06/11/2001     

            ANKARA, 06/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 05 Kasım 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  değinen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde (03/11)  "Avrupa Güvenlik Politikası Dar Çevrede" başlığı ve Batı  Avrupa Birliği (BAB) Meclis Başkanı Klaus Bühler imzasıyla  yayımlanan okuyucu mektubunda, 26 Ekim 2001 tarihinde  yayımlanan “Strasbourg Reformlar Konusunda Türkiye'yi  Uyarıyor" başlıklı haber ve "Eksiklikler" başlıklı yoruma  atıfta bulunulmakta ve şöyle denilmektedir: “Avrupa  Parlamentosu'ndaki bazı milletvekillerinin Türkiye'ye yönelik eleştirilerini benimsemiş olmanızı düşündürücü buluyorum.  Hatta yorumda, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP)  için NATO planlama kapasitesinden yararlanılmasına ilişkin  AB talebine karşı Türkiye'nin görüşlerini şantaj olarak  niteleyen Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı  Elmer Brock'un kaba sözlerini üstleniyorsunuz. Bu tespit,  AB'nin Türkiye veya örneğin, Kanada ve Rusya gibi devletlere  karşı AGSP çerçevesinde gösterdiği küstahlığı yansıtmaktadır.  Türkiye değil, AB'ye üye devletler inandırıcılık sorunuyla  karşı karşıyadırlar. AB'nin AGSP konusunda da tuhaf ısrarını  sürdürmesi, bazı tasfiyecilere cazip gelebilir, fakat bu,  güvenlik politikasıyla ilgili ilerlemelerde daha ziyade  engelleyici bir tutumdur. Tarihi bakımdan ise bir geri  adımdır... Fakat burada, AB küstahlığının bir bakış açısı  kendisini ifade etmektedir. Türkiye, üyeliğe aday olmakla  birlikte, perspektifi ve ciddi bir üyelik müzakeresi olmayan  bir aday olduğunu çok önceden hissetti. Bu nedenle de  özellikle kendini koruyor. Diğer ülkeler ise daha çekingen  davranıyorlar, fakat bu, statü ve etki kaybına uğrayacakları  gerçeğini değiştirmiyor. Adaylık statüsüne silik bir şekilde  işaret edilmesi ise, AB küstahlığının ikinci bakış açısı. AB  ve üyeleri, Türkiye'yi tecrit etmeye çalışıyor. Böyle bir  şeyin neden tam da, Müslüman ağırlıklı toplumlara karşı  tavırların iyice düşünülüp taşınılması gereken bir zamanda  meydana geldiği ise AB'nin sırrı olarak kalıyor.Türkiye'nin  konvansiyona makul bir şekilde katılmayı talep etmesi, AB  ile olan tecrübeleri bakımından sadece tutarlıdır. Bunun,  eksik gerçekçilikle de ilgisi yoktur. AB ne Türkiye'ye, ne  de diğer NATO ülkelerine, BAB Parlamenterler Meclisi'nde  ulaştıkları statünün karşılığında makul bir pozisyon  sunmaktadır. Avrupa Parlamentosu'nda, AB üyesi olmayan ülke parlamenterlerinin söz hakkı yoktur. AB bu arada, AGSP için  kolayca bir ortaklık statüsü yaratabilir. Bu statü, Rusya  ve Kanada gibi ülkelere de teklif edilebilir, ki bu ülkelerin   askeri imkanlara ilişkin önerilerine ise, kronik olarak   yetersiz donanımlı AB üyeleri tarafından acilen bir kez daha  ihtiyaç duyulabilir. Bazı AB temsilcilerinin, AB üyelerinden  oluşan dar bir çevrede güvenlik politikası yapılabileceğine  ilişkin görüşü ise, AB küstahlığının üçüncü ifadesidir.”

            Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin (03/11)  "Amerika'nın Güvenilir Ortağı... Akdeniz İle Hindukuş  Arasında Türk Çıkarları" başlıklı ve Lothar Rühl imzasıyla  yayımlanan bir diğer yazısında, "teröre karşı verilen savaşın",  Şark, Rusya ve Avrupa arasındaki stratejik konumu için ne  getireceğinin Türkiye'de dikkatlice sorgulanmaya başlandığı  ifade edilmekte Amerika'nın Afganistan'da Taliban rejimine ve  El Kaide terör örgütüne karşı yürüttüğü askeri müdahalenin  Türkiye'ye etkisi ele alınmaktadır. Başbakan Yardımcısı Mesut  Yılmaz'ın, Türkiye'nin yakın bir gelecekte AB'ye tam üye  olmasını, Türk dış politikasının en önemli hedeflerinden biri  olarak gördüğüne işaret edilen yazıda, bunun da, Kıbrıs ve  Ege konusunda Yunanistan ile süren daimi kavganın, AB'nin  güneye genişlemesi kapsamında bir Atlantik Paktı (NATO)  politikası konusu olmasına neden olduğu kaydedilmektedir.  Ankara'da, Amerika'nın stratejik ortağı ve siyasi değer  kazanmış bir temel direği olmanın Türkiye'nin menfaatine  olduğu görüşünün hakim olduğu belirtilen yazıda,  Amerikalıların krize hakim olabilmeleri ve Akdeniz'in  doğusundan Irak ile İran'a uzanan Şark'taki askeri  operasyonları için, istikrarlı, askeri dayanışma içinde,  toprak bütünlüğü sağlama alınmış ve Batı'ya açık olan  Türkiye'nin, ABD'nin tek bölgesel müttefiki olarak  görüldüğü kaydedilmektedir. Türkiye'nin bölgesel konumunun  ele alındığı yazıda, Rusya'nın Amerika'ya yakınlaşmasından  oluşan birlikteliğin, Türkiye'nin ne yapacağına karar  vermesi gereken yeni sorunlardan biri olduğuna dikkat  çekilmekte ve şöyle denilmektedir: “Rusya ile Amerikan  ittifakı Afganistan'daki eylemin ötesine uzanacak olursa,  Türkiye'nin Orta Asya'da Kafkaslar ile Hindukuş arasında  Hazar Havzası'ndaki enerji kaynaklarıyla zaten sınırlı olan   imkanları daha da azalacak ve Türkiye'nin siyasi değerinin   artması yönündeki umutlarına da sınır konulacak.  Diğerlerinin yanında, Amerika'nın sadece bir yardımcı gücü  olmaktan öteye gitmeyecek: ABD'nin ve NATO'nun AB bağlantılı,  geleceğin 'stratejik ortağı' ise Rusya olacak. Bu da  Türkiye'nin çevresindeki yeni bir oluşumun sabit noktasını  teşkil edecek. Böylece, Türk ordu yönetiminin politika ve  stratejik konseptini, Türk sınırlarının güvenliğinin yanında  Orta Doğu'da mevcut toprak durumundaki istikrarın muhafaza  edilmesi ve bölgesel güç paylaşımı konusunda Türkiye'yi  gözardı edecek bir Amerikan-Rus uzlaşmasından kaçınılması  belirleyecek.”

            Financial Times Deutschland gazetesinde (05/11)  “Ankara'sız Olmaz” başlığıyla yayımlanan başyazıda,  Türkiye'nin Kuzey İttifakı'nı desteklemek üzere Afganistan'a  90 kişilik askeri birlik gönderme kararı, “sevindirici bir  sinyal” olarak değerlendirilmekte, böylece İslam Konferansı   Örgütü'ne üye devletlerin de, Taliban'a karşı verilen savaşı  kara kuvvetleriyle desteklemeye hazır olduklarını İslam  dünyasının görmüş olacağı kaydedilmektedir. Afganistan'da,  BM barış güçlerinin eşliğinde yeni bir devlet düzeninin  kurulmasının güvenceye alınmasına Türkiye'nin katkıda  bulunmasının önemine işaret edilen yazıda, Washington'un  uzun zamandan bu yana “AB'yi bu stratejik müttefikin  değerini bilmemekle suçladığı” ifade edilmektedir. Türklerin  terörle mücadele ittifakına katkıları ne kadar fazla olursa,   ABD'nin, şimdiye dek bağlı kalınan ilkelerden sıyrılarak   Ankara'yla yakınlaşması yönünde Brüksel üzerindeki baskıyı   artırmasının da o denli ağırlık kazanacağı ileri sürülen  yazıda, bu baskının, hem Ankara'nın söz hakkı talep ettiği,  ancak Brüksel tarafından reddedilen AB güvenlik politikasına  hem de AB'ye katılım müzakerelerinin başlamasına yönelik  olacağı belirtilmektedir. Yazıda, gelecekte de gücünü ve  istikrarını koruyabilmesi için bu iki noktada sert tutumunu  sürdürmesinin gerekeceği vurgulanmakta, Ankara'ya, Türkiye'de  işleyen bir demokrasi ve piyasa ekonomisinin oluşması halinde,  katılım müzakerelerinin başlayacağı sözünü veren Avrupa'nın,  bu sözünü başka bir yöne çekmeden kesinlikle yerine getirmek  zorunda olduğu kaydedilmektedir.

            AVUSTURYA BASINI:

            Der Standard gazetesinin (05/11) "Ecevit, Kuzey Kıbrıs'ın  İlhak Edilebileceğini İma Ediyor" başlıklı haberinde, Başbakan  Bülent Ecevit'in Milliyet gazetesinde yayımlanan, Kıbrıs'ın  AB'ye alınması halinde, adanın kuzey kesiminin Ankara  tarafından ilhak edilebileceği şeklindeki açıklamasına  değinilmekte, Ecevit'in görüşüne göre, özerk bir Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, iç politikada özgür, dış ve savunma  politikasında ise Ankara'ya bağımlı olacağı kaydedilmektedir.

            Aynı içerikli haberin "Salzburger Nachrichten" ve  "Kurier" gazetelerinde de yayımlandığı belirtilmektedir.

