
16/10/2001
ANKARA, 16/10(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 12-15 Ekim tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
değinen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland gazetesinin (12/10) "Kıbrıs Krizi AB'nin Genişlemesini
Tehlikeye Düşürüyor" başlıklı ve Dietrich von Kyaw imzalı yazısında,
“11 Eylül'de değişen dünya güvenliğine rağmen AB genişlemesinin gözardı
edilen bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu” ve Kıbrıs'ın üyeliği
tartışmasının sürdüğü ifade edilmekte, “Sorun, Kıbrıs'ın ne şekilde
AB'ye alınacağıdır. Kıbrıs bir bütün olarak mı, yoksa sadece Kıbrıs
Rum kesimi olarak mı üyeliğe kabul edilecek? Bu sorunun cevabı, önemli,
gururu incinmiş, AB ile Gümrük Birliği olan ve NATO müttefiki Türkiye'nin
olumlu katkılarını gerektiriyor” denilmektedir. AB'nin, Kıbrıs'ın tamamının
üyeliğe alınmasını tercih ettiği, çünkü Türkiye'yle devamlı bir sorun
yaşamaya istekli olmadığı belirtilen yazıda, Rum kesiminin üyeliğe alınmaması
ve adanın tamamını temsilde yetkili olduğunun kabul edilmemesi halinde
AB'nin, genişleme konusunda Yunanistan'ın vetosunu da hesaba katması gerektiği
vurgulanmakta, öte yandan bu durumun Kıbrıs Türk kesiminin Türkiye tarafından
ilhakına kadar varacak ağır bir krize neden olabileceği ileri sürülmektedir.
Yazıda, Türk hükümetinin şu sıralar NATO çerçevesinde gelecekteki AB
Acil Müdahale Ordusu'nun ittifakın olanaklarını kullanmasını engellediği
belirtilmekte, “Türkiye'nin, sanki AB üyesiymiş gibi Yunanistan'a olan güvensizlikten
dolayı NATO'daki rolüne dayanarak stratejik konularda söz hakkı talep ettiği”
kaydedilmektedir. “Türkiye'nin bu katı tavrının bazı Amerikan ve Fransız
çevrelerin işine yaramaktan başka bir yarar sağlamadığı, birinin Avrupa'nın
kendi ayakları üzerinde durmasını sınırlamak, diğerinin ise Avrupa'nın
savunma kimliğini ABD'den bağımsız olarak geliştirmek amacında olduğu”
belirtilen yazıda, şöyle denilmektedir: “Böylece herşey Türkiye'nin
Yunanistan ve AB ile olan ilişkisini zorlaştırabilecek sonuçlara, NATO'yu
zayıflatan ve AB genişleme sürecini geciktiren büyük bir krize doğru
hareket etmektedir. Bu nedenle ABD'nin öncülüğünde tam zamanında ciddi görüşmeler
yapılmalıdır. Burada sadece Türkiye taviz vermeyecektir. Sonuçta bu önemli
müttefik kendi iç sorunlarına rağmen bugünlerde önemli kozlara sahiptir.
Ancak muhalefetteki CDU bunu anlamak niyetinde değil. 1963 yılında imzalanan
ortaklık anlaşmasının sağladığı üyelik perspektifi ve Türkiye'nin
talebini onaylayan 1999 Helsinki zirvesi kararına
rağmen CDU kısa bir süre önce dış politika ilkesinde Türkiye'nin
AB üyeliğine karşı olduğunu yeniden dile getirdi. Böylece şu sıralar üyeliğe
hazır olmayan Türkiye'nin şüpheleri haklı çıkmakta ve sadece
kaybedenlerin olacağı gereksiz bir krize davetiye çıkarmaktadır. Özellikle
11 Eylül'den bu yana, Alman politikasında genellikle rastlanılmayan
'uluslararası duyarlılığa' sahip olmayanlar cezalandırılmaktadır.”
