
05/06/2001
ANKARA, 05/06(BYE)--- Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü'ne
04-05.06.2001 tarihlerinde ulaşan yabancı
basın-yayın organlarında Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri
konusunda şu hususlar görülmektedir:
Reuter'in (04/06) "Rumsfeld: Irak Savunma Gücü Şimdi
Daha Büyük Bir Tehdit Oluşturuyor" başlıklı Charles
Aldinger'in haberinde, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'ın Avrupa
turunun ilk durağı olan Ankara'daki temasları ele alınmakta
ve bu temaslarla ilgili açıklamalarına yerverilmektedir. Haberde, Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu ile görüşmeden
önce basın karşısına çıkan Rumsfeld'ın, Türkiye'den, "NATO
müttefiki ve yakın dost" diye söz ettiği ve "Türkiye'nin,
Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu'nun çevrelediği, hem İsrail
hem de Arap dünyasıyla bağları bulunan Batı'ya yönelimli
Müslüman bir ülke olarak Pentagon'un stratejik hesaplarında
özel bir yere sahip olduğunu"
söylediğine dikkat çekilmektedir. Rumsfeld'ın, "Türkiye ile AB arasında
yaşanan ve bir AB savunma gücünün
oluşturulması yönündeki planları bozma
tehdidi içeren uyuşmazlığın da giderilmek üzere olduğunu belirttiği" aktarılan haberde, Türkiye'nin,
NATO kaynaklarının dağılımına
ilişkin karar mekanizmasına tam katılım
talebinde bulunurken, AB'nin, bu aday ülkeye danışma düzeyinde katılım hakkı tanımayı önerdiği hatırlatılmakta
ve Rumsfeld'ın, bu noktada, "Çözüme oldukça yaklaşıldığı
düşüncesindeyiz; elbette ki bu, hem NATO hem de Türkiye
için iyi olandır" diye konuştuğu bildirilmektedir.
La 5e televizyon kanalında 29 Mayıs 2001 tarihinde
saat 09.15-09.25 arasında yayımlanan "Kürtlerin Göçü" adlı Bernard Dorin'in metnini yazdığı ve sunduğu bir
belgeselde, İran, Irak ve
Suriye'deki Kürtlerin durumu aktarılmış, sonra
Türkiye'ye geçilerek, şöyle denilmiştir: "Kürtler, en
yoğun şekilde Türkiye'de bulunuyor. Sayılarının sekiz ila
15 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Kürt toplumu
için bugün en dramatik durumun yaşandığı ülke de Türkiye.
Orada az önce gördüğünüz gibi Halepçeler, gaz bombalı saldırılar yaşanmadı. Ama şehirler, daha ziyade köyler
yakıldı, dört ila altı milyon kadar kişi, ordunun baskısı
karşısında köylerini terketmek, uzaklardaki ülkelere doğru
gitmek durumunda kaldı. Örneğin; İtalya'ya, Fransa'ya,
Almanya'ya, İsveç'e, hatta ABD'ye." Belgeselde, sadece
Paris'teki Kürt Enstitüsü'nün Başkanı Kendal Nezan'ın
görüşlerine yerverilmiş, Nezan, ülkemizden bahsederken
şunları söylemiştir: "Türkiye, yüzde 80 ABD tarafından
silahlandırılmış bir ülke. Silah ihtiyacının geri kalanını
da Avrupa ülkeleri satıyor. Bir baskı rejimi söz konusu
ve bu devletler de suç ortaklığı yapmış oluyor. Türkiye'yi
uluslararası forumlarda destekleyenler de bu ülkelerdir.
Avrupa kamuoyu, yeni yeni harekete geçiyor, Türkiye'ye
verilen desteği tartışıyor. Helsinki Zirvesi'nde Türkiye
AB'ye resmen aday olarak kabul edildi. Şimdi Türkiye'nin
Kopenhag Kriterleri'ne uyması gerekiyor: İnsan haklarına,
demokrasiye, azınlık haklarına saygı gibi. Aslında böylelikle
Kürt sorunu Avrupa düzeyine taşınmış oldu.
