|
15/11/2001
ANKARA, 15/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 14 Kasım
2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine değinen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel gazetesinin (14/11) "Brüksel, AB Adayı Türkiye'yi
Tersledi... Verheugen: Kıbrıs Olmadan Genişleme Olmayacak" başlıklı
ve Thomas Gack imzalı yorumunda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Günther Verheugen tarafından açıklanan AB'nin genişlemesine ilişkin
yıllık İlerleme Raporu'ndan söz edilmekte, Verheugen'in ifadelerine
göre, Avrupa Komisyonu'nun 2004 yılında bir kerede 10 yeni adayı
kabul etmeye hazırlandığı belirtilmektedir. Kopenhag Kriterleri
olarak bilenen demokrasi, insan haklarına saygı ve hukuk devleti olma
özelliklerinin bu ülkelerin tümü tarafından yerine getirilmesi
gerektiği vurgulanan yorumda, Türkiye ile ilgili olarak şu ifadelere
yer verilmektedir: “Buna karşın, yaklaşık iki yıl önce devlet ve
hükümet başkanlarının bir iyi niyet jesti olarak adaylık statüsü
tanınan, ancak görüşmeler yapılmayan Türkiye ise sorunlu
bir istisna olmaya devam ediyor. Türkiye'de hala insan haklarına
şimdiye kadar olduğu gibi yeterince saygı gösterilmiyor. AB ayrıca,
o tarihe kadar Türklerin işgali altındaki Kuzey ile olan siyasi sorun
çözümlenmese de adanın güneyindeki Rumca konuşan Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni üyeliğe almaya kararlı. Ankara şimdiye kadar bir çok
kez güneyin tek başına AB'ye alınması durumunda, Türkçe konuşulan
Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etme tehdidinde bulunmuştu. Verhaugen için artık
herhangi bir tereddüt söz konusu değil; 'Kıbrıs'ın dahil olacağı
konusunda elimi ateşe sokuyorum. Kıbrıs olmadan genişleme olmayacaktır'
diyor.”
Berliner Zeitung gazetesinde (14/11) "Kıbrıs'ın Bölünmüşlüğü
AB İçin Büyük Sorun Haline Geliyor" başlıklı ve Bettina
Vestring imzasıyla yayımlanan yazıda, Brüksel'in, “AB vatandaşı
olarak sadece demokrasi ve hukuk devletinin tadını değil, cömert
mali yardımları da alacaklar” diyerek, “Kıbrıslı Türkleri
tavlamaya çalıştığı” ileri sürülmektedir. AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in sunduğu raporda, "Birleşmiş
bir Kıbrıs'ı yeni üye olarak almak, stratejik hedefimizdir"
dediği, Avrupa Parlamentosu'nda, adanın birbirine düşman iki
kesimine de çağrıda bulunarak, AB müzakerelerinin sona ermesine
kadar geçecek zamanı, bir çözüm bulmak için kullanmalarını
istediği belirtilmektedir. Yazıda, şimdiye dek AB ve BM'nin tüm çabalarının,
“Kıbrıslı Türklerin
inadı yüzünden” başarısızlığa uğradığı ileri sürülmekte,
kamuoyu yoklamalarında Kuzey Kıbrıslıların yüzde 90'ının AB'ye
girmek istemelerinin sürpriz olmadığı, fakat, Brüksel'le kendi başlarına
görüşmelerinin devletler hukuku bakımından mümkün olmadığı
kaydedilmektedir. Hiçbir AB ülkesinin "Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti"ni şimdiye dek tanımadığı, Avrupalıların, güneydeki
Kıbrıs Rum hükümetini adanın tek meşru temsilcisi olarak gördüklerine
belirtilen yazıda, Verheugen'in önümüzdeki aylarda, BM Kıbrıs Özel
Temsilcisi ile birlikte arabuluculuk için daha fazla çaba göstermek
istediği ve zamanın azaldığı ifade edilmektedir.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin (14/11) "Sıkıntı"
başlıklı yorumunda, Avrupa Birliği'nin doğuya genişlemesiyle, Doğu
Akdeniz'de ciddi bir "karışıklık
potansiyelinin" oluştuğu, bununla bölünmüş Kıbrıs'ın
kastedildiği, Türkiye ve Atina'nın tavrıyla daha da karmaşık hale
geldiği ileri sürülmektedir. Yorumda, Yunanistan'ın ortaklarının,
Helsinki'de, bölünmüşlüğün ortadan kaldırılmasını üyelik için
şart koşmayarak bu tutumu bir ölçüde tanımış oldukları, AB
Komisyonu'nun da şimdi aynı şekilde, ihtilaflı tarafların ve
himayecilerin bir orta yol bulma konusundaki isteksizliği nedeniyle,
adayı bölünmüş halde de kabul etmeye razı olmuş göründüğü
belirtilmekte, öte yandan, bölünme nedeniyle, AB'ye hiç de
istenmeyen bir kriz potansiyelinin ithal edileceği, fakat, tarafların
çıkarları nedeniyle AB'yi bu sıkıntıdan kurtaracak bir yolun da
olmadığı kaydedilmektedir.
