SEMİNER KONUŞMALARI


 

“İLETİŞİM SEKTÖRÜNDEKİ DEĞİŞMELERİN MEDYAYA YANSIMASI, TÜRKİYE’DE YEREL MEDYANIN YAPISI VE ALTERNATİF MEDYAYA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ”
Gülten GÜNAY
BYEGM I. Hukuk Müşaviri
 

Değerli Basın Mensupları, Sayın Konuklar, biz bu seminerde medya, yerel medya, düşünceyi açıklama özgürlüğü, medyanın değişimi, gelişimi, en önemlisi de medya etiği yani medya ahlakını konuştuk, konuşmaya devam edeceğiz. Bunları konuşmak için Konya en iyi seçimlerden biridir. Neden? Konya, sadece bugün için gelişen fertleşme ve sanayileşme alanındaki başarılarıyla dikkati çeken bir il değildir. Tarihsel olarak da önemli bir merkezdir. Anadolu'daki Türk devletinin uzun yıllar başkenti olmasının yanı sıra Konya, bir kültür merkezi olarak düşünce ve inanç dünyamızda etkinliğini bugün de sürdürmektedir. Bu önemli kentte ve çevresinde, Anadolu-İslam felsefesinin en büyük mutasavvıfları yaşamıştır. Bu vesile ile sözlerime, onları rahmetle ve şükranla anarak başlamak istiyorum.

Adı Konya ile özdeşleşmiş olan Mevlana Celalettin Rumi, hepimizin bildiği gibi düşüncenin sürekli gelişmesini, zamanın gereklerinin değişmesini çok veciz bir şekilde anlatmıştır. "Dünle beraber geçti cancağızım, ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım" Günümüzde en yeni şeylerin söylenmesi gereken alan, elbette iletişim sektörüdür. Gerçekten de teknolojinin geliştiği, ışık hızıyla yarışan yeni araçların oluştuğu, çocuklarımızın evlerinde dünyanın bütün bilgilerine parmak uçlarıyla ulaştığı bir ortam yaşanmaktadır.

1970'li yılların sonlarından itibaren bilgisayarın iletişim alanına girmesi, yeni teknolojileri doğurmuştur. Videotext, kablolu televizyon, teletext, internet, 900'lü hatlar, sayısal iletişim ve yeni telefon hizmetlerini içeren bu teknolojiler, "dünya köyü" ütopyasını bir anlamda gerçeğe dönüştürmeyi başarmıştır. İletişim alanında yaşanan bu gelişme, doğal olarak medyayı doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir. Günümüzde, sayısal olarak kodlanmış bilginin aktığı, her türlü ses, metin ve görüntülerin yer aldığı, çok ortamlı bir iletişim ağı bulunmaktadır. Bu ağ ile radyo, televizyon ve basılı yayınlar arasındaki ayırım, ortadan kalkmıştır. Artık hareketli görüntüler, radyo programları ve basılı yayınlar elektronik ortamda dağıtılabilmektedir. Yine daha önce iletişimin maliyetini doğrudan etkileyen uzaklık, sayısal bilgi ağında önemini yitirmiştir. Ayrıca bilgi hızı ve miktarı ciddi artış göstermiş, saatlerce sürebilecek bilgi akışı süresi, sayısal ağlarda dakikalara ve saniyelere inmiştir. Bu yeni teknoloji, Alwin Toffler'in deyimiyle "3. dalga gazeteciliği"ni doğurmuştur. Gazete-okur ilişkisi, haber anlayışı, haberin sunumu, pazarın niteliği ve niceliği kökten değişimlere uğramıştır. Bugün bir çok gazete, yayınlarını abonelerine bilgisayar ortamında sunabilmektedir. Ülkemizde, örneğin Anadolu Ajansınca uygulandığı üzere haberler, abonelerin cep telefonlarına ulaşmaktadır. Ancak, medya sektöründe yaşanan bu değişime rağmen, geleneksel iletişim araçlarının kısa sürede ortadan kalkacağını düşünmek yanlış olacaktır. Zira basılmış eserlerin kullanımı, taşınması ve okunması çok kolaydır ve bu nedenle internet ortamında yer alan bilgilerden de yazılı çıktı alınmaktadır. Bu da elektronik yayıncılığın basılı yayıncılığı ortadan kaldırmayacağını göstermektedir. Elektronik yayıncılık şimdilik bilgiye ulaşmada alternatif bir seçenek olarak kalmaktadır.