Çünkü Türkiye'nin üyeliği, önemli ölçüde bu sorunun
çözümüne bağlı." Belgesel, sunucunun, "Nüfusu 30 milyonu
bulan, ancak bir devleti olmayan bir halk söz konusu.
Ancak bu 30 milyon erkek, kadın ve çocuğun yeryüzünden
silinmesi artık mümkün değil" seklindeki sözleri ile sona ermiştir.
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinin (Muhafazakar,
03/06) "MGK Kararları ve
Ecevit'in Açıklaması" başlıklı haberinde,
MGK'nın Kıbrıs sorunuyla ilgili son kararlarının, Türk
tarafının bu dönemde izleyeceği taktiği belirlediği, askeri
rejimin katı çizgisi ile Türk taleplerinin derece derece
ilerletilmesi taktiğinin bu dönemde yapılacak hareketlerin
temel eksenlerini oluşturduğu ileri sürülmekte, Ankara'nın ilk amacının, "Kıbrıs sorununda olabilecek herhangi
bir gelişmenin, (Kıbrıs'ın
AB'ye girişinin dondurulması hedefiyle) üyelik
görüşmelerinin tamamlanmasının arifesinde yeralması amacıyla elinden geldiğince zamanı kemirmek", ikinci
amacının ise, "çözümün içeriği için Türk tezinin
ilerletilmesi koşullarının yaratılması ve bugünkü statünün korunup uzayıp
gitmesi" şeklinde ifade edilmektedir. Haberde ayrıca şu
bilgiler de aktarılmaktadır: "Sahte devlet ile Türkiye'den
verilen mesajlara göre, Türklerin izleyeceği taktiğin,
Kıbrıs'ın AB üyelik görüşmelerinin tamamlanmasına kadarki
zamanı da kapsayacağı açıkça görülüyor. Mesele, hangi tarafın
ikilemlerle karşı karşıya kalacağı ve hangisinin doğacak
sorunları aşmayı başaracağıdır. Elbette en muhtemel olan,
iki tarafın da ikilemlerle karşı karşıya kalmasıdır ve
büyük olasılıkla bunları ciddi bedelle göğüslemek zorunda
kalacaklar. Öte yandan Lefkoşa ile Atina, Denktaş'ın
görüşmelere dönmesi için Türk tarafına baskı uygulanması
işaretlerinin mevcut olmadığı görüşündedirler. Ayrıca
Türkiye'deki ciddi ekonomik kriz yüzünden de ABD'nin en
azından bu dönemde Ankara'ya Kıbrıs sorunuyla ilgili baskı
yapma niyetinde olmadığı da kaydedildi. Atina ile Lefkoşa
için, Kıbrıs'ın çözümden önce AB üyeliğiyle ilgili ABD'nin
tutumundaki soru işareti devam ediyor. Elen tarafı, AB
üyeliğiyle ilgili üyeliği çözümden büyük oranda ayıran
Helsinki kararı arkasında tahkim oluyor."
Fileleftheros gazetesinin (Muhafazakar, 04/06) "Tam
Üyelikle Deprem Gibi Kriz" başlığı altında yayımlanan bir diğer haberinde, Portekiz'deki AB daimi temsilciliğince
hazırlanan bir rapordan sözedilmekte, raporda,
AB'nin, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden
Rumların yaptığı tek yanlı başvuru
çerçevesinde "Kıbrıs'ın" AB üyeliğine kabul
edilmesi durumunda, Akdeniz yöresinde kaçınılmaz bir kriz
beklentisi içinde bulunduğunun ifade edildiği bildirilmektedir.
