23/10/2001       

    ANKARA, 23/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 21 Ekim tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  değinen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung-Sonntag'da (21/10)  “Müşterek Sınır Güvenliği” başlığı altında Helmut Bünder  ile Hajo Friedrich'in, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yaptıkları söyleşiye  yerverilmiştir. Söyleşide, Verheugen'in, çeşitli konulardaki  sorulara, özellikle ABD'de yaşanan terör sonrası gelişmeler  ile bunun AB'nin Doğu'ya genişlemesine yapacağı etkiler  konusuyla ilgili açıklamalarına yerverilmektedir. Söyleşide, ”teröre karşı savaşta Türkiye'ye bir kez daha stratejik ve  güvenilir bir ortak olarak ihtiyaç duyuluyor. Ankara bundan  hareketle daha hızlı bir biçimde AB'ye girmek hakkını  kendinde görebilir mi?” sorusuna, Verheugen'in, “Türkiye'nin  bu durumdan istifade etmeye çalıştığı izlenimini şimdiye dek  edinmedim. Bunu beklemiyorum da. Haklı olarak oldukça sıkı  olan üyelik şartlarını gerçekten yerine getirme zorunluluğu,  Türkiye için de geçerli olmalı. Başka türlü olursa, Avrupa   entegrasyonu ile ilgili bütün proje inanılırlığını kaybeder.  Her yönden gelen bu tür teşebbüsler için hep şunu söylüyorum:  Hayal kurmayın; biz Türkiye'nin üyelik koşullarını biraz  hafifletelim, bunun karşılığında Ankara da bize stratejik  yardımı garanti etsin, şeklinde bir pazarlık olmayacak”  şeklinde verdiği cevap aktarılmaktadır. Söyleşide,  AB-Türkiye-Kıbrıs sorunu üzerine de Verheugen'in şu sözlerine  yerverilmektedir: “Ben bunu doğrulayamam. Türkiye ile ilgili   meselede, bizim pozisyonumuzun inandırıcılığı çok önemli bir  unsurdur. Eğer biz Türklere, bu konuyu ciddiye almadığımız  hissini verirsek, o zaman AB ve NATO için güvenilir ve  istikrarlı bir ortak olarak Türkiye'yi kaybederiz. Bir  taraftan dışarıya karşı, Türklerle ciddi bir biçimde  konuşuyormuş gibi yaparken, aynı zamanda üye ülkelere dönüp  'endişe etmeyin, Türkiye nasıl olsa asla  üye olmayacak'  şeklinde bir sinyal veremeyiz... Ya Kıbrıs ile birlikte bir  genişleme olacak ya da genişleme, bu kadar hızlı  gerçekleşmeyecek... Ben umudumu yitirmedim. Birleşmiş bir  Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği, hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türkler  için büyük bir avantaj sağlayacak. Şu anda, var gücümüzle  Türkiye'yi ve Kıbrıslı Türkleri, BM önerileri çerçevesindeki  görüşmelere yeniden başlamaları için ikna etmeye çalışmaktan  başka bir şey yapılamaz. Fırsat penceresi hala açık. Ama bu  yavaş yavaş kapanmaya başlıyor. Kıbrıs ile üyelik  görüşmelerimiz gayet iyi gidiyor ve kimse bunu yapay olarak  frenlemeyi düşünmüyor. Yüksek bir olasılıkla görüşmeleri  2002 yılının ikinci yarısında tamamlayacağız. İşte o an,  gerçeklerle karşı karşıya kalacağız... Biz Helsinki'de  Türkiye'yi aday ülke olarak tanıyarak, Türkiye'ye olağanüstü  güzel bir teklif getirmiş olduk. Türkiye bu teklifi kabul  etti ve bir reform sürecini başlattı. Bunun göstermelik  olarak kalmaması için de uyarıda bulunuyorum. Türkiye'ye,  vaatlerini gerçekleştirmesi için bir şans vermek istiyoruz.  Anayasada gerçekleştirilen kapsamlı değişiklikler  konusundaki uzlaşma, Avrupa'ya yönelmenin Türk politikasının  hala en önemli önceliği olduğunun bir işaretidir. Bu, Kıbrıs  meselesine olumlu yönde müdahale edebilmek için sahip  olduğumuz en iyi araçtır.”