Die Welt gazetesinin (14/11) "AB Komisyonu Aday Ülkelerin İlerleme
Raporlarını Açıkladı... Örnek Ülke Kıbrıs Siyasi Sorun
Yaratacak" başlıklı ve Andreas Middel imzalı haberinde
ve Deutsche Welle'nin (14/11) "Kıbrıs
Sorununda Çözüm Giderek Zorlaşıyor" başlıklı Internet
sayfasında yer alan haberinde de aynı konuya yer verilmiştir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinin (14/11) "Brüksel, Türkiye'nin AB'ye Acele
Alınmasına Karşı Uyarıyor" başlıklı ve Wolfgang Böhm imzalı
yazısında, AB Komisyonunun genişleme konusunda bu yıl hazırladığı
İlerleme Raporu'nda, Komisyonun 2004 yılında 10 kadar ülkenin üyeliğe
alınmasını gerçekçi bulduğu, ancak, şu an adaylardan hiçbirinin
üyelik için gerekli kriterlerin tümünü gerçekleştirmiş olmadığının
vurgulandığı bildirilmektedir. Raporun Türkiye'ye yönelik bölümünün
özellikle eleştirel olduğuna dikkat çekilen yazıda, Ankara'nın
anayasa reformuna rağmen üyelik için gerekli siyasi kriterleri hala
yerine getiremediği, Türkiye'ye insan haklarının korunmasına yönelik
niyet beyanını gerçekleştirmek için gerekli tüm önlemleri artık
alması çağrısında bulunulduğu kaydedilmektedir. Yazıda, Türkiye'nin
raporun birçok bölümünde Kıbrıs sorununun çözümüne yeterince
katkıda bulunmamakla suçlandığı, AB üyeliği için gerekli gelişmelerle
bir bağlantısı olmamasına rağmen, Avrupa Güvenlik ve Savunma
Politikası'nın NATO kaynaklarından yararlanmasını engellemeyi bırakmasının
istendiği, Türkiye ekonomisi konusundaki endişelerin de dile
getirildiği belirtilmekte, “Bu yılki ilerleme raporu, 2004 yılında
10 kadar ülkenin üyeliğe alınabileceğini ortaya koyuyor, bunun AB bütçesine
zarar vermeyeceği belirtiliyor. AB Komisyonu, aday ülkelerin üyelikle
birlikte Euro'yu da ulusal para birimi olarak kullanabilecekleri ümidini
de açık bir şekilde reddediyor” denilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (14/11) "2002 Yılı, Genişleme İçin Bütün Zorlukları
Aşma Yılı Olacak" başlıklı Pierre Glachant'ın haberinde,
Avrupa Komisyonu'nun, AB'nin 2004 yılına kadar on yeni ülkeyi bünyesine
katmasının mümkün olduğunu ileri sürerek engelin seviyesini biraz
daha yükselttiği, genişlemenin önündeki bir çok engelin, AB tarafından
olduğu kadar aday ülkeler tarafından da, nihai görüşmeler yılı
olarak kabul edilen 2002'de aşılmayı beklediği belirtilmektedir.
Haberde, topluluğun icra organı olan Avrupa Komisyonu'nun yaptığı açıklamada,
AB'ye girişin gerçekleşmesinin tamamlanması için on aday ülkenin
2002 yılı sonuna kadar üyelik müzakerelerinin
bitirilmesini isteyebileceklerini bildirdiği kaydedilmekte, Genişlemeden
sorumlu Avrupa Komiseri Gunther Verheugen'in, “Türkiye'nin, adanın
kuzeyini (Türk kesimi) ilhak etmesinin AB ile Ankara arasında benzeri
görülmemiş bir problem doğurabileceğini
ifade ettiği belirtilmektedir.
