|
22/11/2001
ANKARA, 22/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın
organlarında 21 Kasım 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
değinen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Tageszeitung gazetesinin (21/11) "AB Kuzey Kıbrıs İçin
Ne Ödüyor?" başlıklı ve Jürgen Gottschlich imzalı yazısında,
Kıbrıs sorunu ele alınmakta, AB'nin baskısı sonucu dört
yıl aradan sonra tarafların doğrudan görüşmeler yapmasının beklendiği
ve böylece adanın bütün olarak AB'ye alınmasının hedeflendiği
ifade edilmekte, Brüksel'in, Türkiye'nin AB Acil
Müdahale Gücü'nü engellemesini de artık kabullenmeyeceği
bildirilmektedir. Yazıda, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, 4
Aralık'ta Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Klerides'le doğrudan ara
bölge Lefkoşa'da buluşacağı bildirilmekte, görüşmede sadece
BM Özel Temsilcisi De Soto'nun bulunacağı ve görüşmelerde
Kıbrıslı Rumlar ile Türkler arasında yıllardan
beri mevcut olan engelin ortadan kaldırılmasına çalışılacağı
kaydedilmektedir. AB Komisyonu'nun yayımladığı İlerleme Raporu'na
göre, Kıbrıs'ın 12 aday ülke arasında adaylığa en hazır
ülkelerden biri olduğu ve bu nedenle de 2004 yılında tam
üye olma konusunda en yüksek şansa sahip aday olduğunun açıklandığı
hatırlatılan yazıda, ancak, ülkenin bölünmüşlüğünün
büyük engel olduğuna işaret edilmektedir. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin maddi sıkıntılarının olduğu ve
AB'den de bu yönde beklentilerinin olduğu vurgulanan yazıda,
Kıbrıs sorunuyla ilgili Türk yetkililerinin açıklamalarının
kamuoyunda tartışıldığı ve eleştirildiği ileri sürülmekte,
köşe yazarı ve CNN-Türk'ün programcısı Mehmet Ali
Birand'ın, Başbakan Ecevit'in, Kıbrıs'ın alınması
halinde AB'ye
karşı tehdit olarak kullandığı Kuzey Kıbrıs'ın ilhakının, Türkiye'nin
AB'ye yakınlaşmasının sonu olacağını belirttiği, "Bu
bedeli ödemek istiyor muyuz?" sorusunu yönelterek, Türklerin
çoğunluğunun kendi hükümetlerinin bilgeliği konusundaki
şüphesini de dile getirdiği; Hürriyet gazetesinin köşe
yazarı Serdar Turgut'un ise, "hazır para verecek birileri varken,
Kuzey Kıbrıs'ı satalım!" teklifini getirdiğine dikkat çekilmektedir.
Yazıda, Kıbrıs konusundaki ihtilafın, Türkiye ile
AB'nin Acil Müdahale Birliği oluşturma kararıyla ilgisine de
değinilen yazıda, AB'nin 60 bin kişilik Acil Müdahale Birliği
oluşturma kararı almasından bu yana Türkiye'nin kendisini
haksızlığa uğramış hissettiği ifade edilmektedir. Türkiye'nin,
kendi çıkarlarını ilgilendiren bütün AB operasyonlarında
karar sürecine katılmakta ısrar ettiği, bunun arkasında
ise, Müdahale Gücü'nün Yunanistan'ın yanında Kıbrıs'taki
bir çatışmaya müdahale edebileceği endişesinin yattığına
işaret edilen yazıda, kısa bir süre önce İstanbul'daki bir
toplantıda "AB kendisini hiçbir zaman bu tür bir maceranın
içine atmaz" diyen askeri uzman Lothar Rühle'nin,
Ankara,
Washington ve Brüksel'de yapılan görüşmelerden sonra
Ankara
ile Brüksel arasındaki tartışmanın kısa bir süre içinde
giderileceğini belirterek, "11 Eylül'den beri artık
yapay değil,
gerçek çatışmalar söz konusu" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.