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (22/10) "Türkiye  Brüksel Tarafından Geri Plana Atıldığını Düşünüyor" başlıklı  yorumunda, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin reformu konusunda  yapılacak hükümetler arası konferans için önümüzdeki yıl  çalışmaya başlayacak olan hazırlık danışma kurulu  toplantısına katılıp katılmayacağı konusunun şimdilik açıkta  bırakılması nedeniyle Belçika Dönem Başkanlığı'na şikayette  bulunduğu bildirilmektedir. Yorumda, 15 AB üyesi, 13 aday  ülke ile İsviçre, Norveç ve İzlanda'nın katıldığı Avrupa  Konferansı olarak adlandırılan toplantıya katılmak üzere  Brüksel'de bulunan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Belçika  Başbakanı ve Avrupa Konseyi Başkanı Verhofstadt'ın, Gent'teki  gayrı resmi zirvenin ardından, danışma kurulu toplantıları  konusunda yaptığı teklifin, devlet ve hükümet başkanlarınca  kabul edildiğini açıklaması üzerine, Belçika Dışişleri  Bakanı Michel'e, böylece Türkiye'nin adaylık statüsünün geri  plana atıldığını söylediği kaydedilmektedir. Yorumda,  oluşturulacak olan danışma kurulunun işlevinden söz edilmekte  ve şu ifadelere yerverilmektedir: “Belçikalıların şimdiye  kadarki önerilerinde aday ülkelerden bahsediliyordu; buna  sadece üyelik görüşmeleri yürütülen 12 ülke değil, şüpheye  yer bırakmayacak şekilde Türkiye de dahildi. Ancak bazı  devlet ve hükümet başkanları, Türkiye'nin bu danışma kuruluna  temsilci gönderip göndermeyeceğine ilişkin kararı şimdi  vermek istemediler. Bunun ertelenmesinde, AB'nin planladığı  Acil Müdahale Gücü konusunda, NATO ile Avrupa Birliği  arasındaki görüşmeleri Ankara'nın aylardan beri bloke  etmesinin de etkisi olsa gerek. Türkiye, bu birliğin bir  operasyonunda, NATO'nun plan kapasitelerinden ve askeri  yeteneklerinden otomatikman yararlanabilmesine izin vermiyor  ve böylece, (AB'nin) kararlarına daha fazla iştirak etmeye  çalışıyor. AB'ye göre ise kararlar sadece üye ülkelerce  alınabilir. 1997'de Lüksemburg Zirvesi'nde Türkiye resmi  adaylar arasına alınmadığından, Türkiye'yi teselli etmek  için yaratılan Avrupa Konferansı'nın bu seferki ana gündemi  uluslararası terörizmle mücadeleydi. Pek çok ülkenin  dışişleri bakanlarıyla temsil edildiği toplantıda  katılımcılar, uluslararası terörizme karşı ortak  mücadelelerini güçlendirmek ve terörist örgütlerle etkili  mücadele konusunda AB'nin öngördüğü bir 'eylem planı'nı   üstlenmeye söz verdiler. Yaşanan durum nedeniyle bu  konferansa davet edilen Rusya, Ukrayna ve Moldova da  kararı destekledi.”

            AVUSTURYA BASINI:

            Die Presse gazetesinin (22/10) "AB, Terörle Mücadeleye  Türkiye'yi de Dahil Ediyor" başlıklı ve Friederike Leibl  ile Wolfgang Böhm imzalı yazısında, AB devlet ve hükümet  başkanlarının, AB ülkelerinin yanı sıra 13 AB adayı ülke,  Balkan ülkeleri, İsviçre ve diğer EFTA ülkelerinden oluşan  Avrupa Konferansı zirvesinde, güvenlik ve ekonomi  politikalarının ele alındığı ve Ankara'nın dinler arası  arabuluculuk görevi üstlenmesinin öngörüldüğü bildirilmektedir.  AB'nin, terörle mücadele ittifakına Türkiye'yi de dahil  ettiği, Türkiye'nin İstanbul'da İslam ve Avrupa ülkeleri   arasında bir konferans düzenlenmesi önerisini memnuniyetle   karşıladığı belirtilen yazıda, gözlemcilere göre,  kararlaştırılan bu işbirliğinin, Ankara ve Brüksel arasında  son zamanlarda meydana gelen gerilimin giderilmesine yardımcı  olacağı ileri sürülmekte, Türkiye'nin, şimdiye kadar NATO  kaynaklarından yararlanmasını veto ile engellediği, AB'nin,  kriz birlikleri oluşturabilmek için bu kaynaklara acilen  ihtiyacı olduğu kaydedilmektedir. Yazıda, İsveç Dışişleri  Bakanı Anna Lindh'in, Türkiye ya da Makedonya gibi ülkelerin  terörle mücadeleyi, kendi azınlıklarını baskı altına almak  için kullanabilecekleri konusunda uyarıda bulunduğu da ifade  edilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            Le Figaro gazetesinde (22/10) "Gent Zirvesi'nde Onbeşler,  Genişleme Süreci ve Sonuçlarını Ele Aldılar" başlığı ve  Philippe Gélie imzasıyla yayımlanan yorumunda, Gent  Zirvesi'nden söz edilmekte, zirve sırasında sarfettiği basit  bir cümleyle Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın, genişleme  oyununun kurallarını değiştirmek ister gibi bir izlenim  bıraktığı belirtilmektedir. AB Dönem Başkanı'nın, önümüzdeki  14-15 Aralık'ta Laeken'de yapılacak toplantıdan bahsederek,  "Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerini sonuçlandırmak için  doğru yolda olan ülkeler konusunda bilgi verip  veremeyeceğimizi o zaman göreceğiz" dediğine işaret edilen  yorumda, bu cümlenin, dikkatli dinleyici kitlesi nezdinde  bir devrim niteliği taşıdığı, Verhofstadt'ın, "Bu 15'lerin  bir tutumu değil, sadece bir olasılık" diye de eklediği  bildirilmektedir. Yorumda, AB genişlemesiyle ilgili olarak  bu yarışta adayların aklından “Birinci genişleme dalgasında  kimlerin yeralacağı” sorusunun çıkmadığı vurgulanmakta,  herkesin gösterdiği gelişmelere göre değerlendirileceği,  ancak gecikenlerin, Türkiye'nin yakalayacağını ileri sürdüğü  bir sonraki treni beklemek zorunda kalmaktan endişe ettikleri,  çünkü bu trenin yıllar sonra geçebileceğine dikkat  çekilmektedir. AB Dönem Başkanı Belçika'nın, bu  değerlendirmenin iki ay gibi bir süre sonra yapılabileceğini  ima ederek, ortalığı bulandırdığına işaret edilen yorumda,  "Bu niyet beyanının yarattığı tepkilere" şaşırdığını  belirten Belçika Dışişleri Bakanı Louis Michel'in, 11 Eylül  olaylarının, genişlemenin ivediliğini artırdığının altını  çizdiği, ona göre; Laeken Zirvesi'nin, "her ülkenin   durumunun derinlemesine incelenmesi" için fırsat teşkil   edebileceğini söylediği, "Elbette bir liste söz konusu değil,  ama fevkalade belirgin bir çalışma yapılabilir" diyen  Bakan'ın, "aritmetikle uğraşmıyoruz, siyaset meydanındayız"  diye de eklediği aktarılmaktadır.

            İSVİÇRE BASINI:

            Neue Zürcher Zeitung'un (22/10) "Gent'deki AB Zirvesinin  Artçı Depremi" başlığıyla Internet'ten alınan bir yazısında,  Gent Zirvesi sonrası tepkilerden söz edilmekte, AB zirvesi  öncesinde genişleme süreci ve özellikle de Türkiye'ye  ilişkin açıklamaların Avrupa Konferansı'nda temsil edilen  aday ülkelerin tepkisine yol açtığı belirtilmektedir.  Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, AB hükümet başkanlarının  bir sonraki AB müzakere toplantısında 12 aday ülkeye söz  hakkı tanıdığını, buna karşılık Türkiye'nin dışarıda   bırakılmasından dolayı Belçika Dışişleri Bakanı Michel'e   kızgınlığını dile getirdiği belirtilen yazıda, Bakan Cem'in,  bu durumu, Aralık 1999'daki Helsinki Zirvesi'nde ülkesine  tanınan adaylık statüsünü tekrar geri alma çabası olarak  yorumladığı, AB'nin, bu siyasi gösteriyle, NATO imkanlarının   kullanımına karşı çıkan tek ülke olarak, AB gayretlerine   engel olduğu yönünde ülkesine bir işaret verilmek  istendiğini belirttiği kaydedilmektedir. Yazıda, öte yandan  Ankara'nın, bu oyalama taktiğiyle, oluşturulması düşünülen  AB askeri kriz yönetiminde etkinliğini güçlendirmeyi umduğu  ifade edilmektedir.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Alithia gazetesinin (21/10) "Üyeliğimiz Gelecek Aralık  Ayında Açıklanacak" başlıklı haberinde, Belçika'da  gerçekleştirilen AB Konseyi'nin “tarihi gelişme niteliğindeki” toplantısında, aday ülkelerin 2002'ye kadar müzakereleri  tamamlamasından sonra AB'nin genişlemesine karar verildiği,  AB Konseyi'ne başkanlık eden Belçika Başbakanı Verhofstad'ın,   aralıkta yapılacak toplantıda AB'ye üye olacak aday  ülkelerden ilk grubun isimlerinin açıklanabileceğini de  söylediği bildirilmektedir. Genişlemeden Sorunlu AB Komiseri  Gunther Verheugen'in ise yaptığı açıklamada, AB'nin Kıbrıs  sorununun çözümünde Türkiye'nin yardımlarını beklediğini  söyleyerek, "Kıbrıs ve bazı diğer ülkelerle ilgili AB süreci  sonuna yaklaşıyor. Bundan dolayı ilgili taraflar siyasi  bir çözüme ulaşılması için fırsat penceresinden  yararlanmalıdırlar.Tüm tarafların çıkar ve endişelerini  dikkate alan bir çözümün unsurları çok iyi bilinmektedir.  Şimdi gerekli olan, Kıbrıs sorununun çözüm imkanını  yakalamak için siyasi cesarettir. Çözüm, AB-Türkiye  ilişkilerini de büyük ölçüde kolaylaştıracaktır" dediği  kaydedilmektedir.

            Fileleftheros gazetesinin (22/10) "Eğer Kesin Olarak  AB Üyesi Olacağımız Konusunda İkna Edilirse" başlıklı  yorumunda, Avrupa'nın, “Çözüm olsun veya olmasın, bütün  Kıbrıs, özgür bölgeler olarak değil Kıbrıs Cumhuriyeti  olarak AB'ye üye olacaktır. Hatta işgal yüzünden henüz  yasal devlet tarafından kontrol edilemeyen bölgeler konusu  askıda kalsa bile” mesajını vermesi gerektiği vurgulanmakta,  böylece, Türkiye'nin “tehdit savurmasının” önleneceği ve  tam olarak katalizör bir rol oynayacağı ileri sürülmektedir.  Yorumda, ayrıca şu ifadelere de yerverilmektedir: “Ne yazık  ki adaylığının onaylanması Türkiye'yi cesaretlendirmiştir.  Bu, Türkiye'yi Kıbrıs topraklarının işgal edilmesi ile  ilgili birçok suçtan arındırmıştır. Ancak Türkiye'nin üyelik  niteliği, Kıbrıs sorunundaki davranışına bağlıdır. AB  yetkililerinin Türkiye'nin umut bağlayacağı herhangi bir  boşluk bırakmamaları gerekmektedir. Ayrıca, Türkiye'nin  siyasi sorunumuzu kullanarak ve AB üyesi ülkeleri üyeliğimiz  sonucunda ortaya çıkacak çatışmalar ve istikrarsızlıkla  tehdit ederek, Kıbrıs'ın üyeliğini engellediği konusunda  izlenim de yaratılmamalıdır.”

           

         ESKİ SAYILAR