05/11/2001     

 

            ANKARA, 05/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 02-04 Kasım 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  değinen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            Los Angeles Times gazetesinin (03/11) "Nüfusunun Büyük  Çoğunluğunu Müslümanların Oluşturduğu Türkiye, Taliban  Düşmanlarına Yardım Etmek Amacıyla Asker Göndermeyi Kabul  Etti" başlıklı ve Amberin Zaman imzalı Internet'ten sağlanan  yazısında, Türkiye'nin Afganistan'a asker göndermesi konusu  ele alınmakta, konuyla ilgili tartışmaların bulunduğu ifade  edilmektedir. Birçok Türk siyasetçinin, “savaşın, Türkiye'nin  kendisini Batı'ya bir kez daha Balkanlar, Orta Doğu ve Orta  Asya'daki petrol zengini Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerde  eksen olarak değerini kanıtlaması açısından altın bir fırsat  olduğunu söylediğine” işaret edilen yazıda, Bush yönetiminin  bu hafta, Türkiye'nin bir yıldır mücadele ettiği ekonomik  krizden çıkmasına yardımcı olmak üzere dokuz milyar dolarlık  acil yardım kredisinin ödenmesi için Uluslararası Para Fonu'na  baskı yapmayı sürdüreceğinin işaretini verdiği” kaydedilmektedir.  Yazıda, bazı Türk yetkililerin, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin  insan hakları siciline ilişkin uzun süredir varolan şikayetlerini  bir yana bırakarak artık Türkiye'yi memnuniyetle karşılayacaklarını öngörecek kadar ileri gittikleri, Başbakan Ecevit'in, Türkiye'nin, gerçekleştirdiği eylemlere karşı ödül peşinde olduğuna yönelik spekülasyonları reddederek, "Küresel teröre karşı savaş o kadar  önemlidir ki üstlendiğimiz rolü, mali veya başka çıkarlar için  bir pazarlık konusu yapmamız asla mümkün olamazdı" dediği  aktarılmaktadır.

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (02/11) "Tecrübesiz"  başlıklı yorumunda, “Avrupa Birliği'nin, uluslararası terörizme  karşı mücadeleyi, geniş ölçüde iştirak etmeden ama ilgili bir  seyirci olarak izlediği belirtilmekte” ve “Askeri eyleme hazır  olma durumunun (ve kabiliyetinin) söz konusu olduğu büyük ihtilaf zamanlarında, üye devletlerin ulusal refleksleri her zaman olduğu  gibi topluluk teşebbüsünün üzerinde yer almaktadır” denilmektedir. Yorumda, “AB'nin krize hazır olamamasının nedeninin, yöneticilerinin  bir kriz yöneticisi olarak ortada gözükmemeleri ve diğer taraftan  da sanki önemli bir rol oynuyormuş gibi davranmaları” olduğu  kaydedilmekte ve şu ifadeler aktarılmaktadır: “AB Dönem Başkanı  olarak Belçika Dışişleri Bakanı Michel'in açıkladığı görüş, AB'yi gelecekte de güvenlik politikası bakımından sadece bir figüran  olarak görmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Michel'in  terörizme karşı savaşa yaptığı katkı, sadece siyasi dürüstlüktür.  Onun, 'hava saldırıları Ramazan ayında durdurulsun' demesi, açık söyleyelim, sanki Pekin'de bir bisikletin yere düşmesi gibi  birşey. Bu, laubalilik gibi görünen, fakat Avrupa'nın yönetimi  konusunda ciddi sorulara neden olan, dünya politikasındaki  tecrübesizliğin bir göstergesidir. Peki bu arada, çok sık tenkit  edilen Türkiye ne yapıyor? Gösteriş yapmadan özel kuvvetlerini gönderiyor.”

