
01/11/2001
ANKARA, 01/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 31 Ekim 2001
tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
değinen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (31/10) "Türkiye Başbakanı: AB, Türkiye'ye Yönelik
Terörle Savaşmak İçin Elinden Geleni Yapmıyor" başlıklı
James C. Helicke imzalı haberinde, Başbakan Bülent Ecevit'in milyonlarca Türk'ün Almanya'ya göç etme yolunu açan bir
anlaşmanın 40'ıncı yıldönümü dolayısıyla
düzenlediği basın toplantısında
yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'ni, Türkiye'ye
karşı saldırılar planlayan teröristlere karşı yeterince güçlü
bir tavır almamakla suçladığı bildirilmekte, Başbakan Ecevit'in
Kürt asilerin ve İslami köktendincilerin AB ülkelerinde faaliyet gösterdiklerini
ve 11 Eylül'de New York ve Washington'a yapılan saldırıların ardından, terörle
mücadelenin uluslararası bir sorumluluk
olduğu uyarısında bulunduğu aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Die Zeit dergisinin (31/10) “Vetoya Karşı Hoşgörü Pazarlığı”
başlıklı ve Joachim Fritz-Vannahme imzalı Internet'ten alınan
bir yazısında, terörle mücadelede Türk siyasetçileri ve
diplomatların, “cesur bir öncü ve Batı dünyası ile Doğu
dünyası arasında ideal bir arabulucu” imajı vermeye
çalıştıkları iddia edilmekte, Başbakan Yardımcısı Mesut
Yılmaz'ın, geçen haftaki Berlin ziyaretindeki "Uluslararası terörizme karşı ortak bir mücadele verilmiş olsaydı, bu
kadar uzun süre acı çekmemize
gerek kalmazdı... Türkiye'deki demokratikleşmeyi
engelleyen birileri varsa, o da Ankara'nın
Kürt politikasını eleştiren Avrupalı dostlarımızdır"
şeklindeki sözlerine dikkat çekilmektedir. Başbakan Yardımcısı Yılmaz'ın, 11 Eylül'den sonra nihayet herkesin Türk
dostlarının ne yapmak istediğini
kavradığını belirttiği kaydedilen yazıda,
böyle bir konuşmada AB yolunda birçok şeyin kolaylaşacağı
yönünde bir umudun varlığının hissedildiği, ancak Brüksel'deki
Türkiye uzmanlarının bu hissin yanıltıcı olduğu görüşünü
taşıdıkları vurgulanmaktadır. “Kıbrıs sorunu, insan hakları, AB üyelik kriterleri ve Türkiye'deki ekonomik kriz”
konularındaki eleştirilerin bugün hala varlığını koruduğuna
işaret edilen yazıda, bu eleştirilerin hiçbirinin yeni olmadığı ifade edilmektedir. Tüm alanlarda Türkiye'nin çok geride
bulunduğu ileri sürülen yazıda, “Mesut
Yılmaz ülkesini 2010 yılında
AB üyesi olarak görmek istiyor. Romanya ve Bulgaristan
da, bu tarihte üye olacaklarını hayal ediyorlar. Ancak bu iki
ülke bile, -Brüksel'de
kullanılan ifadeyle- Türkiye'ye göre bir
üst ligde oynuyorlar. İşte bu tür zaaflar, arabulucu
olarak başrole soyunmaya ve öncü olmaya rağmen Türkiye'yi
diğerleriyle eşit hale getirmiyor. Hele bir inat politikasını
sürdürmek hiç eşitlik sağlamıyor.”
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten gazetesinin (31/10) "Türkiye, AB Olgunluğunda Değil" başlıklı ve Manfred Perterer
imzalı yazısında, Türkiye'nin,
yıllardır kağıt üzerinde AB adayı olduğu,
ancak kendisiyle müzakereye oturulmadığı belirtilmekte ve bu durumun böyle devam edeceği iddia edilmektedir.
Fransız AB Parlamenteri Alain Lamassoure'un "Türkiye'nin üyelik
yolunda kaydettiği gelişmeler" konusundaki raporun ele alındığı
yazıda, söz konusu raporun, “tam
anlamıyla imha niteliği taşıdığı”
değerlendirmesi yapılmaktadır. Hristiyan demokrat
politikacının, Türkiye'yi, Avrupa Birliği'nin tüm aday
ülkelerin Avrupa'ya uygunluğu için ölçüt olarak belirlenen
30 kriter açısından incelediği vurgulanan yazıda, ortaya
“Türkiye, 15 AB ülkesinin Avrupa ayarında demokrasi
tasavvurunu yerine getirmekten çok uzak” şeklindeki bir
sonucun çok açık olarak ortaya çıktığı ifade edilmektedir.
Raporda, siyasi suçlar, hapishanelerin durumu, açlık grevleri
gibi konularda eleştirilerin dile getirildiği belirtilen
yazıda, AB'nin, aday ülke Türkiye'yi sosyal alanda da
kınayarak, çocuk işçiliği, işçi hakları ve sendikal haklar
ile kadın-erkek eşitsizliği konularında dikkat çekilmektedir.
Yazıda, bu tür hukuki noktaların dışında bazı siyasi sorunların da Türkiye'nin AB yolundaki engellerini oluşturduğu
belirtilmekte ve şöyle
denilmektedir: “Kıbrıs sorunu hala çözüme kavuşmuş
değil. Bu, hassas bir konu olarak varlığını sürdürüyor...
