hiçbiri de çıkıp Anadolu Ajansı yayınını kesti, yayın yapamıyoruz diyemedi.
Zaten bunu derse, kendisi rezil olur.
Ben de, zaten bir yazı hazırladım, bunu diyen televizyon
için, filan televizyon böyle diyor, ama şu kadar borcu var, bu yüzden
hattı kapatılmıştır diye, yayın yapmak
için hazırlanmıştım
ben de. Şimdi bunları, biraz sabah
havasını dağıtmak için anlattım.
Haber
ne? Bana göre, haber, benim
bilmediğim şey. Benim bilmediğim herşey, haber. Benim bilmediğim bir şeyi bana söylerseniz, iletirseniz,
yazarsanız, benim için haber, o.
Çok genel anlamda düşünmeniz lazım.
Erzincanda hergün gördüğünüz bir
şeyi Ağrıda ya da Erzurumda ya da Iğdırda hergün gördüğünüz bir şeyi kanıksamış olabilirsiniz. Eğer ben onu
bilmiyorsam, benim ilgimi çekecek bir
şeyse bunu yazarsanız,
yayınlarsanız, ben bir
şey öğrenirsem o benim
için haberdir. Yani, klasik anlamda,
şöyle tarif edilir haber,
böyle tarif edilir. Ben, ona katılmıyorum. Benim için, bilmediğim şeyin hepsi haber,
yani yazarsanız ben okurum, bilgilenirim, öğrenirim bu
anlamda bakıyorum habere.
Ajans
haberciliği nedir? Ajans
haberciliği, çok zor
bir habercilik arkadaşlar.
İnsanı müthiş mutlu eden,
ama insanı sonuna
kadar kahreden birşey. Hergün haber yaparsınız, ama bir
gün gazetelerde ya da televizyonlarda isminiz duyulmaz. Her gün
fotoğraf yayına
koyarsınız, bir iki gazete
dışında isminiz
yayınlanmaz. Anadolu
ajansı logosu yayınlanır, o yapan da bir
iki gazete, Sağolsun
öncelikle Cumhuriyet, Radikal, dönem
dönem Hürriyet, dönem
dönem Milliyet Anadolu Ajansı logosunu kullanan.
Türkiye gazetesi Anadolu Ajansının adından bile bahsetmez,
hiçbir haberinde, fotoğrafında... Güneş gazetesi Anadolu
Ajansına abone bile
değil zannedersiniz.
Zaman gazetesi, Anadolu
Ajansının
kapısının önünden
geçmedi zannedersiniz. Allah rızası için bir kere bile Anadolu
Ajansının imzasını kullanmazlar. Anadolu Ajansı olmasa yayın yapamazlar ama. Şimdi
bunların söylediği bir şey var. Ben, yeni Genel
Müdür oldum ya. Niye
kullanmıyorsunuz Anadolu
Ajansının imzasını, yani Anadolu Ajansı deseniz haberin altına eliniz mi ağrır dediğimde,
ben, para verip haberi alıyorum, ister derim, ister demem diyor. Bu da benim muhabir arkadaşlarımı üzüyor.
Buradan, Karstan haber
yapıyor, gönderiyor,
Haber, birinci sayfada. Ne adı var, ne Anadolu Ajansının ismi var.
Bunlar, müthiş kahredici
ve üzücü şeyler.
Gazetecilik dönemimde Anadolu Ajansının
birçok haberlerini takla
attırıp, haber yaptım. İmza koyduğum bile oldu. Ama şimdi,
aynı sıkıntıyı
yaşıyorum, maalesef.
Anadolu Ajansı haberlerinin üç
dört çeşit kullanımı var.
Mesela, Milliyet
gazetesi... Milliyet
gazetesinde bir gün çalışan sayfa sekreteri Anadolu Ajansının imzasını
kullanıyor, onun izinli olduğu gün, onun yerine bakan kişi
(aynı gazetenin içinde
çalışan iki kişi bunlar), onlar hiç kullanmıyor. Bir
de böyle gariplikler var. Milliyet gazetesinin Pazartesi
günkü manşeti, Metro
turizmin haberi. Anadolu Ajansı, üç gün önce geçti o haberi, bir satır kullanmadılar, üç gün
sonra Milliyet gazetesi muhabirinin
imzası ile manşet oldu haber. Şimdi Anadolu
Ajansı Genel Müdürü olmanın da öyle zorlukları var ki. Ne
haber geçtiğini biliyorsun, üç
gün sonra gazetede haberini okuyorsun,
Milliyet gazetesinin muhabirinin
imzası ile... Anadolu
Ajansı haberlerine
çok garip işlemler uygulanıyor.