            AVUSTURYA BASINI:

            Oberösterreichische Nachrichten gazetesinde "Türkiye İçin  Yeni Dönüm Noktası" başlığı ve Gerhard Maurer imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye'nin Afganistan'a asker gönderme kararı ele  alınmakta, “ABD'nin son 20 yıldır en zor görevlerle karşı karşıya  kalan tek müttefiki” olarak tanımlanan Türkiye'nin bölgedeki  konumuna da dikkat çekilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin bu yeni  kararıyla şimdi terörle mücadelede yine ön cephede yer alacağı,  çünkü nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ve ABD'nin güvenebileceği  tek ülke olduğu vurgulanmakta, bunun, Ankara için hem memnuniyet  hem de endişe verici bir unsur olduğu ileri sürülmekte, “Ülke,  siyasi partilerin tüm inanılırlıklarını kaybederek ekonomik ve  mali bir krize yol açtıkları bir bunalım içinde. Türkiye terörle  mücadele koalisyonunda aktif şekilde yer aldığı zaman Dünya Bankası  ve Uluslararası Para Fonu'nun kendisine yardım etmeye hazır  olacağından emin olabilir” denilmektedir. Yorumda, “Türkiye'nin  geçmişte SSCB'nin çöküşünden kısa bir süre sonra, Orta Asya'da  egemen güç olarak kendini göstermeye çalıştığı” ve Kuzey Irak'ın kontrolünün ele geçirilmesine ilişkin planlarının bulunduğu iddiası  dile getirilmekte, bütün bu çabalarının bedelinin, “Avrupa Birliği'ne  tam üyelik, yani Atatürk'ün ülkeyi Avrupa'ya bağlama hayalinin gerçekleşmesi anlamına geldiği” ifade edilmektedir. Yorumda,  ayrıca, Ankara'nın, Avrupa'nın sıcak bölgelere karşı kalkanı  olmanın karşılığında uzun vadeli olarak siyasi ve ekonomik  istikrar beklediği vurgulanmakta, “Bu bedeli ödeyecek kendisi  olmadığı için, ABD, Avrupalıları uzun zamandan beri Ankara'nın  arzularını yerine getirmeleri için zorluyor. Ancak AB Avrupası  yan çiziyor. İç politika ve ekonomide giderek tırmanan sorunlar  gözönünde bulundurulduğunda, aslında hiçbir Avrupa ülkesi bugün  70 milyon Müslüman'dan oluşan Türkleri yeni AB vatandaşları olarak  görmeye hazır değil. Kırılan umutlar ve beklentilerin AB ile  Türkiye arasında derin bir yabancılaşmaya yol açma riski giderek  büyüyor. Yeniden dürüst ilişkilere başlamanın zamanı çoktan geldi” denilmektedir.

            AZERBAYCAN BASINI:

            Zerkalo gazetesinin (02/11) "Türkiye, BM Güvenlik Konseyi'ne  Üye Olabilir" başlıklı ve T.Mamed imzasıyla yayımlanan haberinde, Avrupa Parlamentosu'nun düzenlediği ve Avrupa ülkelerinden parlamentlerler, işadamları ve bilim adamlarının katıldığı  "Müslüman Ülkelerle İşbirliği" konulu konferansta İngiltere  Dışişleri eski Bakanı ve Avrupa Sosyalist Partileri Grubu  Başkanı Robin Cook'un, “BM Güvenlik Konseyi'nde Müslüman bir  ülke bulunması gerektiği” şeklindeki açıklaması bağlamında,  konferansta bir konuşma yapan Belçika Parlamentosunun Türk  asıllı üyesi Fatma Pehlivan'ın, Türkiye'nin Batı ile Müslüman  ülkeler arasında bir köprü olduğunu kaydederek, "Türkiye Avrupa  Birliği'ne üye olduğu takdirde Avrupa Birliği'nin kapılarının  sadece Hristiyan devletler için açık olduğu şeklindeki söylentilere  son verilecektir. Bundan sonra Müslüman radikallerin 'Müslümanların  hiçbir uluslararası teşkilatta temsil olunmadığı' yönündeki  beyanatları anlamını yitirecektir" dediğine işaret edilmektedir.  Türkiye modelinin bütün Müslüman dünyası için bir örnek olması  meselesine ABD'nin de ciddi yaklaştığı belirtilen haberde,         Washington'da düzenlenen "Terörle Mücadelede Türkiye'nin Artan  Rolü" konulu seminerde bir konuşma yapan ABD Ulusal Güvenlik  Konseyi Avrupa sorumlusu eski Başkanı Tony Blinken'in de,  "Halihazırda İslam dünyası ABD'yi düşman olarak görüyor. Bu  tutum ancak Türkiye'nin çabasıyla değiştirilebilir. Bunun için  Washington uluslararası meselelerde Ankara'ya destek vermelidir.  Bunun dışında kutsal Kudüs topraklarının yüzde 90'ının Filistin'e verilmesini başarabilirsek, bu ABD'nin İslam dünyası ile  ilişkilerini olumlu yönde etkileyecektir. Türkiye bu konuda da  olumlu ve yapıcı bir rol oynayabilir" dediği kaydedilmektedir.  Haberde, Türkiye'nin Batı ile İslam dünyası arasındaki köprü  rolünün, ABD yönetiminde de görüşüldüğü, Washington'da ve  Avrupa'da, dünyada yaşanan yeni gelişmeler ve uluslararası  problemlerin çözümünde Türkiye'nin rolünün arttırılması  gerektiğinin anlaşıldığı, bu açıdan Cook'un açıklamasının,  uygarlıklar arasında diyalogda Türkiye'nin önemli rolünün  itiraf edilmesi gibi değerlendirilebileceği, eğer BM Güvenlik  Konseyi'nde herhangi Müslüman bir devletin olması gerekecekse,  büyük bir ihtimalle Washington ile Londra'nın Türkiye'yi aday gösterecekleri ifade edilmektedir.

