
09/10/2001
ANKARA,
09/10(BYE)--- Yabancı basın yayın organlarında
08 Ekim 2001 tarihinde yayımlanan AB-Türkiye ilişkilerine değinen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir: ALMANYA
BASINI: Welt
am Sonntag gazetesinde (08/10) yeralan "Daha Çok Avrupa, Daha Çok İstikrar" başlıklı yazıda, Dışişleri
Bakanı İsmail Cem'in gazete tarafından
düzenlenen forumda yaptığı konuşmaya
yerverilmiştir. Yazıda, Dışişleri Bakanı Cem'in, Türkiye-AB-NATO ilişkisi, Türkiye'nin konumundan dolayı
ortaya çıkan özellikleri, komşularıyla
ilişkileri, oluşturulmakta olan Avrupa
Güvenlik Organizasyonu AGSK içindeki yeri gibi
konularda açıklamalarda bulunduğu bildirilmiştir. Frankfurter
Rundschau gazetesinde (06/10) "Avrupa Konseyi, Türkiye'de Gerçekleştirilen Reformları Olumlu
Karşıladı" başlığı altında
yayımlanan yazıda, Avrupa Konseyi'nin,
Türkiye'de gerçekleştirilen anayasa reformunu ve özelikle de idam cezasının kısmen kaldırılmasını olumlu
karşıladığı bildirilmekte,
Strasburg'daki Avrupa Konseyi Parlamenterler
Asamblesi Başkanı Lord Russell-Johnston'ın, yaptığı açıklamada, AB'nin talebinin ancak idam cezasının
tamamen kaldırılmasıyla tam olarak
karşılanacağını söylediği aktarılmaktadır. Yazıda, Russell-Johnston'ın, genel olarak değerlendirildiğinde Türk reformlarının cesaret verici olduğunu ve bu
reformlarla Avrupa Konseyi'nin
çekincelerini dile getirdiği birçok alanda
iyileştirme sağlanacağını söylediği, idam cezasının kaldırılmasının, AB'nin Türkiye'nin Birliğe
tam üyeliği için öne sürdüğü en önemli
koşullarından birini oluşturduğu da belirtilmektedir. İNGİLTERE
BASINI: Reuter'in
(08/10) "Türkiye, Krizin Ülkenin Nüfuzunu
Artırdığını Düşünüyor" başlıklı ve Claudia Parsons imzalı haberinde, "Ankara'nın, Orta Doğu'da
ABD'nin kilit önemdeki müttefiki olarak
yeni kazandığı öneminin tadını çıkarttığı
ve bu yeni stratejik rolün hem finansal anlamda hem de dış ilişkiler bağlamında somut yarara
dönüştürülebileceğini umut ettiği"
değerlendirmesi yapılmaktadır. Kıbrıs ve Ege
meseleleri konusunda Yunanistan'la, savunma politikası ve Avrupa'da faaliyet gösteren Türk gerillalarından dolayı da AB devletleriyle ihtilafları olduğu iddia
edilen haberde, söz konusu ihtilafların
Türkiye'nin Batıyla ilişkilerini
gölgelediği, şimdi ise Ankara'nın, kriz rüzgarının bu bulutların dağılmasına yardım edebileceğini
umut ettiği ifade edilmektedir.
"ABD Kongresi'nin önde gelen üyelerinden
bir heyetin, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'yi, kargaşa içindeki bir bölgede 'parlayan bir
mücevher' olarak nitelendirdiği ve Washington'un Ankara'ya daha fazla ilgi göstereceğini ve belki de borçların
ertelenmesi konusunda müşfik
davranabileceğini ima ettiği" belirtilen haberde, ABD'ye yapılan saldırı sonrası ortaya çıkan
yeni rolün AB'yi ne şekilde
etkileyeceği konusunda şu bilgilere
yerverilmektedir: "Avrupa'ya gelince: Türk liderler 11 Eylül saldırılarından bu yana Avrupa
Birliği'ni defalarca Ankara'nın
Türkiye'ye saldırmaya eğilimli 'teröristler'
olarak tanımladığı örgütler konusunda ılımlı olmakla suçladı... Bir AB diplomatı, Türkiye'nin geçen hafta
pek çok meseleye değinen bir anayasa
paketi değişikliğiyle özellikle insan
hakları konusunda önemli bir ilerleme kaydettiğini, ancak yapması gereken daha çok şey olduğunu
söyledi. Başka bir AB diplomatı,
Türkiye'nin AB'ye katılma yönünde ilerleme
pahasına şimdi Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerine daha fazla yoğunlaşabileceği yönünde bazı
endişeler olduğunu söyledi...
