|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“RTÜK YASASI VE UYGULAMALARI” Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım, Değerli Katılımcılarımız, Konya ve Mevlana hakkında benden önceki konuşmacılar çok güzel, çok önemli şeyler söylediler. Ben, buradan da kendime pay çıkardım bir Konyalı olarak. O konulara izninizle vaktin darlığı nedeniyle değinmemeyim. Yalnız şunu hatırlatmak istiyorum ki, Konyalı olmak bir ayrıcalıktır. Konyalı olmak bir onurdur, bir gururdur ve bu gururu da yaşadığım sürece taşıyacağım. Bugün 13'üncüsünü yapmakta olduğumuz yerel medya eğitim seminerine hoş geldiniz der, sizleri şahsım ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) adına en derin sevgi ve saygılarımla selamlarım. Bugünlerde özellikle yaygın medyadaki kadın kuşağı programlarındaki olaylar nedeniyle en çok tepki alan kurumlardan birisi olduğumuzun farkındayım. Bu konuşmanın tüm katılımcılara, Konya’mıza, İç Anadolu Bölgemize ve Türkiye’mize katkı sağlayacağına inanıyorum. Buradaki paylaştığımız değerlerin sizlere ve ulusumuza iyilikler getirmesini diliyorum. 16 ay önce seçildik ve göreve başladık. Gerçekten ilk defa tamamı yenilenen RTÜK’te, bütün arkadaşlarımızla uyumlu, Türkiye'nin değerlerine, Cumhuriyetin değerlerine, devletin değerlerine saygılı bir RTÜK olarak toplumumuzu, çağımızın, AB’nin standartlarına ulaştırmak iddiasında, azminde ve kararındayız. Bunun için yolumuz AB yolu, yolumuz bilim, akıl ve bilimsel bilgidir. Biliyoruz ki tartışmasız üstünlük, çağımızda bilgiyi üretende ve bilgiyi kullanandadır. Onun için temel sorunumuz biraz sonra da arz edeceğim gibi eğitim ve öğretimdir. Değerli konuklarımız, değerli medya patronları, değerli medya yapımcıları, değerli medya çalışanları, değerli medya yöneticileri, şuna kesinlikle inanıyoruz ki, biz RTÜK olarak toplumumuzun eğitiminden, kültüründen, toplumumuzun geleceğinden bütün mesleklerden fazla sorumlu olduğumuzu hissediyoruz. Bu vebal, çocuklarımızın vebali, gençlerimizin vebali, kadınlarımızın vebali, aile birliğinin vebali. Bunların sorumluluğunu üzerimizde taşıyoruz. Bu sorumluluk anlayışı içinde görev yaptığımızı özellikle arzetmek istiyorum. Bu anlayış ve inançla yönetime geldiğimizden bu yana gerçekten devrim niteliğinde işler başardık. Dijital yayınlar, 3 Şubat 2006'da başladı. Gerek yerel, gerek bölgesel, gerekse yaygın medyanın hiç bir bedel ödemediği frekans ve kanal bedellerine yıllık geçici kullanım kira bedelini getirdik ve “Sayısal Kayıt ve Arşiv Sistemi Projesi (SKAAS)” adı altında sayısal kayıt ve arşiv sistemiyle bütün Türkiye'deki radyo ve televizyon yayınlarını bir merkezde izleyebileceğimiz ve o merkeze arşivleyebileceğimiz bir proje geliştirdik, ihale ettik. Yaklaşık bir yıl sonra bunu devreye sokacağız. Bu arada kamuoyu araştırmaları yaptık. Yerel, bölgesel değil ama toplumumuzu en çok rahatsız eden yaygın medyada gönüllülük esasına dayalı izleyici temsilciliği sistemini getirdik. RTÜK’le beraber çalışarak toplumumuz tarafından kabul görmeyen yayınları, yaygın medyadaki patronlarına RTÜK tarafından iletilmesi konusunda bir RTÜK iletişim hattıyla birlikte bir hat kurduk. Medya okur yazarlık projesini başlattık. Medya okur yazarlığı, Avrupa Konseyi ve UNESCO’nun üzerinde önemle durduğu bir konu...Türkiye'de beş pilot ilde Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve Erzurum’da seçmeli ders olarak konuldu. Milli Eğitim Bakanlığıyla yaptığımız bir sözleşmeyle gelecek yıllarda çocuklarımıza orta okuldan yani