24/10/2001       

   

        ANKARA, 24/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 23 Ekim tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  değinen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

       ALMANYA BASINI:

            Der Tagesspiegel gazetesinde (23/10) "Kendince Arabulucu"  başlığı ve Susanne Güsten imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  Türkiye'nin konumu itibariyle Avrupa ve Asya kıtasını birbirine  bağlayan bir köprü görevi gördüğüne dikkat çekilmekte, ülkenin,  ABD'deki terör saldırılarından sonraki yeni dünya düzeni ortamından yararlanmak istediği ifade edilmektedir. Türklerin, İstanbul'da  Avrupa ile İslam devletleri arasında bir konferans düzenleme  teklifinin, Avrupa Birliği tarafından da olumlu karşılandığına  işaret edilen yazıda, ancak, Türkiye'nin İslam dünyası içinde  gerçekten ne yapabileceğinin muğlak bir konu olduğu, çünkü,  dinin devlet tarafından yönlendirilmesinin, diğer Müslüman  topluluklar tarafından kızgınlıkla karşılandığı kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, AB'ye, "Kültürlerin Uyumu"  konusunda görüş alışverişinde bulunmak üzere İslam Konferansı'na  üye devletlerle İstanbul'da bir araya gelmeleri teklifini sunduğu, Müslüman bir demokrasi olarak Türkiye'nin, dinler arasındaki  arabulucu rolünü üstlenmek istediği, böyle bir rolün ülkenin  Batı'daki siyasi ağırlığını artıracağı ve AB'ye üyelik şansını yükselteceği, ancak, bundan fazla bir şeyin elde edilemeyeceği,  çünkü Türkiye'nin, kendi dini ile hala bir takım pürüzlerinin  bulunduğu değerlendirmesine yer verilen yazıda, Diyanet İşleri Başkanı'nın, "Uyanmak ve kafamızı kumdan çıkarmak zamanı gelmiştir" diyerek İslam dünyasına seslendiği ve diğer Müslüman ülkeleri,  "Kuran'ın gerici yorumuna bağlı kalmakla" suçladığı belirtilmektedir. Yazıda, ayrıca, Yazar Gülay Göktürk'ün, "Avrupa'nın bizi iyi  görmesi yeterli değil. Nijerya veya Afganistan'daki Müslümanlar  bizi taklit edeceklerse bizi örnek olarak görmeleri gerekiyor"  diyerek, İslam'ı bir tehdit olarak ilan eden ve Müslüman kadınlara başörtüsü takmayı yasaklayan Türkiye'nin pek de cazip olmadığını söylediğine işaret edilmektedir.

            Die Tageszeitung gazetesinde (23/10) "Kıbrıslı Türklerin  Ülkeye Girişi Yasak" başlığı ve Jürgen Gottschlich imzasıyla  yayımlanan yorumda, Friedrich-Eber Vakfı'nın, "Bölünmüş Akdeniz  Adası Kıbrıs'ta politikacılar birbirleriyle konuşmuyorsa, en  azından iki tarafın gazetecileri biraraya gelsin" düşüncesiyle  hareket ederek aradaki uçurumların gerçekte ne kadar derin olduğunu  görmek için, Türk, Yunan ve Kıbrıslı gazetecilerin önce İstanbul,  ardından da Selanik'te biraraya getirilmesini amaçlayan bir toplantı düşüncesinin gerçekleştirilememesinin büyük bir kayıp olduğu dile getirilmektedir. Tarafların "dar kafalılığından" bu buluşmanın gerçekleşemediği vurgulanan yorumda, bölünmenin üzerinden yaklaşık  30 yıl geçtiği, Almanya'da duvarın yıkılmasının öncesindekine benzer  bir biçimde, taraflar arasındaki ilişkinin çok az olduğu belirtilen yorumda, şu ifadelere yer verilmektedir: "Aslında bu durum AB  tarafından değiştirilecekti, ama öyle görünüyor ki, asıl Kıbrıs'ın  AB'ye alınması halinde ayrılık kesinleşmiş olacak. Kıbrıslı Rumlar  için, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuzey ile birleşmeden de AB'nin üyesi  olması artık bir sorun değil. Rum tarafının ortak görüşü, devletler  hukuku bağlamında son derece önemli sorunlar ortaya çıkabilecek  olmasına rağmen 'Biz bu konuda kendimizi Türklerin engellemesine  teslim etmeyiz' şeklindeydi. Ama AB'nin dış sınırı Kıbrıs'ın  ortasından geçerse, bu her iki tarafın yeniden birleşmesini çok  daha uzağa atacak. Adanın üyeliğe alınmasının öncesinde ciddi bir  çözüm bulunması için AB'den, Yunanistan'a yönelik yapılan hafif  baskıya, Atina, AB'nin genişlemesini vetoyla engelleme tehdidiyle  cevap verdi. 11 Eylül sonrasında değişen uluslararası durum, konuyu politik anlamda geri plana attıysa da, gerçekte sorunu daha da keskinleştirdi. Şimdi Kıbrıs Rumları, kurtarıcı olarak gördükleri  AB'ye eskisinden daha fazla bir istekle, en kısa zamanda ulaşmak istiyorlar."