AFP'nin (14/11) "Türkiye, Avrupa'nın Eleştirileri Karşısında
Beklenmedik Bir Tavır Sergiliyor" başlıklı ve Florence
Biederman başlıklı haberinde, Avrupa Komisyonu'nun yayımladığı İlerleme
Raporu'yla ilgili tepkilerden söz edilmekte, Avrupa işlerinden sorumlu
Başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz'ın yaptığı açıklamada
"Avrupa'nın eleştirileri AB'ye kabulümüz konusunda yapıcı
katkılar oluşturuyor. Kabul etmeliyiz ki eleştirilerin bir çoğu
haklı yapılmıştır ve bir an önce tartışılması için gündeme
alınmalıdır" şeklinde konuştuğu aktarılmakta, öte yandan,
koalisyon hükümetinin diğer Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin
AB'yi kötü niyetli davranmakla
suçladığı ve raporun yayımlanmasından önce, "Türkiye için
uydurulmuş bazı kavram ve statüler oyalayıcı davranışlardır"
dediğine işaret edilmektedir. Türk basınındaki değerlendirmelere
de yer verilen haberde, Raporun, AB ve Ankara yönetimi arasında ağırlığını
koruyan Kıbrıs dosyası ve Avrupa savunması sorunlarına çözüm
bulunması için Türkiye'ye baskı yaptığı belirtilmektedir.
Haberde, Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Gunther Verheugen'in, "Böyle
bir gelişme karşısında Birlik ve Türkiye arasında bugüne kadar yaşanmamış
bir kriz patlak verecektir" açıklamasını yaptığına işaret
edilen haberde, Ankara yönetiminin, Kıbrıs'a gerçekleştirmesi
muhtemel bir müdahaleden duyduğu endişe nedeniyle, AB ve NATO arasında
yapılacak Avrupa savunması konulu anlaşmayı, karar verme sürecine
dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak engellediği ileri sürülmektedir.
Le Figaro gazetesinin (14/11) "Tehlikeli Kıbrıs Sorunu" başlıklı
haberinde, Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği'nin genişlemesini
tehlikeye sokma riski taşıdığı ileri sürülmekte, Genişlemeden
Sorumlu AB Komiseri Gunter Verheugen'in, “Ya genişleme Kıbrıs'ı da
içine alır ya da genişleme yakın bir gelecekte olmaz” dediği,
çünkü, 1974 yılından bu yana bölünmüş olan adanın statüsünün,
AB üyesi ve Lefkoşa'nın vasisi olan Yunanistan ile birliğe üye
olmak isteyen ancak henüz müzakerelere
başlamayan ve kendisini adanın kuzey kesiminin koruyucusu olarak gören
Türkiye arasında tarihi bir rekabete yol açtığı kaydedilmektedir.
