|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“TELEVİZYON HABERCİLİĞİ” Teşekkür ediyorum. Bu seminerleri çok yararlı buluyorum. Sevgili Genel Müdürümüze şükranlarımı sunuyorum. Yıllar boyu ihmal edilmiş seminerler diye düşünüyorum. Bizleri bir araya getiriyor, tanışmamızı sağlıyor, bilgi alışverişi yapabiliyoruz. Çok sevindirici, öncelikle bunu vurgulamak istiyorum. Sevgili Meslektaşlarım, Değerli Arkadaşlarım, Dünyada televizyon yayını 1930’lu yılların sonunda başlamış, Türkiye’ye 30 yıl sonra gelmiş. İlk yayın, 31 Ocak 1968’de TRT tarafından yapılmış, 38 yıl olmuş. 1984’e kadar tek kanal ve siyah-beyaz olarak götürmüşüz bu işi, sonra renkli yayına başlamışız. Sayın RTÜK üyemiz aramızda kendileri çok daha iyi bilirler, bugün ülkemizde 36 ulusal, 102 bölgesel, 952 yerel olmak üzere 1090 radyo, 23 ulusal, 16 bölgesel, 212 yerel olmak üzere 251 televizyon var. Tabi son rakamlar olmayabilir bunlar. Bunların içerisinde en çok izlenen dört televizyon kanalı var. Kanal D, ATV, SHOW TV ve STAR. Genel yapı itibarıyla bunlara ‘Prime Time’ kanalları adını veriyoruz. Bunların dışında da tabi ki izlenen televizyon kanalları var. Bunları niye vurguluyorum? Önemli gördüğüm şeyleri mümkün olduğunca özetleyerek sizlere aktarabilmek açısından. Dört tane çok izlenen kanal var diyoruz. Reytinglerine baktığınız zaman hakikaten bu dört kanal diğerlerinden çok çok farklı ve çok önde görünüyor. Reklam gelirleri itibarıyla da çok önde göründüğü için dört kanaldan bahsediyorum. Sakın aklınıza başka bir şey gelmesin o anlamda söylüyorum. Tematik kanallardan bahsedebiliriz. Haber kanalları var CNN Türk, NTV, Haber Türk, SKY Türk, CNBC, TGRT Haber, TRT-2 gibi. Müzik kanalları var Power Türk, Kral TV gibi, yani bunlar bir konuda yayın yapan televizyonlar ki, daha önce RTÜK Yasası buna elvermiyordu. Günde şu kadar saat kültür yayını, şu kadar saat müzik yayını yapmanız gerekir diyordu. Mesela NTV, Haber Türk gibi kanallar diyelim gündüz haber yayını yapıyorlar ama gece yarısından itibaren de müzik yayını yapıyorlardı o kotayı doldurabilmek için. Şimdi bunlar değişti. Televizyonlarda haber bültenlerini televizyonların, televizyon kuruluşlarının prestiji olarak görürüz. Hatta yine benden sonra hocamız konuşacak ve o bahsedecektir. Bir ülkenin dilini en iyi konuşanlar, o ülkenin devlet radyo ve televizyonlarında çalışan spikerlerdir denir ve haber spikerlerinden özellikle söz edilir. Mesela İngilizce’den bahsederken, BBC İngilizcesi filan diye tarif edilir. BBC derken de, BBC’nin haber programları, haber bültenleri kastedilir. Dolayısıyla bir televizyonun prestijini, genel yapısını ortaya koyan haber bültenleri ve haber programlarıdır. Hepiniz bu işi yapıyorsunuz, çok iyi biliyorsunuz. Her türlü mesaj alışverişi biraz önce Gülten Hanımın da bahsettiği gibi haber kapsamındadır, haberdir. Zaman zaman haber sektörlerimiz değişiyor, haberlerin başında bulunan kişiler değişiyor. Onun döneminde şöyleydi, bu dönemde böyleydi manasında çeşitli değerlendirmeler yapıyoruz. Haberlerin bir geri dönüş süreci var. Buna ‘Feedback’ adı veriliyor. Bizim için bir ölçüt bu. Mesajımızın ne şekilde algılandığını gösteriyor bu. Mesela şimdi ben bu konuşmayı yaparken, yüzlerinize