            ERMENİSTAN BASINI:

            AZG gazetesinin (02/11) "Türkiye, AB'ye Girmek İçin  Yeterince Olgunlaşmadı" başlıklı Internet'ten sağlanan haberinde,  Avrupa Parlamentosu ve Batı Avrupa Birliği Asamblesi üyesi Dimitro  Volçiç basın mensuplarıyla yaptığı görüşmede, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için yeterince olgunlaşmadığını belirterek,  "Türkiye, AB'nin tüm taleplerini yerine getirinceye kadar daha  10 yıl geçecek" dediği, Ermenistan'ın Avrupa ile entegrasyonu  konusundaki soruya ise, Erivan'ın Avrupa Konseyi'ne üye olmak  için Bakü'den daha fazla çaba sarfettiğini vurguladığı  bildirilmektedir.

            İNGİLTE RE BASINI:

            Reuter'in (04/11) "Ecevit: Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ı 'İlhak'  Edebilir" başlıklı ve Elif Ünal imzalı haberinde, Başbakan Bülent Ecevit'in Milliyet gazetesinde yer alan açıklamasında, Kıbrıs'ın uluslararası alanda tanınan Rum Hükümeti'nin Avrupa Birliği üyesi  olması halinde, Türkiye'nin, tek taraflı olarak ilan edilmiş Kıbrıs  Türk Cumhuriyeti'ni 'ilhak' edebileceğini söylediğine dikkat  çekilmekte ve “böyle bir girişimin, Türkiye'nin AB'ye bir gün  girebileceği umutlarına ciddi bir darbe vuracağı”, çünkü, “AB'nin  Ankara ile üyelik görüşmelerine başlama şartları arasında Türkiye'nin, BM'nin Kıbrıs'ı federal bir şemsiye altında birleştirme çabalarıyla işbirliği yapmasının bulunduğuna” işaret edilmektedir. Haberde,  Ecevit'in sözlerinin, Kuzey Kıbrıs ile birleşmenin değil, ekonomik entegrasyonun muhtemel olduğunu söyleyen siyasetçi ve yetkililerin ihtiyatlı sözlerine oranla daha sert bir çizgide olduğu belirtilmekte, açıklamanın, BM'nin özel temsilcisi Alvoro de Soto'nun bu hafta  Kıbrıs barış görüşmelerinin tekrar başlaması amacıyla Ankara'ya  yapacağı ziyaretin arifesine denk geldiğine dikkat çekilmektedir.