            İNGİLTERE BASINI:

            Financial Times gazetesinin (23/10) "Türkiye, Daha İddialı  Bir Dış Politika Oluşturmayı Amaçlıyor" başlıklı ve Judy Dempsey  imzalı Internet'ten alınan bir yazısında, "ABD'deki 11 Eylül  saldırıları sonrasında terörizmle mücadele konusunda Washington  ve Avrupalılar ile birlikte daha önemli bir rol üstlenebileceği  konusunda kendine güvenen Türkiye'nin, daha iddialı bir dış politika oluşturmaya çalıştığı" ileri sürülmekte, bu güvenin sebebini ise  ülkenin jeopolitik konumunun Orta Doğu'ya değil, Avrupa'ya  bağlanacağı inancından kaynaklandığı kaydedilmektedir. Türkiye'nin Afganistan'a bakışının da ele alındığı yazıda, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Hüseyin Bağcı'nın,  "11 Eylül'den bu yana yeni ortam nedeniyle Türkiye'nin jeopolitik  önemi çok daha artmıştır... 1923'te Türkiye'yi tanıyan ilk devlet, Afganistan olmuştu. Afganistan, Kemal Atatürk tarafından kurulan  Türk çağdaşlık modeliyle ilgilenmişti" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir. Türkiye'nin gelinen noktada henüz herhangi bir  somut yarar sağlayamadığı vurgulanan yazıda, Dışişleri Bakanı  İsmail Cem'in, Orta Asya Cumhuriyetlerinden Özbekistan ve  Tacikistan'a yaptığı ziyaretlerinden söz edilmekte ve diplomatik kaynakların bildirdiğine göre Bakan Cem'in, Taliban iktidardan düşürüldükten sonra Türk barış gücü askerlerinin Afganistan'da üstlenebileceği rolü belirlemeye çalıştığı ifade edilmektedir.  Yazıda, Türkiye'de hükümetin asker gönderme taraftarı olduğu,  ancak kamuoyunun da bölünmüş durumda bulunduğu, ABD karşıtı  eğilimlerin yönlendirdiği bir kesimin, Türk askerlerinin, ABD  önderliğinde Müslümanlara dayatılacak yeni bir sömürgeciliğin  bir parçası olarak kullanılacağı inancını taşıdığı, diğer bir  kesimin ise Türkiye'nin yeni bir Afganistan için bir model oluşturabileceğinde ısrarlı olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye'nin  savaş sonrası Afganistan'la ilgilenme arzusunun, "dış politikada  daha yüksek bir profil verme isteği ile kuşkulardan uzak olma  isteğinin bileşiminden kaynaklandığına" işaret edilen yazıda,  "Türkiye'nin yıllarca terörist tehdidinin üzerine giderek  Avrupalıları bu konuyu yeterince ciddiye almamakla suçladığı,  haklı olduğunun da ortaya çıktığı" ifade edilmekte ve şöyle  denilmektedir: "Ancak haklı çıkmak, Türkiye'nin AB ile olan  ilişkilerine pek de olumlu bir etki yapmadı. Olan son haftalar  içinde ilişkilerin bozulmasıydı. Önde gelen bir NATO üyesi olan  Türkiye, AB'nin yeni 60 bin kişilik acil müdahale gücünün müstakil  bir operasyon yürütmesi halinde AB'nin NATO olanaklarını kullanmasına  izin verilmesini engelleyen vetosunu kaldırmaya yönelik olarak  hiçbir şey yapmadı. Bu veto, gelecekteki tatbikatların ve değişik  askeri senaryoların planlanmasını da engellemeye başladı. AB  yetkilileri de önde gelen üye adaylarından olan Kıbrıs'ın AB'ye  bölünmüş bir ada olarak katılmasından giderek daha fazla  endişelenmeye başladılar... Bazı AB diplomatları da Türkiye'nin  beklemede olduğunu ve Washington'un Ankara'ya baskı  uygulamayacağına inandığını söylüyor. Bazı AB yetkilileri ise Washington'un Ankara'ya baskı yapmak yerine Türkiye'yi Avrupa'ya  sokmak için bu ülkeye daha da esnek davranacağından bile endişe  ediyor. Bir AB diplomatı, 'Bu, tam anlamıyla bir çelişkidir.  Washington, Avrupalıların külfeti paylaşma konusunda daha fazlasını yapmalarını istiyor. Ancak Türkiye de NATO olanaklarına erişim izni vermeyerek bizi engelliyor. Bir şeyler verilmesi zorunludur' dedi."

