
16/04/2001
ANKARA, 16/04(BYE)--- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'ne
13-16.4.2001 tarihlerinde ulaşan
yabancı basın-yayın organlarında
Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri konusunda şu hususlar görülmektedir:
Makedonya Haber
Ajansı'nın (13/04) İnternet sayfasında, "Konstantopulos, Yunanistan
ve Türkiye'nin Silahlanma Programlarının
Azaltılmasından Yana" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Yunanistan Sol İttifak Partisi
(Sinaspismos) Başkanı Nikos Konstantopulos, Yunanistan ile Türkiye'nin silahlanma programlarının azaltılmasından
yana olduğunu ifade ederek,
"Türkiye'de ve Yunanistan'da askeri
silahlanma konusunda düşüncesizce hareket edilerek çok büyük paralar israf ediliyor. İki ülke NATO üyesi ülkeler
olmalarına rağmen resmen olmasa da düşmanlık tutumu içinde bulunuyorlar.
İki ülke ABD'nin ve silah üreticilerinin en iyi müşterileri. Bu duruma bir son vermek gerekiyor. Türkiye'nin, siyasi
sistem ve rejim açısından demokratikleşmesi ve Avrupa yönündeki uyum sürecinin normal olması yönünde Avrupa Birliği içinde
desteklenmesi gerekiyor" şeklinde sözler sarfettiği bildirilmektedir.
Haberde, Konstantopulos'un, AB'ye, Türkiye'nin
Avrupa sürecinin, demokrasi, sosyal politika ve istikrardan geçtiğini açıkça belirtmesi çağrısında
bulunduğu belirtilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Monde gazetesinin (15/04) serbest tribün kösesinde, "Türk Basını Sessizce Kan Kaybediyor" Paris-VIII
Üniversitesi Şehir Planlamacılığı
Enstitüsü'nde öğretim görevlisi (İstanbul Musevilerinden-Eş kenazi) Nora
SENI imzasıyla yayımlanan bir makalede
şöyle denilmektedir: "Mart ayının başından beri iki binden fazla kişinin
işten çıkarılması, Türk basınının -yazılı ve
televizyon- içini boşaltıyor, gazeteler kapanıyor, adı ülkenin
en önemli gazetelerinin ün yapmasını sağlayan mizah ve
ünlü köşe yazarları gönderiliyor, yazı işleri müdürlerine, prestijli dergilerin kurucularına çalışmalarının sona erdiği
bildiriliyor. Türk basınının, resmi
yetkililerin bazen kendisine
vermeyi kabul etmediği ifade özgürlüğünün sınırlarını zorlamada veya
kaçamak yolunu bulmadaki becerikliliğini ve siyasi
gözüpekliliğini bildiğiniz takdirde bu durumu anlamakta daha
da zorlanıyorsunuz. Üstelik de bugün hükümet, yasalarını Avrupa
yasalarıyla uyumlu hale sokma aşamasına getirilmişken. Dolayısıyla bu
sessizliği anlamak mümkün mü? Bu kan kaybını, kısmen
Türk ekonomisinin içinde bulunduğu mali krize bağlasak da, ülkenin parasal sorunları, bizzat basının bu kendi içindeki
işten çıkarma meselesini ele
almamasının sebeplerini anlamamıza hiçbir
şekilde yardım etmiyor. Ayrıca ifade özgürlüğüyle ilgili hiçbir yeni yasa, bu sessizliği açıklayamaz. Hayır,
hiç kuşku yok ki, açıklamayı Türk
basınında hüküm süren 'tekelleşmede' aramak gerekiyor...