Analizciler, Kıbrıs konusunda başka bir bakış
açısından, daha büyük bir darbeden gelecek en küçük etkinin, Türkiye'yi dünya sahnesine ABD'nin zor
zamanlarındaki değerli bir müttefiki
olarak çıkarabileceğini belirtiyorlar." AVUSTURYA
BASINI: Der
Standard gazetesinin (08/10) "Ankara'nın Yeni Kozları" başlıklı ve Jörg Wojahn imzalı yorumunda, 11
Eylül terör krizi sonrası Türkiye'nin
dış politika açısından öneminin arttığı
ifade edilmekte, konuyla ilgili olarak şu değerlendirme yapılmaktadır: "Ankara tekrar üstünlük
kazanıyor. Ankara, ilkbaharda çıkan
ekonomik kriz nedeniyle Uluslararası Para
Fonu'nun çoktandır gerekli olan ekonomik reformları yerine getirmesi isteğinin önünde süklüm püklüm
eğilmek zorunda kalmıştı. Ancak Türkiye
11 Eylül suikastlerinden bu yana siyasi
faktör olarak, hükümetinin her tür tevazuyu gönül rahatlığıyla bir kenara bırakabileceği ölçüde yeniden büyük önem kazandı: Boğazdaki ülke doğudaki ve tek
Müslüman NATO üyesi olarak terörle
mücadelede köprü başı teşkil ediyor.
Ankara'nın eline dış politika açısından koz veren, sadece coğrafi konumu değil. İç siyasetteki reform
atağı da geçtiğimiz hafta Türkiye'nin
dışarıya karşı pozisyonunu güçlendiren bir
unsur: 1982'den sonra ordunun dikte ettirdiği Anayasanın
demokratikleştirme çalışmaları. Yani bugün AB Dışişleri Bakanları Brüksel'deki Konsey toplantılarında
Türkiye ile Birlik arasındaki
ilişkileri ele aldıklarında iki tespitte
bulunacaklar: Birincisi, Türkiye'nin AB müzakerelerine önemli ölçüde yaklaşmış olması, ikincisi, AB
Güvenlik ve Savunma Politikası
konusunda zor günlerin beklemesi. Türkiye terör krizini şu gerekçeleri göstererek kendi çıkarına göre kullanabilir: Terörle ortak mücadeleye AB
üyesi olarak daha iyi katılabilir. Ayrıca,
Türk halkının gelişen AB'ye ait olma
duygusu, islami eğilimlere karşı belki de baskın çıkılabilmesini sağlayacak." Salzburger
Nachrichten gazetesinin (08/10) "Türkiye
AB Müdahale Birliklerini Engelliyor" başlıklı ve Hedwig Kainberger imzalı yazısında, Türkiye'nin
engellemesi yüzünden AB'nin askeri
müdahale birliği kurmasının tehlikeye
girdiği ileri sürülmekte, "Avrupa güvenlik ve savunma politikalarını (ESVP) operasyona dönüştürmeye yönelik bu tarihi projenin hazırlık
çalışmaları planlandığı gibi sürüyor.
Ancak Türkiye giderek daha çok direniyor.
AB Dışişleri Bakanları bugün Lüksemburg'da bu konu üzerinde görüşecekler" denilmektedir. Yazıda, AB'nin siyasi ve askeri kurumlarının aylardan beri çalıştığı,
AB ülkelerinden yaklaşık 60 bin
askerden oluşacak müdahale birliğinin,
1 Ocak 2003'ten, hatta bir bölümünün 1 Ocak 2002'den itibaren hazır olmasının gerektiği belirtilmekte,
ancak, Türkiye'nin AB'nin her
harekatında söz hakkı olmasını isteyerek bu
planları bozduğu ifade edilmektedir. AB'li bir diplomatın, 11 Eylül'den sonra Türkiye ile bu konudaki görüşmelerin zorlaştığını açıkladığı, yaz başlangıcında
Türkiye ile Budapeşte'de varılan
uzlaşmanın hükümsüz olduğunu, Türkiye'nin, şimdi güvenlik paktlarının daha acil
olduğunu, bu yüzden de NATO'nun AB'den daha fazla önem kazandığını söylediği belirtilen yazıda,
Türkiye'nin katı tutumunu değiştirmemesi
halinde, AB'nin NATO'ya paralel bir yapı oluşturmasının gerekeceği,
AB'li diplomatlar bunu engellemek için,
müttefiki Türkiye'ye baskı yapması için
ABD'den yardım bekledikleri dile getirilmektedir. KIBRIS
RUM BASINI: Simerini
gazetesinin (08/19) "Başka Aldatmalara Hayır" başlıklı başyazısında, Dışişleri Bakanı
İsmail Cem'in Kıbrıs'ın AB'ye
üyeliğiyle ilgili açıklamalarının tehdit
unsuru içerdiği ileri sürülmekte ve buna karşı tedbir alınması gerektiğinin altı çizilmektedir.