bakıyorum, yüzlerinizdeki ifadelerden, kendi aralarınızdaki konuşmalardan acaba ilgiyle mi izliyorlar, yoksa yemeğin rehaveti içerisinde dalmış gidiyorlar mı? Konuşmamın geri dönüşüne bakıyorum. Sizlere biraz da reytinglerden bahsetmek istiyorum. Reytingler reklam dönemleri için fevkalade önemli. Biliyorsunuz 2000’e yakın televizyona Türkiye’deki genel yapı dikkate alınarak reyting ölçüm cihazları takılıyor. Cihazlardan gelen sonuçlara göre hangi program ne kadar izlenmiş, Türkiye’de kaç kişi izlemiş, ne zamandır izlemişler bunun ölçüsü veriliyor. Henüz Türkiye’de tek olduğu için AGB Nielsen firmasının yaptığı reyting ölçümleri bizim için geçerli. Bütün reklam verenler için de bu geçerli. Peki bu konuda sen ne düşünüyorsun diye sorarsanız bana, ben de reytinglerin gerçeği mümkün olana en yakın şekilde yansıttığı inancındayım. Bunu da şuradan biliyorum. Seçim olur, seçim sonuçlarını saat 19.00’dan itibaren televizyonlar yayınlamaya başlarlar. Doğu’dan, Batı’dan 2-3 tane sandık açılıp sonuçlar çıkmaya başladığı zamanla, bu oy sayısının 2000’i geçtiği, 2500’e yaklaştığı zaman ortaya çıkan sonuç, 3 aşağı 5 yukarı doğrudur. Birkaç önemli kritik bölge tabii ki vardır. Gelen sonuçları bir araya getirdiğiniz zaman o seçim sonucuna kadar belki 2 puan artı veya eksidir. Bu kadar az bir oyla bile seçim sonucu tahmin edilebiliyorsa, Türkiye’de değişik gruplara göre gelir durumuna, kültür durumuna göre dağıtılmış cihazlardan gelen sonuçlar, aşağı yukarı izlenme payını veriyor diye düşünüyoruz. Elbetteki televizyonlarımızda halkımızı, milletimizi çok iyi tanımamız ve ona göre yayınlar yapmamız lazım. Hangi tip yayın yapıyorsun, kimler, hangi saatlerde izliyor, nasıl yayın yapıyorsun, basit anten ile senin yayınını alabiliyor mu? Senin yayınını alabilmeleri için bir uydu veya özel bir dijital sistemi kullanmaları mı gerekiyor? Bunların hepsi izlenme oranlarımızı etkiliyor, hem de çok fazla etkiliyor. Bir televizyon programı veya haber programının başarısı için kullanılan dil çok önemlidir. Anlaşılır bir dil, üslup kullanmak gerekiyor. Haber merak uyandırmalı, ihtiyaca cevap vermeli. Bu nedenle ulaşılması kolay bir yayın gerçekleştirmek gerekiyor. Eğer siz özel bir dijital yayın yapıyorsunuz diyelim onu çok özel aletlerle almaları gerekiyor ise, bu yayını bizden izlemeleri tabi ki arzu ediliyor. Herhangi bir olayın haber olabilmesi için haberin gerçek olması lazım. Böyle bir olayın olması ve gerçekten olmuş olması lazım. Yeni olması lazım. Ayrıca, ilginç olması lazım. Bir de önemli olması lazım. Biz bir olayı haber olarak bültenimize alıp, sunabilmemiz için toplumun büyük bir kesimi tarafından önemsenmesi lazım. Haberin gerçek bir olguya dayanması, habercinin namusudur, habercinin vicdanıdır. Her türlü eleştirinin önüne geçebilmek ve insanların bize güvenlerini sağlamak için bizim haber bültenlerini doğrular, gerçekler üzerine kurmamız gerekiyor. Tabi haber gerçeğin aynasıdır derler ama hiçbir zaman, hiçbir haber gerçeği tam olarak yansıtmaz, yansıtamaz. Bir patlamanın olduğu görüntüler üzerine kurulmuş olan bir haber, o patlamada bulunmuş bir insanın heyecanını onu izleyenlere yaşatamaz, yaşatması da mümkün değil. Mutlaka daha farklı