Haberde, AB yetkililerinin "Hizmete Özel" nitelikli bu belgede, olası Türk tepkisi olarak, "NATO'nun
stratejik bir müttefiki ve ABD'nin
bir dostunu, uluslararası camiayla karşı
karşıya getirecek hareketler", yani işgal bölgelerinin entegrasyonu veya Türkiye'nin AB adaylık başvurusunun geri
çekilmesini gösterdikleri belirtilmekte, Kıbrıs'la ilgili
dolaylı görüşmeler prosedürünün "donmuş" olduğundan söz
edildiği, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, Ankara'nın
desteğiyle, geçen kasım ayından beri görüşmelere katılmayı
reddettiğinin hatırlatıldığı, Denktaş'ın, prosedüre dönme
kararı alması durumunda, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü öngöreceği
ve BM Genel Sekreteri tarafından sunulacak bir
öneriyle karşı karşıya geleceğine işaret edildiği
bildirilmektedir.
Alithia gazetesinin (04/06) "Türkiye
Yetkilileri ve Kıbrıs
Sorunu" başlıklı haberinde, Başbakan Bülent Ecevit'in
önerdiği Çekoslovakya modeli ve Devlet Bakanı Başbakan
Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın KKTC'ye yaptığı ziyaret sırasında
dile getirdiği görüşler ele alınmakta, Avrupalı ve Amerikalı
diplomatların bu konudaki yorumları aktarılmaktadır.
Avrupalı bir diplomatın, "Denktaş'a görüşmelere dönmesi için baskı yapmaları şöyle dursun, en aşırı görüşlerini
benimsiyorlar. Ankara'nın; AB'nin, genişleme konusundaki Yunan vetosundan
endişe ederek Kıbrıs'ı AB'ye üye yapacağı yolunda mesaj
almış olduğu aşikardır" dediği belirtilen haberde, Türk Hükümeti'nin, 2003'e kadar izleyeceği taktiği planlamış
bulunduğu görüşündeki Amerikalı bir yetkilinin ise,
"Oldukça sert bir çizgi izleyecek, Kıbrıs Türk bölgesinin
bir nevi tanınmasını ve ambargonun kaldırılmasını sağlamaya
çalışacak ve AB, Kıbrıs'ın üyeliğini açıklayınca sahte
devletin Türkiye'ye entegresini ilan edecek" diye açıklamada
bulunduğu kaydedilmektedir. Haberde, ayrıca, Rauf Denktaş'ın,
"Eğer, AB şartsız olarak Kıbrıs'ın AB üyeliğine karar
verirse ne yapacak?" yolundaki kritik soruya, "Türkiye'yle
entegrasyon" tehdidiyle cevap verdiğine dikkat çekilmektedir.
Tharros gazetesinin (04/06) "Türkiye'ye NATO Kapısı"
başlıklı yorumunda, AB tarafından oluşturulacak olan Avrupa
Ordusunun üye ülkeler ve henüz üye olmayanlardaki NATO
tesis ve imkanlarını kullanması konusuyla ilgili olarak
Türkiye'nin tepkisinden sözedilmekte, "Avrupalıların, Türkiye
lehine taviz vermeye razı olup, güvenlik ve savunma
konularında, Birleşik Amerika'nın rolünün egemen olduğu
NATO'nun tekeline boyun eğdikleri ileri sürülmekte ve
"Demek oluyor ki, Avrupa, kapsamlı bir konu olan güvenlik
ve savunmayı henüz omuzlamaya hazır değildir. Dolayısıyla
Avrupa Ordusu kurulmasının ve otonom çalışmasının mümkün
olabilmesi için, kurumsal bazı değişikliklerin yapılması
gerekecektir. NATO işe karıştığı sürece, kendisine üye
olmayan ülkelerin varlığı dikkate alınarak Avrupa'nın
otonom güvenlik ve savunmasının söz konusu olamayacağını
belirtmek yerinde olacaktır. NATO ile bağımlılık olduğu
sürece de AB güvenlik ve savunmasının Amerikan
hegemonyasından kurtulması mümkün olamayacaktır"
denilmektedir.