altıncı sınıftan itibaren medya okur-yazarlığı diye daha doğrusu eleştirel medya okur-yazarlığı diye bir ders getirilecek ve çocuklarımız medyayı nasıl okuyacaklarına sınıfta tartışarak, araştırarak karar verecekler ki bunun da çok önemli bir proje olduğuna inanıyorum. Ayrıca RTÜK iletişim hattını kurarak devreye soktuk. Aşağı yukarı bine yakın şikayet alıyoruz, değerlendiriyoruz ve yayıncı kuruluşlarla bağlantı kuruyoruz. Biraz önce bahsettiğim izleyici temsilciliği kanalıyla yayın kuruluşlarını uyarmaya çalışıyoruz. Değerli arkadaşlar, bugün ülkemizde 36 ulusal, 102 bölgesel, 952 yerel olmak üzere 1090 radyo, 23 ulusal, 16 bölgesel, 212 yerel olmak üzere 251 televizyon var. Bunun dışında 66 adet de muhtelif illerde kablolu yayın var. Türkiye'de bunu denetlemek, yönlendirmek ve düzenlemek görevini RTÜK olarak üstlenmiş vaziyetteyiz. Çalışmalarımızın hukuksal yapısını, 24.04.1994 tarihinde yayımlanan “3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun” ile Bu Kanunda Değişiklikler Yapan 15.05.2002 tarihli 4756 sayılı Kanun, yönetmelikler ve kararlar oluşturmaktadır. Çalışmalarımızı ayrıca Avrupa Konseyi Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi ve Ekleri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiyesi kararları çerçevesinde yapıyoruz. RTÜK olarak yerel medyaya çok önem vermekteyiz. Çünkü bize göre globalleşen ve küreselleşen dünyada yerel medya ne kadar güçlenirse toplumumuzun değer yargıları ve ulusal kuruluşumuz o kadar güçlenir. Yerel medya, tarihi itibariyle milli mücadele medyasıdır ve yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir çıkış noktası olmuştur. Ulusal kurtuluşun şahlanışının kutsal medyasıdır ve aynı zamanda yerel medya, yine üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği sürecinde bizleri oralara taşıyacak standartları belgeleyen, o standartları yayandır. Yerel basının, ayrı bir önemi, ayrı bir değeri vardır dedik. Geçmişten bu yana adı ne olursa olsun -İrade-i Milliye, Hakimiyet-i Milliye-, hepsi Kuva-i Milliye’den güç almıştır. Bu nedenle yerel ve bölgesel basın, yaygın basın kadar, hatta ondan daha da önemlidir. Zira demokrasinin, yerel yönetimlerin gelişmesinde, yerel ihtiyaçların giderilmesinde, yerel idarelerin hızlı ve adil çalışmasında yerel ve bölgesel medyanın önemi tartışılmaz. Kısaca üretim, eğitim, sağlık hizmetleri, emniyet için yerel medya vazgeçemeyeceğimiz kadar çok önemlidir. Değerli konuklar, radyo ve televizyon yayıncılığı normal bir ticari faaliyet değildir. Radyo ve televizyon yayıncılığı, hedef kitlesi toplumun tümünün bugününü ve geleceğini çoğulcu demokrasi ekseninde eğiten bir kamu hizmetidir. Bu kamu hizmeti, “3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun”un ‘yayın ilkeleri’ başlığı taşıyan 4'üncü maddesine göre; hukukun üstünlüğüne, anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde ve Türkçe yapılmak zorundadır. Genellikle düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğü, yazılı basının dışında televizyon yayınları aracılığıyla da hayata geçirilmektedir. Günümüz demokrasilerinde medya, kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelmektedir. Medya, halkın ulusal müşterek sesidir, gözü ve kulağıdır. Demokrasinin olmazsa olmaz unsurudur. Medyanın gücü, demokrasinin gücü, ulusun gücüdür ancak günümüzdeki medyaya baktığımız zaman acaba hakikaten bu ulusumuzun medyası mıdır? Ulusumuzun gücü, gözü, kulağı mıdır? Bu sorular da medyada kartelleşmeyi ve medyada yoğunlaşmayı tekelleşmeyi