gösterge, daha farklı şekilde algılanacağını düşünmek lazım. Haberi çekiyoruz, görüntüyü alıyoruz, onun üzerine bir haber yazıyoruz, onun montajını yapıp sunuyoruz. O haberin içerisinde bize göre çok önemli unsurları ön plana alıyoruz. Ama insanlara göre bu önem sırası da değişebilir. Mesela haberde, şu mitinge şu kadar kişi katıldı diyoruz. Biz o haberi yaptığımız zaman, içinde yaşadığımız için daha farklı algılıyoruz, mitingi dışarıdan haber yapıp da seyreden insan, çok daha farklı algılayabiliyor. Tarihi bir olay haber değildir. Yani İstanbul’un fethi bir haber değil, bir belgesel konusu olabilir. Yeni unsurlar çıkarsa haber haline gelebilir. Yani Fatih İstanbul’u aslında fethetmedi de başkası fethetti, daha sonra şöyle oldu gibi bir iddia ortaya çıkarsa bu haber haline gelebilir. Hız faktörü de haberciliğe çok yeni boyutlar kazandırır. Biz eskiden yurtdışına gittiğimiz zaman, bir haberi izlemek için telefonu her zaman düşürme imkanı olmadığı için telefonu yazdırıp bağlanmasını beklerdik. Olay olurdu, biterdi ondan sonra da haberi o açık telefona yazdırırdık. Tabi çok fazla telefon parası da verirdik, ama şimdi internette ışık hızına bile ulaşıldı. İstediğimiz zaman yayınımızı kesip, haberimizi verebilme imkanımız var. Haberin ilginç olması lazım. İnsan özellikle merak ettiği konuları izler. Mesela deprem haberleri her zaman ilgi çeker. Bir deprem haberini ele alacak olursak, bir Türk seyircisi için konuşuyoruz. Japonya’daki bir deprem bir puanlık dikkatini çeker. Bu Japonya’dan daha yakın bir yerde olursa yakın olduğu için dört derece dikkatini çekebilir. Azerbaycan’da olursa, yedi derecede dikkatini çekebilir. Deprem Türkiye’de olursa on derece ilgi çeker. Depremin büyüklüğü, verdiği hasar, ölen sayısı, önemli bir merkezi etkileyip, etkileyemeyeceği de bu haberin daha çok ya da daha az izlenmesine yol açan diğer faktörlerdir. Haberde önemlilik ise toplum yaşamını doğrudan etkileyecek bir olayın verilmesidir. Mesela zam haberleri, kaza haberleri, kapkaç haberleri, sağlık haberleri bunlar toplumun büyük kesimini etkileyeceği için daha önemli haberlerdir. Bir de soyut manada önemli haberler var. Bunlar da son zamanlarda yaygınlaşan sosyete haberleri, ünlülerin yaşamları, hobi haberleri, magazin haberleri gibi. Bunlar da soyut anlamda toplumun büyük bir bölümünü etkiliyor. Haberin anlaşılır olması lazım. Birisi Türkçe, birisi İngilizce konuşan iki kişi anlaşamaz. Araya bir tercüman girmesi lazım. Biz de zaman zaman altyazıyla, arşiv görüntüsü olduğunu ifade ederek, tarih belirterek notlar koyuyoruz. Haberi anlaşılır yazmak lazım, konuşmalarda olduğu gibi gereksiz uzatmalardan, devrik cümlelerden ve toplumca kabul görmemiş teknik bilimsel sözcükler kullanmaktan kaçınmak gerekiyor. Sade bir anlatımla haberlerin kaleme alınması lazım. Tabi mümkün olduğunca da argodan kaçınılması lazım. Halkımız bunu kullanıyor diye biz de haberin içerisinde bunu kullanmamalıyız. Bir cümle 13 sözcüğe kadar çok kolay anlaşılabilir olarak ifade ediliyor. 