Die Tageszeitung gazetesinin (21/11) "Brüksel Şantaja Boyun
Eğmek İstemiyor" başlıklı ve Daniela Weingartner imzalı bir
diğer yorumunda, AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nda, "Türkiye
demokratik bir sistemin ana hatlarını taşısa da, esas
teşkil edecek çok sayıda konunun hala etkin bir şekilde çözümlenmeyi
beklediği" vurgulanarak, "Türkiye'ye yine en kötü
notlar" verildiği ifade edilmektedir. "Ankara'nın,
Brüksel'in bu sert sözlerinden memnun olması gerekiyor,
çünkü bu
sözler ne de olsa, Türkiye'nin resmen aday ülkeler arasında olduğunu
kanıtlıyor" denilen yorumda, İlerleme Raporu'nun içeriğinden
söz edilmekte, Raporda, Kıbrıs sorunu ile "asker üzerindeki
sivil kontrolün artırılması" talebinin öne çıkarıldığına
işaret edilmektedir. Brüksel'deki politikacıların, AB
Acil Müdahale Gücü konusunda da artık Ankara'daki askerin hassasiyetini
ve asabiyetini dikkate almak istemedikleri vurgulanan
yorumda, Savunma Bakanlarının yaptıkları toplantıda, belirlenen
takvime uyulacağını bir kez daha teyit ettikleri bildirilmektedir.
Yorumda, ayrıca şu değerlendirmeye de yer verilmektedir:
"Türkiye, 11 Eylül'den beri kendisini kötü adamların
bölgesinde Batının kalesi olarak vazgeçilmez görüyor.
ABD'nin, güçlü bir yandaş olarak kendi tarafında olduğundan
emin.
Ama AB'nin de son aylarda özgüveni artmış bulunuyor.
Brüksel'de açıkça ne Kıbrıs ne de Acil Müdahale
Birliği'nin yapılanması
konusunda Türklerin şantaj denemelerinin takvimde hiçbir
değişikliğe yol açmayacağı açıkça ifade ediliyor."
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin (21/11) "Üyelerle
Görüşmeler" başlıklı yorumunda, Avrupa Birliği Dışişleri
ve Savunma Bakanlarının, NATO'nun Birlik üyesi olmayan
altı üyesinin ve AB üye adayı ülkelerin bakanları ile ayrı
ayrı yaptıkları görüşmelerde, Avrupa Acil Müdahale Gücü'nün
oluşturulmasında şimdiye kadar sağlanan gelişmeler konusunda
görüş alışverişinde bulundukları ve görüşmelerde, "AB
üyesi ve aday ülkelerin içişleri bakanlarının, uluslararası kriz
yönetiminin sivil yönleri ve özellikle de bu tür misyonlarda
2003 yılından itibaren beş bine ulaşabilecek sayıda
polisin görev yapması konusunda paralel görüşler sundukları"
bildirilmektedir. AB'nin başlangıçtan bu yana, NATO'nun
Birlik üyesi olmayan üyelerinin Avrupa Güvenlik ve Savunma
Politikası'na katkıda bulunabilmeleri için çaba gösterdiği
vurgulanan yorumda, AB üyesi olmayan ülkelerin
çoğunluğunun kendi tekliflerini vererek katkı önerilerini
artırdıkları
belirtilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin yaklaşık bir
yıldan bu yana, AB tarafından yürütülecek bir operasyonda AB
ile NATO arasında işbirliğine gidilmesine yönelik anlaşma yapılmasını
bloke ettiği hatırlatılmakta, İngiliz ve Amerikalı diplomatların
birkaç haftadır Türk Dışişleri Bakanlığı temsilcileri
ile bir uzlaşma sağlanması yönünde müzakerelerde bulundukları
kaydedilmektedir. Yorumda, ayrıca, Ortak Güvenlik ve
Savunma Politikaları Sorumlusu Solana'nın, Belçika'nın
AB dönem başkanlığı bitmeden Ankara ile bir uzlaşmaya
varılabileceği umudunu taşıdığını dile getirdiği,
ancak bu
iyimser yaklaşımın diğer yetkililer tarafından paylaşılmadığı
da
ifade edilmektedir.
