28/11/2001     

 

 

            ANKARA, 28/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  27 Kasım 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerinde  değinilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

            Berliner Zeitung gazetesinin (27/11) "Türkiye Ceza  Yasası Reformunu Geciktiriyor" başlıklı ve Günter Seufert  imzalı yazısında, TBMM'nin, gerçekleştirdiği geniş kapsamlı  Anayasa değişikliğinden söz edilmekte, ancak reformların  uygulamaya konulmasının geciktiği ileri sürülmekte ve  "Adaletin zamana ihtiyacı olduğunu" dile getiren Adalet  Bakanı Hikmet Sami Türk'ün, “Ceza Yasası ile Terörle Mücadele  Yasalarında yapılacak reformların kısa bir süre içinde  gerçekleşemeyeceği” şeklindeki açıklamasına dikkat çekilmektedir.  Anayasa değişikliği ile ilgili olarak koalisyon ortakları  arasında anlaşmazlık olduğu iddiasına yer verilen yazıda,  Anavatan Partisi'nden ve DSP'den üyelerin Bakanlar Kurulu'nda  söz konusu taslağı imzalamış olmalarına karşın, MHP  milletvekillerinin destek vermekte tereddüt ettikleri ifade  edilmekte ve şöyle denilmektedir: “MHP'liler önce, 11 Eylül  saldırıları sonrasında Avrupa'daki yasal durumun hangi yönde  gelişeceğini beklemeyi tercih ediyorlar. Demokrasi ve hukuk  devletine yarı gönülden bağlı tutumlarıyla önde gelen Türk  yöneticileri arasında pek de yalnız olmayan radikal sağ  partililer, AB ülkelerinin iç güvenliği sağlamak için kendi  yasalarını katılaştırmaları halinde, Türkiye'ye de artık  baskı yapmalarının mümkün olmayacağı spekülasyonları yapıyorlar.  Meclisi ve hükümeti sürekli olarak Anayasa reformu nedeniyle,  değişmesi zorunlu hale gelen yasaların uyumunu gerçekleştirmesi  uyarısında bulunan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ise oldukça  farklı bir yapıya sahip. Şimdi ise Sezer'e beklenmedik bir şekilde,  bölücü Kürtlere verdiği sert cezalarla tanınan Ankara'daki Birinci  Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından hukuki açıdan destek geldi.  Mahkeme dolaylı yoldan da olsa hükümete acele etmesi için baskı  yapıyor.”

 

            ERMENİSTAN BASINI:

            Asbarez gazetesinin (27/11) "AB, Türkiye İle Azerbaycan'a  Ablukaya Son Verme Çağrısında Bulundu" başlıklı Internet'ten  sağlanan yazısında, AB-Ermenistan Parlamenter İşbirliği  Komisyonu tarafından 19-21 Kasım tarihlerinde Brüksel'de  gerçekleştirilen oturum ele alınmaktadır. Yazıda, oturum  sırasında Ermeni heyetinin, Azerbaycan ile Türkiye tarafından  Ermenistan'a uygulanan ablukanın yıkıcı etkilerinden sözettikleri  ve AB üyelerinın de, Türkiye ile Azerbaycan'a bu ablukayı kaldırma çağrısında bulundukları, aksi takdirde Türkiye'nin AB'ye kabul  edilme konusunda yeni engellerle karşılaşacağını ifade ettikleri bildirilmektedir.

           