19-25 kelimeye kadar da anlaşılır cümle olarak nitelendirilebiliyor. Fazlasını anlamak zor. Cümle daha fazla olursa, 25 kelimeyi geçerse bunu anlamak mümkün değil. Bazı politikacıların toplumda kabul görmemelerinin sebeplerinden biri de konuşmalarında çok uzun cümleler kurmaları gösterilebilir. Bu çok önemli ve etkili bir faktördür. Bir muhabir mutlaka yazdığı haberi en az bir defa okumalı. Maalesef okumuyorlar. Haberi yazıyor ve hemen veriyor. Basıyor düğmeye, o bilgisayardan gidiyor içeriye ve çok fazla yanlışlarla dolu bir haber oluyor. Ondan sonra da hataları düzeltmek zor oluyor. Röportajlarda da, haber yazarken de bilgili olmak çok önemli. Mesela bir muhabir, bir yetkiliyle röportaj yaparken, yetkili “Türkiye’de 140 tane baraj var ve bu barajların yapımında” diye başlayan bir cümlede muhabir “Türkiye’de 140 tane baraj var mı acaba?” diye kendine sormamalı. Benim çok ilginç bulduğum bir şeydir bu. Açık oturumlarda özellikle birisi geliyor diyor ki: “Bildiğiniz gibi Amerika’da üç kişiye bir traktör düşüyor ama Türkiye’deki bu rakam ise şu kadar”. Amerika’da üç kişiye bir traktör düşüp, düşmediğini bilmediğimiz için ve o yanında gelirken belgesini de getirmediği için bu onun tezi çok haklı oluveriyor, ama acaba doğrusu bu mudur? Ondan dolayı açık oturuma katılacak kişinin yanında belge getirmesi istenmeli. Ya da röportaj yapan ya da açık oturumu yöneten kişinin bunu çok iyi bilmesi lazım. “Affedersiniz son araştırmaya göre beş kişiye bir traktör düşüyor. Nereden çıkarttınız bunu?” diyebilmesi lazım. Bunu diyemediği takdirde, her şey güme gidiyor. Konuyu hiç bilmediği ya da hiç araştırmadığı ve dersine çalışmadığı için karşıdaki ne derse, evet demek durumunda kalıyor ve en sonunda teşekkür ederim diyor. Biz halkı aydınlattığımızı sanıyoruz ama halkı aydınlatmıyoruz. Şimdi de televizyon haberlerinden bahsetmek istiyorum. Ben haber haberdir diye düşünüyorum. Haberin ana unsurlarına da biraz önce değindik. Televizyon haberciliğinde ise bir haber geldiği zaman öncelikle bunun görüntüsü var mı diye sorarız. Eğer görüntüsü yoksa, televizyonda haber olma şansı çok azdır. Çünkü televizyon eşittir görüntü. Görüntü olayı aydınlatabilecek yeterlilikte olmalı. Yani kaliteli olmalı, uzunca olmalı, ilginç olmalı. İlginç bir görüntü yakalanabilmiş ama görüntü beş, on saniyelik bir görüntü bile olsa eğer konu çok önemliyse haber yapılabilir. Hatta çok önemli bir konu ise tek bir kare görüntüyle bile haber yapılabilir. Örneğin Papa, odasında gizlice namaz kılmış. Birisi de bunun bir kare fotoğrafını bulmuş ise, tabi örnek olarak söylüyorum. Bu kare üzerine, hani yüz tane haber programı yapılır. Burada kaliteli görüntülerden ya da normal bir haberden bahsediyoruz. Kalitesiz görüntülerden de haber olabilir. Mesela bir güvenlik kamerasına iletilmiş görüntü, bir amatör kamerayla çekilmiş bir kaza görüntüsü, gizli kamerayla çekilmiş bir rüşvet alıp verme görüntüsü gibi. Haber yazarken, habere yalın bir dil, tarafsız bir bakış hakim olmalıdır. Şimdi onların ne olduğunu kısaca anlatmaya çalışacağım. Biraz önce de bahsettik. Haberi yazarken, cümlelerin oldukça kısa olması ve argodan kaçınılması lazım. Haberin kesin olması lazım. Yani izlendikten sonra kafalarda yanlış bir duygu ve düşünce kalmaması gerekir. Eksik verilen bir haberde, “Peki bu ne zaman olmuş?” ya da “Kaç kişilermiş?” gibi sorular sorulur. Bu gibi sorulara fırsat kalmaması için