Komisyon Başkanı Romano Prodi'nin, “üyelik öncesinde çok ciddi
bir siyasi çözüm” arzu ettiği şeklindeki açıklamasının, Türkiye'nin
bir gün Birliğe üye olma şansını yok etme pahasına adanın
kuzeyini ilhak etme tehdidinde bulunması için yeterli olduğuna işaret
edilmektedir. Avrupa Milletvekili Alain Lamaoussoure'a göre, krizin,
siyasi tercihlerin yapılacağı vakit geldiğinde ve teknik müzakereler
sona erdiğinde, yani “2002 sonbaharında” ortaya çıkacağı
belirtilen haberde, “Gunther Verheugen gibi Avrupalıların da, iki ülkenin
'fırsatı yakalamaları için' çözüm şansları yok, sadece 'temyiz'
imkanları var. Ancak Kıbrıslılar arasındaki müzakereler halen çıkmazda
ve 'terörle mücadele koalisyonunun' vazgeçilmez bir müttefiki olan Türkiye'ye
baskı yapması için Amerikalılara bel bağlamamak gerekiyor”
denilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (14/11) "Avrupa Birliği'nin Genişleme Süreci
Zorluklarla Karşı Karşıya" başlıklı ve Gareth Jones imzalı
haberinde, Avrupa Komisyonu'nun, Birliğin, "büyük patlamanın"
faydalarını anımsatan, doğuya genişleme konulu şaşırtıcı
derecede iyimser bir raporla Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin endişelerini
azaltmaya çalıştığı ifade edilmekte, ama bu yolun, “bölünmüş
Kıbrıs'ın ne olacağından, yoksul Polonyalı çiftçilerin alacağı
yardım miktarına kadar çeşitlilik gösteren mayınlarla dolu olduğu”
kaydedilmektedir. Yayımlanan raporda Komisyon'un, 2002 yılı sonunda
10 aday ülkeyle, 2004 yılında AB'ye tam katılımları için hazırlık
niteliğindeki görüşmelerin tamamlanacağını söylediği belirtilen
haberde, raporun asıl amacının, hem 15 üye ülkeyi hem de 13 aday ülkeyi
cesaretlendirdiğine işaret edilmektedir. Sayfa sayısı bini aşan
raporun, üye ülkeler arasında artan Avrupa kuşkuculuğuna dair
korkularını kısmen yansıttığı, görüşmeler tamamlandıktan
sonra bütün adayların AB üyeliğinin bir referandumla oylanmasının
beklendiği vurgulanan haberde, raporun içeriğinden söz edilmektedir.
Raporda, Kıbrıs konusuyla ilgili bölümlerin önemine de işaret
edilmekte ve şu ifadeler aktarılmaktadır: “AB, Kıbrıs birliğe
katılmadan önce Kıbrıs Rum hükümetiyle Kıbrıslı Türkler arasında
siyasi bir anlaşmaya varılmasını tercih ettiğini belirtiyor, ancak
gerekirse bölünmüş adayı üye olarak kabul edeceği konusunda da ısrar
ediyor. Bu durum, eğer adanın güney bölümü AB üyesi olursa Kuzey
Kıbrıs'ı ilhak etmekle tehdit eden Türkiye'yi kızdırıyor (Türkiye'nin
kendi AB üyelik başvurusunu mahvedecek bir hareket). Kıbrıs Rum Hükümetinin
ana müttefiki olan AB üyesi Yunanistan,
bu hafta Kıbrıs'ı dışlayan
herhangi bir genişlemeyi bloke edeceğini açıkladı. Salı günü
gazetecilerle görüşen genişlemeden sorumlu Komiser Guenter
Verheugen, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs hükümetini uzlaşma için ikna
etmeye çalışmamasından hayal kırıklığına uğradığını söyledi
ve "Türkiye'den daha çok şey bekliyordum" dedi.”
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zurcher Zeitung'un "Türkiye İle İlişkilerde Gelişmeler"
başlıklı haberinde, Avrupa Birliği Komisyonu'nun aldığı karara göre,
Türkiye'nin, katılım görüşmelerinin başlatılması için gerekli
olan hukuk devleti koşullarını halihazırda yerine getirmiş olmadığı,
2000 sonbaharından beri kaydedilen ve AB tarafından tanınan gelişmelerin
ise raporda iltifatla karşılandığı belirtilmektedir. Genişlemeden
Sorumlu AB Komiseri Verheugen'in, geniş çaptaki anayasa değişikliği
hususunda parlamentoda sağlanan geniş çaptaki konsensüsü, Türk
politikası için Avrupa'ya dönüşün en büyük önceliğe sahip olduğunun
bir işareti olarak değerlendirdiği vurgulanan haberde, Türk yasalarının
tam anlamıyla kontrolden geçirilmesi ve yasaların AB normlarına
uygun hale getirilmesi işlemlerinin yoğunlaştırılması gerektiğini
ifade ettiği kaydedilmektedir. Haberde şu ifadelere de yer
verilmektedir: “Katılım görüşmelerinin başlatılabilmesi için
gerekli koşul olarak raporda, vatandaşların hukuki korunmaları, azınlık
hakları ve politikanın ordunun üzerinde yer almasına ilişkin müeyyidelerdeki
yetersizliklere binaen, kararlı ve dikkate değer reform ve yasal ve
idari konularda yeterli çabaların gösterilmesi talep ediliyor.
