09/11/2001     

 
ANKARA, 09/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında
08 Kasım 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
değinen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

ABD BASINI:

AP'nin (08/11) "Uluslararası Af Örgütü, Türkiye'ye
Sistematik İşkenceye Son Vermesi Çağrısında Bulundu"
başlıklı haberinde, Uluslararası Af Örgütü'nün, Türkiye'yi
Avrupa Birliği'ne verdiği insan hakları sicilini düzeltme
ve işkenceye karşı mücadele etme sözlerini yerine
getirmemekle suçladığına işaret edilen açıklamasında,
"Türkiye'de işkencenin sistematik ve geniş yapısı, neredeyse
herkesi işkence görme riski altında bırakıyor. İşkenceye
son vermek ve kişisel dokunulmazlık için geç kalınmıştır...
İşkenceyle mücadele ve bununla birlikte kişisel dokunulmazlık
konusunda etkin ve ciddi önlemler alındığına dair belirtiler
görmedik" ifadelerinin yer aldığı kaydedilmektedir. Haberde,
ayrıca, Uluslararası Af Örgütü'nün açıklamasında, "Türkiye'de
gözaltına alınanların kendilerine işkence edenleri teşhis
etmelerini önlemek için rutin olarak gözleri bağlı
ifadelerinin alındığını, dayak, cinsel suistimal, ölüm
ve tecavüz tehditleri, diğer psikolojik işkence yöntemleri,
elektrik şoku, kollardan asma, uykudan, yiyecek, içecek ve
tuvaleti kullanmaktan mahrum etmenin Türkiye'de yaygın
olarak görülen suistimal ve işkence yöntemleri arasında
olduğunun" da belirtildiği aktarılmaktadır.

The Wall Street Journal gazetesinin (07/11) "Türkiye'nin
Tarihi Rolü" başlığıyla yayımlanan bir yazısında, Türkiye'nin
Afganistan'a asker gönderen ilk Müslüman ülke ve ikinci
NATO müttefiki olduğuna dikkat çekilirken, bölgedeki jeopolitik
konumu ve tarihi önemine işaret edilmektedir. Yazıda,
Türkiye'nin Afganistan'a asker göndermesinin ve "Taliban
rejimini devirmek için yürütülen operasyonda ve El-Kaide
örgütünü yok etmede hem de savaş sonrası jeopolitik düzenin
sağlanmasında Türkiye'nin rolünün" bazı Batılı ülkeler
tarafından anlaşılmadığının altı çizilmekte, Türkiye ile
Afganistan ilişkilerinin tarihçesinden söz edilmektedir.
Yazıda, ayrıca, Türkiye'nin terörizmle mücadelesindeki
deneyiminden yararlanılmasının gerektiği de vurgulanmakta ve
şu ifadelere yer verilmektedir: "Türkiye için Afganistan'da
ABD'nin müttefiki olarak yer almak o kadar da kolay olmayacak.
Körfez Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin yaşadığı tecrübeler
etkileyici değildi. Saddam Hüseyin iktidarda kaldı ve Türkiye
mülteci krizi, ciddi ticari kayıplarla boğuşmaya mecbur oldu.
Zaten zorda olan ekonomiye ek yük olarak Türkiye'nin Körfez
Savaşı'nda 40 milyar dolar kaybettiği iddia ediliyor. Türk
nüfusunun büyük çoğunluğu Afganistan'daki savaşa olumsuz
bakıyor. Türk yetkililer, ayrıca Irak'ı üçe bölecek ve
Bağdat'ı daha kötü bir konuma sokabilecek olan, Saddam'ı
devirme amaçlı bir savaşa karşı uyarıyorlar. Bunlar akla
yatkın endişeler ve Türkiye'nin bu tehlikeli durum için
verebileceği akıllı önerileri var. Ancak Türkiye, tarihin
takdir etmiş göründüğü bir rolü üstlenmeye teşvik edilebilir.
Bunu yapabilmek için Türkiye'nin Batı desteğinin garanti
edilmesine ihtiyacı vardır. Avrupa Birliği, tarihin zorladığı
Türkiye'nin zayıflayan üyelik isteğine cevap vererek İslami
radikallerle mücadelede daha büyük bir katkıda bulunamaz.
ABD, Türkiye'nin bağlılığının karşılığını vermeli ve geçen
yüzyılda Atatürk'ün gösterdiği şekilde bir rolü üstlenmesi
için Türkiye'yi cesaretlendirmelidir."