Die Tageszeitung'un (13/10) "Türkiye Kendi Kalesine Gol Attı" başlıklı
ve Daniela Weingaertner imzalı haberinde, AB Savunma Bakanlarının yaptıkları
bilgilendirme toplantısından söz edilmekte, Türkiye'nin Acil Müdahale Gücü'nün
yapılanmasını bloke etmesi konusuna değinilmektedir. 11 Eylül'den sonra
askeri müdahaleye hazır olmak zorunluluğuyla karşı karşıya bulunan AB'nin
yapılanmasını engelleyen Türkiye'nin asıl amacının, “AB adayları arasında
ilk sıraya kaymaya can atmak” olduğu ifade edilen haberde, “Sorun,
kurulacak AB birliğinin ciddi durumlarda NATO'nun teçhizatlarından, planlama
uzmanlarından ve diğer olanaklarından faydalanmak istemesinden kaynaklanıyor.
Bu uzlaşmazlık her ne kadar uzun bir süreden bu yana var olsa da, AB'nin
homurtusu giderek yükseliyor. Zira 11 Eylül'den bu yana, askeri müdahaleye
hazır olmak, yeni bir değer kazanmış durumda. AB'nin olası saldırılara
karşı hazırlıklı olmak amacıyla, tüm güçlerini birarada toplamak
zorunda olduğu hissi giderek artıyor. ABD, Norveç ve AB'ye üye olmayan diğer
NATO ülkeleri Avrupa Birliği'nin NATO olanaklarından faydalanmasını kabul
etmiş bulunuyorlar” denilmektedir. Daha önce Yeşiller, şimdi ise Sosyal
Demokrat Partili Avrupa milletvekili olan Ozan Ceyhun'un, "Türkiye gibi
bir ülkeye böyle davranılamaz, komünizm tehdidi varken Asya'da ön cepheyi
oluşturması açısından NATO'da stratejik rol oynuyordu, hem de yarım milyon
askerle. Şimdi ise kendini sadece ikinci sınıf bir aday olarak hissediyor...
AB'ye tam üye olmak için ev ödevlerini yapmakta olan bir ülkenin, eşzamanlı
olarak Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nı bloke eden, diğerlerini kızdıran
bir ülke olması, çalışmalarının verimli olmasını engeller. Türkiye
durumu esastan inceleseydi, bu fikre saplanmazdı. Türkiye'nin AB planlarına
destek veren ülkeler de Almanya, Fransa ve İngiltere, yeni NATO tasarısı
isteyenler de yine bu ülkeler. Türkiye'nin çizgisini sadece kendi kalesine
gol atmak diye tanımlayabiliriz" şeklindeki sözlerine yer verilen
haberde, Parlamento Komisyonu Dış ve Güvenlik Politikası Başkanı Elmar
Brock'un da (Alman-CDU Milletvekili) gazeteye yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin
Avrupa'daki gelişmeleri bloke etmesine izin vermeyeceğimizi açıkça göstermeliyiz.
Gerekirse askeri açıdan daha da pahalıya mal olacak çifte yapılanmalara
gidilir. Türkiye, böyle davranmaya devam ederse, bu tutum AB'ye alınması için
teşvik edici olmayacaktır” ifadesini kullandığı bildirilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinin (13/10) "Scheibner: Avcı Uçakları Müşterek
Harekatlarda Kullanılacak" başlıklı ve Wolfgang Böhm imzalı yazısında,
AB Savunma Bakanlarının Brüksel'de yaptıkları toplantıda, müşterek kriz
birliği ve Balkanlardaki muhtemel güvenlik boşluğu hakkında görüştükleri
bildirilmektedir. Savunma Bakanı Herbert Scheibner'in (FP), konuyla ilgili açıklamalarına
verilen yazıda, Balkanlar'ı, ABD ve İngiliz askerlerinin sayısının azalması
sonucu bir güvenlik boşluğunun tehdit ettiği, bu boşluğun üye ülkelerin
birlikleri ile doldurulabileceğinin düşünüldüğü, Brüksel'de ilk kez
resmi savunma komisyonlarının kurulmasının planlandığı kaydedilmektedir.
Scheibner'in terörist saldırıların AB kriz masasına "yeni bir
dinamizm" kazandırdığını vurguladığı, ama en büyük sorunun hala
çözülmemiş olduğunu da belirttiği ifade edilen yazıda şöyle
denilmektedir: “Türkiye NATO'nun kaynaklarından yararlanılmasını
engellediği için AB Kriz Birlikleri'nin bir planlama birliğine ihtiyacı var.