Ekonomik alanda ise, komisyonun genişleme servisleri, Türkiye'nin
son iki mali krizin baskısı altında kısa dönemli bir makroekonomik
istikrar politikasına yoğunlaşmış olduğunu, ancak bunun yanı sıra
AB üyeliği için vazgeçilmez olan pazar ekonomisinin yapısal
reformları hususunun da gözden kaçırılmaması gerektiğini
belirtiyor. Verheugen'in Kıbrıs'a binaen vurguladığı üzere, Türkiye,
sadece iç politik açıdan değil, dış politika açısından da
harekete geçmeli. AB, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği müzakerelerinde
elde ettiği aşamalar ve Birleşmiş Milletler'in adanın politik bölünmesini
ortadan kaldırmaya yönelik duraklamış olan çabaları, Türkiye ile,
pratikte öyle olmasa bile hukuken adanın tümünü birliğe üye
devlet olarak almak isteyen AB arasındaki ilişkilerde bir problem
yaratıyor. Komiser, barışçıl bir çözüm bulunması durumunda Kıbrıs'ın
tümünün üyeliğinin söz konusu olması halinde, hem Kıbrıslı Türklerin
hem de Türkiye'nin yararına pek çok avantaj getireceğini bir kez
daha vurguladı.
KIBRIS RUM BASINI:
Alithia gazetesinin (14/11) "Türkiye Kıbrıs'ta Sınav
Veriyor...Avrupa Komisyonu'nun Genişleme Raporu Tamamen Tatmin
Edici" başlıklı haberinde, Avrupa Komisyonu'nun İlerleme
Raporu'nda, Kıbrıs'ın ilk genişleme dalgasından koparılamayacağı (2004'teki
Avrupa Parlamentosu Seçimlerine katılacağı) ve AB üyelik müzakerelerini
başarıyla tamamlayacağı ve Kıbrıs sorununun
Türkiye'nin Avrupa perspektifinde bir kriter olmaya devam ettiğinin
belirtildiği, Türkiye'nin, Avrupa'ya yönelmek istiyorsa, çok yakında
Kıbrıs konusunda sınav vermeye çağrılacağı ifade edilmektedir. Açıklanan
raporda, Kıbrıs'ın, aday ülkeler için geçerli olan siyasi ve
ekonomik kriterlere uyduğu ve üyelik taleplerine başarıyla yanıt
vermeye hazır olduğunun belirtildiği, Türkiye için ise, ayrı bir
raporun benimsendiği ve siyasi kriterleri yerine getirmediğinin
vurgulandığı kaydedilen yorumda şöyle denilmektedir: “Komisyonun
yıllık raporunda, önümüzdeki aylar içinde Ankara'nın Kıbrıs
sorununun çözümündeki rolünün özellikle belirleyici olacağına işaret
ediliyor. Çünkü Kıbrıs, üyelik müzakerelerinden kaynaklanan bütün
yükümlülüklerini yerine getiriyor.
Bu nedenle üyeliğinde hiçbir engel bulunmuyor. Raporda, Kıbrıs
sorununun üyelikten önce çözülmesi konusunda bir fırsat penceresi
bulunduğu ve Kıbrıslı Türkler'in üyelikten faydalanabilmek için
bu pencereden yararlanmaları gerektiğine işaret ediliyor. Komisyon
raporunda, Kıbrıs'ın ekonomik anlamda Kopenhag kriterlerini yerine
getirdiği, yaşayabilir bir ekonomiye sahip olduğu, birlik içindeki
piyasa güçlerinin baskılarını ve rekabetini karşılayabilecek
durumda bulunduğu da kaydedildi.”