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (27/11) "Kıbrıs ve Avrupa Savunması: Ankara  Direnmeye Devam Ediyor" başlıklı ve Florence Biedermann imzalı  haberinde, Türkiye-AB-Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ele  alınmakta, Türkiye'nin, AB ile ilişkilerinde, “Avrupa savunması  ve Kıbrıs olmak üzere başlıca iki konu üzerinde direnmeyi  sürdürdüğü” ifade edilmektedir. İki dosyayla ilgili olarak  zamanın giderek daraldığına dikkat çekilen haberde, Başbakan  Bülent Ecevit'in yaptığı açıklamada, 4 Aralık tarihinde  yapılması kararlaştırılan Kıbrıs Türk ve Rum kesimi yöneticileri  Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides'in görüşmelerinden alınacak  sonuç konusunda "çok iyimser olmadığını" vurguladığı aktarılmaktadır. Haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Guenter Verheugen  ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Nicole Fontaine başta olmak üzere,  pek çok Avrupalı yetkilinin çok yakın bir geçmişte yaptıkları açıklamalarda, bir çözüme varmadan da adanın AB'ye üye olabileceğini  dile getirdikleri hatırlatılmakta, bu açıklamalara paralel olarak,  başta Başbakan Ecevit olmak üzere, Türk yöneticilerin de seslerini yükselterek, Kıbrıs'ın "ulusal bir dava" olduğunu, bu konuda  verilecek ödünün ülke topraklarından bir bölümünü vermekle aynı  anlama geleceğini, güvenlik konusunda tavizler vermenin söz konusu  bile edilemeyeceğini ve yeniden birleşmenin Türklerin Yunanlı  Rumlar tarafından "yeni bir soykırımı" sonucunu doğuracağını  yineledikleri kaydedilmektedir. Ankara ve Denktaş'ın, eşit  iki devletin tanınmasını isterken, BM ve uluslararası topluluğun  ise iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonun oluşturulmasını  istedikleri belirtilen haberde, Avrupalı bir diplomatın, "Göz  göre göre duvara tosluyorlar" ifadesini kullanarak, "Bu sadece  Türkiye için bir sorun yaratmakla kalmayıp AB için de bir  sorun oluşturacaktır" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir.  Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği durumunda, 1999 yılında AB'ye üyelik  adaylığı ilan edilmiş olan Türkiye'nin, üye ülkelerden birini  işgal eden bir güç konumuna düşmüş olacağına işaret edilen  haberde, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Türkiye'nin AB'ye  adaylığına da değinerek bazı basın mensuplarına yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda gereken "bedeli  ödemeye" hazır olduğunun altını çizdiğine dikkat çekilmektedir.  Ancak “bedel” konusunda ülkede farklı seslerin yükseldiği  belirtilen haberde, Denktaş'ın "uzlaşmazlığına" Türk desteğini eleştirerek, adaylık ve Kıbrıs konusu arasında bir bağ  kurulmasından duydukları rahatsızlığı dile getiren ve  Ankara'nın "Avrupa özlemine" göndermede bulunarak, "65 milyonun  (Türk'ün) dileği, Kıbrıs yararına bir anlaşmadan başka birşey  olamaz" ifadesinin altının çizildiği TUSİAD tarafından yayımlanan bildiriden söz edilmektedir. Haberde, Türkiye'nin, Afganistan  savaşında “büyük mütefikinin” yanında yer alarak, Avrupa  savunması dosyasında da geçerli olan stratejik önem fikrini  perçinlemiş olduğu kaydedilmekte ve Ankara'nın AB üyesi  olmamakla birlikte, gelecekteki Avrupa gücünün karar sürecine  katılmak istediği, söz konusu gücün, kendisinin de üyesi olduğu  NATO'nun olanaklarından yararlanması konusunda da veto tehdidine başvurduğu hatırlatılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (27/11) "Elçiler, AB-Türkiye Savunma  Uzlaşmazlığında İlerleme Kaydedildiğini Belirttiler" başlıklı  ve Paul Taylor imzalı haberinde, Diplomatların yaptıkları  açıklamalara atfen, Avrupa Birliği Acil Müdahale Gücü  oluşturulmasını engelleyen uzlaşmazlığa çözüm bulmak üzere,  Türkiye ve İngiltere arasında yapılan görüşmelerde ilerleme  kaydedildiği, ancak sonucun henüz belli olmadığı bildirilmektedir.  İngiliz Dışişleri Bakanı'nın İngiliz Parlamentosu'nda yaptığı  konuşmada, "Ankara'da yapılan, bizi ve ABD'yi ilgilendiren bu  çok önemli toplantıda önemli ilerleme kaydedilmiştir" dediğine  işaret edilen haberde, üst düzey bir AB diplomatının da, "AB'nin  Avrupa askeri operasyonlarında kullanılmak üzere NATO'nun  varlıklarından ve planlama olanaklarından yararlanma garantisi  verilmesine yönelik bir anlaşma, şimdi Türkiye'nin asker ve  sivil liderlerinin gelecek haftalardaki siyasi kararlarına  bağlı olacaktır" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Haberde,  19 ülkeli NATO'nun bir üyesi olan, ancak AB'nin yalnızca uzun  vadede düşünülen adayı konumunda bulunan Türkiye'nin, güvenlik  çıkarlarını etkileyebilecek Avrupa kriz yönetiminden  dışlanabileceğinden endişe duyulduğu belirtilmekte,  Diplomatların, İngiliz Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü  Peter Ricketts'ın dün yapılan görüşmelerde, Ankara'ya, 60 bin  kişilik AB gücünün, Kıbrıs ve Ege Denizi'ni ilgilendiren  krizlerde kullanılmayacağı garantisi verdiğini belirttikleri kaydedilmektedir. AB liderleri ile ABD'nin, önümüzdeki birkaç  gün içerisinde bir anlaşmaya varmak üzere Ankara'yı ikna etmek  amacıyla yoğun lobi faaliyetlerinde bulunmalarının beklendiği  belirtilen haberde, AB Dönem Başkanlığı yapan Belçika Başbakanı  Guy Verhofstadt'ın kısa bir ziyaret için Türkiye'ye yapacağı  ziyaretin önemine işaret edilmektedir.