Avusturyalı Milletvekili Hannes Swoboda, 'Orada yakın bir
zamanda tatmin edici bir çözüm bulunamazsa, Türkiye ve AB
arasında ciddi bir kriz olur' diyerek tedirginliğini dile
getirdi... Esasen kriz çıktı bile. Örneğin NATO ve AB
arasındaki yakın işbirliğinin Türk tarafınca bloke edilmesi
yüzünden. AB, kurmak istediği 60 bin kişilik kendi askeri
birliği için NATO kaynaklarından yararlanmak istiyor. NATO
üyesi Türkiye, her bir harekatta söz hakkı olmazsa, buna
izin vermek istemiyor. Bir AB diplomatı, 'Bu, AB'nin güvenlik politikasında doğrudan söz hakkı ile eşanlamlı.
Bunu kabul edemeyiz' diyerek eleştiriyor... Üçüncü büyük
siyasi sorun, Kürtlerin kaderi... Lamassoure, Türkiye'nin
silahlı terörizmin sona ermesinden sonra da güneydoğu illerine
ve Kürtlere yönelik geniş çaplı bir politika yürütmeyi ihmal
ettiğine işaret ediyor. Reformlar için zaman daralıyor.
Türkiye, AB üyeliği adaylık statüsünü kaybetme tehlikesine
giderek yaklaşıyor. Sonuçta para da söz konusu. Birlik her
yıl milyonlarca Euro'yu Boğaz'a
pompalıyor. Amaç: 'Türkiye'ye üyelik
yolunda mali yardım... Lamassoure: 'Türkiye'deki
siyasilerin ve toplumun Avrupa Birliği'ne gerçekten ne kadar
yakınlaşmak istedikleri önümüzdeki yıl belli olacak' diyor.
En geç 2002 sonbaharında, Kıbrıs'la
müzakereler tamamlandığında işin
rengi belli olacak deniyor.”
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı (KİPE)'nın (31/10)
Internet sayfasında
“"Yunanistan'ın Kıbrıs Büyükelçisi'nin Açıklaması"
başlığıyla yayımlanan haberinde, Yunanistan'ın Lefkoşa
Büyükelçisi Hristos Panagopulos'un, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne
katılımının, “işgal kuvvetlerinin ayrılması
ve BM kararları çerçevesinde iki
bölgeli ve iki toplumlu bir
federasyon çözümünün bulunması
gibi, adil ve kabul edilebilir şartlarla
adanın tekrar birleşmesinin Kıbrıs
halkına en iyi fırsatları sunacağını”
belirttiği ifade edilmektedir. Panagopulos'un
yaptığı konuşmada, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin
geçen haftaki Kıbrıs ziyareti sırasında dile getirdiği
görüşlerini takdir ettiğini, ayrıca Kıbrıs'ın AB'ye katılımının
adadaki tüm halk için güvence oluşturduğunu ve AB üyesi refah bir Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Kıbrıslı Türklerin geleceği
mümkün olan en iyi şekilde
korunacağını vurguladığı belirtilen haberde, "Kıbrıs'ın üyeliği,
Denktaş yönetimi tarafından geliştirilen
korkuların ve güvensizliğin dağılmasına katkıda bulunacak.
Ayrıca işbirliğini, dostluğu ve iki toplumun barışçı bir
şekilde birlikte yaşamalarına müsaade edecek gerekli
güvenceleri sağlayacaktır" dediği ve Kıbrıs ile işbirliğinin
artırılması için Yunanistan'ın
gerekli olan tüm önlemleri alacağı
yönünde güvence verdiği aktarılmaktadır.
ÖZBEKİSTAN BASINI:
Taşkentskaya Pravda gazetesinin (31/10) "Yurtta Sulh
Cihanda Sulh..." başlıklı haberinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluş yıldönümü olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamasına değinilmekte,
büyük önder Atatürk'ün belirlediği "yurtta sulh
cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda Türkiye'nin, son yıllarda
hem iç ve hem de dış politikada büyük başarılar kaydettiği,
bunların oluşmasında ülkenin jeopolitik konumu ile hem Müslüman
bir ülke olması ve hem de laik toplum anlayışını benimsemesinin etkili olduğu ifade edilmektedir. Haberde, Türkiye'nin, hem
Asya hem de Avrupa ülkesi olmasının politikasını belirlemesinde
kendisine avantaj sağladığı, soğuk savaş sonrasında ortak tarihi,
kültürel ve coğrafi bağlarının olduğu yeni bağımsız ülkelerle
dostane ilişkiler kurduğu, Avrupa Birliği'nin üyesi olmayı amaç
edindiği, Avrasya'nın önemli ülkesi olmayı hedeflediği, Güneydoğu
Avrupa İşbirliği ve Kafkasya Paktı'nda
öncü rol oynadığına işaret edilmektedir. Türkiye'nin, terörle mücadele
konusundaki ilkeli politikasını her fırsatta gösterdiği ve ABD'nin
Afganistan'a yönelik operasyonlarına
katkı sağladığı vurgulanan haberde, Özbek-Türk
ilişkilerinin son on yıl içerisinde hızlı bir şekilde geliştiğine dikkat
çekilmektedir.