haberin eksiksiz verilmesi gerekir. Haber, konu dışı bilgi ile doldurulmamalı. Yani bir enerji haberi ise, enerjiden bahsedilmeli. Turizmle ilgili konuların da enerji ile ilgili haberin içerisine girmesi doğru değildir. İlgiyi azaltır. Bu nedenle mesajın alınmasını zorlaştıracak unsurlardan mümkün olduğu kadar kaçınmak lazım. Habere tarafsız bir bakışın hakim olması lazım demiştik. Biraz önce de söylediğim gibi tarafsızlık hiçbir zaman mümkün değil ama gerçeğe mümkün olduğunca yaklaşmaya çaba göstermek lazım. Hakikaten gerçeği kavramak çok zordur. Psikoloji işi belki. Mesela okul zor mu, kolay mı? diye sorsanız bu kişilere göre çok çok farklılıklar gösterebilir. Ya da karanlık bir gecede dışarıya pencereden baktıysanız, görüneni anlatmak çok farklılıklar gösterir. Kimisi çok romantik bir gece olduğundan bahseder, kimisi çok korkunç bir gece olduğundan. Dışarı çıkamam, işte şu olur, bu olur der. Çok çeşitli fikirler ortaya çıkabilir ama gerçek tektir. Yani o görüntü, aynı görüntü herkesin gördüğü aynı şey olmasına rağmen, bundan çıkartılacak yorumlar çok çok farklı olabilir. İnsan unsuru olduğu her yerde hakikat de farklıdır. Tam mutlak bir gerçekten söz edilemez. Haberleri seçmede de, toplamada da bu böyledir. Mesela her sabah 50 tane haber konusu önümüze geliyor. Biz bunların içerisinden 10 veya 12 tanesini haber olarak seçtiğimizi düşünelim. Şu konuların üzerine gidelim, şu konuların üzerine gitmeyelim deriz. Ya da başka bazı televizyoncu arkadaşlar, o konuların üzerine gidiyorlarsa ve önemli bir şey çıkarsa o konuda görüntü alışverişi yaparız manasında değerlendirmeler yapıyoruz. Bu, o değerlendirmeyi yapan kişinin kıstasına bağlı oluyor. Mesela bugün Konya’da, Mevlana Haftası başlaması nedeniyle törenler yapılmış, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bu otelde bir eğitim semineri düzenlemiş ve buna benzer bir çok olay meydana gelmiştir. Şimdi bunların hangisi önemlidir? Hangisini öne alalım? Yarın gazetemizde hangisini verelim? Veya bunların hepsini ne ölçüde verelim? Ne kadar verelim? Az mı verelim, çok mu verelim? Kimin konuşmasından bahsedelim? Bir özet mi yapalım acaba? gibi değerlendirmeler insanlar tarafından yapılıyor ve kimine göre bu oteldeki toplantı çok önemli, kimine göre Mevlana Haftası dolayısıyla yapılan törenler çok önemli. Kimine göre de, diyelim benim orada ellerimi açıp Mevlana’nın ruhuna dua ederken gözlerimin yaşarması önemli. Bak Ankara’dan geliyorlar, böyle ağlıyorlar buralarda gibi. Kimine göre de, bunlar böyle ağlarlar ama arkasından da etli pideleri götürürler gibi bir haber önemli. Yani basındaki bu farklılaşmalar hep bakış açısından, şahsi değerlendirmelerden kaynaklanıyor. Hepsi olabilir, çok güzel bir yemek yedik. Ben Genel Müdürümüze çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu arada fırının küçük olması nedeniyle bekleyenler de oldu. Bu olan olaylar karşısında kimisi çok güzel bir yemekti beklediğimize değdi derken, kimisi de öf be hem çok bekledik, hem de beklediğimize değmedi der. Özellikle bizim ülkemizde bu tür eleştirileri çok fazla yaparız, sonra da canım öyle şey olur mu deriz. Habercilikte haber kaynakları da çok önemlidir, kısaca özetlemek istiyorum. Bu