            Financial Times gazetesinde (27/11) "Kıbrıs: AB'ye Üyelik  Hedefi Adayı Birleştirmeyi Başaramadı..." başlığı ve Kerin Hope  imzasıyla yayımlanan Internet'ten sağlanan bir yazıda, Lefkoşa'yı  bir ay önce ziyaretinde AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin,  hükümete Kıbrıs'ın 2004'de üye olması beklenen ilk grubun arasında  olduğu “müjdesini” verdiği hatırlatılmakta, ayrıca “Avrupa'ya  dahil olmanın Kıbrıs Rum hükümetinin ilk öncelikleri arasında  bulunduğuna” işaret edilerek, “çalkantılı Orta Doğu bölgesine  çok yakın Kıbrıs'ın, bunun hem güvenlik hem de uzun vadeli  ekonomik avantajlarından yararlanmayı umduğu” ifade edilmektedir.  27 yıldan beri bölünmüş adanın AB şemsiyesi altında yeniden  birleşmesi ihtimalinin de umut edildiği kaydedilen yazıda, AB  üyeliğini en az Rumlar kadar arzu eden Kıbrıslı Türklerin aynı  anda üye olup olamayacaklarının henüz belli olmadığı dile  getirilmektedir. 4 Aralık'ta Kıbrıs'ın iki kesim liderinin  BM Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun gözetiminde yapacakları  görüşmenin önemine dikkat çekilen yazıda, ancak görüşmeden  bir sonuç çıkmasının beklenmediği vurgulanmakta, “Kıbrıs Rum  kesiminin halen kara para ile mücadelede ihmalkar davrandığına  ilişkin kötü şöhretini silmeye çalıştığı, ayrıca, iç pazarda  daha fazla saydamlık sağlanmasının amaçlandığı” ifade edilmekte  ve şöyle denilmektedir: “Artan zenginlik ve AB üyelik perspektifi, siyaseti geri plana itse de Kıbrıs Rumlarının çoğunluğu, statükoyu  çözüm olarak kabul etmemektedir. Rumlar Kıbrıs Türkleri ile çok  az temas imkanı bulmaktadır. İşadamları ve politikacılar bazen  ülke dışında Batı'nın sponsorluğunda biraraya gelmekte, dolayısıyla  da geleceğe yönelik bir ilişki kurulması ihtimali düşük olmaktadır.  Ama şu sırada işbirliği umutları yeniden canlandığı için, BM'nin  de yardımıyla kuzey-güney yol bağlantıları açık tutulmaktadır ve  tampon bölgeye yakın gayrimenkuller restore edilmeye başlanmıştır.  Rum aileler de geri dönmeye hazırlanmaktadır. Pricewaterhouse  Coopers'in ortaklarından ve Lefkoşa belediye başkanlığına aday  Michael Zampelas bunu şöyle dile getiriyor: 'Anlaşma olursa,  Yeşil Hattı kaldırmak ve kentin Rum ve Türk taraflarını  birleştirmek sadece bir günü alır.'"

