
03/08/2001
ANKARA,03/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 31
Temmuz-3 Ağustos 2001 tarihlerinde yayımlanan ve Türkiye-AB ilişkilerine değinen
haber ve yorumlarda şu hususlara ağırlık verilmiştir:
ABD BASINI:
Washington Times gazetesinde (02/08) "AİHM, Refah Partisi'nin Kapatılmasında Türkiye Lehine Karar verdi"
başlığı altında ve Therese
Jauffret imzasıyla AFP'ye atfen yayımlanan
bir haberde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, "Türkiye'nin,
İslamcı Refah Partisi'ni kapatmakla insan haklarını ihlal etmediğine" karar vererek Türk Hükümeti'ni
desteklediği bildirilmektedir. AİHM'nin,
Türkiye'nin, parti kurucularının
şikayetlerine baz aldıkları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, insan
hakları, ifade özgürlüğü, dernek kurma
özgürlüğüyle ilgili 11. maddesini ihlal etmediğine karar verdiğinin belirtildiği haberde, Avrupalı yargıçların,
Türk Hükümeti'nce savunulan, şeriata
dayalı bir düzenin demokrasiye
karşı olduğu tezine destek verdiği ifade edilmektedir.
Yeni kurulan İslam yanlısı Saadet Partisi'nin Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu'nun, "bu
siyasi bir karardır ve çifte
standart uygulanmıştır... Mahkeme, verdiği bu
kararla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin sadece belli ülkeler için geçerli olduğunu ortaya koymuştur" şeklindeki
ifadelerine yerverilen haberde,
yasaklanan Refah Partisi'nin avukatı
Laurent Hincker'in, "Bu karar daha önce siyasi partileri
yasaklamaktan dolayı Türkiye hakkında üç kez verilen kınama kararlarına gölge düşürmüştür"
dediği aktarılmaktadır.
Aynı haber, Le Soir ve Le Monde gazetelerinde de yeralmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Süddetsche Zeitung'da (02/08) "Avrupa Ordusunun Karargahı Yok... Krize Başsız Gidiş... Planlanan AB Birliklerinin
2003 Yılına Dek Göreve Hazır
Hale Gelmesi Gerekiyor, Ancak Takvim Tehlikede"
başlığı altında ve Udo Bergdoll imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupalıların, planlanan Acil Müdahale Gücü konusunda
ciddi biçimde endişe duymaları gerektiği, Acil Müdahale
Gücü'nün, savunma alanında mutlak bir üstünlüğe sahip
olan ABD karşısında herhangi bir iddiaya sahip olabilmesi açısından, tüm diğer projelerden farklı
olarak, önümüzdeki yılların en
iddialı entegrasyon projesini oluşturduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin,
NATO ile AB arasındaki işbirliğine
yönelik engellemelerinin aşılamaması halinde, Avrupalıların,
büyük bir rezaletle karşılaşabilecekleri ileri sürülen haberde, bu nedenle, bu yılın sonunda Brüksel yakınlarında
düzenlenecek olan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde Acil
Müdahale Gücü birliklerinin ilk bölümünün göreve hazır hale
geldiği açıklamasının yapılamayacağı ve 2003 yılından itibaren dünya çapında askeri operasyonlar gerçekleştirecek
ve bu operasyonları bir yıl sürdürebilecek
kapasitede, 60 bin kişilik bir
kolordu oluşturma hedefinin de, bu yüzden uzak bir
tarihe kalabileceği ifade edilmektedir. Devlet ve Hükümet Başkanlarının,
projeyi, AB için hiç de alışık olunmayan bir hızla ileri götürdükleri, AB ile NATO arasındaki işbirliğinin
de uzun süredir hazır olduğu,
fakat her konuda uzlaşmaya varılmadan
nihai bir anlaşmanın yapılamayacağının belirtildiği yorumda, bu durumun, Türkiye'ye, şantaj yapma imkanı verdiği,
Ankara Hükümeti'nin, bir NATO üyesi
olarak, AB'nin ittifak imkanlarından
otomatik olarak yararlanmasına izin vermediği ifade
edilmektedir. Yorumda, "Türkiye, engellemeden vazgeçmenin karşılığı
olarak, AB'nin, birlik görevlendirme kararlarına tam katılım
istiyor. Ankara'nın talebi, Avrupalılar için kabul edilemez. Bu durum pratikte, Türkiye'nin, Birliğe girmek için
dış ve güvenlik politikasını
zorlaması anlamına gelecek... Brüksel'de,
Türkiye'nin aklının başına geleceği hemen hemen hiç tahmin edilmiyor. Daha ziyade, Ankara'daki askerlerin bir
bölümü için, 'öteden beri
AB'ye üyeliğin gerçekleşmesini beklemiyorlar
mıydı?' sorusu soruluyor. Türkler, bir üye adayının
AB'nin önüne böyle engeller çıkaramayacağı gibi savlardan etkilenmiyorlar. Ankara üzerinde etkili olabilecek bir
güç varsa, o da ABD'dir. Ancak, ne AB'de, ne de NATO'da, Bush
yönetiminin, nüfuzunu, iki büyük Batılı kurum arasındaki işbirliğini kurtarmaya yönelik olarak kullanacağına dair
bir işaret alınmış değil"
şeklindeki ifadelere yerverilmektedir. Aynı haber, Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da da yeralmaktadır.