            Reuter'in (02/11) "Türkiye, Yeni Bir Mali Yardım Alabilmek  İçin NATO Üyelerine Destek Olmak Zorunda Kalabilir" başlıklı Mark Bentley'in haberinde, “Türkiye'nin Afganistan'a birlik gönderme  yolunda aldığı kararın, bu ülkenin milyarlarca dolarlık mali bir  yardım almasını kolaylaştırabileceği,, ancak bu paranın büyük  kısmını alabilmek için yüzünü IMF'den ziyade NATO müttefiklerine  dönmesi gerektiği” ifade edilmektedir. NATO'nun yegane Müslüman  üyesi ve ABD'nin yakın bir müttefiki olan Türkiye'nin, Afganistan'a  90 kişilik bir kuvvet gönderilmesi yolunda attığı adımın 2002 yılı  için ihtiyacı olan 13 milyar dolarlık ek yardımın sağlanmasına  yardımcı olmasını ümit ettiği ileri sürülen haberde, “Tabii ki  askeri güç karşılığında dolar yardımı yapılacağı şeklinde bir  alış-veriş söz konusu değil. Ancak burada akla gelen, Washington'un,  sadık müttefiki Türkiye'nin Batı'nın stratejik hesaplarında bu  kadar önemli bir rol oynaması karşısında ekonomisinin bozulmasına  izin vermeyeceği” denilmektedir. Türkiye'nin "terörizmle savaş"  konusunda attığı bu yeni adıma rağmen, müttefiklerinin mali yardım yapmakta istekli olup olmadıklarının henüz belli olmadığına işaret  edilen haberde, New York'daki Fitch Inc. üst düzey yetkilisi Edward Thompson'un, "ABD yönetimini bir ülkenin IMF'den paraya ihtiyacı  olduğu konusunda ikna etmek zor. ABD'den veya başka bir ülkeden  doğrudan yardım geleceğine dair bir gösterge yok" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. 

            MISIR BASINI:

            Al-Hayat gazetesinde (04/11) “Türk Katılımı” başlığı Davut  El-Şereyan (Suudi Arabistan Riyad Bölgesi Müdürü) imzasıyla  yayımlanan yorumda, Afganistan'a 90 kişilik özel Türk kuvveti gönderilmesinin sebeplerini ayrıntılı bir biçimde anlatan  Bakanlar Kurulu'nun açıklamasına yer verilmekte, açıklamada,  "Türk kuvvetinin Afganistan'daki Kuzey İttifakı'nın yönlendirilmesi  ve istihbarat bilgilerinin toplanmasına ilişkin eğitim, kurtarma çalışmalarına katılma, insani yardımların dağıtımı, sivillerin  korunması, zorunlu hallerde yerleşim bölgelerinin boşaltılması,  Taliban'ın devrilmesi sonrası hükümetin kurulmasına yardımcı  olma, istikrar ve barışın sağlanması görevlerini üstleneceğine"  dikkat çekildiği bildirilmektedir. “Türk kuvvetlerinin amacının, Amerika'nın Afganistan'daki savaşının Müslümanlara karşı olmadığını vurgulamak olduğu, ancak Türkiye'nin, bu rol için uygun olmadığı,  çünkü, Türkiye'nin Müslüman kamuoyundaki inandırıcılığının İsrail'le yaptığı işbirliğinden sonra zayıfladığı” iddialarına yer verilen  yorumda şu ifadeler de aktarılmaktadır: “Ankara, Washington'un  vefalı müttefiki olduğunu, Batı'yı ve Batılıları sevdiğini göstermek  için coşkulu bir duygusallık içerisinde, bu rolün Avrupa Birliği'ne katılmasının da önünde duran Müslüman kimliğini zayıflattığını  unutuyor ve Batı'nın kendi siyasi çıkarları için Türkiye'nin  üyelik sorununu kullandığını, Müslüman imajına ve konumuna,  uygarlık mirasına zarar verecek şekilde, Avrupalı uyruğunu  almadaki aşırı istekliliğini suiistimal ettiğini anlamaktan  yoksun görünüyor. Türkiye ayrıca, bu coşkulu şekilde Batı'ya  yönelişinin, Batı'yla dostluğun, kendisini İslam'dan ve  Müslümanlardan uzaklaştırdığına dair bir kanıt olduğunu ve bu  yönelişinden ne kendisine ne de insanlığa bir yarar gelmeyeceğini göremiyor. Türkiye bu davranışıyla, ne pahasına olursa olsun  dinini, tarihini ve uygarlığını görmezlikten gelen bir müttefike  ihtiyacı olmayan Avrupa Birliği'ne ve Avrupalılara katılmaktan uzaklaşıyor. Bu nedenle Batı, uygarlık niteliklerinden ödün  veren, başkalarının çıkarları, saygınlığı ve itibarı için rol  üstlenen, Arapları ve Müslümanları oldukça kızdıran Türkiye'yi  üyeliğe kabul etmeyecektir.”

