27/11/2001     

 

         ANKARA, 27/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26 Kasım 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerinde  değinilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            AVUSTURYA BASINI:

            Wiener Zeitung'un "Kıbrıs Konusu Hala Açık" başlıklı  haberinde,            Dışişleri Bakanı Benita Ferrero-Waldner'in iki  günlük bir ziyaret için Yunanistan'a bir ziyaret  gerçekleştireceği, ziyaret sırasında meslektaşı Papandreu  ve Cumhurbaşkanı Stephanopoulos'la görüşeceği, görüşme  sırasında "11 Eylül sonrası durum ve AB genişlemesi"  konularının ele alınacağı bildirilmektedir. Avrupa  Parlamentosu Başkanı Nicole Fontaine'in, Kıbrıs Rum  kesimine yaptığı ziyaretinde, "Kıbrıs olmadan AB  genişlemesi söz konusu değil" şeklindeki sözlerine  dikkat çekilen haberde, yeni üyelerin alımının, Avrupa  Parlamentosu'nun onayına bağlı olduğu vurgulanmaktadır.  AB için "Kıbrıs, asi kuzeyle ya da o olmadan üyeliğe  alınmalı" kararının kesin olduğu ileri sürülen haberde,  Başbakan Bülent Ecevit'in de, "güney kesim AB'ye alındığı  takdirde, Türkiye'nin kuzeyi ilhak edeceği" şeklindeki  açıklamasının Türk kesiminin kararlılığını gösterdiği  vurgulanmaktadır. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın,  Kıbrıs Rumlarının Lideri Glafkos Klerides'le 4 Aralık'ta  BM arabuluculuğu ile yeniden görüşmelerde bulunmak üzere  biraraya gelmek istemesinin önemine işaret edilen haberde,  "Yunanistan'ın 2003'ün ilk yarısında -2002'de İspanya ve  Danimarka'dan sonra- AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenecek.  Atina bu dönemde Kıbrıs'ın üyeliği konusunda da önemli  ölçüde yol almak istiyor" denilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            Le Soir gazetesinin (26/11) "Diyalog ve İlhak Tehdidi"  başlıklı ve Eric Biegala imzalı haberinde, Türkiye'nin,  Avrupa'nın adanın güneyinin entegrasyonunu dondurması  için mücadelesinden söz edilmekte, baskıyı artırmak için  ilhak senaryosuyla tehdit ettiği, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak  etme tehdidinin işe yaradığı ve iki kesim liderinin 4  Aralık'ta buluşma kararı almasını sağladığı ileri  sürülmektedir. Kıbrıs'ta geçmişte yaşanan tarihi olayların  da hatırlatıldığı haberde, son zamanlarda Türkiye'nin  tavrının sertleşmesine üzülen Avrupa Birliği'nin ilk  tepkisinin ardından Batılı diplomatların da, "Başbakan'ın  çıkışının sadece baskıyı artırmaya yönelik olduğu"  değerlendirmesini yaptıkları ileri sürülmektedir. Aynı  zamanda Türk liberal çevrelerinin, örneğin Türkiye'nin  Kıbrıs'taki stratejik çıkarlarının biraz eskiyip  eskimediğini ya da AB ile ciddi bir kavgaya değip  değmeyeceği sorularını yönelterek resmi dogmayı çekingen  biçimde ele almaya başladıklarına işaret edilen haberde,  yanıt olarak Savunma Bakanı'nın, "Kıbrıs'ın, düşman  Yunan adaları ile çevrili Türkiye'nin özgürce nefes aldığı  Doğu Akdeniz bölgesinde olduğunu" belirttiği sözlerine yer  verilmekte ve şöyle denilmektedir: "Daha pragmatik biçimde  Ankara, AB'nin, Türk-Rum uzlaşmazlığının henüz  çözümlenmediği gerekçesiyle Kıbrıs'ın entegrasyon sürecini  dondurması için mücadele ediyor. Bu, mevcut durumu sürdürme  olanağı verecek, ancak Atina, Avrupa'nın adanın üyeliğini  geciktirmesi durumunda Yunanistan'ın diğer katılımları  veto edeceği ve böylece genişleme sürecini bloke edeceği  uyarısında bulundu.

