SEMİNER KONUŞMALARI


 

“CANLI YAYIN VE TV’DE RÖPORTAJ TEKNİKLERİ”
Bertan GOLAL
CHA Haber Müdürü

 

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. Herkesi saygıyla selamlıyorum. Ajans Genel Müdürümüz  seminerde konuşma görevini bana verdiği zaman ilk önce seminerin yapılacağı  tarihe baktım. Tam da Papa’nın Türkiye’ye yapacağı ziyarete denk geliyordu. Öncelikle itiraz ettim. Haber Müdürüyüm ekibin başında olmak istiyorum. 40 kişilik ekip ve  iki canlı yayın aracı ile Papa’yı takip edeceğiz. “Gitmesem olmaz mı?” dedim. “Olmaz gideceksiniz” dedi. Dün Papa İstanbul’daydı, benim ekiplerim de onun peşindeydi ve benim aklımın, gönlümün yarısı İstanbul’daydı. Ama buradaki atmosferi görünce, buradaki ortamı, havayı görünce iyi ki Konya’ya gelmişim dedim. Hem yeni meslektaşlarımı tanıdım, hem de çok değerli bilgiler edindim. Bu yüzden Papa’yı takip etmediğim için kendimi bir gazeteci olarak çok da şansız hissetmiyorum.

Benim sizlere sunacağım konu, röportaj teknikleri ve canlı yayındı.  Vedat Hocamız bir düzeltme  yaptı. Dedi ki, röportaj değil, bunun adı mülakat veya söyleşi dedi. Ben eğer konuşmam sırasında yine  röportaj dersem de siz, söyleşi veya mülakat anlayın lütfen.

Röportaj, söyleşi, mülakat gazetecinin temel görevlerinden ve prensiplerinden biri. Bir de bu canlı yayında olursa tabi beraberinde  birçok tehlikeyi de getiriyor. Yani canlı yayınlarda yapılan hataların, insanların kariyerini nasıl etkilediğini herkes hatırlıyor zannedersem, evet herkesin kafasına o isim geldi. Bir hata yaptı ve yılların spikeri  meslek hayatını noktalamak zorunda kaldı. O yüzden canlı yayınlar zahmetsiz yayın şeklidir ama riski çok fazladır. Neden zahmetsizdir? Anında pişirir, yersiniz. Yani konuğunuzu karşınıza alırsınız, konuşursunuz ondan sonra da konuğunuz ve siz evinize gidersiniz, ama risklerinden dolayı çok dikkatli olmayı gerektiren yayın şeklidir.

Canlı yayın da dört  unsur var: 1-) Mülakatı yapan gazeteci 2-) Soruları cevaplandıran konuk 3-) İzleyici 4-) Teknik ekip. Teknik ekibin de canlı yayınlarda ne kadar önemli olduğunu Papa’nın Anıtkabir ziyaretinde herkes gördü.  Burada yayıncılık açısından çok ciddi bir zafiyet ve hata söz konusu.

Söyleşi yaparken söyleşinin taraflarından birinin gazeteci olduğunu söylemiştik. Canlı yayında uyulması gereken altın kurallar var. Altın kural şu. Birincisi, bir gazeteci veya televizyoncu olarak canlı yayına çok iyi hazırlanmak zorundasınız. Neden? Eğer bir gazete için söyleşi yapıyorsanız, teybinizi kapatırsınız, özür dilersiniz, başa alırsınız sonra tekrar başlarsınız. Ama televizyonda canlı yayında ise bunun geriye dönüşü yok. ‘Olmadı, kameraman kamerayı kapat, yönetmen yayını durdur’ diyemeyiz.Yayın devam eder. Durdurmanız mümkün değil. Bu yüzden çok  iyi hazırlık yapmak zorundasınız. Zaten gazeteci olarak hemen hemen toplumla ilgili her konuda asgari bilgiye sahip olmak zorundayız. Bu gazetecinin olmazsa olmaz özelliklerinden biri olmalı. Eğer canlı yayına çıkıyorsanız, o konu hakkında ekstra hazırlık yapmak zorundasınız. Bu konuyu karşınızdaki kadar iyi bilmek zorundasınız ki, hata yapmayasınız. Bu canlı yayında söyleşi yapmanın altın kurallarından biri.