Financial Times Deutschland gazetesinde (21/11) "Kardeşlerin
Savaşı" başlığı ve Karin Finkenzeller ile Marina Zapf
imzalarıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin, ekonomik, siyasi
ve sosyal sıkıntılar içinde bulunduğu ileri sürülmekte, 11 Eylül
terörist saldırıları sonucu, teröre karşı savaşta ABD'nin
yanında yer alarak Afganistan'a asker gönderme kararının
toplumda yarattığı tartışmalara yer verilmektedir. Türkiye'nin,
Afganistan'a asker gönderme kararının altında yatan
nedenlerin irdelendiği haberde, birinci nedenin, Türkiye'nin,
savaş sonrası modern bir Afganistan devletine model
olabilmek düşüncesi olduğu, ikinci stratejik nedenin ise,
AB'ye üye olma arzusu olduğuna işaret edilmektedir. Haberde,
ayrıca, Ankara'da şu anda Kıbrıs'ın geleceğinin tartışılmasının
bir tesadüf olmadığı belirtilmekte, Türk hükümetinin,
Washington'un, Türk tarafının çıkarlarının dikkate
alınması için AB'ye baskı yapmasını umut ettiği ileri
sürülmektedir.
Financial Times Deutschland gazetesinin (21/11) "Kıbrıs Sorununda
Yakınlaşma Olabilir" başlıklı ve Christian Thiele imzalı
yazısında, BM
tarafından yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs
Rum Lideri Glafkos Klerides ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın, 4 Aralık'ta Birleşmiş Milletler gözetiminde
Lefkoşa'da bir araya gelmeleri kararının önemine işaret
edilmekte,
bunun çıkmaza giren Kıbrıs sorununa “hareket” getireceği
ifade edilmektedir. İki tarafın uzlaşmaya varmasının
Avrupa Birliği için büyük önem taşıdığı vurgulanan haberde,
Yunanistan'ın, Kıbrıslı Rumların ilk turda üyeliğe alınmaması
halinde, Birliğin genişlemesini tümüyle veto edeceği
tehdidi ile AB üye adayı Türkiye'nin, adanın güney kesiminin
AB'ye girmesi halinde, kuzeyi ilhak edeceği tehditlerine
dikkat çekilmektedir. Haberde, Berlin Bilim ve Politika
Vakfı'nın Türkiye uzmanı olarak aynı zamanda Federal Hükümet'e
de danışmanlık yapan Heinz Krame'in, Türk tarafının ani
bir şekilde görüşmeye hazır olmasını bir taktik manevra olarak
gördüğü belirtilmekte, Kramer'in, "Sadece, maça kızından
kurtulmaya ve Kıbrıs'ın üyeliğini engellemeye çalışıyorlar.
Belli ki Denktaş, AB'nin, üyelik müzakereleri tamamlanmadan
kısa bir süre önce uzlaşma ümidi görmesi halinde,
Rumlarla ilgili düzenlemeyi bekletebileceğini umuyor.
Fakat bunun için, yedi sekiz ay içinde esaslı ilerlemelerin
kaydedilmesi ve Türk tarafının harekete geçerek, iki
devlet teorisinden vazgeçmesi gerekiyor" şeklindeki sözleri
aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Simerini gazetesinde (21/11) "Kaderin Yazdığı 'Karşılıklı Bütünleşme'"
başlıklı ve Haralambos Haralambidis imzasıyla yayımlanan
başyazıda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki "yeniden
yakınlaşma" politikası ve bunun mimarları olan politikacılar
eleştirilmekte, özellikle Kıbrıs konusundaki Yunanistan'ın
tutumunun yanlışlığı vurgulanmakta, Kıbrıs'ın, savunma
ve siyasi açıdan Yunanistan tarafından terk edildiği ileri
sürülmektedir. "Ortak Savunma Doktrini'nin, Atinalı yetkililer
tarafından sabote edildiği ve milli davanın Türk-Yunan
yakınlaşmasının ve dostluğunun sunağında kurban
edildiği" ifadesine yer verilen yazıda, Atinalı
yetkililerin bu
politikasının sonucunda, Kıbrıs Rum tarafının tüm cephelerde taviz
verdiği, bunlardan en önemlisinin, Cumhurbaşkanı Klerides'in,
Rauf Denktaş ile yapacağı "yüz yüze" görüşme olduğu
belirtilmektedir. Yazıda, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin
Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği bağlamında ele alınması gereği
de vurgulanmakta, böylece gerçeklerin daha iyi anlaşılacağı
kaydedilmektedir.
ESKİ SAYILAR |