İletişim alanındaki değişim sadece teknoloji ile sınırlı kalmamıştır. Günümüzde yayıncılık politikaları da değişmiştir. Bugün yayın hizmetlerinin, devlet tarafından verilmesi anlayışı terk edilmiştir. Devlet, kamu hizmetlerinden çekildikçe yayın hizmetlerini özel sektörün vermesi gerektiği anlayışı uluslararası alanda yerleşmiş, 1980'li yıllardan başlayarak kamu hizmeti yayıncılığı, yerini ticari rekabete dayalı, özel yayıncılık anlayışına terk etmiştir. Yayın politikasındaki bu değişim bir yandan iletişim sektöründe özgürleşme sürecini başlatırken diğer yandan ticari yayıncılık sistemini oluşturmuş, piyasaların belirleyiciliği ön plana çıkmıştır. Yayıncılıktan çekilen devlet, artık sadece teknik standartları belirlemek, standartları ve yayınları denetlemek işlevlerini yüklenmiştir. Dünyada yaşanan bu değişim ülkemizi de etkilemiş,  Türkiye de gerek teknik gerekse politikalar açısından yeni arayışlar sürecine girmiştir.

Teknolojik gelişmeler, bir bütün olarak ülkemizde medyanın basımını, sunumunu, dağıtımını, görüntüsünü yani kısaca kalitesini artırmıştır. Bu gelişmeleri benimseyen yaygın basın, sadece İstanbul'da baskı yapmak yerine Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde matbaalar kurmayı uygun görmüştür. Böylece çok şubeli gazeteler, Türkiye'nin en uzak bölgesine bile dağıtım yapabilmektedir. Bunun yanı sıra yayıncılar, ortak dağıtım şirketleri kurarak, maliyetleri de azaltarak, gazeteleri hızlı biçimde satış noktalarına ulaştırabilmektedir. Yazılı basının bu niteliklerinin yanı sıra 1990'larda özel radyo ve televizyon yayıncılığında görülen artış medyanın tanıtım gücünü de pekiştirmiş, reklam sektöründe patlamaya neden olmuştur. Reklam gelirlerinin artması, teknolojisini yenileyen, bunun karşılığında da çok büyük finans yükünün altına giren medya sektörüne ciddi bir kaynak yaratmıştır. Reklam harcamalarının önemli bir kısmı, başta yazılı basına giderken bugün artık görsel basına yönelmiştir. 1990'lı yıllarda medya sektörüne giren ileri teknoloji, büyük sermaye yatırımlarını da gerekli kılmıştır. Büyük sermaye yatırımları, hem tekelleşme hem de merkezileşme eğilimlerini artırmıştır. Böylece idari yapılanmada ademi merkeziyetçilik fikri öne çıkarken, Türk medyası, koşullar gereği hızla merkezileşmektedir.

Ülkemizde değinilmesi gereken önemli bir durum da medya sektöründe teknolojiye yapılan yatırımın insandan esirgenmiş olmasıdır. Bu nedenle medyada teknik kalite aranırken, mesleki kalite ne yazık ki erozyona uğramıştır. Oysa ulusal ve uluslararası rekabet, medyada kalitenin yükseltilmesini, verimliliğin arttırılmasını, üretkenlik ve yaratıcılık arayışını gerekli kılmaktadır. Konuşmamın bu bölümünde, yerel medyamızın yapısına değinmek istiyorum. Demokratik bir toplum için vazgeçilmez olan yerel medya, çoksesliliğe katkı sağlayan, yerel tepki ve taleplerin aktarılmasında kilit rol oynayan ve bölge halkını bilgilendirmeyi amaçlayan, sınırları dar ve tanımlanmış bir bölgede yayın yapan, kitle iletişim araçlarının bütünü olarak tanımlanabilir. Ülkemizde yerel basın ya da yerel medya, orta ve küçük çaplı işletmelerin elinde bulunmakta, gazetelerin çoğu elle veya makineyle basılmaktadır. Bir ya da iki kişi çalıştıran yerel gazete sayısı, azımsanmayacak kadar çoktur. Anadolu'da yayımlanan yerel gazeteleri, iki grupta toplamak mümkündür. Bunların büyük çoğunluğu, resmi ilan gelirlerinden yararlanmayı isteyen matbaacılar, diğerleri ise her türlü koşulda gazetecilik yapmaya ve yeni gazetecilik teknolojisine uyum sağlamaya çalışan idealistlerdir.