            İRAN BASINI:

            Hayat-ı No gazetesinde (26/11) "Türkiye ve Avrupa  Birliği'nin Oyunları" başlığıyla yer alan Internet'ten  sağlanan yazıda, bir süre önce Brüksel'de Avrupa Komisyonu  toplantısı sonunda açıklanan Komisyon Raporu'nda 2004  yılında AB'ye üye olacakların listesinde Türkiye'nin  yeralmamasının Türkiye için bir sürpriz olduğu ve tepkiyle  karşılandığı ifade edilmektedir. "Türkiye'nin AB'ye üyeliği  için daha önce Kürtler, insan hakları, medeni kanun,  idamın kaldırılması ve mahkumların sorununun çözümlenmesi  konularını ön şart olarak gündeme getiren Avrupalıların,  bu kez de 1999 Helsinki Zirvesi kararları üzerinde durarak,  Türkiye'yi zor şartlara  sürüklediği" ifade edilen yazıda,  Kıbrıs sorununun da çözüm bekleyen konuların başında  geldiği belirtilmekte ve Denktaş ile Klerides'in dört  yıllık bir aradan sonra 4 Aralık'ta biraraya gelecekleri  toplantıya dikkat çekilmektedir. Yazıda, KKTC Cumhurbaşkanı  Rauf Denktaş'ın yaptığı konuşmada, "Kıbrıs Rum kesiminin AB  üyeliğine kabul edilmesi ve adanın Rum kesiminin  Yunanistan'la birleşmesi durumunda, Türk kesiminin Türkiye  ile birleşmesinin kesin olacağı uyarısında bulunduğuna"  işaret edilen yazıda, "AB kararları konusunda Türkiye'nin  yetkililerinin sergilediği sert ve tehdit edici tutumun,  AB Sosyal İşlerden Sorumlu Yunanlı Yetkili Yanna  Diamandopulu'nun, bu ülke tehditlerini sürdürdüğü takdirde  AB'nin Türkiye ile olan bütün görüşmelerini keseceği  konusunda Türkiye'yi sert bir dille uyarmasına neden olduğu" kaydedilmektedir. Türk-Yunan ilişkileri açısından da Kıbrıs  ve Ege'deki bazı adalar konusunda tarihi ihtilaflarının  hala sürdürdüğü ifade edilen yazıda, "AB tarafından alınan  kararlar doğrultusunda Türkler için iki seçenek var: Ya  AB üyeliğini tercih ederek -hiç şüphesiz ordunun müdahalesi  ve yoğun siyasi çekişmelere yol açacak- Helsinki kararlarını  kabul edecek, ya da AB üyeliğinden vazgeçecek. Vazgeçmek,  Türkiye'nin bugüne kadar katlandığı ağır bedeller gözönüne  alındığında çok zor görünüyor" denilmektedir.

           

            KIBRIS RUM BASINI:

            Haravgi gazetesinde (26/11) "Vasiliu ile Söyleşi"  başlığı altında yayımlanan Rum-AB tam üyelik görüşmelerini  yürüten EDİ Başkanı Yorgo Vasiliu'yla yapılan  söyleşide,  Vasiliu'nun Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği ile ilgili olarak  verdiği yanıtlar aktarılmaktadır. 4 Aralık'ta  gerçekleştirilecek Denktaş-Klerides görüşmesi konusundaki  bir soruya Vasiliu'nun, "Denktaş ile BM çerçevesinde  müzakere etmekle kaybedecek birşeyimiz yoktur. Verheugen  ve AB, mümkün olması durumunda tek egemenliği ve tek  uluslararası kişiliği olacak federal bir Kıbrıs'ın AB'ye  katılacağını resmi olarak söylediklerine göre, önemli  olan budur. Klerides'in vurgulaması gereken budur" diyerek,  bu buluşmadan beklentilerini şöyle açıklamıştır: "Diyaloğa  ivme kazandıracak birşey çıkacağından kuşkuluyum. Çünkü  Denktaş'ın çizgi değiştirdiğini görmüyorum. Çok zor  durumda bulunduğu için buluşmayı Denktaş istedi ve   Klerides'in buluşmayı kabul etmeyeceğine dair belki de  bir  umudu vardı. Belki de BM çerçevesi dışında bir  buluşmanın olabileceğini sanıyordu, ancak böyle birşeyi  başaramadı. Aslında herhangi bir hareket yapılmasını  istiyordu. Çünkü Türkiye, Denktaş'ın görüşmelere gitmeyi  kabul etmemesinden dolayı (pek tabii kendi oluruyla) çok  zor durumda bulunuyordu. Ret cevabı almayı umuyorlardı,  almadılar. Dolayısıyla şimdi de ilgi göstermekte oldukları  görüntüsünü vermekte olduklarını düşünüyor olabilirler...  Kıbrıs sorunununa çözüm bulma açısından içeriksizdir;  ancak gelecek bakımından içeriği vardır. Çünkü eğer  Klerides  hayır deme hatasını işleseydi, o zaman içerik  (öz) çok büyük olacaktı. İkinci olarak, buluşma olunca  ve Denktaş'ın AB ve BM'nin ortaya koydukları çerçeve  içinde çözüm istemediği bir kez daha kanıtlanınca, o  zaman Türkiye üzerindeki baskı daha da artacak ve bir  gün gelecek belki de sayısal baskı özlü baskıya dönüşecek  ve Türkiye'yi çizgi değiştirmeye mecbur edecek bir  noktaya ulaşacak. Türkiye'nin tuzağa düştüğüne eminim  ve bu da Türk basınının tepkilerinden belli oluyor."