Düşünce özgürlüğü ve gazeteci
deontolojisinin, basının aşırı konsantrasyonuyla (tekelleşmesiyle) pek uyuşmadığını
biliyorduk. Türkiye, ifade özgürlüğüyle
ilgili yasalarını Avrupa normlarına göre genişletmek için yeniden gözden geçirmek üzere. Bu yeni
yasanın uygulamasında, basının aşırı tekelleşmiş yapısından, ekonomik
baskılardan ve bunlardan kaynaklanan 'sadakatten' etkilenmesi
esef verici olur" denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde (13/04) "Kriz
Uzun Sürüyor" başlığı altında yayımlanan bir başmakalede, Türkiye'de
meydana gelen ekonomik ve sosyal
karışıklık, Kemal Atatürk'ün siyasal
ve kurumsal mirasını beş yıldır temelinden sarsan büyük
bir krizin doruğa ulaşması olarak değerlendirilmektedir. Türk
ekonomisini siyasi otoritenin gölgesi altında liberalleştirme çabalarının,
siyaset dünyasının işadamları çevreleriyle hiç görü lmemiş skandallara
karışmasına yolaçtığı, aynı zamanda da orta direğin fakirleşmesine neden olduğu
ve sonuç olarak da halkın hoşnutsuzluğunun
siyasi İslam'ın yararına gerçekleştiği
belirtilmektedir. AB'ye aşamalı bir şekilde yakınlaşmanın, Kemalizmi çıkmazdan
kurtaracak stratejik bir seçenek
olarak görüldüğü, AB'nin, İslam tehdidine karşı iktidarı koruyacak ve ekonomik kalkınmayı güvence altına alacağı,
ancak bunun, karşılığı olmayan bir umut olarak kaldığı
belirtilen başmakalede, Kopenhag ve Helsinki'de ifade edilen AB taleplerinin,
Silahlı Kuvvetler'in politikaya müdahaleden
uzak durmasını öngördüğü kaydedilmektedir.
Doğu'daki (Türkiye) komşumuzun askeri-siyasi
elitinin bugünkü amacının, AB ve İMF taleplerine
uyum sağlamak değil, kontrol edilemeyecek bir sosyal patlamayı engellemek yönünde olduğu ifade edilen başmakalede,
bu tür bir gelişmenin, yalnızca Kemalizmin AB'ye
uyum sağlamasına son vermekle kalmayacağı, aynı zamanda
yeni Türk yapısının da sonunu getireceği ileri sürülmektedir.
Kathimerini gazetesinin (13/04) "Türkiye ve Biz" başlığı altında ve Stavros Ligeros imzasıyla yayımlanan
bir yorumda, Türkiye'de yaşanan
ekonomik kriz ve buna bağlı olarak
Türk Genelkurmay Başkanlığı'nın, önümüzdeki 10 yıl için
planlanmış olan 7,5 trilyon drahmi tutarındaki silah sistemleri satın alımını erteleme kararı konu
edilmektedir. Türkiye'deki krizin
Yunanistan'ın yararına olup olmadığı konusunun
da ele alındığı yorumda, "bazıları, Kemalizm sonrası yönetimdeki istikrarsızlığın ülkemize kriz
ihracına yolaçacağı korkusunu ifade
ediyorlar. Bu korkunun aslı yoktur,
çünkü maceraperestliğe karşı çıkmalarına neden olan ve iç etkenlerden kaynaklanan, 'paşaların' muhafazakarlığını
dikkate almıyorlar. Yunanistan, Türkiye'ye
Avrupa yolunu açtı, çünkü bir
rakiple değil, bir ortakla sınırları olmasını istiyor. Ancak bu daha birçok
yıl için sadece bir dilek olarak
kalacaktır. Aslında saldırganlık ve yayılmacılık post-Kemalist
yönetimin yapısında mevcuttur. Atina'nın abartılı resmi açıklamaları bir yana, eğer kriz bir
dereceye kadar bu hususların güçsüz hale gelmesine ve değişme
önkoşullarının yaratılmasına neden olursa, belki de sonunda hem Türk halkı hem de tüm bölge için olumlu
olacaktır" denilmektedir.
JAPON BASINI:
Mainichi
Shimbun gazetesinde (16/04) "Türkiye, Ekonomik Krizle Karşı Karşıya... Hükümeti Protesto Gösterileri"
başlığı altında ve Mahito
Kaiho imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Türkiye'deki ekonomik kriz ve hükümete karşı yapılan protesto gösterileri konu edilmektedir. Yazıda, ekonomik
krizin, AB üyeliğini hedefleyen Türkiye'nin, ekonomik güvensizliğini artırırken, AB'ye üyelik konusunu da etkileyeceği,
Ordu'nun, Başbakan Ecevit ve kabinesini desteklediği,
ancak halkın memnuniyetsizliğinin daha da artması halinde, durumun siyasi bir
krize de dönüşebileceğine dikkat
çekilmektedir.