Biraz
da ortamı yumuşatacak
örnekler vereyim. Bir sabah
evden çıktım,
gazeteleri okuyarak geliyorum, arabada. Oktay Ekşiye Anadolu
Ajansından komedi okumaya
başladım. Ankara
şehirlerarası otobüs terminalinde, kısa adı AŞTİ
bir şoför alkollü
yakalanmış, daha yola çıkmadan biz, bunu haber yapmışız. Haberde diyor ki; AŞTİde şoför yakalandı. Oktay Ekşi
diyor ki; baştan sona kadar AŞTİnin ne anlama geldiğini
haberde okumak mümkün
değil diyor. Ankara
şehirlerarası otobüs
işletmesi denilecek,
parantez içinde,
AŞTİ diye devam edecek.
Bizim klasik haberciliğimiz
bu. Bütün dünyada da böyle.
Türkiyede de böyle. Fakat
o haberde,
AŞTİnin adı yazılmamış. Haberde %160
promil alkol ile yakalandı deniliyor dedi. %160
promil alkol ne demek? Yani ne kadar sarhoş adam, bunun
açıklanması lazım. Oktay Ekşi, Anadolu
Ajansı böyle habercilik yapar mı? dedi. Dedim ki;
son derece doğru, helal olsun. Yani ben, bu haberi yazanı
ve bu haberi geçeni Ajansa gidince
uyarayım, dikkatini
çekeyim. Böyle bir şey olamaz, haklı. Canım
sıkkın, gazeteyi okumaya devam
ettim. 17. sayfaya
geldim. Anadolu
Ajansının haberinin aynısı Hürriyette. Hürriyet
muhabirinin imzası
ile... Ajansın haberini
aynen kullanmışlar,
aynen, satırına
dokunmadan. Bir de beyefendiler, Ankaradaki Hürriyet
muhabirinin imzasını
koymuşlar habere. Dedim ki;
Allah yüzüme güldü. Gittim
ajansa, sabah toplantısını falan yaptık, anlattım. Oktay
Ekşiyi aradım, saat 10.00. Gelmedi. İyi, gelince beni arasın. Saat
10.30-11.00 civarında Oktay abi
aradı: Mehmet, Allahını
seversen konuşma sus., Ne
oldu abi. Rezil oldum, şimdi Ertuğrulun yanından
geliyorum. Ertuğrula dedim ki;
sen, beni rezil etmek için mi bu
haberi aynen kullandın?
Sen, beni rezil etmek için mi bu habere bizim muhabirin imzasını koydun. AŞTİ ne demek? Ertuğrulda ,
AŞTİyi ne bileyim? demiş.
%160 promil alkol, ne demek, ne
bileyim kardeşim demiş. E demiş, niye yazıyorsun o zaman.
Senin yazını okudum dedim. Dedi ki; Allahını seversen konuşma, tamam,
ben, dersimi aldım, ben, payımı aldım, ama sen de, böyle haber geçme. Tamam, ben
böyle haber geçmem, ama sen de
bak, gazeteni tanı.
Dönem dönem gazeteler, Anadolu Ajansının haberlerini
kullanıyorlar. Biz de
haberciyiz, biz de gazeteciyiz, biz de hata yaparız. Anadolu Ajansının
imzasını
kullanmıyorlar, haber yalan
çıkıyor. Ya da habere
açıklama geliyor ya da bilmem ne
oluyor. Hemen diyorlar ki; biz, bu haberi
Anadolu Ajansından aldık.
Anadolu Ajansından aldığının ispatı, yani yok böyle bir şey. Biz, dönem dönem
böyle flaş haberler veriyoruz. Önemli şeyleri. Bazen flaşımız yalan da çıkabiliyor. Biz,
AFP ajansından
alıyoruz, flaş geçiyorlar, işte Hindistan havayollarına ait bir uçak bilmem ne oldu. (Türkler, her noktaya,
her yere, her havayolu ile
uçtuğu için, bir de zaten, uçak
kaçırma olayları hep
flaş olur dünyada. Nerede
kaçırılırsa kaçırılsın, biz bunu veriyoruz). Hemen uçakta Türk var
mı yok mu, onu araştırmaya başlıyoruz. Biz,
bunu verince televizyonlar hemen okumaya başlıyor.