            Newsweek dergisinde (27/11) "Yeni Seçkinler Kulübü" başlığı  altında yayımlanan yorumda, bürokratların Avrupa Birliği'ni “bir  aile” olarak nitelendirdikleri, ancak, bunun “bir kulüp olduğu”  ifade edilmekte, “diğer elit kulüplerde olduğu gibi, çıkacak  olanlar kadar girecek olanları da kendisinin belirlediği” dile getirilmektedir. Yeni adayların tespiti konusundaki standartlardan  söz edilen yorumda, Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan son  raporda adaylardan 10 tanesinin 2004 gibi erken bir tarihte kabul edilmelerinin öngörülmesindeki acelecilik, “öncelikli ülkelerin  aynı yıl yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine  katılmalarını sağlamak” şeklinde değerlendirilmekte ve şöyle denilmektedir: “AB Raporuna göre Birlik, 500 milyon nüfuslu  bir iç pazara sahip olacak. Bu pazar, Blarney'den Bialystock'a, Lapland'dan Kıbrıs'ın Rumca konuşulan kesimindeki Limasol'a  kadar uzanacak. Ancak Bulgaristan, Romanya ve özellikle Türkiye  gibi Birliğe katılmayı çok arzulayan ülkelerden biri olmadığınız  taktirde tüm bunlar çok iyi. O halde şanslı olanlar nasıl seçildi?  İlk olarak, kimin iyi ve kimin kötü olduğunun belirlenmesini  sağlayan 30'dan fazla noktayı içeren bir liste var. Bu konular,  malların serbest taşınmasından balıkçılığa, politikalardan mali gereksinimlere kadar değişmekte. Ancak, çok az sayıdaki aday ülke  AB'nin tüm taleplerini yerine getirebiliyor; denge sorunları  ekonomik olduğu kadar sosyal ve siyasi nitelik de taşıyor. Bu  nedenle, kuralların biraz esnetilmesi için aday ülkelerin  desteğine ihtiyaçları var. Almanya, Slovakya'dan, kuzeydeki  Polonya ve Estonya'ya kadar olan ülkelerin adaylığını destekliyor. Yunanistan ise ısrarla Kıbrıs'ı destekliyor. Diğer yandan,  Türkiye'nin Amerika Birleşik Devletleri'nin iyi bir müttefiki  olması işe yaramıyor. Washington hükümeti, NATO üyesi olarak  Ankara hükümetine her zaman değer verip, Avrupa Birliği'ne  üyelik konusunda onu destekledi. Ancak, AB içinde hiç bir ülke  Türkiye'nin tarafında yer almıyor. Türklere yönelik tepkilerden  bir tanesi, idam cezasının halen yasalarda yeralıyor olması. İdam  cezası üzerinde bir moratoryum olmasına rağmen, Ankara hükümetinin teröristleri idam etme hakkını mahfuz tutmasını AB kesinlikle  onaylamıyor. Allah'tan Washington, Avrupa'nın seçkinler kulübüne  girmeye çalışmıyor.”

 

            İTALYA BASINI:      