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinin (14/11) "Verheugen, Ankara'ya Tutumunu Değiştirme
Önerisinde Bulundu" başlıklı ve V. Hiotis yorumunda, Genişlemeden
Sorumlu AB Komiseri Gunther Verheugen'in Avrupa Parlametosunda yaptığı
konuşmasında, Türk Başbakanı Bülent Ecevit'in son açıklamaları
yüzünden duyduğu rahatsızlığı ifade ederek, Avrupa ile Türkiye
arasındaki ilişkilerin son zamanlarda "gergin bir ip üzerinde"
olduğunu doğruladığı belirtilmektedir. Avrupa Komisyon Başkanı
Romano Prodi'nin yanında Avrupa Parlamenterlerine genişleme işlemleri
hakkında bilgi verme kararını alan Verheugen'in, Türkiye'yi, tavrını
değiştirmeye ve AB'ye karşı mücadeleye son vermeye davet ettiği
bildirilen yorumda, Avrupa Parlamenterlerinin sorularına da cevap veren
Verheugen'in, "Kıbrıs'ın AB üyeliğine tepki göstererek Ecevit
tehditlerini gerçekleştirirse ve Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak
ederse, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde daha da ağır bir kriz
meydana gelecektir" dediği, ayrıca, "Türkiye'nin ortak dış
politika ve savunma politikasındaki davranışı beni hayal kırıklığına
uğrattı" şeklinde bir açıklamada da bulunduğuna işaret
edilmektedir. Yorumda, toplantı sırasında Verheugen'den önce konuşan
Prodi'nin, önemli sorunların hala var olması nedeniyle, 2004 yılı
sonlarına kadar ilk aday ülkeler grubunun AB üyesi olmasının zor
olduğunu, ancak, olanaksız da olmadığını vurguladığı, "10
ülkeden hiçbiri henüz tüm kriterleri yerine getirmemiştir, ancak Türkiye
dışında tüm ülkelerin ekonomik durumları iyi durumdadır"
dediği de aktarılmaktadır.
Ta Nea gazetesinin (14/11) "Ankara'ya Tokat Niteliğinde
Rapor" başlıklı ve İrini Karanasopoulou imzalı yorumunda, AB
Komisyonu tarafından AB'ye üye olmak isteyen aday ülkelere ilişkin
hazırlanan raporun, Ankara için "tokat", Kıbrıs için
zafer ve son yıllarda Yunan Hükümeti'nin dış poltika konularında
doğru bir politika uygulandığını ortaya koyduğu ifade edilmekte,
AB Komisyonu'nun söz konusu raporla, Kıbrıs'ın, Ada'daki siyasi
sorun çözümlenmeden AB üyesi olacağını teyit ederken, AB yolunda
her alanda ilerleme kaydetmediği için Ankara'yı eleştirdiği değerlendirmesi
yapılmaktadır. Yorumda, Türkiye'nin, AB'ye yakınlaşma yolunda hiçbir
gelişme kaydetmediği, yaptığı bazı değişikliklerin ise kağıtlarda
kaldığı ileri sürülmekte, AB tarafından öne sürülen Kopenhag
ekonomik ve siyasi kriterlerini yerine getirmediği gibi, aynı zamanda
Kıbrıs konusunda gelişmeler kaydedilmemesinden de sorumlu olduğu
kaydedilmektedir. Raporda,Kıbrıs konusunda, Kıbrıs'ın AB üyesi
olması için Ada'daki siyasi sorunun çözümlenmesinin şart olmadığının
yinelenmesinin yanı sıra, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda Lefkoşa'nın
elinden geleni yaptığı kaydedilerek, görüşmelerin kesilmesinden
Rauf Denktaş'ın sorumlu taraf olarak gösterildiği belirtilmekte, bu
arada aday 10 ülkenin aynı anda üye olacağının kaydedilmesinin, AB
üyesi ülkelerde sürpriz yarattığı, çünkü 50 yıllık AB
tarihinde bu boyutta bir genişlemenin ilk kez gerçekleşeceği, dolayısıyla
2004 yılından önce başta Kıbrıs olmak üzere, Malta, Letonya,
Litvanya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya ve
Slovenya'nın AB üyesi olmalarının beklendiği ifade edilmektedir. AB
Komisyonu raporunda, Türkiye'nin insan haklarına saygı göstermemesi
ve siyasi mahkumlara karşı tutumunun eleştirildiği, Kürt sorunu ile
dil özgürlüğü konusunda gelişme kaydetmediğinin vurgulandığı
belirtilen yorumda, anayasada yapılan değişikliklerin "olumlu
bir gelişme" olarak nitelendiği, ancak söz konusu değişikliklerin
uygulanmasına biran önce geçilmesinin istendiği, AB tarafından
Ankara'ya atılan "tokatın" diplomatik bir dille verilmesine
rağmen, sert tepkilere yol açacağı ifade edilmekte, basında yer
alan tepkilere yer verilmektedir.
ESKİ SAYILAR
|