BELÇİKA BASINI:

De Standaard gazetesinde (07/11) AB'ye aday ülkeler
dosyasında "AB'ye Aday Ülkeler" başlığı altında yayımlanan
yazıda, her aday ülkeden tanınmış bir kişinin tanıtıldığı,
Letonya'dan atlet Romans Vainstein, Polonya'dan Papa Jean
Paul II, Slovakya'dan manken Adriana Sklenarikova,
Romanya'dan atlet Nadia Comaneci, Malta'dan malta Şövalyeleri,
Kıbrıs'tan politikacı Rauf Denktaş, Türkiye'den Abdullah
Öcalan, Estonya'dan besteci Arvo Part, Litvanya'dan politikacı
Vytautas Landsbergis, Çek Cumhuriyetinden Cumhurbaşkanı Vaclav
Havel, Bulgaristan'dan Simeon Saks-Coburg, Slovenya'dan
Lippizaner atları, Macaristan'dan yazar Gurorgy Konrad'a
yer verildiği bildirilmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ile Türkiye'den Öcalan'ın, Türkiye-AB ilişkileri
bağlamında tanıtıldığı bölümde, "Denktaş'ın AB'ye üye olmak
için Kıbrıs'ı kullanan Türkiye ile işbirliği yaptığı",
"Öcalan'ın gölgesinin ise AB ile ilişkilerin üzerinde
dolaştığı" değerlendirmesi yapılmaktadır. Yazıda, AB'nin
sınırları tartışılmakta, "bir gün İngiltere'den Urallara kadar
uzanarak tüm Avrupa'yı kapsayacak mı?" sorusunun cevabı
aranmaktadır. AB'nin kuruluşundan beri tarihsel geçmişinden
söz edilen yazıda, şu anda 13 aday ülkenin beklediği, bu
ülkelerin de üye olmak için büyük sorunları olduğu
kaydedilmektedir. Türkiye'nin adaylığının önünde Kıbrıs
sorununun çözümünün bulunduğuna işaret edilen yazıda şöyle
denilmektedir: "Aynı tartışma, üyelik görüşmelerinin henüz
başlatılmadığı 13. aday ülke Türkiye ile şu anda yaşanan
sorunlarda bulunuyor. Bu ülke gerçekten üye olmak istiyor,
ancak AB'ye göre, üyeliği ciddi bir şekilde düşünmeden önce
ülkenin bir dizi temel reformlar yapması gerekiyor.
Türkiye'nin insan haklarına daha fazla saygı göstermesi,
güçlü ordusunu kontrol altına alması ve Yunanistan ile
anlaşmazlıklarını gidermesi gerekiyor. Belirgin olmasa ve
açıkça söylenmese de Avrupa Birliği içinde bir soru var:
Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin Birlik'te
yeri var mı? AB duraksamayı sürdürüyor."

İTALYA BASINI:

Il Giornale gazetesinin (08/11) "Türkiye Kuzey Kıbrıs'ı
İlhak Etmek İstiyor" başlıklı haberinde, Washington Post
gazetesinin, "Türkiye'nin, AB'nin Kıbrıs Türklerini
önemsemeden Kıbrıs Rum Devleti'ni üye olarak kabul etmesi
durumunda, yalnızca Ankara tarafından tanınmış olan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilhak etme tehdidinde bulunduğu,
böyle bir ilhakın, Türkiye'nin AB'ye girme yönündeki tüm
ümitlerini ortadan kaldırabileceği ve Orta Doğu ve Orta
Asya'ya yakın olan Akdeniz'in doğusundaki gerilimleri
arttırabileceği" şeklindeki açıklamasına atıfta bulunulmakta,
her şeye karşın, Başbakan Bülent Ecevit'in yaptığı
açıklamaların, müzakereleri başlatmak için diplomatik bir
manevra da olabileceği ihtimalinden sözedilmektedir.

KIBRIS RUM BASINI:

Politis gazetesinin (08/11) "İslam Ülkeleri ve AB
Ortak Toplantısı Önerisi" başlıklı haberinde, Dışişleri
Bakanı İsmail Cem'in, AB-Akdeniz Ülkeleri Toplantısı'nda,
56 İslam ülkesi ile AB arasında terör konularının görüşülmesi
amacıyla bir toplantı yapılması önerisinin "zemin kaybettiği"
ileri sürülmekte, toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides'in,
İslam
ülkeleri ile AB arasında böyle bir toplantı gerçekleştirilmesi halinde,
KKTC'nin de, gözlemci statüsüyle
yer aldığı İslam Konferansı Örgütü vasıtasıyla toplantıya
katılacağı endişesini belirterek, medeniyetler diyalogunun
AB-Akdeniz Konferansı çerçevesine dahil olduğunu ve bu
çerçevede kalması gerektiğini savunduğu bildirilmektedir.
Kasulides'in, dünyanın şu ana kadar terörizmin tarifini
henüz yapamadığını, bundan dolayı bu içerikte bir toplantının
başarı olasılığının sınırlı olduğunu anlattığı belirtilen
yorumda, Kasulides'in bu görüşünden sonra İslam ülkeleriyle
AB arasında Cem'in önerisine uygun bir toplantı yapılmasının
oldukça zor olduğunun kabul edildiği ifade edilmektedir.