NTV bu işi en iyi yapan haber
kanalı. Nuri Çolakoğlu bana
dedi ki; ben, hiçbir
haberi atlamıyorum, bütün flaş haberleri de anında veriyorum. Nasıl
yaptım bunu biliyor musun?, Nasıl yaptın? Hikmet
Bila Milliyetten ayrılmıştı. Spikerin arkasında, NTVde ara
sıra görürsünüz, bir ekran
var, bilgisayar ekranı, o ekran
Anadolu
Ajansının ekranı,
onun başında da hep bir
kişi oturur. Hep, Anadolu
Ajansının haberlerine bakar, hemen onu print eder, spikere
uzatır, spiker de anında okur. Bu işi önce Hikmet Bila ile
başlattılar. Hikmet,
gerçekten haberleri oradan hemen
alıyordu, üzerinde
değiştirilmesi
ve düzetilmesi gerekeni
kalemle düzelterek hemen uzatıyordu. Bu sayede NTV,
ciddi anlamda habercilik
yaptı ve hiç bir haberi atlamadı. Yani atlaması mümkün değil. Kendi özel haber
kaynaklarının yanı sıra
Anadolu Ajansı gibi bir devin haberlerini anında
alıp okutabiliyor. Okuyabiliyor.
Ben bunu, CNN Türk yöneticilerine yüz kere anlattım. Dedim ki; bakın NTVye , son dakika diyor, bilmem ne diyor, anında bir şeyi okuyor, bu
çok dikkat çekiyor. Siz, bizim saat 4te geçtiğimiz haberi, saat 6da, elimize şimdi
ulaşan bir habere
göre diye veriyorsunuz. İki
saat önce geçtik biz bu
haberi, yani yapmayın etmeyin.
Orada bir türlü oturmadı, oturtulamadı. Habercilik yapan,
sadece haber yapan kanallar buna
çok dikkat etmeli diye düşünüyorum.
Anadolu
Ajansının haberlerinden, mesela SHOW TV, Anadolu Ajansının haberlerini, niye alır?
diye merak edebilirsiniz. Anadolu Ajansı, yorumsuz, ciddi haber
yapıyor. SHOW TVde zaten, bunlar yayınlanmaz. SHOW TV ne
yapıyor, biliyor musunuz?
Onu da sonradan tespit
ettik. Bizim özellikle,
taşradan geçtiğimiz haberleri alıyorlar,
biriktiriyorlar sonra oraya kameraman ve muhabir gönderiyorlar
istanbuldan. Biz haberi on gün önce
yapmışız, belki gazetelerde çıkmış, çıkmamış.
Çıkmamış haberler bile var. Oraya kameraman ve muhabir
gönderiyor. Size yemin ediyorum, o
yaptığımız haberin ekranda
verilişini ben
tanıyamıyorum. En sonunda geçen gün şahit oldum. Trabzonun bir ilçesinde 8
yaşındaki bir çocuk öğretmenlik yapıyormuş 15
gündür. Onları
eğitiyormuş, öğretiyormuş.
Görüntüler var. Çocuk sınıfa gidiyor,
günaydın diyor ve bu
çocuklar kalkıyorlar
ayağa, günaydın.
Oturun diyor, oturuyorlar. Bu, tahtaya
tebeşirle bir
şeyler yazıyor falan.
Milli Eğitim Bakanı, canlı yayına katıldı. Bakan dedi ki; beyefendi, okullar açılalı
bir hafta oldu, bu
kız çocuğu 15
gündür bunlara ders
veremez. Yani,
haberinizde maddi hata var dedi. Okullar açılalı
bir hafta olmuş. Sen,
diyorsun ki haberde; 15 gündür bunlara öğretmenlik yapıyor. Yok böyle bir şey. Bakan dedi ki; zaten sınıfın zorlama
toplama olduğu ortada. Hemen Reha
Muhtar kağıtları karıştırdı, bir
kağıt çıkardı.