            Adnkronos Haber Ajansı'nda (27/11) "KKTC Cumhurbaşkanı  Rauf Denktaş'la Mülakat" başlığıyla yer alan haberde,            KKTC  Cumhurbaşkanı Denktaş'ın şu sözleri aktarılmıştır: "Kendimizi  AB'ye katılım için muvafakatı ve imzası gerekli iki eşit taraf  olarak hissetmek ve bu şekilde değerlendirilmek istiyoruz.  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ortak kurucuları olarak eşitlik 'statümüz', antlaşmalarda ve 1960 Anayasası'nda belirlenmiştir. Şimdi ise  tüm anlaşmaları ihlal ederek bizi 1963'ten itibaren ortak pazarlar  ve kurumların dışında bırakan yine Kıbrıs-Rumlarıdır ve bizi  'azınlık' durumuna düşürmek istiyorlar. Kendilerininkinin yegane  hükümet olduğu konusunda AB'yi ikna ettiler ve bize danışmadan  AB'ye girmeyi hedefliyorlar. Her türlü çözümün, Kıbrıs'ta iki  ayrı demokrasi, iki halk ve iki hükümet olduğu gerçeğini göz  önünde bulundurması gerektiğini hatırlatan bizzat zamanın Dışişleri  Bakanı Lamberto Dini olmuştu. Bizim de AB'den istediğimiz tam  olarak budur... AB'ye karşı değiliz, -hatta halkın büyük çoğunluğu  AB'den yana- ancak Kıbrıs'ın, Kıbrıs Rum devletine dönüştürülmesini  zorla kabul ettirmek için AB'nin alet edilmesine karşıyız. Kıbrıslı  Rumlar tarafından AB'ye giriş zaten 'Enosis'in gerçekleştirilmesi  ve Helenizmin zaferi olarak gösterilmektedir.

            Türkiye'nin -1974 yılında bizi saldırıdan kurtaran- askeri müdahalesine temel teşkil eden garanti antlaşmalarından doğan  hukuki durum, anlaşmazlığı zaten ortaya çıkarmıştı. İkili  müzakerelerin çıkmaza girmesiyle oluşan kördüğümden ise, AB  faktörünün de Kıbrıs sorununun içerisine dahil edilmesi  şeklinde yararlanıldı... Ama tek taraflı olarak ileri  gidebilecekleri yanılgısına kapılmasınlar. Çünkü, karşılarında  Akdeniz ve Avrupa'daki güvenliği tehlikeye atacak bir anlaşmazlık  riskiyle beraber bizi ve Türkiye'yi bulacaklardır."

            AB'nin, Kıbrıs'ta iki ayrı ülkenin, iki halkın ve iki  demokrasinin bulunduğunu göz önüne alması ve adada yaşayan iki  toplumun eşitliği "statüsü"nü belirleyen olayları, hukuku ve  uluslararası anlaşmaları tanıması gerektiğinin altını çizen  KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Rum kesiminin yegane  hükümet olduğu iddiasıyla, Kıbrıs-Türklerinin onayını almadan  AB'ye girme konusundaki tek taraflı isteğinin reddedilmesi  gerektiğini söylemiş ve sözlerini şöyle sürdürmüştür: "Bu,  barışa değil, büyük bir krize neden olacak bir gelişme ve İtalya  bu mesajı Bruksel'e iletmek suretiyle önemli bir rol üstlenebilir... Avrupa için 'Kıbrıs-Türk' düğümü, bir tehdit ve aynı zamanda da  bir şanstır. AB, Avrupa değerlerinin açıkça ihlal edilmesi suretiyle,  bir tarafın diğer tarafa kendi isteğini zorla kabul ettirmek  istemesini tasvip edebilir mi? Başka hangi ülkede böyle bir  haksızlık vuku bulabilir? Kıbrıs'ta iki kültürün varlığı,  Kıbrıs-Türk devletinin laik ve Müslüman yapısı, 11 Eylül  suikastlerinden sonra yaşanmakta olan 'medeniyetler arasındaki  ürkütücü çatışmaya' alternatif bir model oluşturabilir. Atina  ve Ankara'nın çıkarları arasında karşılıklı bir dengeye dayanan  düzenli bir yakınlaşma, AB'ye ortak bir katılımı ve buna paralel  olarak Türkiye'nin yakınlaşmasına imkan tanıyabilir. Bu, iki  garantör ülke için, uluslararası antlaşmalarla uyum içerisinde  olan ideal bir çözüm olurdu. Avrupa değerlerini benimsemiş  olmamıza rağmen ayrımcılığa tabi tutulduk. Hristiyan olsaydık  aynı şey olur muydu? Laik olduğumuz için Müslüman dünyasının  bize kuşku ile bakmış olduğunu düşünecek olursak... Avrupa,  birçok kültürden oluştuğunu ispat etmek istiyorsa ilkelerinin evrenselliğini göstermek için bizim arzularımızı ve haklarımızı tanımalıdır.