            Alithia gazetesinin (26/11) "Kapalı Toplantı" başlıklı  başyazısında, TBMM'de Kıbrıs sorunu  ve Türkiye'nin üyelik  süreci hakkında yapılan kapalı toplantıya dikkat çekilmekte,  Ankara'daki yabancı diplomatların dikkatlerini, söz konusu  toplantıya yoğunlaştırması gerektiği vurgulanmakta, "sahip  oldukları araç ve ilişkiler sayesinde daha fazla bilgi  almaları konusunda kapalı kapıların onlar için bir engel  oluşturamayacağı" ifade edilmektedir. Yazıda, basında  toplantıyla ilgili yapılan değerlendirmelerden de söz  edilmekte ve şu görüşler aktarılmaktadır: "126  milletvekilinin konunun görüşülmesini sağlama hareketi,  bir aldırmazlık politikası içinde gerçekleşti. Bu politika,   Kıbrıs sorunundaki uzlaşmaz politikanın desteklenmesi için,   ülkenin Avrupa beklentisiyle kumar oynamaktadır. Ecevit,  'AB küçük Kıbrıs yerine büyük Türkiye'yi tercih edecektir'  dedi. İlhak, entegrasyon ve 'limitsiz tepki' ültimatomları,  Ankara'yı Avrupa ve AB çevreleri ile çatışma içine  sürükledi. Amerika ve AB, Kıbrıs'ın üyeliği hakkında açık  ve resmi uyarılarda bulundular. Türk Meclisi'nin kapıları,  görüşlerin daha özgürce ifade edilmesi için kapalı  kalabilir, ancak Türk basınının köşe yazılarının  pencereleri açılmıştır. Bu pencerelerden şikayetler ve  tepkiler duyulmaktadır. Bunlar, Ankara'nın resmi  politikasının ve uzlaşmazlığının anlayışı hakkında kuşkular yaratmaktadır... Türkiye'deki Avrupa yanlısı politik  akımların oluşmasında, ekonomik iflas ve halkın dayanılmaz  acısı rol oynamaktadır. Halkın içinde bulunduğu felaketler  yüzünden ülkenin politikasından kuşku duyması ve Avrupa  desteği ile yardımı araması doğaldır... Kesin olan şey  şudur: Türkiye'nin çok çeşitli ekonomik, siyasi ve diğer  ihtiyaçları giderek daha fazla baskıcı oluyor ve bu durum,  askeri-siyasi rejimin bugüne kadar izlediği verimsiz ve  felaket dolu (hatta yozlaşmış) politikasını haklı  göstermeye çalışmak yerine, ülkenin çıkarlarına hizmet  edecek yeni bir çizginin acilen izlenilmesi gerektiğini  vurguluyor."