Geleneksel Anadolu basını niteliğini koruyan yerel gazetelerin asıl işleri matbaacılıktır. Bu gruptaki gazetelerin kullandıkları baskı teknolojisi oldukça eskidir ve çalışanlarının sayısı da düşüktür. Bu nedenle habere ulaşma ve onu aktarma güçlükleri vardır. Aslında bu gazeteleri, satışta görmekte pek mümkün olmamaktadır. Aboneler dışında yayımlandığı bölgede bu gazetelerin varlığını bilenlerin sayısı azdır. Bu gazeteler babadan oğula devredilen bir yapıya sahiptirler. Gazeteciliği sadece resmi ilan çerçevesinde yapmaktadırlar. Üstelik bu durumu aşma çabası içinde de değildirler.

İkinci grupta yer alan yerel gazeteler ise medyada yaşanan teknoloji ve anlayış değişikliğine uymuş olan gazetelerdir. Ofsetleşme eğilimi, bu değişimin bir parçası olarak 1970'lerden beri İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana'dan başlayarak, Anadolu'nun içlerine doğru hızla yayılmaktadır. Yerel medyanın canlılığı, bulunduğu bölgenin nüfus yoğunluğu, yerel medyanın gelişimi, il merkezlerinde ofsetleşmeyi hızlandırmıştır. İlan ve reklam potansiyelinin oluşması, yerel gazetelerin ofset teknolojisine yönelmesine neden olmuştur. Ankara, İstanbul ve İzmir il merkezleri dışında, Adana, Aydın, Bursa, Eskişehir, Samsun, Zonguldak ve Denizli'de de yerel gazeteler, nispeten ileri teknoloji kullanmaktadırlar. Dikkat edileceği üzere, bu illerde tarımın yanı sıra endüstrileşme canlıdır ve reklam sektörü güçlüdür. Ofset basılan yerel gazetelerde çalışan gazeteci sayısı, genellikle 10-30 arasında değişmektedir. Bu gazeteler, habercilik açısından da çağdaş gazeteciliği benimsemişlerdir. Toplam yerel gazete tirajının yarısını, sayılarının azlığına rağmen bu gruptaki gazeteler oluşturmaktadır. Resmi ilanlara bağımlı kalmaksızın satış ve özel reklamlara yönelerek ciddi bir gelişme çizgisi izlemektedir. Gelişmiş ülkelerde ise yerel basın, ülkemizden farklı bir konuma sahiptir ve bu durum bizi, çok ilginç sonuçlara götürmektedir. Özellikle yerel yazılı basının tirajı, ciddi bir ölçüttür. Yaygın ve yerel gazetelerin toplam tirajları Almanya'da 25 milyon, Fransa'da 29 milyon, Japonya'da 72 milyon, ABD'de 70 milyon iken Türkiye'de sadece beş milyona yaklaşabilmektedir. Bölgesel ve yerel gazetelerin ülke çapındaki toplam tirajdaki oranları ise Almanya'da yüzde 77, Fransa'da yüzde 69, Japonya'da yüzde 49, ABD'de ise yüzde 92.5’dir. Oysa Türkiye'de yerel basın yüzde 2.86 gibi düşük bir orana sahiptir.

Gazetelerin toplam tirajı öncelikle ülkemizde okuma alışkanlığı bulunmadığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Başka bir ifadeyle Türkiye'de halk kitle iletişim araçları arasında görsel-işitsel olanları tercih etmekte, yazılı olanlara fazla ilgi göstermemektedir. Avrupa, Amerika ve Japonya'da görsel basına rağmen halkın okuma alışkanlığının yüksek olması sayesinde gazeteler tirajlarını muhafaza edebilmektedir. Türkiye'de yazılı basından ziyade, görsel-işitsel kitle iletişim araçlarına daha çok talep olduğu gerçeğine rağmen, ülkemizde 2 bin 320 yerel gazete yayımlanabilmektedir. Çok sayıda ancak az tirajlı bu yerel gazetelerin, çevrelerinde ekonomik, siyasi ve kültürel olarak etkin olamayacakları ve topluma iletişim açısından bir şey katamayacakları ortadadır. Bu çok sayıda yerel gazeteye rağmen on binin üzerinde satışı bulunan yerel gazete sayısı sadece 4'tür. Bunlardan ikisi Bursa'da yayımlanan Olay ve Bursa Hakimiyet, diğeri Uşak'ta Ege Ses, Erzurum'da haftalık yayımlanmakta olan Doğu'dan Haber gazeteleridir.