            Der Standard gazetesinin (05/11) “Akdeniz İklimi”  başlıklı ve Jörg Wojahn imzalı yorumunda, Fas ve İspanya'nın  diplomasi alanında atışmaya devam etmeleri, Suriye'nin, Tony  Blair'e, "Terörist kim?" diye sorarak onu kızdırması,  Başbakan Bülent Ecevit'in, Kıbrıs'ın güneyinin Avrupa  Birliği'ne alınması halinde, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etmekle  tehdit etmesi gibi olaylardan hareketle Akdeniz çevresinde  AB'ye haksızlık edildiği ileri sürülmektedir. Yorumda,  Brüksel'de başlayacak olan, AB Dışişleri Bakanları ile  Akdeniz'e kıyısı olan 12 ülkenin Dışişleri Bakanlarından   oluşacak Euromed Konferansı'ndaki atmosferin, böylece  şimdiden elektriklenmiş olduğu belirtilmekte, 1995'te  güneydeki havayı yumuşatmak amacıyla Akdeniz ülkelerine  siyasi, ekonomik ve kültürel yakınlaşmayı öngören Barselona  sürecini başlattıkları hatırlatılmaktadır. Yorumda, ayrıca,  Başbakan Ecevit'in, Kıbrıs konusundaki açıklamasının,  “Afganistan krizi dolayısıyla ABD tarafından son günlerde  özellikle pohpohlanan ülkeye, AB'nin Ankara'nın beklediği  ölçüde kolaylık göstermemesinin yarattığı düş kırıklığının”  neden olduğu kaydedilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Financial Times gazetesinde (05/11) "AB'nin Kıbrıs'ı  Üyeliğe Kabul Etmesi Halinde Türkiye'den İlhak Tehdidi"  başlığı ve Leyla Boulton imzasıyla Internet'ten sağlanan  haberde, Başbakan Bülent Ecevit'in, “AB, bölünmüş adanın  sadece güney bölümünü kontrol eden Kıbrıs Rum hükümetini  üyeliğe kabul ettiği takdirde, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etmeleri  ihtimali bulunduğu” şeklindeki açıklaması ele alınmakta,  ABD ve AB tarafından desteklenen BM'nin, Kıbrıs Türkleriyle  Rumlar arasındaki görüşmelerin tekrar başlamasına yönelik  yeni bir girişim başlatmış bulunduğu, BM Kıbrıs Özel  Temsilcisi Alvaro de Soto'nun, Kıbrıs'taki taraflarla  görüşmelerde bulunduktan sonra Ankara ve Atina'ya yapacağı  ziyaretlerden söz edilmektedir. Öte yandan, bölünmüş adanın  üyeliğe alınması ve Türkiye'nin üyeliğine muhalif yeni bir  AB ülkesinin yaratılmasının, Ankara ve AB arasında yeni  sürtüşmelere yol açmasının beklendiği ifade edilen haberde,  Yunanistan'ın da, Kıbrıs üyeliğe alınmadığı takdirde  genişlemeyi bütünüyle bloke etme tehdidinde bulunduğu  hatırlatılmaktadır.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) (05/11) "Kasulidis,  Ankara'nın, Denktaş'ı Görüşme Masasına Göndermekten Başka  Tercihi Olmadığını Söyledi" başlıklı Internet'ten alınan bir  haberinde, Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas'ın, Türkiye  Başbakanı Bülent Ecevit'in Milliyet gazetesine verdiği  "Kıbrıs'ın AB'ye üye olması durumunda Türkiye'nin Kıbrıs'ın  kuzey bölgesini ilhak edebileceği" yolundaki demecine  cevaben yaptığı açıklamada, Ankara'nın AB kararlarına uymak  zorunda olduğunu söylediği bildirilmektedir. Kıbrıs'ın AB'ye  üyeliğinin çok iyi bir gelişme katettiğini belirten  Protopapas'ın, Türkiye'nin, kendi tarzıyla ve AB önerileri  doğrultusunda buna katkıda bulunabileceğini bildirdiği,  ayrıca Kıbrıs'taki siyasi sorununa bir çözüm bulunmasının  Kıbrıs'ın AB üyeliği için şart olmadığını vurguladığı  kaydedilen haberde, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in de  TBMM'de yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ın AB'ye üye olması  durumunda Türkiye'nin AB ile ilişkilerini etkileyecek bir  karar almak zorunda kalacağını söylediğine dikkat  çekilmektedir. Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yannis Kasulidis'in  de, AB-Akdeniz ülkeleri dışişleri bakanları toplantısı için  Brüksel'e hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda yaptığı  açıklamada, Cem'in TBMM'deki konuşmasının, Türkiye'nin  Kıbrıs ile ilgili dış politikasının başarısız olduğunu  gösterdiğini ve bu durum karşısında Ankara'nın, Kıbrıs  sorununa siyasi iradeyle bir çözüm bulunması için işgal  lideri Rauf Denktaş'ı görüşme masasına göndermekten başka  tercihi olmadığını söylediği ifade edilen haberde, Lefkoşa'yı  ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin de,  Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasa da Kıbrıs'ın AB'ye ilk  üye olacak ülkeler arasında olduğunu söylediğine işaret  edilmektedir.

           

 

 

         ESKİ SAYILAR