Biraz önce bir gazetecinin her konuda  asgari bilgiye sahip olması gerektiğini belirttik. Canlı yayında söyleşiyi anlatırken, söyleşi yapan kişinin gazeteci olduğunu varsayarak  konuşmamı sürdüreceğim. Bir canlı yayında söyleşiyi  yapıyorsunuz, konuya hakimsiniz  ve kameranın karşısına geçtiniz. İçeride bir yönetmen var, kameramanlar var ve konuğunuzla baş başasınız. Burada ne yapmak gerekiyor. Her şeyden önce soru sorma stratejisini çok iyi belirlemeniz lazım.  Buna 3 S formülü diyorum. 3 S formülü (soru sorma stratejisi) hem televizyon röportajı  hem de gazete röportajı için çok önemli. Yani kafanızda sorularınızı çok iyi bir  plana oturtmak zorundasınız. Bunu yapmazsanız ne olur? Merhum Üzeyir Garih İstanbul’da gazetecilere verdiği seminerde, soru sorma stratejisinin ne olduğuna dair şöyle demişti. “Evlendiniz, eşinizle ilk evlilik yıldönümünüzü kutluyorsunuz ve siz gittiniz cebinizdeki bütün parayla koca bir altın pırlanta tek taş yüzük aldınız, eşinize verdiniz. Çok güzel ama burada hata yaptınız. Bundan sonra alacağınız her hediye, o hediyenin altında kalacaktır. Her hediye alışta bir öncekinden daha büyüğünü almak zorundasınız, bu da mümkün değil.” Canlı yayında da bir soru sorma stratejisi geliştirdiyseniz, kesinlikle ve kesinlikle başarılı olacaksınız demektir. Yani en sonunda sormanız gereken soruyu, en başta sorarsanız, canlı yayınınız fiyasko ile sonuçlanacaktır.

Canlı yayında dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de konuya hakim olmak. Bu daha çok televizyoncuların düştüğü hata. Konusuna çok hakim, başarılı bir gazeteci her türlü hazırlığını yapmış ama canlı yayın sırasında bu sefer roller değişiyor. Nasıl roller değişiyor? Gazeteci bir anda karşısındaki konuşmacıdan fikir alması gerekirken, gazeteci ona fikirlerini empoze etmeye, ondan daha çok konuşmaya başlıyor. Bu sefer konuk gazeteci oluyor, gazeteci konuk oluyor. Başarısız bir canlı yayın söyleşisi oluyor. Ne yapsanız ondan sonra durumu kurtaramazsınız. Maalesef çok deneyimli gazeteciler dahi o hataya düşebiliyor.  Bir anda kendi fikirlerini empoze etmeye, konuştukça, konuşmacının konusunun içine daha çok giriyor ve bir bakıyorsunuz, konu almış başını gitmiş,  belki de asıl konudan uzaklaşılmış.

Soru sormaktan bahsettik. Söyleşinin temel konusu soru sormak. Bence çok kısa sorular sormak lazım. Yani kısa cümlelerden oluşan soruları tercih etmenizi tavsiye ederim. Kısa ama kesinlikle cevabı evet ya da hayır olacak sorular da sormayın. Bir soru soruyorsunuz cevabı evet, ikinci sorunuzun cevabı hayır, üçüncü sorunuzun cevabı evet. Bu tamamen monoton, tek düze bir röportaj olacaktır ve siz de dahil olmak üzere izleyenler de keyif almayacaktır. O yüzden tek kelimelik cevabı olan sorulardan kaçınmanızı tavsiye ediyorum.