ERMENİSTAN BASINI:
Golos Armenii gazetesinin Internet sayfasında, (02/08) "Biz ve Onlar" başlığı altında ve Marina
Grigoryan imzasıyla yayımlanan
bir yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye, bir Avrupa
ülkesi olarak görünmek için elinden gelenin fazlasını yapıyor,
başarılı da oluyor; çünkü birçok şey Avrupa tarzına benzetilmiş.
Dünya standartlarının tümüne cevap veren, 'Atatürk'
adını taşıyan İstanbul Havaalanına geldiğinizde, kendinizi, gerçekten AB üyesi olmayı hak eden bir Avrupa ülkesine
gelmiş gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Ancak, binadan dışarı
çıktığınızda uyumsuzluklar hemen gözünüze çarpıyor. Yoksulluk ülseri, bu metropol kentin büyük bir bölümünde
açıkça hissediliyor. Türkiye için
İstanbul, başkent olmamasına rağmen
önemli bir kent; çünkü İstanbul Boğazı'nın kıyısına yayılmış ve kıtaları birleştiren bir şehir... Bugünün
İstanbul kıyılarının havası güzel,
köprüleri ise göz kamaştırıcı. Karınca
yuvası gibi 14 milyon insanın kaynaştığı, Avrupa-Asya, yoksulluk-zenginlik ve tarihi zenginlikler, İstanbul'u ayrıcalıklı
yapan özelliklerdendir... İstanbul'un pazarları da
apayrıdır. Erivan pazarlarındaki ucuz malların çoğu buralardan gelir. Bu pazarlardaki kirlilik ve fakirlik, AB üyeliği
ile pek de bağdaşmıyor... Çok ciddi ve resmi Ankara ise,
günahkar ve tatlı İstanbul'un tam tersidir. Türkler, bu
şehirleri, New York ve Washington ile kıyaslamayı severler; doğrudur,
ama ABD'nin başkentine ayıp etmiş oluyoruz."
İRAN BASINI:
Tehran Times gazetesinde, (01/08) "İsrail'e Türk Lokumu" başlığı
altında yayımlanan bir yorumda, Türk Hükümeti'nin İsrail ile
ilişkilerinde benimsediği teslimiyetçi politikanın sürekli yeni boyutlar kazanmakta olduğu, Avrupa'nın bir parçası
olarak görülmek gibi bir takıntısı
olan Türkiye'nin, ABD'nin her dayatmasına
boyun eğmek durumunda kaldığı ileri sürülmektedir. Türkiye'nin
Avrupalı olma arayışındaki bir sonraki adımının AB üyeliği başvurusu olduğu, ne var ki bu girişimin, üyeliği
kadar, ülkenin güvenliğinin Batı'nın
askeri çıkarlarına tesliminden başka
bir şey olmayan NATO üyeliği kadar kolay olmadığının ifade edildiği yorumda, Türkiye'nin AB üyeliği için Brüksel
tarafından koşulan şartın ise,
ülkenin ekonomik planlamasına IMF
ve Dünya Bankası'nın direktiflerinin esas alınması olduğu
kaydedilmektedir. Yorumda, Türk Hükümeti ve ülkedeki asıl iktidar
sahibi generallerin laiklik kavramına ilişkin tutumlarındaki
büyük trajedinin, köklerini İslam dünya görüşü ve öğretisinden alan kendi ülkelerinin tarih ve kültürü
ile halklarını anlamak ve takdir etmekten aciz olduğu
gösterilmektedir.