SUUDİ ARABİSTAN BASINI:
Riyadh Daily gazetesinin (02/06)
"Kıbrıs, Yeni Bir Krize mi
Gidiyor?" başlığı altında ve Ahmet S.Banguoğlu imzasıyla yayımlanan yorumunda, AB-Kıbrıs Rum kesimi
ilişkilerinin tarihsel geçmişinden sözedilmekte, AB'nin
1997 Lüksemburg zirvesinde alınan karar doğrultusunda GKRY
ile başlatılan tam üyelik müzakerelerinin önemli bir
kısmının tamamlanmış bulunduğu, 1999 Helsınki Zirvesi'nin
Kıbrıs'ta bir çözümü şart koşmaksızın GKRY'ne tam üyelik
kapısını aralaması çerçevesinde, Kıbrıs Rum tarafının
önümüzdeki kısa dönemde AB'ye üye olma yönündeki
beklentilerinin kuvvetlendiği, gelişmelerin, GKRY'nın
AB'ye 2002-2004 dönemi içerisinde üye olabileceğini
gösterdiği, Türkiye'nin
ise başından beri her fırsatta ve her aşamada GKRY'nın AB'ye katılma yönündeki çabalarına
karşı çıktığı ifade edilmektedir. Türkiye'nin, GKRY'nın
AB üyeliği ile ilgili olarak 6 Mart 1995 tarihli AB Genel İşler Konseyi'nde çekincelerini ortaya koyduğu hatırlatılan
yorumda, şöyle denilmektedir: "Türkiye halen AB üyesi
değildir. Kıbrıs'ın AB üyeliği, Doğu Akdeniz'de 1923 Lozan
Antlaşması ve 1960 Antlaşmaları ile kurulan dengeyi
bozacaktır. Bu yaklaşım Yunanistan ile Kıbrıs Rum
yönetiminin AB içinde ekonomik ve siyasi birliğini
sağlayacaktır. Rumlar, yarım asırdır güç yoluyla elde
edemedikleri tüm adaya sahip olma hayallerini bu kez
AB üyeliği ile gerçekleştirebileceklerine, bunun için de
en uygun aracın AB üyeliği olduğuna inanmaktadırlar.
AB'ye üyelikle, aynı zamanda, dolaylı olarak 'Enosis' de
gerçekleşecektir. Bu sebeple Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs'ta
çözümle ilgilenmeyip bu son derece hassas ve karmaşık
sorunu AB'nin gündemine ithal etmek, Türkiye ile AB'yi
karşı karşıya getirmek istemektedir… Özetle, AB'nin
uluslararası anlaşmalara uyma mecburiyeti çerçevesinde
GKRY'nin AB'ne üye olması hukuken mümkün değildir. Yukarıda
ifade edildiği gibi, Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi'nin 1960
Antlaşması'na aykırı olarak AB'ye hukuk dışı üyelik
başvurusunu, devamlı olarak, uluslararası camianın olduğu
gibi AB organları ve AB üyelerinin de dikkatine taşımış
ve üyeliğin muhtemel olumsuz sonuçları ile ilgili
görüşlerini kaydetmiştir. Rum tarafının "Kıbrıs
Cumhuriyeti" adı altında
AB'ye alınması durumunda, bundan AB, Yunanistan
ve Kıbrıs Rum tarafı da dahil olmak üzere herkesin zarar
görmesi kaçınılmaz olacak, bunun tarihi sorumluluğu ise AB'nin üzerinde kalacaktır. Böyle bir gelişme Doğu
Akdeniz'de gerginliği arttıracak ve ciddi sonuçlar
doğurabilecektir. Ancak görülen o ki, ilgili taraflar
konunun ciddiyetinin idrakinde değildir. Bu noktada, AB tarihin kritik bir noktasında yeralmaktadır. AB, hukuk,
hakkaniyet ve adalet çerçevesinde kendi refahı, Doğu
Akdeniz'de ve adadaki iki taraf arasındaki ve Türkiye ile
Yunanistan arasındaki nazik dengeyi bozmaksızın çok geç
olmadan karar vermelidir."