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefterotipia gazetesinin (26/11) "Kıbrıs'a Karşı  Türk Tehditleri" başlıklı ve Mihalis Moronis imzalı  yorumunda, Kıbrıs sorununun Türk-Yunan ilişkilerini  olumsuz yönde etkileyeceği, hatta bir savaşa bile yol  açabileceği ileri sürülmektedir. Avrupa Komisyonu'nun  aday ülkelerin AB yolunda ilerlemeleriyle ilgili son  raporunda, Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin AB üyeliği  için ön şart oluşturmadığı şeklindeki kararının Türk  kesiminde büyük tepkiye yol açtığı belirtilen yorumda,  "Türk liderlerinin, Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde  işgal altındaki kesimi ilhak edeceklerini söyleyerek çok  iyi bildikleri tehdit taktiğine başvurdukları, aynı  zamanda da, Güneydoğu Akdeniz'de ulusal güvenlik  açısından tehlikeli ortam hakkında uyarılarda bulunmaya  başladıkları" ifade edilmektedir. Tepkilerle ilgili  çeşitli kesimlerden Türk yetkililerin konuyla ilgili  açıklamalarının aktarıldığı yorumda, Ankara'nın, bu  şekilde Kıbrıs konusunu yeniden Türk-Yunan ilişkilerine  bağlamayı amaçladığı ileri sürülmektedir.Yorumda,  "Ankara'nın uzlaşmaz tavrını sürdürmesi, tehditlere  başvurması, Ege'de ve geniş bölgede gerçek niyetlerini  açıklamasının, 11 Eylül terör saldırısından sonra  Türkiye'nin jeostratejik öneminin arttığı yönünde son  zamanlarda komşu ülkede hüküm süren görüşlerle de ilgili"  olduğu belirtilmekte ve şu görüşlere de yer verilmektedir:  "Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in 'Doğu Akdeniz'de  askeri ve siyasi dengelerden söz etmesi ve bu dengelerin  günümüzde ayrı bir önem kazanmakta olduklarını' vurgulaması  oldukça açıktır. Ancak aynı zamanda da yanlıştır. Bush  hükümeti yetkililerinin Herald Tribune gazetesine  'Türkiye'nin kabadayı tonlarındaki açıklamalarından'  duydukları endişeyi belirtmeleri, 'ABD'nin Afganistan'a  karşı birleşmiş bir cepheyi sürdürme çabasında olduğu bu  dönemde bu davranışın zarar yaratabileceğini' açıklamaları  bu tutumun hatalı olduğunun bir belirtisini oluşturuyor...  Ayrıca, tanınmış yorumcu Steven Laraby'nin dediği gibi  'Türk-Yunan ilişkilerinin olumlu yönde gelişmesi Yunan  politikasının değişmesinden kaynaklanıyor'. Bu gerçek  artık Batı'da anlaşılmaya başladı, Türkiye de uzlaşmaz  tezlerinde sabit kalamaz. Bu ortam içerisinde Ankara'nın  askeri güç gösterisinde bulunması zordur."

            Elefterotipia gazetesinin (26/11) "AB  Üyeliği İçin  Türk Anlaşmazlığı" başlıklı ve Aris Abaci imzalı bir diğer  yorumunda, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in CNN Türk'te  yayımlanan konuşması sırasında, Kıbrıs ile AB arasında  seçme gereği konusunu hiçbir zaman gündeme getirmediğini  belirterek, "AB'yi terkedeceğimizi hiçbir zaman söylemedim.  Ben sadece sorunun çözümlenmesinden önce Kıbrıs'ın AB  üyesi olması halinde, Türkiye'nin oldukça ciddi, limitsiz  girişimlerde bulunacağını söyledim" diyerek tansiyonu  düşürdüğü, ancak Başbakan Bülent Ecevit'in, yüksek  tonlarda açıklamalarda bulunmayı sürdürdüğü belirtilmektedir. Bakan Cem'in konuşmasında, Türkiye için "Ya Kıbrıs ya AB"  ikileminin söz konusu olmadığını vurguladığı ve "Bir yandan  Kıbrıs sorunu için çıkarlarımıza uygun bir çözüm istiyoruz  öte yandan da AB'ye yakınlaşma yolumuza devam edeceğiz"  şeklindeki sözlerine de yer verilen yorumda, Başbakan  Ecevit'in ise, TRT-2'de yayımlanan mülakatında, "Batı  tarafından konunun bir Rauf Denktaş konusu olarak  gösterilmesi hatadır. Konu, Türkiye'nin sorununu  oluşturuyor. Ancak, geri adım atmaya razı olmadığımızı  görürlerse bakış açılarını değiştireceklerdir" dediği  kaydedilmekte, "Türkiye'nin AB üyeliğinin Kıbrıs sorunuyla  bağlantısına" ilişkin bir soruya da, "Türkiye AB için  önemlidir, ancak ABD bunu AB'den daha iyi kavramış bulunuyor.  Avrupa'nın Kıbrıs konusuyla ilgisi olmadığını hatırlatmak  isterim. Kıbrıs'ta olanlar Yunanistan ile Kıbrıslı Rumları ilgilendirebilir. Ayrıca, konu başka bir Avrupa ülkesini  ya da dünyadaki başka bir ülkeyi de ilgilendirmez" yanıtını  verdiği aktarılmaktadır. Yorumda, ayrıca, "kapalı kapılar  ardında TBMM'de yapılan toplantının", muhalefet  milletvekillerinin yaptıkları açıklamalara göre, sürprizler  yaratmadan geçtiği de ifade edilmektedir.