            Ne yazık ki, Kıbrıs Rumlarının niyetlerine güvenmek için  bir neden yok. Onların, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Bin  Ladin ile sözde bağlantısı olduğuna ilişkin 'yayımladığı yanlış  haber' bunu ortaya koymuştur. Bunlar, Kıbrıs Rum bankalarında  kara para aklanması olayı hakkındaki dikkatleri başka yöne  çekmek için yayımlanan yanlış, saçma ve gülünç haberlerdir.  Bu konuda, Miloseviç'in durumunu ve 'yasal' olarak tanımlanan  Usame Bin Ladin'in kardeşine ait üç off-shore banka hesabının  bulunduğunu düşünmek yeterlidir... Bir çıkış yolu bulmak  istiyoruz. Clerides'le konuşacağım ve ona, AB nezdinde ortak  bir temsil ile eşitlik temeline dayalı, mevcut iki devlet  arasında işbirliği için yeni bir kurumun yaratılması konusunda  yeni bir başlangıç önereceğim. Krizin çözümü için yapılacak  bir anlaşmanın AB'ye giriş konusundan daha önce gelmesi gerekir  ve Türkiye'yi de içermelidir."

 

            RUSYA BASINI:      

            Krasnaya Zvezda gazetesinde (27/11) "Askeri Alandaki  İşbirliğimiz Genişliyor: Kıbrıs Cumhuriyeti Savunma Bakanı  Sokratis Hasikos'un Mülakatı" başlığı ve Leonid Lipnyakov  imzasıyla yayımlanan mülakatta, Kıbrıs'ın coğrafi konumunun  Doğu Akdeniz bölgesinde son derece stratejik önem taşıdığı,  bu nedenle Bizanslılar ve Haçlılardan başlayarak Türk ve  İngilizlere kadar çok sayıdaki istilacının yüzyıllarca ada  üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı ifade edilmekte ve  bugüne kadar Kıbrıs sorununun çözümlenememesinin nedenleri  üzerinde durulmaktadır. Moskova ve Lefkoşa'nın, geleneksel  olarak yalnızca siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda değil,  askeri-teknik işbirliği alanında da dostane ilişkilerini  geliştirdikleri belirtilen mülakatta, Moskova'yı ziyaret  etmekte olan Kıbrıs Rum Kesmi Savunma Bakanı Sokratis  Hasikos'un Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği konusundaki şu görüşlerine  yer verilmektedir: “Türkiye, Kıbrıs'ın AB'ye kabulünü engellemeye  yönelik çeşitli adımlar atıyor. Sözünü ettiğiniz tehdit de  bunlardan biridir. Türkiye, 1974'ten bu yana Kuzey Kıbrıs'ı  yasadışı olarak işgal etmektedir. Bu şekilde Türkiye ne yapıp  yapıp özgür cumhuriyetimizin AB'ye girmesini önlemek için hem  bizi, hem de Avrupa Birliği'ni tehdit ederek korkutmayı ümit  ediyor. Bu tehditlerin gerçekleştirileceğine inanmıyoruz. Zira  bu olursa, Türkiye kendisinin AB ile yakınlaşma sürecini ve de  bir bütün olarak Batılı ülkeler ile lişkilerini güç duruma  sokacaktır. Bu tür basiretsiz bir politikanın Türkiye'deki  aleyhtarları da az değildir. Buna rağmen ülkemizin her türlü  gelişmelere hazır olması gerekiyor. Bu nedenle, Türkiye'nin  bize yönelttiği tehditleri uygulama planlarından caydırmak  amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin savunma kabiliyetini güçlendirmek  için daha fazla çaba harcıyoruz.”

