19/01/2001            

            ANKARA, 19/01(BYE)--- Basın-Yayın ve Enformasyon  Genel Müdürlüğü'ne 18-19 Ocak 2001 tarihlerinde ulaşan  yabancı basın-yayın organlarında Avrupa Birliği-Türkiye  ilişkileri konusunda şu hususlar görülmektedir: 

            AFP'nin (19/01) "İsmail Cem: Bu, Parlamenter  Demokrasinin Bir Karikatürdür" başlıklı haberinde,  Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, sözde Ermeni soykırımını tanıyan yasanın Fransız Parlamentosunda  kabul edilmesi ardından yaptığı açıklamaya yerverilmekte,  bunun, "parlamenter demokrasinin bir karikatürü"  olduğunu söyleyerek kınadığı kaydedilmektedir. Haberde,  Bakan Cem'in yaptığı açıklamada, AB ile ilişkiler  konusunda ise, "Bir ülkeyle ilişkilerimizin kötü olması  bütün ülkelerle ilişkilerimizin kötü olacağı anlamına  gelmez. Fransa'nın yaptığı oldukça kötü bir şeydir. Doğru  değildir. Bu, Türk kamuoyunu yaralamıştır, aynı zamanda,  Fransa'nın imajını da zedelemiştir" şeklinde konuştuğu  bildirilmektedir. 

            AFP'nin (19/01) "Türkiye'deki Cezaevleri... Avrupalı  Milletvekilleri Barışçı Bir Reform İstiyor" başlıklı  haberinde, Aralık ayında cereyan eden cezaevi olaylarıyla  ilgili olarak, Avrupalı milletvekillerinin, Strasburg'ta oylanan bir kararda, "Türk yetkililerden, barışçı metodlar  üzerine kurulu söz konusu reformalarda yeni sosyal ve siyasi  bir uzlaşmayı hayata geçirmelerini, insan haklarına saygılı  olmalarını ve uluslararası uygulamalara da riayet  etmelerini" istedikleri bildirilmektedir. Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni imzaladığını hatırlatan  Avrupalı parlamenterlerin, bu ülkeyi, "böylesi acıların bir  daha yaşanmasını engellemek için şiddet içermeyen önlemleri  hızlı bir şekilde almaya ve siyasi tutukluların serbest  bırakılması ile ilgili gözle görülür çabalar içine  girmeye" davet ettikleri belirtilmekte, "cezaevi sistemi  konusundaki reformun, Avrupa Birliği için aday ülke  konumundaki Türkiye'nin, yerine getirmesi gereken  görevler arasında yeraldığını" vurguladıkları ve Türk hükümetini ve parlamentoyu bağımsız bir soruşturma komisyonu  oluşturmaya çağırdıkları kaydedilmektedir. 

            AFP'nin "Charles Aznavour'a Göre, Ermeni Soykırımının  Tanınması Bir Zafer Değil" başlıklı haberinde, Ermeni asıllı  Fransız şarkıcı Charles Aznavour'un, sözde Ermeni soykırımını  tanıyan yasa tasarısının Fransız Parlamentosunca kabul  edilmesiyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, bunu bir zefer gibi nitelemekten kaçındığı belirtilmekte, şarkıcının,  "Herkes, Ermeni soykırımının tanınmasına alışacaktır. Bu,  bizim için ve Türk ulusu için büyük bir adımdır" dediği ve  bugünün Türklerinin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde  meydana gelmiş olaylardan sorumlu tutulamayacağını  söyleyerek, Türk ulusunun Avrupa Birliği'ne girme  arzusunu resmen dile getirdiği bir zamanda, kendisinin  de adım atmasının vaktinin geldiğini belirttiği kaydedilmektedir.           