            Ta Nea gazetesinde (26/11) "Ankara Resmen Sert" başlığı  ve İrini Karanasopoulou imzasıyla yayımlanan yorumda,  Başbakan Bülent Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in,  Kıbrıs sorununa ve adanın AB üyeliğine ilişkin atıflarında  "sert açıklamalarda" bulunmaya devam ettikleri belirtilmekte,  TBMM'de yapılan kapalı oturumdan söz edilmektedir. Yorumda,  TBMM'de Kıbrıs konusuna ilişkin yapılan kapalı toplantıdan  sonra, art arda sert açıklamaların yapıldığı, Başbakan  Ecevit'in, "Kıbrıs sorununun hatalı bir şekilde  çözümlenmesi halinde, Kıbrıslı Türklerin soykırıma  uğrayacaklarını, Kıbrıs'ın Türkiye için stratejik önemini,  Denktaş'ın yalnız olmadığını, Türkiye'nin onunla birlikte  olduğunu, Kıbrıs konusunun Türkiye'nin sorunu olduğunu,  Yunanistan dışında başka hiçbir Avrupa ülkesiyle ilgisi  olmadığını, bunu ABD'nin AB'den daha iyi kavramış  olduğunu" söylediği bildirilmektedir. Yorumda, buna  paralel olarak Bakan Cem'in, "Kıbrıslı Türklerin  güvenliğini ve Türkiye'nin ulusal güvenliğini koruma"  yönündeki girişimlerinin "limitsiz" olacağını yinelediği,  hepsinden daha sert açıklamalarda bulunan MHP Genel Başkanı  Bahçeli'nin, uygulanmakta olan politikanın nereye yöneldiği  hakkında sorular soranları "hain", uluslararası camiada  Kıbrıslı Rumların görüşlerini benimseyenleri ise "sapık  beyinli" olarak nitelendirdiği, "Turkish Daily News"  gazetesinde yayımlanan İlnur Çevik'in bir yorumunda ise,  soruna bir çözüm bulunmaması halinde, "adanın daimi  taksimine, Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olmasına ve  işgal altındaki kesimin Türkiye'ye ilhakına, Türk-Yunan  savaşının cereyan etmesine" yol açacağının vurgulandığı  aktarılmaktadır. Yorumda, ayrıca, tüm bu gelişmelerin yanı  sıra Ankara'nın, 11 Eylül terör saldırısından yararlanmaya  çalıştığı, Yunanistan'ın terörizme yataklık ettiği  hakkındaki lafları yinelemeye başladığına işaret edilmekte,  "Ankara'da bugün Amerikalılar, İngilizler ve Türkler  arasında, Avrupa ordusu tarafından NATO'nun altyapılarını  kullanması konusunda Türkiye'nin 'vetosunu' kaldırmaya  ikna edilmesine ve uzlaşmalı bir çözümün elde edilmesine  yönelik bir toplantı yapılacaktır. Ancak, Laachen  zirvesinden iki hafta öncesinde bir uzlaşma formülünün  bulunacağına inananlar pek azdır" denilmektedir.

 

 

                  

                    ESKİ SAYILAR