tartışma konusu yapmaktadır. RTÜK yayın sonrası denetim yapmakta, böylece gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi demokratik süzgeç işlevini yerine getirmektedir. RTÜK’ün demokratik, yasal denetim işlevinin amacı, toplumu özellikle çocuklarımızı, gençlerimizi, Türk ailesini yayınların olumsuz etkisinden korumak, ülke ve ulusun esenliğine zarar verecek yayınları zararsız hale getirmektir. Bizim yasamızdan ve uluslararası anlaşmalardan doğan RTÜK’ün kırmızı çizgileri vardır. Devletimizin, varlık ve bağımsızlığına, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, cumhuriyetin Anayasa’da belirtilen demokratik laik niteliğine, Atatürk ilke ve devrimlerine karşı yayınlar ile bölücü ve irticai yayınlar ve yayıncılığın haksız çıkarlar için kullanılması kırmızı çizgilerimizdendir. Bu çizgileri kesinlikle affetmiyoruz, affetme yetkimiz de yok zaten. Sabah konuşmalarında da Sayın Başkanımızın özellikle vurguladığı gibi Türkiye'miz olağanüstü bir dönemden geçmekte, bu geçtiğimiz süreçte dış güçlerin, ortağı iç güçlerin, ülkemiz üzerindeki çeşitli olayları bizleri çok ciddi sıkıntılara sokmaktadır. Atatürk'ün bize emanet ettiği laik demokratik cumhuriyet, üniter devlet, ulus devlet, tek vatan, tek bayrak vs. unsurlardan herhangi birine karşı oluşacak yayınları, yapılan gizli ve açık yayınları kesinlikle affetmiyoruz, affetmeyeceğiz. Demokrat ve laik cumhuriyeti korumanın en kutsal görevimiz olduğunu düşünüyorum. Değerli arkadaşlar, üzülerek ifade edeyim ki hem yerel medyamızda hem bölgesel hem yaygın medyamızda RTÜK olarak en çok üzerinde durduğumuz konulardan biri de Türkçe’mizin kötü bir şekilde kullanılması konusudur. Bunun için mücadele ediyoruz. Bunun için teşvik primleri düzenledik. Türkçe’yi iyi kullanan, güzel kullananlara ödüller vereceğiz ama bu yetmez. Yaygın medyanın isimleri de Türkçe değil biliyorsunuz. Bunlarla mücadele edeceğiz ancak bizim mücadelemiz yetmez. Mutlaka “Dil Yasası”nın çıkarılması lazım. Bu “Dil Yasası” uzun süredir TBMM’nin gündeminde olduğu halde, bir türlü çıkaramıyoruz. Ulu Önder Atatürk'ümüz diyor ki: “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında (gelişmesinde) başlıca müessirdir (etkendir). Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek İstiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Dil gerçekten şairimizin dediği gibi bizim ses bayrağımızdır. Dil, bizim ağzımızda anamızın ak sütüdür. Bunu hiç kimsenin bozmasına, çıkar uğruna kullanmasına izin vermemeliyiz. Zaten bir ulusu dili yönünden eğer fetih edebiliyorsanız gerisi kendiliğinden gelir. Medyada sabah kuşağı kadın programları konusuna gelince…Güncel bir konu olduğu için değinmek istiyorum. Salı günü İstanbul'da bir toplantı yaptık. Bütün yaygın medyanın yöneticilerini, birinci derecede sorumlu kişilerini çağırdık. Kanal D, ATV, Show TV, Star TV ve diğerlerini. Onlardan şikayetçi olduğumuzu ve bu programların yayından kaldırılmasını istedik. Gerçekten elimde bilimsel bir rapor da var. Sayın Başkanım izin verirse, onu sizlerle paylaşmak isterim. Bu programlar bizim toplumumuzun değer yargılarına terstir. Uç yaşantıların, normal yaşantıymış gibi toplumumuza empoze edilmesi, hiçbir bilimsel bilgisi olmayan insanların vatandaşlara yardımcı olması maalesef alkış almakta, ilgi görmektedir. Neden değerli arkadaşlar? Yaptığımız bir araştırmaya göre, Türkiye'de yedi buçuk milyon insan okur-yazar değil. Bu nüfusumuzun yüzde 11'ine tekabül ediyor. Türk insanının ortalama eğitim düzeyi, ilkokul 