Bu sosyolojik gerçeğin yanı sıra merkez-çevre ilişkisi de son derece yaşamsal bir öneme sahiptir. Gerçekten de Türkiye gibi merkezi yönetimin güçlü olduğu ülkelerde halk, yerel sorunlardan ziyade, ulusal çaptaki sorunlarla ilgilidir ve bu durum, yerel medyaya talep açısından olumsuz yansımaktadır. ABD gibi yerel yönetimlerin güçlü olduğu ülkelerde halk, ulusal olayların yanı sıra yaşadığı bölgenin sorunları ile de çok ilgilidir. Dolayısıyla halk ve yerel medya arasında organik bir ilişki söz konusudur ve bu ilişki, talebe olumlu yansımaktadır. Özetle Türkiye'de yerel medyaya ilişkin sorunların kökünde, Türkiye'nin siyasi ve idari yapılanmasının, demokrasi, merkez ve çevre üçgeninde gelişen bağlantıların büyük etkisi bulunmaktadır. Bu noktada ülkemizde, ilginç bir paradoks yaşanmaktadır. Merkezi yönetimin, gündelik yaşamın her boyutuna müdahale edebilecek güçte olması, kamuoyundaki ilginin de merkezileşmesine yol açmaktadır.

Ülkemizde yerel yönetimlerin ve medyanın, merkezi yönetimi etkileme kanalları son derece zayıftır. Bu durum, merkezde yoğunlaşan  yaygın medya üzerinde ciddi baskı uygulayabilmesi sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca ülkemizde yaşanan nüfus hareketleri merkeze ilginin devamlılığını sağlayan bir başka unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Nüfusun büyük kentlerde toplanması, göç olgusunun ekonomik, siyasi nedenlerle canlılığını koruması, yerel medyanın aleyhine işleyen bir süreç olarak devam etmektedir. Tüm bunlar göstermektedir ki yerel medyanın sorunları, ancak yaygın medyada görülen aksaklıkların, yanlışların tekrar edilmediği alternatif bir çıkışla aşılabilir. Niçin alternatif? Yerel medyayı anlayabilmemiz için bugünkü egemen yaygın medyanın kamuoyu tarafından nasıl algılandığını irdelemek gerekir. Egemen ve yaygın medyanın özellikle iktidarla olan yakın ilişkileri, saygınlık ve güvenilirlik sorunu yaratmaktadır. Yaygın medyanın habercilik anlayışı, ciddi eleştirilere maruz kalmakta ve nüfus arttığı halde tiraj, bir türlü artmamaktadır. İşte yerel medya, bu alanda doğan boşluğu doldurabilir. Halka doğruyu veren yerel medya, tarafsız habercilik anlayışı ile saygınlık kazanabilir ve yaygın medyaya ciddi bir alternatif olabilir. Ancak üzülerek söyleyeyim ki günümüzde yerel medyanın, böyle bir alternatif kimlikle ortaya çıkma çabası bulunmamaktadır. Yerel medya, yaygın medyanın küçük bir kopyası olarak yaşamına devam etmekte ve bu durum onu rekabette arka plana itmektedir.

Sonuçta yerel basında, habercilik odaklı değil, ilan almak üzere inşa edilmiş bir sistem oluşmuştur. Yerel basın, halkın alternatif sesi olamayınca beklentiler, yerel radyo ve televizyonlara kaymaktadır. Yerel televizyon ve radyo program akışları incelendiğinde ise habercilik yerine yayıncılığın müzik programları ile geçiştirildiği görülmektedir. Piyasa koşulları, ülkemizin idari yapısı, okuma alışkanlığı sınırlamaları göz önüne alındığında, yerel basının yaygın basınla rekabet edemeyeceği, ayakta kalamayacağı ve alternatif olamayacağı açıktır. Bunun için öncelikle yerel gazetelerin sayılarının azaltılması, sermayelerin birleştirilmesi gerekir. Sayının azaltılmasının yanında teknolojik alt yapının çağdaş örneklere uygun olarak yenilenmesi ve bu değişimin yerel basının kendi çabalarıyla gerçekleştirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Yoksa şimdi olduğu gibi hem matbaacılık yapıp, hem de gazeteciliği yan uğraş olarak bir arada yürütmek rekabetçi piyasa koşullarında mümkün olmayacaktır.