İTALYA BASINI:
La Repubblica gazetesinde (01/08) "Strasbourg Mahkemesi Bir
İslam Devletinin Kabul Edilemez Olduğuna Karar Verdi" başlığı
altında ve Marco Ansaldo imzasıyla yayımlanan bir haberde,
Türkiye'de yetkililer tarafından 1998 yılında kapatılan İslamcı
Refah Partisi'nin başvurusunu reddeden İnsan Hakları Mahkemesi'nin
verdiği kararın özünün, "Avrupa kendi içerisinde bir
İslam devleti barındıramaz" olduğu, bu kararın, kararın sertliği
karşısında şaşıran liberal görüşlü kişiler arasında da polemiklere yolaçtığı belirtilmektedir. Avrupa ve Türkiye
arasındaki ilişkinin daima fırtınalı
olmaya mahkum göründüğünün
belirtildiği haberde, daima fundamentalist eğilimli
olması gerekmeyen bir İslamcı partinin doğruluğuna inanan Türk vatandaşlarının büyük bir kısmının
umutlarına son baltayı da
Strasburg Mahkemesi'nin vurduğu ifade edilmektedir. Haberde
şöyle denilmektedir: "Yedi yargıç (dörde karşı üç) 'Şeriat' üzerine kurulmuş bir Avrupa devletinin İnsan
Hakları Konvansiyonu'nun değerleriyle uyuşmayacağına karar verdi. Ve kısa
süre önce AB'ye aday olan Türkiye için söz konusu karara çifte
yorum yapılması gerekiyor. a) Avrupa'nın radikal dini tutumlardan
arınmış bir ülkeyi kabul etmeye hazır olduğunun garantisi. b) Aynı zamanda, AB'nin, gelecekte, Müslüman bir
ülke olması nedeniyle Ankara'nın
Avrupa ailesine girmesine karşı
çıkabileceğine ilişkin bir korku... Kararın yargı bölümünde
Strasburg, eski Başbakan ve Türk Anayasa Mahkemesi tarafından Atatürk'ün kurduğu laik devletin ilkelerini
ihlal ettiği gerekçesiyle kapatılana
kadar Refah Partisi Genel Başkanı
olan Necmettin Erbakan tarafından yapılan başvuruyu reddetti.
Yargıçlar, 'Demokrasinin bir kuralına ya da kurallarına saygılı olmayan siyasi bir alternatif öneren
ya da demokrasiyi ihlal etmekte ısrarlı
davranan siyasi temsilcileri olan
bir partinin, İnsan Hakları Konvansiyonu'nun korunmasını
talep edemeyeceğine' işaret etti. Böylece, meclisteki sandalyelerin üçte
birini elde edecek şekilde seçimleri kazanmış
olan Erbakan'ın partisini yasadışı ilan eden ve yöneticilerinin siyaset yapamayacağının ilan eden Anayasa Mahkemesi
haklı çıktı... Burada, radikaller ve pekçok ılımlı kişi
olacak. Ancak, Türklerin Müslüman ruhu ölemez. Avrupa'nın bunu anlaması gerekir. Aksi takdirde alaycı ve iğneleyici
bir şekilde, 'Avrupa bir Hristiyan
klübü mü?' diye sormuş olan eski Başbakan
Tansu Çiller'e hak verecek."
YUNANİSTAN BASINI:
Ta Nea gazetesinde (31/07) "ABD'den Baskılar, Denktaş'tan Tehditler"
başlığı altında ve İrini Karanasopoulou imzasıyla yayımlanan
bir haberde, Amerikalıların IMF'in yaptığı mali yardımı baskı aracı şeklinde kullanarak, Ankara'nın Kıbrıs
konusunda geri adım atması için
uğraş verdikleri bildirilmektedir. Türk
kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Brüksel'de Amerikalı
ve Türk yetkililer arasında gizli görüşmeler yapıldığının
belirtildiği haberde, görüşmelerin Brüksel'de AB
binasında yapılmasını ABD'nin istediği, ABD'nin, hem Kıbrıs'ın AB üyeliği sürecini hem de aynı zamanda AB-Türkiye
ilişkilerinden sorumlu olan AB'nin söz konusu gelişmelerden haberdar
olmasında yarar olduğunu düşündüğü kaydedilmektedir.