Bu yüzden hararetle NATO üyesi Türkiye ile bir uzlaşma yolu bulmaya çalışılıyor.
Türkiye, AB içinde de güvenlik politikasına ilişkin kararlar üzerinde söz
sahibi olmak için ısrar ediyor. Ankara'nın bu çabası, şu günlerde Türkiye'nin
stratejik açıdan önemli bir müttefik olduğu görüşünde olan ABD tarafından
da destekleniyor. CDU Başkanı Angela Merkel bu konuda bir uzlaşma yolu
bulunduğuna işaret etti. Merkel, Türkiye'nin ortak üye olarak, Avrupa'nın Güvenlik
ve Savunma Politikasına dahil edilmesinden yana çıktı.”
FRANSA BASINI:
AFP'nin (15/10) "Türkiye Cumhurbaşkanı Anayasa Reformunu Onayladı"
başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, milletvekillerinin
kabul ettiği ve Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne (AB) yaklaştırmayı hedefleyen bir anayasa reformunu onayladığı
bildirilmektedir. Cumhurbaşkanı Sezer'in 34 anayasa maddesi değişikliğinden
biri olan, “milletvekillerinin maaşlarının önemli oranda artırılmasına
imkan tanıyan ve son anda tasarıya eklenen” maddenin ise halkoylamasına
sunulmasına karar verdiği belirtilen haberde, anayasa reformunun içeriğinden
söz edilmektedir. “Türkiye'nin, 1999 yılında AB'ye aday olarak kabul
edildiği, ancak katılım müzakerelerini başlatmak için insan hakları ve
demokrasi alanındaki bilançosunu iyileştirmesi gerekliliği” vurgulanan
haberde, yaşanan ekonomik krize de değinilmekte, böyle bir ortamda 550
milletvekilinin maaşları ile ilgili bir düzenlemenin yapılmasının halk
arasında ciddi bir rahatsızlık yarattığı kaydedilmekte, değişikliğin akıbetini
halk oylamasının belirleyeceği kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinin (13/10)
"Amerikalılar Balkanlardan Gidiyor, Avrupalılar Gelmeye Hazırlanıyor"
başlıklı ve M.Spinthourakis imzalı
yorumunda, Brüksel'de yapılan AB Savunma Bakanları toplantısından söz
edilmekte, toplantıda AB Acil Müdahale Gücü oluşturulması konusunun ele alındığı
ve Avrupa'nın kendi savunmasına kavuşması konusunda mutabık kalındığı
belirtilmektedir. Herkesin Avrupa'nın kendi savunmasına kavuşmasının
zorunluluğundan bahsetmesine rağmen, pratikte bu yönde bir gelişme
kaydedilemediği, buna en büyük engelin de Türkiye olduğu vurgulanan
yorumda, Türkiye'nin, oluşması planlanan AB savunmasının NATO alt yapısından
faydalanmasına karşı çıktığına işaret edilmektedir. Yorumda, NATO içinde
bu konuda vetosunu kullanan Türkiye'nin, vetoyu kaldırmak için AB'nin
savunmasında da söz sahibi olma talebini ileri sürdüğü,
"15"lerin bu talebi kabul etmediği, Balçika Savunma Bakanı'nın,
AB'nin acil müdahale gücü konusuna ilişkin 19 Kasım tarihinde yapılacak AB
Savunma Bakanları toplantısında ve yakın gelecekte bu konuda Türkiye'nin
fikir değiştirmeyeceğine inandığını söylediği aktarılmaktadır.
Yorumda şu ifadelere de yer verilmektedir: “Aslında AB savunması konusunda
AB için yalnızca Türkiye'nin tutumu sorun teşkil etmiyor. Bu konuda AB'nin
bir nevi iç sorunu da var. Bu da İngiltere'nin tutumundan kaynaklanıyor. İngiltere
belirli zamanlarda askeri konularda tamamen ABD çizgisinde hareket ediyor, bu
da AB içinde rahatsızlık yaratıyor... Bu veriler çerçevesinde, AB'nin yakın
gelecekte kendi savunmasına sahip olacağını söylemek çok güç. Öyle görülüyor
ki, AB kendi savunmasına sahip olana kadar insani nedenlerden ötürü
Afganistan'a bombardımanların durması yolunda uyarılarda bulunmakla
yetinecektir.”