Sayın Bakan ne
konuşuyorsunuz? Bu
devletin haber ajansı, Anadolu
Ajansının geçtiği
haber dedi. Hoppala, şaşırdım. Hemen Ajansı aradım,
dedim ki, şu haberi bulun bana,
okuyun haberi. Bulup, okudular. Bir hafta önce okullar
açıldığında, o köye
öğretmen tayin edilmiş, ancak
15 gün göreve başlama süresi varmış. 15 gün sonra öğretmen gelecek, okulun açıldığı gün öğrenciler toplanmış, bu da
ablaları.
Başında
bulunmuş, sonra
demişler ki; 15 gün sonra gelin. Muhtar köye gelmiş 15 gün sonra gelin, öğretmeniz gelecek demiş. Çocuklar
dağılmış.
Bizimkiler de; öğretmensiz
açıldı okul, ilk gün 8 yaşındaki ablaları bunları topladı,
nasihat etti, sonra
çocuklar dağıldı
diye haber yapmışlar. Milli Eğitim Müdürünün de açıklaması var; 15
gün sonra öğretmen gelecek diye.
Bizim haberimiz bu. Okullar açıldığı gün,
bir kız çocuğu gelmiş,
ablalık yapmış
onlara. 15 gün sonra gelin
demiş muhtar da. Bizim
haber bu. Reha Muhtarda
okuyoruz, 15 gündür. Bir hafta
açık olan okulda, 15 gündür 8
yaşındaki bir çocuk
ders veriyor. Bakana da diyor
ki; bunu Anadolu Ajansı
geçti. Sonra ben, Bakanı aradım, Milli Eğitim
Bakanı dedi ki; boş ver
(Milli Eğitim Bakanlığı da eğitim kategorisinde
Anadolu Ajansına abone), ben, o haberi zaten okumuştum. Sizin
haberde böyle birşey yok. Ben onu zaten Rehaya da söyledim. Yani, bu tür,
müthiş sıkıntılarımız oluyor.
Zannetmeyin
ki Anadolu Ajansı olarak biz, devletten ya da devlet
kuruluşlarından, kamu
kuruluşlarından çok rahat haber alabiliyoruz. Hayır
biz de, sizin
çektiğiniz
sıkıntıları yaşıyoruz, aynı
sıkıntıları çekiyoruz. Yani biz telefon
ettiğimizde, valiler ya da
emniyet yetkilileri ya da askeri
yetkililer ya da bakanlık yetkilileri telefona çıkıpta
takır takır herşeyi bize anlatıyor, diye bir şey yok. Biz, internet sitelerini
çok yakından takip ediyoruz. Kimin? IMFnin. Kimin? Dünya Bankasının... Çok
komik bir şey oldu. Biz, Dünya Bankasının Türkiyeye
ilişkin raporunu yayınladık. Bütün ekonomi bürokratları sıraya girdiler. Beni
arıyorlar, bu rapor
bize gelmedi, siz
bu raporu nerden
bulup yayınladınız?
Benim de tuhafıma gitti,
Allah Allah, Türkiyeye gelmemiş, Türkiye için
hazırlanmış bir raporu
nereden buldu bizim ekonomi muhabirleri? Aradım. Dediler ki; efendim
Dünya Bankasının,
IMFnin sitelerinde var. Aradım,
bürokrata dedim ki; siz hiç Dünya Bankasının, IMFnin
sitelerine girmiyor musunuz? O ne
demek?, Dedim ki; bu rapor,
Dünya Bankasının
internet sitesinde varmış,
Türkiyeye ilişkin
rapor. Apar topar girdiler, raporu oradan çektiler. Rapor herhalde kendilerine üç gün sonra
geldi, ama adamlar
raporu yazdıktan sonra
hemen sitelerine koyuyorlar.
İnşallah, Türkiyede o
günlere gelecek, o günleri de
göreceğiz.
Gözünüzün
önünde adam öldürülür. Emniyet yetkilisine
sorarsınız, böyle bir olay..., ya nerede, öyle bir
olay olmadı, adam falan
öldürülmedi der. Gözünüzün içine baka baka valiler de aynısını söyleyebilir.
Habercilik gerçekten zor zenaat.