4. sınıf seviyesinde maalesef. Yedi milyona yakın özürlü vatandaşımız var. Türkiye’de 16 milyon aile var. Kadınlarımızın birçoğu alt sosyo-ekonomik gruptan geliyor. Kadınlarımız, gençlerimiz, çocuklarımız bu programlardaki insanları, dizilerdeki karakterleri rol model alıyorlar. RTÜK’e bu programlar ve dizilerle ilgili çok sayıda şikayet telefonu geliyor. “Niye önlemiyorsunuz?” diyorlar. Biz aslında, sabah kuşağında yayınlanan bütün kadın programlarına ceza verdik. Ancak onlar, bizim cezamızın tebliğinden itibaren yargıya gidiyorlar. Malumunuz idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır, dolayısıyla yürütmeyi durdurma kararı alıyorlar. Yürütmeyi durdurma kararı aldıktan sonra bizim aynı programa bir daha ceza verme şansımız maalesef yok. O davanın neticelenmesini bekleyeceğiz. Dolayısıyla bizi bağlayan yasalar çerçevesinde bu programların hepsi ceza almış ama hepsi yargıda beklemektedir. Biz bununla vakit kaybettiğimizi anlayınca salı günü yayın kuruluşlarıyla toplantı yaptık. Hepsi yakında bu programları kaldıracaklarına dair söz verdiler. Sizlerle bunu paylaşmak istedim. Değerli arkadaşlarım, televizyonda aile, kadın ve şiddet eksenli programlara ilişkin Türk Psikolojik Rehberlik Derneği Danışma Kurulu’nun raporunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Kurul, her bireyin, mesleğin, kurum ve kuruluşun içinde yaşadığı topluma karşı sorumlu bulunduğu, topluma karşı sorumluluğunun tüm meslekler için etik bir kural olduğu görüşündedir. Bu görüşten hareketle raporda; aile ve kadın eksenli programlar kapsamında, toplumun yoksulluk durumunun duygularının kötüye kullanıldığı, aile içi olumsuz ilişkilerin teşir edildiği, çocukların ve gençlerin ruh sağlığının olumsuz etkilendiği ve programa katılan bireylerin aile mahrumiyetlerini ortadan kaldırdığı, ayrıca, bu tür programların çocuk ve gençlerin aile kurumuna ilişkin olumsuz bir tutum geliştirmesine yol açabileceği, kadın sorunlarının dile getirilmesi adına kadının küçük düşürüldüğü, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin körüklendiği, programa çıkan kadınlar aracılığıyla kız çocuklarının sağlıklı cinsel kimlik gelişmelerinin olumsuz etkilendiği, bunun yanı sıra kız çocuklarının cinsel ilişkiye karşı olumsuz bir tutum geliştirebileceği, bu tutumun gençlerin gelecekte kuracakları aile ilişkilerini olumsuz etkileyebileceği, kötü muameleye maruz kalmış kadınların yaşantılarının çıkar amaçlı kullanıldığı, özel hayatın açıkça ortaya konulduğu ve bunun sonucu olarak aile mahrumiyetinin ortadan kaldırılmasının aile üyeleri arasında yeni çatışmalara zemin oluşturabileceği ve son olarak aile içindeki olumsuzlukların açıkça ortaya konulması sonucunda çocuk ve gençlerin kendi öz anne ve babalarına temel olan güven duygularının sarsabileceği belirtilmektedir. Değerli konuklar, yeni bir medya anlayışına ihtiyaç var. Bu ülkenin değer yargılarını paylaşan, bu ülkenin çocuğuna, gençliğine, aile kurumuna, kadınına, güçsüzüne saygı duyan, onun yanında olan, kendine bilimsel bilgiyi rehber edinmiş yeni bir medya anlayışına ihtiyaç var. Bu duygu ve düşüncelerimle bu toplantıyı tertip eden çok değerli Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüze, Konya Valiliğimize, Konya Gazeteciler Cemiyetimize, Anadolu Ajansımıza ve tüm konuklara en derin sevgi ve saygılarımızı şahsımda RTÜK adına sunar, hepinize çok teşekkür ederim. |
|
|
<<< XIII. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KONYA (30 Kasım - 01 Aralık 2006) >>> |