Alithia gazetesinde (08/11) "Ecevit'in Demeci AB
Parlamentosu'nda" başlığıyla yayımlanan bir haberde,
Yunanistan Yeni Demokrasi Partisi Avrupa Parlamenteri
Hristos Zaharakis'in, Başbakan Bülent Ecevit'in, "Kıbrıs'ın
işgal altındaki bölgelerinin Türkiye'ye entegre edilmesiyle
ilgili tehditlerini" AB Parlamentosu Genel Kurul gündemine
taşıdığı bildirilmektedir. Haberde, Zaharakis'in, AB Bakanlar
Konseyi'ne yönelik bir sorusunda, "Başbakan Ecevit'in
demecinin, Türkiye Bakanlar Kurulu üyelerinin hemen hemen
tümü tarafından benimsendiğine, ayrıca Dışişleri Bakanı
İsmail Cem'in de Atina ziyaretinden çok kısa bir süre önce
aynı imalarda bulunduğuna işaret ettiğine" de yer
verilmektedir.

YUNANİSTAN BASINI:

Ethnos gazetesinde (08/11) "Zor Konular Rafa..."
başlıklı ve Nikos Meletis imzasıyla yayımlanan yorumunda,
Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Yunanistan ziyareti ele
alınmakta, Türk ve Yunan Dışişleri Bakanlarının, "bizi
yakınlaştıran konulara evet" mantığına sadık kalarak,
Kıbrıs konusu nedeniyle Türk-Yunan ilişkilerinde meydana
gelen sorunu aşmaya çalıştıkları ifade edilmektedir.
Atina'ya gelen Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in,
havaalanında yaptığı açıklamada, bu tür ziyaretlerin
iki ülkenin birbirini anlaması ve işbirliği olanaklarının
gelişmesinde yararlı olduğunu söylemekle yetindiği,
Papandreu ve Cem'in yaptıkları açıklamalarda ise, ele
alacakları konulara değinmeyi tercih ettiklerine işaret
edilen yorumda, gerek Cem ve gerekse diğer Türk
liderlerinin Kuzey Kıbrıs topraklarının Türkiye'ye entegre
olabileceği yolunda yaptıkları "tehditkar" açıklamaların
Atina'yı rahatsız ettiği, çünkü bu açıklamaların, Türk-Yunan
yakınlaşma sürecini olumsuz yönde etkilediği gibi, gergin
bir ortam yarattığı ve Helsinki kararlarını Türk tarafının
tanımadığını gösterdiği kaydedilmektedir. Yorumda, Bakan
Cem'in ziyaretiyle ilgili olarak, "Cem'in Atina'ya gelme
tarihi de tesadüfi sayılmamalıdır. Çünkü 10 gün sonra AB
tarafından Türkiye raporu beyan edilecektir ve Türkiye
AB'ye Yunanistan ile yakınlaşma sürecinin devam ettiği
izlenimini vererek bir 'yükten' kurtulmaya çalışacaktır"
şeklindeki bir değerlendirmeye de yer verilmektedir.

To Vima gazetesinin (08/11) "Kıbrıs Sorununa İlişkin
Görüş Farklılıkları Büyük" başlıklı yorumunda, Dışişleri
Bakanı İsmail Cem'in Atina ziyaretine değinilmekte, Bakan
Cem'in, gerek Dışişleri Bakanı Papandreu ile öğle yemeği
sırasında, gerekse Cumhurbaşkanı Stefanopoulos ile görüşmesi
sırasında, "son zamanlarda üst düzey Türk yetkilileri
tarafından yapılan 'işgal' altındaki kesimin ilhak edileceği
şeklindeki açıklamaların" hem Türk-Yunan ilişkilerini, hem
de Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği
konusunun ön plana çıktığı ileri sürülmektedir. Dışişleri
Bakanı Cem'in sorunun çözümlenmesi konusunda karamsar olduğu
izlenimi verdiği ve sorumluluğu Kıbrıs Rum tarafına yüklediği
ifade edilen haberde, "Birinci derecede önemli" konular
üzerinde iki ülke arasında büyük görüş farklılıkları hala
olmasına rağmen, Papandreu ile Cem'in, daha az önemli konular
üzerinde işbirliğini geliştirmeye kararlı oldukları,
amaçlarının, "son zamanlarda Türkiye'deki bazı çevreler
tarafından sistematik bir şekilde torpillenmekte olan
Türk-Yunan yakınlaşması ve sakin ortamı sürdürme işlemlerinin
korunması" olduğu kaydedilmektedir.
 

 

 

 

 

         ESKİ SAYILAR