Canlı yayın deyince benim aklıma Reha Muhtar gelir. Niyetim burada dedikodu yapmak değil, Reha Bey’le de çalışmış bir gazeteci olarak söylüyorum. Çok eleştirilebilir, çok beğenilebilir veya çok beğenilmeyebilir ama Reha Muhtar,  Türkiye’de haber spikerleri içinde reyting rekorları kırmış bir gazeteci. Çok eleştiriliyor, fıkralara ve karikatürlere konu oluyor. Neden? Canlı yayınlarda abuk sabuk sorular sorduğu için. Bir örnek vereyim, cezaevinde mahkumlar kaçmak için tünel kazmışlar,  Aydın Bayram diye bir muhabir arkadaşımız da bu haberi takip için cezaevine gitmiş. Reha Bey’in sorusu şu: “Aydın, mahkumlar firar etmek için mi tünel kazmışlar?” veya tecavüz mağduru bir konuğu almış karşısına konuşuyor sorduğu soru şu: “Tecavüz edilirken siz orada mıydınız?” Hakikaten kara mizah konusu, fıkra gibi. Peki nerede kaldı Reha Muhtar’ın iyi gazeteciliği, nerede kaldı kırdığı reyting rekorları? Reha Muhtar’ı beğenmeyebilirsiniz ama canlı yayınlardaki performansını bir gazeteci olarak çok takdir ediyorum. Neden? Şimdi tecavüz edilen, tecavüze uğradığını iddia eden bir kadına, size tecavüz edilirken siz orada mıydınız, demek akıl karı bir soru mu? Değil tabi. Ortalama zekaya sahip herkes bunun çok saçma bir soru olduğunu bilebilir, canlı yayın yapan birisi de Reha Muhtar’ın niçin böyle bir soru sorduğunu kestirebilir. Neden? Çok basit bir nedenden ötürü, reyting mücadeleniz var, ertesi gün sabah erkenden  sizin önünüze reyting karnenizi koyacaklar, patron maaş zammını belki sizin aldığınız reytinglere göre belirleyecek. Bu nedenle Reha Bey o konuğu alıp, güzel bir şekilde konuşturmak hatta mümkünse ağlatmak zorunda. Eğer ağlamıyorsa, diz kapağına bir tane tekme atacak,  konuk ağlayacak, kameraman konuya ‘zoom’ girecek ve Türk halkı da ekrana kilitlenecek. Bu reyting almanın altın kuralı.

Bir de canlı yayın esnasında konudan uzaklaşmak isteyen konuklarımız olabilir. Siz oraya konuğunuzu domatesin faydalarını konuşmaya çağırmışsınızdır o, Türkiye’deki demir çelik üretiminden bahsediyordur. Kafasında onu kurmuştur. O konu hakkında hazırlanmıştır. Orada yapmanız gereken şey,  konuğunuzun sözünü net bir şekilde keserek, biz buraya domatesin faydalarını konuşmaya geldik. Rica ediyorum lütfen bu konuya dönün diye net bir şekilde uyarmaktır. Bunu yapmak ayıp değildir, bu karşınızdakini aşağılamak da değildir. Eğer canlı yayınlarda konudan uzaklaşılmış ise, sizden başka bilgiler almak için ekran karşısına geçmiş insanlar bekledikleri konuların dışında  çok gereksiz konuları izlemek zorunda kalacaklardır.

Canlı yayınlarda Star TV, Kanal-D, Show, Samanyolu, TGRT gibi televizyonların stüdyolarındaki havalandırmaları her ne kadar iyi olsa da, o spotlardan dolayı bir süre sonra içerisi cehennem gibi sıcak olmaya başlıyor. Konuğunuzu  bu konuda da muhakkak canlı yayınlardan önce uyarın. Birazdan canlı yayın başladığında çok güçlü ışıklar yanacak, gözünüzü almaya başlayacak ve burası çok sıcak olacak vs. Kendinizi buna göre hazırlayın ve konuğunuzu rahatlatın. Emin olun ki,  rahat bir konuk size istediğiniz her şeyi verecektir. Yerelde çalışıyorsunuz,  bürokratlarla şehrin sorunlarını, sorumlu olduğu bölgenin sorunlarını konuşabilirsiniz. Bürokratlar bu konularda çok konuşacakları için konuğunuzu hakimiyetiniz altına alın ve oranın hakiminin siz olduğunuzu hissettirin. Tamam sen konuk olarak geldin ama buradaki fiziki şartları ben senden daha iyi biliyorum diyerek maça galip başlayın. Bu çok önemli, bunun faydasını söyleşinin ilerleyen dakikalarında göreceksiniz. Öyle gazeteci profili ortaya çıkıyor ki, koltukta küçüldükçe küçülüyor. Bu sefer konuk hakimiyeti ele alıyor ve siz konuğun   karşısında küçüldükçe, küçülüyorsunuz.

