Ermeni soykırımı yalanı  

 

Her yıl 24 Nisan yaklaşırken tarihin tek yanlı yorumundan kaynaklanan asılsız bir ithama dayanan sözde Ermeni soykırımının kabul edilmesi ve anılması için yoğun propaganda kampanyaları sürdürülmektedir.  

Türk ulusunu böyle bir yalanla mücadele etmek zorunda bırakılmak incitirken, çeşitli ülkelerin zaman zaman tarihin bu kasıtlı yorumuna alet olduğunu görmek doğal olarak hayal kırıklığı yaratmaktadır.  

1968 yılında ABD’de dikilen ilk “Ermeni soykırımı” anıtının ardından, Avrupa’nın pek çok şehrinde benzer anıtlar dikildiği üzüntüyle izlenmektedir. Bunun son örneği Paris’te 24 Nisan’da Ermeni besteci Komitas’ın anısına dikilmesine karar verilen 6 metrelik heykelin açılışıdır. Sözkonusu heykelin kaidesinde “Kompozitör ve Muzikolog Komitas ile 1915’te Osmanlı İmparatorloğu’nda Gerçekleştirilen Yirminci Yüzyılın İlk Soykırımının Kurbanları 1.500.000 Ermeninin Anısına” ibaresi yer almaktadır. Heykelin açılışının durdurulması yönünde yapılmış olan tüm girişimler, 2001 yılında Fransa Parlamentosu’nda kabul edilen sözde Ermeni soykırımı yasasından sonra heykel dikilmesi, plaket asılması gibi faaliyetlerin durdurulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle sonuçsuz kalmıştır.  

Bu da, Türk-Fransız ilişkilerinin geliştirilmesine yardımcı olmayan bir gelişmedir.  

Diğer taraftan, ABD Başkanı Bush 24 Nisan’da yayınladığı mesajda, Ermeni lobisinin baskılarına rağmen, soykırım sözcüğünü kullanmamıştır. Başkan Bush’un tutumu, Irak savaşında ABD’ye yeterli desteği vermediği iddiasıyla Türkiye aleyhine yürütülen propagandanın sonuç vermediğini göstermesi bakımından anlamlıdır.  

Sözde soykırım tezi tarihi gerçeklere uymamaktadır. Sadece kendi topraklarında barındırdığı farklı topluluklara değil, yurtlarından edilen insanlara kucak açması, koruma sağlamasıyla da tanınan Türk ulusunun tarihinde hiçbir topluma yönelik husumet olmadığı gibi, hiç süphesiz Ermeni düşmanlığı da yoktur.  

 Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ayrıcalıklı bir “millet” muamelesi görmüş ve Osmanlı yönetim sisteminde en üst kademelere kadar yükselmişlerdir.  

Türkiye Cumhuriyeti’nde de Ermeni kökenli vatandaşlarımız, ulusumuzun diğer bireyleri gibi yaşamlarını barış ve huzur içinde sürdürmektedirler.  

Türkiye’nin Ermenistan Cumhuriyeti halkıyla da bir sorunu bulunmamaktadır.  

Bilindiği üzere, Birinci Dünya Savaşı sırasında dış güçlerce kışkırtılan silahlı bazı Ermeni grupları, Doğu Anadolu’da düşmanla işbirliği yaparak kendi devletlerine karşı baş kaldırmış ve hem savaş halindeki Osmanlı ordusunu arkadan vurmuş hem de çok sayıda masum sivili katletmişlerdir.  

Bu olaylar üzerine, Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu’daki Ermeni nüfusunu savaş alanı dışındaki bölgelere göç ettirmek zorunda kalmıştır. Sözkonusu karar ağır savaş koşulları altında, ülkenin bekasına ve güvenliğine yönelen hayati bir tehlike karşısında memleketin bütünlüğünü korumaya yönelik olarak alınmıştır.  

Ermenistan  ve Ermeni diasporasının ulusal kimliklerini ve aralarındaki dayanışmayı canlı tutabilmek için sözde soykırım iddialarına ihtiyaç duymaları üzücüdür. Genç nesillere bu şekilde sürekli düşmanlık tohumları ekmenin kimseye faydası olmayacağı gibi, hiçbir ülkenin çıkarına hizmet etmeyeceği de açıktır.  

Osmanlı arşivleri açılmış olmakla, bu döneme ışık tutan yansız ve nesnel çalışmaların sayısı zamanla giderek artacak ve konunun değerlendirmesi, ait olduğu yere yani tarihe bırakılacaktır.   

Böylece, siyasi çıkar peşindeki grupların başta kendi uluslarının düşünce, hareket ve duygu dünyalarını kuşaklar boyu zehirlemelerine son verilebilecektir.