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefteros Tipos gazetesinin (04/11) "Papandreu: Türkiye  İle İlişkilerde Tek Yol Barıştır" başlıklı ve Angeliki Spanu  imzalı yazıda, Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun Türk-Yunan  ilişkileri ve Kıbrıs konusundaki açıklamasından söz edilmektedir.  Yazıda, Bakan Papandreu'nun Türk-Yunan ilişkileri konusundaki  bir soruya verdiği yanıtta, iki ülke halklarının dostluğunun  gerekliliğini vurguladığı, “şiddet kullanma, çatışma ve tehdidin,  iki toplum için olumsuz sonuçlar yaratacağını” ifade ettiği, son  iki yılda yaşanan Türk-Yunan yakınlaşması konusunda olumlu bir  çok gelişme kaydedildiğini söylediği belirtilmekte ve Dışişleri  Bakanı İsmail Cem'in açıklamasıyla ilgili olarak şu görüşleri aktarılmaktadır: “Gelecekte kaydedilecek gelişmeler oldukça  nettir. Kıbrıs AB üyesi oluyor. Türkiye ise, ya Kıbrıslı Türkler aracılığıyla üyelik öncesi sürece katkıda bulunacak, ya da  Kıbrıs'ın AB üyeliğine seyirci kalacaktır. Prodi ve Verheugen'in  son açıklamaları, Kıbrıs konusundaki AB düşüncelerini net bir  şekilde ortaya koyuyor. Helsinki'nin açtığı yolun kolay olmadığını söyleyerek, Türkiye ile ilişkilerin olumlu yönde gelişmesi ve  Kıbrıs sorununun çözümü için perspektifler doğmuştur.”

            To Vima gazetesinin (04/11) “Ankara'da İki Farklı Görüş”  başlıklı ve Alkis Kurkulas imzalı yorumunda, uluslararası terörle  mücadele çerçevesinde savaş bölgesine asker gönderip göndermeme  konusunda, Türk yönetiminin iki farklı görüşte olduğu ileri  sürülmekte, Türk kamuoyunun ise, kesinlikle savaş bölgesine  Türk askerlerinin gönderilmesini istemediği bildirilmektedir.  Yorumda, “bölgeye asker gönderilmesinden yana olan Başbakan  Bülent Ecevit ve bu görüşü destekleyen ordu kesiminin,  Türkiye'nin NATO üyesi bir ülke olması nedeniyle, ABD'nin  uluslararası terörle mücadele konusunda alınan karara uymasını  gerekçe olarak gösterdiği, Türk ordusunun, yaşanan son uluslararası gelişmelerin ardından, Kürt konusunda ve fanatik İslamcılara  karşı tutumunun 'yasal' olduğunu uluslararası camiaya kabul  ettirdiğine inandığı” kaydedilmektedir. “Türk askerlerinin  bölgeye gönderilmesinin arkasında Türk ekonomisinin düştüğü  bunalımdan kurtarılması planlarının yattığı” iddiasına yer  verilen yorumda, muhalefetin ise, verilecek ek mali desteğin  de ülke ekonomisinin düze çıkmasına katkıda bulunacağına  inanmadığı belirtilmektedir. Yorumda şu ifadelere de yer  verilmektedir: “Türk siyasi yorumcular, Türkiye'nin tutucu  kanadının terörle mücadele çerçevesinde uluslararası alanda  kendi isteklerini kabul ettirme yolunda hareket etmesine rağmen,  Türk tarafının bu konuda başarısız olduğu görüşünü ileri sürerek,  bu görüşü, ABD'nin Avrupa konularından sorumlu olan yetkilisi  Robert Bratke'nin açıklamasına dayandırıyor. Amerikalı yetkili  geçenlerde yaptığı açıklamada, AB Savunması konusuna değinerek,  NATO alt yapısından faydalanma umudunu yitirmesi halinde, AB'nin  tamamen kendisine bağlı bir ordu oluşturma yolunda ilerleyeceğini  söyledi. Bu da kuşkusuz Türk çıkarlarına ters düşen bir gelişme olacaktır.”

 

         ESKİ SAYILAR