önemli bir konudur. Nerelerden haberler topluyoruz? Biz Ankara’da özel istihbarattan topluyoruz. Kişisel ilişkilerle, haber sızdırmak yoluyla özel haberler üretiyoruz. Bu çok önemli. Hepimizin tanıdığı paşalar, genel müdürler, bakanlar, milletvekilleri var. Liderine kızmış milletvekili var, lideriyle arası çok iyi olan milletvekili var. Kime gideceğini, nereye gideceğini çok iyi bilmen gerekiyor ki, bir özel haber için ancak o bana şu bilgiyi verebilir diye düşünüyorsun. Eğer doğrulatabilirsek tabi. Onun söylediği doğruysa, sırf yıpratma amacına ya da abartma amacına dönük değilse. Bir de şirketler ve kuruluşlardan gelen haber bültenleri var. Mesela Emniyet Genel Müdürlüğünün bülteni var, tarım bülteni var. DİE’den, Meteorolojiden, Karayollarından gelen bültenler var. Bu bültenler bize haber kaynağı teşkil ediyor. Açıklamalar var. Mesela, bir bakan veya başbakan veya hükümet sözcüsü bir açıklama yapıyor. Bu açıklamalar da haber kaynağıdır. Bir de haber kaynağı olarak basın toplantıları var. Diğer medya kuruluşları da bizim için birer haber kaynağıdır. Hepimiz, birbirimizi çok iyi işitiyoruz. ‘A şu televizyonda şöyle bir haber varmış, eyvah atladık bunu’. Geç de olsa bir şeyler yapalım. Hemen arşivden ilgili görüntüler bulup, onun üzerine oradan duyduğumuzu haber olarak yapıyoruz zaman zaman. Kaynak olarak ajanslar var. Cihan Haber Ajansı, Anadolu Ajansının yanı sıra bir çok AP, Reuters gibi yabancı ajanslar var. Bir de tabi raslantı haberleri var. Tesadüfen cep telefonuyla çekilmiş görüntüler. Biliyorsunuz Sayın Başbakanımız geçenlerde rahatsızlandı ve bizim Kanal D binasının yakınındaki Güven Hastanesine acilen götürüldü. Bu çok önemli bir haber. O gün bize bir görüntü geldi. Birisinin cep telefonuyla çekilmiş. Biz de kendisine rica ederek, görüntüyü aldık. Biraz uzaktan yapılmış bir çekimdi, ama olayın ilk anını vermesi bakımından çok önemliydi ve onu yayınladık. Herkes bizi takdir etti. Burada önemli olan cep telefonuyla o görüntüyü çeken adamı tanıyacaksın, onu bulacaksın. Bulabiliyor musun? Bulamıyor musun? Mesele o. Ertesi gün de karısını doğum için hastaneye getirmiş bir adamın pencereden olayı görüp, yukarıdan çektiği bir görüntü geldi bize ki, çok güzel bir görüntüydü. Mesela Başbakanın hastalanması ile ilgili olarak, Başbakanın yürüyerek hastaneye gittiğini söyleyenler vardı, yok hayır canım sedyeyle götürdüler diyenler vardı. Hangisi doğruydu acaba? Biz o görüntüyü kullandık, o görüntüde de net olarak Sayın Başbakanımızın sedye ile hastaneye götürüldüğü görülmekteydi. Bu da bir habercilik başarısı. Dediğim gibi o görüntüyü çeken kişinin en azından bulunmasıyla ilgiliydi. Sevgili arkadaşlar, medyanın her dalında olduğu gibi televizyon haberciliği de bir sanattır. Bu sanatı da bazıları çok iyi yaparlar, bazıları da pek iyi yapamazlar. Resimlerde olduğu gibi kimin güzel resim yaptığı, kiminin güzel resim yapmadığı da kişilerin beğenisine kalıyor. Dolayısıyla siz iyi haber yapan televizyonu seyretmeye devam edin biz de elimizden gelen çabayı göstermeye devam edelim. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
|
|
|
<<< XIII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KONYA (30 Kasım - 01 Aralık 2006) >>> |