            AP'nin (19/01) "Fransa Parlamentosu, Türkiye'yi  öfkelendirerek Ermeni Soykırımı Tasarısını Onayladı"  başlığıyla yayımlanan Emmanuel Georges-Picot'nun haberinde,  Fransız Parlamentosunda kabul edilen sözde Ermeni  soykırımı tasarısı konu edilmekte, tasarının oybirliği ile  kabul edilmesinin, Türkiye'den öfkeli bir tepki gelmesine  neden olduğu kaydedilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit'in  Ankara'da yaptığı açıklamada, Fransa'nın hareketlerinin  iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceğini söylediği,  Türkiye'nin, oylamanın hemen ardından Fransa'daki  Büyükelçisini geri çağırmasıyla diplomatik gerilim  ortaya çıktığı belirtilen haberde, Fransa'nın kararına  karşı Türkiye'den gelecek tepkinin siyasi olduğu kadar ekonomik de olabileceği vurgulanmaktadır. Haberde, Fransız  Hükümeti, Cumhurbaşkanlığı ve Senato'nun bu durumun  Türkiye'yi rahatsız edebileceğinden endişe duyarak  sonuca karşı çıktığı belirtilmekte, Parlamento ile  İlişkilerden Sorumlu Sosyalist Bakan Jean-Jack  Queyranne'ın Ermenilerin ölümlerine basitçe bir trajedi  olarak değinerek, "Fransa, Ermenistan'ın dostudur...  Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan ayaklanmalar  sırasında meydana gelen olaylardan dolayı sorumlu  tutulamayacak olan çağdaş Türkiye'nin de dostuyuz"  dediği, ancak muhafazakar RPR partisi sözcüsü Ermeni  kökenli Patrick Devedjian'ın, bu savı reddederek, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini isteyenler,  en azından onun düzgün olmasını isteyecek kadar ahlaklı  olmalıdırlar" dediği aktarılmaktadır. 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun (19/01) "ABD'nin Yeni  Dışişleri Bakanı Powell: Türkiye, ABD'nin Sarsılmaz Bir  Müttefikidir. Güçlü Bir Türkiye İçin Kararlıyız" başlıklı  haberinde, Amerika Dışişleri Bakanlığına atanan emekli  Orgeneral Colin Powell'ın, başlıkta yeralan açıklaması  aktarılmakta ve Orta Asya'da yayılan şeriatçı terör  tehlikesine karşı Türkiye ile işbirliği konusundaki  şu görüşlerine yerverilmektedir: "Türkiye yıllardır en  sarsılmaz müttefiklerimizden biri olmuştur. Türk  liderler ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile bu yıllar  içerisinde geliştirdiğimiz ilişkilerden son derece  gurur duyuyorum. Dışişleri Bakanı olarak göreve  başladığımda bu ilişkileri kullanacağımı umuyorum.  Evet, Türkiye'nin güçlü olması için kararlıyım. Türkiye hala Avrupa'ya büyük katkı yapmaktadır. Türkiye  ile AB arasında, Avrupa Savunma Gücü konusunda mevcut  problemler çözülebilir umudundayım. Sanırım, bu konuda  bir rolüm olabilir." 

            YUNAN BASINI:

            Kathimerini gazetesinin (19/01) "Maalesef: Scripta  Manent" başlıklı ve K.I. Angelpoulos imzasıyla yayımlanan  yorumunda, 15'ler tarafından benimsenen Helsinki belgesinde  yeralan, "Kıbrıs sorununa ilişkin paragrafın son cümlesinde,  söz konusu sorunun üyelik için alınacak 'karar'dan ayrı tutulması" şeklindeki ifade hatırlatılmakta, hükümetin  bu uyarıya hiç önem vermeden metindeki ifadelerden duyduğu  memnuniyeti ısrarla ifade ettiği belirtilmektedir. Komisyon  başkanı Prodi ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Verheugen'in, "Kıbrıs sorunu Kıbrıs'ın üyeliğinden önce  çözülürse iyi olur. Öyle olması da arzu edilir. Ancak  çözüm bulunamazsa, Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle ilgili karar  zirve konferansında görüşülür, o zaman da AB üye ülkelerinin ne gibi bir 'tavır takınacağını' şimdiden  kimse tahmin edemez" şeklindeki görüşlerine yerverilen  haberde, gerek Prodi'nin gerekse Verheugen'in bu  ifadelerinin, şahsi görüşlerini ya da değerlendirmelerini yansıtmadığı, her ikisinin sözlerinin, Helsinki metninde  yeralan ve "konuya ilişkin faktörlerin" de gözönüne  alınmasından sonra gelecekte alınacak kararla tam bir  uyum gösterdiği ifade edilmektedir. Haberde, Yunanistan'ın, Aralık 1999'da bu metni kabul ettiği, durumun, aslında  daha ilk baştan belli olduğu, gerçeği "gözardı eden"  tarafın, Yunan hükümeti olduğu belirtilmekte, şu  ifadelere yerverilmektedir: "Yunan hükumeti, söz konusu  metindeki ifadeler konusunda büyük memnuniyet göstermişti.  O memnuniyetin ardından, bir süre önce dile getirilen  yeni bir memnuniyet geldi. AB-Türkiye katılım ortaklığı  belgesi metninin düzenlenmesinden duyulan memnuniyet. Ne  yazık ki Prodi ve Verheugen, her şeyi yerli yerine  oturttu ve Simitis hükümetinin 'yeniden gözden geçirilmiş'  dış politikasının sakin sularını bulandırdı. Öyle  olacağı belliydi. Bilindiği gibi 'scripta manent'dir  (belgeler kalıcıdır). Bunu da hiçbir hükümet  değiştiremez."