Haber ayrıca, çok pahalı bir şey arkadaşlar. Biz,
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirelin iki saatlik Yemen gezisini izlemek
için (Yemen emiri veya şeyhi
ölmüştü). Ona taziyeye gidiyor özel
uçakla. İki saat Yemende
bulunacak. Bir haber, bir fotoğraf için
25 bin dolar civarında para
harcadık. Suudi Arabistana
bir foto muhabiri gönderdik. Onlar,
oradan Bahreyne geçtiler. Bahreynden Yemene gittiler. Yemende bu fotoğrafı, haberi çektiler, bir gece yattılar, oradan
tekrar Bahreyne geçtiler bir gece
kaldılar, Suudi Arabistan üzerinden
Türkiyeye döndüler. Bir
fotoğrafa yarım
sayfalık da haber: 25 bin dolar. Kaç lira ediyor, siz hesabını yapın. İzleme
diyebilirsiniz. İzlediğimiz kişi cumhurbaşkanı, Allah göstermesin ayağı kayar,
sonra hemen düşer ölür. Biz
bu haberi vermek
zorundayız,
Cumhurbaşkanını izlemek
durumundayız. Daha
önemlisi, benim 350
tane basın abonem var,
25 civarında fotoğraf abonem var. Bunlar,
Demirelin iki saatlik gezisini
izlemiyorlar, Anadolu Ajansından bekliyorlar. Diyolar ki; ben, sana aboneyim, bu
fotoğrafı senden
istiyorum, senden bekliyorum.
Anadolu Ajansının, Türkiyenin en saygın
kuruluşlarından biri
olmasının gerekçelerinden, nedenlerinden biri de sendikalı olması. Bu sendikasızlık ortamında,
Anadolu Ajansı sendikalı bir
kuruluş. Bunun verdiği müthiş bir övünç var, müthiş bir kıvanç var.
Bunun verdiği çok büyük
sıkıntılar da var. Ama,
sendikalı olmak bir
ayrıcalık, bir özellik.
Türkiyede parmakla gösterilecek
kadar değil artık, çünkü, bir
elde beş tane parmak
var, beş tane sendikalı basın
kuruluşu yok. Cumhuriyet
gazetesi, Anadolu Ajansı, ANKA var. Zaten 38 kişi mi ne,
onun sendikalı
sayısı.
Bizim, sendika ile bir problemimiz oldu. Büyük bölümünü çözdük, sanırım tamamen çözeceğiz. Sendika, açıklama
yapıyor. Sendikanın açıklaması, hiçbir gazetede
yayınlanmıyor, hiçbir basın kuruluşu, Türkiye
Gazeteciler Sendikasının
açıklamasına yer
vermiyor. Sendikalı
basın kuruluşları bile yer
vermiyor. Herkesin sorunu var. Ama, Akit gazetesi üç gün sendikanın haberini
yayınladı. Sırf, Anadolu
Ajansı Genel Müdürünü eleştirebilmek için. Ben de, sendika
başkanını aradım,
dedim ki; bu Akit gazetesi çok ilgili sendikayla, size
sonuna kadar destek
veriyor. Akit gazetesine gidin, hemen örgütlenin, Akit gazetesini
sendikalı yapın.
Güldü. Dedi ki; bizi
kapısından
içeriye sokmazlar.
Kapısından içeriye sokmaz, ama bak, sendika haberini
yayınlıyor takır
takır. Yani, Türkiyede
habercilikte bir garip
oldu, onu demeye getiriyorum.
Adam sendikacılığa,
sendikaya son derece karşı, ama sendikanın haberini
yayınlayabiliyor.
Türkiyede tabii, komedi işler oluyor.
Enflasyon kötü gidiyor, diyorlar, para yok, insanlar sefalet içinde, bilmem ne diyorlar. Ama
ben, her akşam evine iki üç tane bira içmeden gitmeyen fakir insanlar
görüyorum. Üç tane bira, 11 tane ekmek parası. Adam hergün, istese evine 11 tane ekmek götürecek. Ama, iki-üç tane bira
içiyor, ah bu fakirliğin gözü kör olsun, ben içmeyim
de kim
içsin? diyor. Böyle bir
mantık olur mu?
Anadolu
Ajansının haberleri
laik, çağdaş, demokrat olacak. Ben, burada bulunduğum sürece böyle olacak. Anadolu Ajansına siyasileri karıştırmadım,
karıştırmamaya özen gösterdim, karıştırmamaya
da devam edeceğim. Hoşsohbet
olsun diye böyle çok yumuşak
anlatmaya çalıştım.
Teşekkür
ederim.