Mesela 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile mülakat yapmak kolay değildir. Demirel’e bir soru sorarsınız, 1968’den itibaren anlatmaya başlar, hakimiyeti ele alır, siz ondan sonra  uğraşıp durursunuz. Hakimiyeti ele geçirmiştir artık. Siz ona ne sorarsınız sorun, o konulara vakıf olduğu, çok bildiği için hakimiyeti ele alır başlar anlatmaya.

Evet arkadaşlar değineceğim iki nokta daha var. Birincisi,  gazeteyi elinize alıyorsunuz veya televizyonu açıyorsunuz, yapılan söyleşiye bakıyorsunuz. Bir mankenle veya  bir sanatçıyla söyleşi yapılmış. Ama bizim söyleşiyi yapan arkadaşımız  giyimi, kuşamı ve havasıyla konuğunu  bastırmış, kim sanatçı, kim gazeteci belli değil. Bu nedenle aşırılıktan kaçınmak lazım. İkincisi vücut dili, çok önemlidir. Az önce Ertuğrul Bey yanılmıyorsam vücudumuzun saniyede 750 bin sinyal verdiğini söyledi. Söyleşi yaptığımız konuğumuz eğer kollarını bağladıysa, emin olun o sizi dinlemiyordur. O sırada onun aklı orada değildir. Siz ona domatesin faydalarını soruyorsunuz, o Türkiye’deki demir-çelik üretiminden bahsetmeye başlıyor. O yüzden konuğunuzun kollarını böyle bağladığı anda, onu tekrar sahaya, mindere çekmeye çalışın. Onun gardını indirmeye çalışın, onu konuya döndürecek sorular sorun. Vücut dilinde ikinci bir nokta da soru soruyorsunuz, sürekli insanlar sağ elini kullanıyorsa, sol köşeye  bakıp konuşmaya başlıyorlar ise,  yani konuğunuza efendim şurada bir ihale yapılmış, ihalede yolsuzluk varmış ne diyorsunuz dediğinizde sol üst köşeye bakıyorsa, yalan söylüyordur. Çünkü o sırada o ihaleyi yaptığı zamanı aklına getiriyor, onu görüyor ve yapılan yolsuzlukları üstte görmeye başlıyor hayır ben öyle bir şey yapmadım diyor.  Bir başka vücut dili konuğunuz sürekli önündeki kalemle, notlarla ilgileniyorsa, gözünü sizden kaçırıyorsa, emin olun yalan söylüyordur. Heyecanın bununla ilgisi yoktur. Dürüst insan, konuya hakim olan insan niye heyecanlansın ki, büyük bir topluluk önünde konuşmuyorsa, sadece iki tane kamera varsa, niçin heyecanlansın ki, yani canlı yayında söyleşi yaparken bu iki noktayı lütfen gözden kaçırmayın. Bu sol üst köşeye bakma olayı gerçekten çok önemli bir tüyo. Ben gazeteci arkadaşların bunu kullanmasını tavsiye ederim. Dünyadaki istihbarat örgütleri, polis teşkilatları bu sorgu tekniğini kullanıyor. Söyleşide de takdir edersiniz ki sorgulama yapıyorsunuz,  yani karşınızdaki insanı sorguluyorsunuz.

Beni sabırla dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.

 

 

 

<<<       XIII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KONYA (30 Kasım - 01 Aralık  2006)      >>>