       KIBRIS RUM BASINI:

            Fileleftheros gazetesinde "Üyelik Süreci ve Kıbrıs Sorunu"  başlığı ve Dr. Andreas Theofanus imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  2002 yılının Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB'ye üyelik süreci için belirleyici bir yıl olacağı ileri sürülürken, 11 Eylül'den sonra uluslar arası  alanda ortaya yeni gelişmelerin çıktığı ve bunun da AB-Kıbrıs konusunu etkileyeceği vurgulanmaktadır. Yorumda, Türkiye'nin, büyük adanın stratejik açıdan kontrol edilmesi politikasına yapışıp kalmaya devam edeceği, konuyla ilgili olarak Türkiye'de iki görüşün varolduğu  bunlardan "birincisinin, Türk çıkarlarının sağlama alınarak Kıbrıs sorununun çözümlenmesinden sonra Ankara'nın Kıbrıs'ın AB üyeliğine  itiraz etmeyebileceği yönünde olduğu, ikincisinin ise, sorunun  çözümünden sonra ve Türkiye'nin üyeliği ile birlikte Kıbrıs'ın AB  üyesi olması gerektiği" şeklinde olduğu ifade edilmektedir. Yorumda, ayrıca şöyle denilmektedir: "AB ve ABD'ye gelince; Kıbrıs sorununun üyelikten önce çözümlenmesini tercih ettikleri birçok kez ifade edilmiştir. Nitekim böyle bir senaryo, Doğu Akdeniz'de ve bölgedeki gerginlik ve uzlaşmazlıklardan kaçınılmasını sağlayacaktır. Ancak  AB ve ABD, çözümden önce üyelik beklentisine de olanak vermiştir. Özellikle 11 Eylül'de gerçekleşen terör saldırısından ve ardından  gelen uluslararası çalkantıdan sonra hem Amerikalılar hem de  Avrupalılar, Kıbrıs sorunu ve adanın AB'ye üyeliği yüzünden bir  sorun daha yaşamak istemeyeceklerdir. Sorun, gerekli yaklaşımların olmaması halinde AB ve ABD'nin nasıl tavır takınacaklarıdır."

            MISIR BASINI:

            El-Hayat gazetesinin (22/10) "Orta Asya Ülkeleri Turuna  Başlayan Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, İslam Ülkeleri ve  Avrupa Ülkeleri Arasında Bir Toplantı Önerisinde Bulundu" başlıklı haberinde, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Afganistan'daki  gelişmeleri görüşmek üzere Orta Asya ülkelerine gerçekleştirdiği  geziden söz edilmekte, 11 Eylül'de ABD'de meydana gelen saldırıların ardından Avrupa Birliği ve İslam ülkeleri arasındaki anlayış  ortamını teşvik etmeye yönelik toplantıya ev sahipliği yapma  önerisinde bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Azerbaycan,  Türkmenistan ve Özbekistan ziyareti öncesi Bakan Cem'in yaptığı açıklamada, önerinin Avrupa Birliği ülkeleri ile aday ülkelere  sunulduğunu ve önerinin büyük bir memnuniyetle karşılandığını  söylediği kaydedilen haberde, ziyarette bulunduğu ülkelerle ilişkileri geliştirme arzusu içerisinde olduğunu dile getirdiği belirtilmektedir.

            RUS BASINI:

            Vremya Novostey gazetesinde (23/10) "Türk İkilemi: Afgan  Krizi Ankara'ya Pahalıya Mal Oluyor" başlığı ve Nodar Mosaki ile  İgor Maksimov imzalarıyla yayımlanan yazıda, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Ankara ile ortak etnik ve dil bağları bulunan Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan olmak üzere BDT üyesi üç ülkeye yaptığı ziyaretinden söz edilmekte, Bakan Cem'in,"tek ailenin fertleri"  olarak tanımladığı bu üç halkla, Afganistan savaşının başlamasından  sonra bölgede oluşan karmaşık durumdan sonra görüşmeler yapılması  gereğini vurguladığına dikkat çekilmektedir. 11 Eylül'den sonra Türkiye'nin bölgedeki rolünden söz edilen yazıda, "Ankara için  Afganistan krizinin siyasi açıdan iki boyutu var. Birincisi,  Türkiye bölgede aktif bir oyuncu olarak Afganistan'daki nüfuzunu  yitirmek istemiyor. Türk nüfuzunun Afganistan'da başlıca ileticisi  Kuzey İttifak komutanlarından General Dostum'dur. Dostum'un emrindeki birlikler 1998'de yenilgiye uğrayıp Mezarı Şerif'i kaybettikten sonra General Dostum, bir süre Türkiye'de yaşadı. Ankara, ABD yönetimindeki  bazı eğilimleri göz önüne alarak, Afgan savaşının Türkiye'nin komşusu  ve ticari ortağı olan Irak'a sıçrama ihtimalini dışlamıyor. Türkler,  bunun ağır sonuçlar doğuracağını ve ülkelerinin "büyük savaşa" sürüklenebileceğine inanıyor. İkincisi, bir çok Türk gözlemcisine  göre Batı, New York'daki olaylar sayesinde nihayet 'terörizm  dehşetinin' ne olduğunu anlayacak ve Türkiye'nin insan haklarını  ihlal ettiği yolundaki suçlamalarını durduracak. Başka bir deyişle  bazı kişiler, savaşa katılmakla, Ankara ve AB arasındaki ilişkilerde atılım olacağına inanıyor" denilmektedir.

 

         ESKİ SAYILAR