Basının bağımsızlığı, hem ulusal, hem de yerel düzeyde esas olmalıdır. Bu nedenle devletin belirli alanlarda kolaylaştırıcı tedbirler alması dışında, sektöre müdahalesini önermek krizin çözümünün devlet müdahalesi ile gerçekleşmesini beklemek yanlış olur. Basın sektörü, piyasa koşullarını dikkate aldığı takdirde içinde bulunduğu ekonomik bunalımdan öz gücü ile çıkmayı başarabilecektir. Bu arada yerel basın, reklam verenlere kendi hizmet gücünü anlatarak onları ikna etmeyi başarır ise reklam pastasından da pay alabilecek, dağıtım ve satışını sağlıklı temeller üzerine oturtabilecektir. Bunun için kendi dışındaki kişi ve gruplardan gelebilecek yardımları bekleme huyundan vazgeçmeli, gazetecilik mesleğinden ödün vermeden örgütlenmeli ve kendi gücünü etkin hale getirmenin yollarını aramalıdır.

Yerel basının gelişmesi açısından bir diğer önemli konu, gazete ve okuyucu arasındaki devamlılık, yani organik bağdır. Yazılı basının ayakta kalabilmesi için okuyucunun, sektöre sahip çıkması gerekmektedir. Nitekim, bugün okuyucuları ile kurmuş oldukları organik bağ sayesinde İstanbul'da azınlık gazeteleri etkin olabilmektedir. Bunların en eskisi, 1908 senesinden beri aralıksız olarak yaygın hayatını sürdüren Ermeni gazetesi Jamanak'tır. İstanbul'da Rumca, Ermenice, Musevice yayınlanan gazeteler, her türlü zorluklara rağmen hayatını idame ettirebilmektedirler. Toplam tirajları da oldukça düşüktür. Ancak hitap ettikleri cemaatler, gazetelerine sahip çıkmakta bu gazeteler haber toplamaktan basımına kadar her türlü yardımı yapmaktadır. Türk toplumunun bir parçası olan bu cemaatlerin tavrından ders çıkarmak gerekir. Gazeteyi ayakta tutan nedenlerden en önemlisi, okuyucu arasındaki bağda, devamlılığın sağlanmış olmasıdır.

Sonuç olarak yerel medyayı hak ettiği yere taşımak için yapılacak ilk şey okuyucu ile bağ kurmak, okuma alışkanlığını yaygınlaştırmaktır. Yerel kimliğin önem kazandığı bir demokrasi anlayışı içselleştirilmedikçe, insanların ilgisinin, merkezden kendi yaşadıkları mekana yönelmesi mümkün değildir. Yerel karar organlarının etkisi arttırılmadan, bu etkinin tabana yaygınlaşması sağlanmadan, halkın ilgisini merkezden yerele çekmek güç olacaktır. Dolayısıyla atılacak ikinci adım, ülkenin idari yapısında yerel yönetimlerin karar ve yetkilerinin artırılmasıdır. Ardından halka doğru bilgiyi veren, tarafsız habercilik anlayışına sahip, gerekli teknik alt yapı ile donanmış insan unsurunu ihmal etmemiş, gücünü birleştirmiş, örgütlenmiş, reklam pastasından yeterli payı alabilmiş ve yerelin sorunlarını merkeze yansıtabilmiş bir yerel medya oluşturmaktır. Böyle bir yerel medya, tekelleşmiş dahi olsa yaygın medya karşısında alternatif olabilir ve demokrasiye katkı sağlayabilir.

Zor bir alanda her şeye karşın özveriyle çalıştığınızı biliyorum. Yaşadığınız sorunları sadece Anadolu basınının karşı karşıya bulunduğu sorunlar değildir. Bunun çok ötesinde çok daha derinden gelen sorunlarımız var. Ülkemizin idari ve siyasi yapısı, alışkanlıklarımız, zihniyet sorunumuz var. Ama zaman değişiyor ve zaman değişince hükümlerin değişmesi de kaçınılmaz oluyor. Hepimiz hayatın acımasız hızı karşısında bu hıza ve değişime ayak uydurmak zorundayız. Hepinize başarılar, kolaylıklar diliyorum. Dikkatiniz için teşekkür ediyorum.

 

 

<<<       XIII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KONYA (30 Kasım - 01 Aralık  2006)      >>>