           

            YUNANİSTAN BASINI:

            Makedonya Haber Ajansı'nın (27/11) "TÜSİAD, Kıbrıs  Konusunda Türk Hükümeti ile Aynı Görüşte Değil" başlıklı  haberinde, Türkiye Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)  Başkanı Tuncay Özilhan'ın, İstanbul'da yapılan 48. AB-Türkiye  Karma Parlamenterler Komisyonu toplantısı çerçevesinde Avrupalı Parlamenterlerin onuruna verdiği akşam yemeğinde yaptığı konuşmada,  Türk hükümetinin, “Rauf Denktaş'ın uzlaşmaz tutumuna” destek  politikası ile ters düştüklerini belirttiği bildirilmektedir.  Özilhan'ın, yaptığı konuşmada, TÜSİAD'ın "Türk hükümetinin,  Denktaş'ın uzlaşmaz politikasını desteklemesini yanlış  bulduğunu" söylerken, "Kıbrıs sorununa ortak kabul görecek bir  çözümün bulunmasında Türk tarafının engel teşkil etmemesi  gerektiğini" belirttiği kaydedilen haberde, PASOK Avrupa  Parlamenteri Yorgos Katiforis'in, Avrupa Birliği-Türkiye  Karma Parlamenterler Komisyonu üyelerinin Dışişleri Bakanı  İsmail Cem ile yaptıkları görüşmeden hemen sonra, Cem'den,  Özilhan'nın açıklamalarını değerlendirmesini ve Türk toplumunda  TÜSİAD Başkanı ile aynı görüşte olan başka kesimlerin olup  olmadığı konusunda komisyon üyelerine bilgi vermesini istediği,  Bakan Cem'in, buna cevaben, Özilhan ile aynı görüşte olmadığını  ve Türk toplumunun küçük bir bölümünün Özilhan ile aynı görüşte  olduğuna inandığını söylediği ifade edilmektedir.

            Elefterotipia gazetesinin (27/11) "Türk Sanayiciler  Denktaş'ın Aleyhinde" başlıklı ve Aris Abacis imzalı  yorumunda, İstanbul'da düzenlenen 48. AB-Türkiye Karma  Parlamenterler Komisyonu toplantısı ele alınmakta, toplantıda  Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TUSİAD) Başkanı'nın,  Türkiye'nin Denktaş'ın tutumunu desteklemesini eleştirdiği,  Komisyon Başkanı Bendit'in de, Kıbrıs sorunundan bahsederek,  "Kıbrıs sorununda tek bir Kıbrıs'ı ve her iki toplumun ortak temsilciliğini öngören bir çözüm bulunmalıdır. Kıbrıs sorununda  çözüm bulunmazsa Türkiye AB'ye üye olamaz" dediği bildirilmektedir. Yorumda, TUSİAD Başkanı Tuncay Özilhan'ın konuşmasında, Türkiye'nin, “Denktaş'ın uzlaşmaz tutumunu desteklemesini kınadığı” ve Kıbrıs  Rum tarafının AB'ye üye olması halinde AB-Türkiye ilişkilerinin  olumsuz yönde etkileneceğini belirterek, "Kıbrıs konusunun  AB-Türkiye ilişkilerinde önemli bir konu olduğunu farzetmek  zor bir iş değildir. Ancak, Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB'ye  üyeliği ile birleştirilmesi doğru değildir" dediği aktarılmaktadır.  TUSİAD Başkanı'nın gazetecilerin sorularına cevaben, "Kıbrıs,  stratejik açıdan önemi olan bir ada olabilir. Diğer taraftan  ise AB'ye üyelik ile, çağdaş topluma dahil olmak ve seviyesinin yükselmesini isteyen 65 milyonluk bir ülke var" şeklinde  konuştuğuna işaret edilen yorumda, toplantısının açılış  konuşmasını yapan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in de,  "Türkiye'nin AB ile sürtüşmesi söz konusu olamaz. Türkiye'nin  AB ile ilişkilerinin içeriği ve Kıbrıs konusunun hukuki yönü  Helsinki de yapılan AB zirvesinde saptanmıştır. AB zirvesinde  ayrıca, AB'ye üye olan ve aday ülkelerin New York'ta başlayan  Kıbrıs görüşmelerine destek olmalarının gerektiği vurgulanmıştır.  Türkiye, Kıbrıs'taki iki toplumun bulacağı ortak çözümü  destekliyor" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.

 

28/11/2001   13:54:11

 

 

           

                    ESKİ SAYILAR