|
03/12/2001
ANKARA, 03/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Kasım, 1-2 Aralık 2001 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (02/12) "Kıbrıs Sorunu Kritik Bir Aşmaya Giriyor" başlıklı
ve Alex Efty imzalı haberinde, Kıbrıs Rum Kesimi Lideri
Glafkos Klerides ile Kıbrıs Türk Kesimi Lideri Rauf
Denktaş'ın yapacakları görüşmenin önemi
vurgulanmakta, görüşmenin,
“bu konudaki başarısızlığın Avrupa Birliği'nin genişlemesine yönelik etkileri olabileceğine, Türkiye'nin AB
üyeliğini engelleyebileceğine ve adanın 27 yıllık bölünmüşlüğünü
pekiştirebileceğine dair kaygıların arttığı bir dönemde gerçekleşeceğine” dikkat çekilmektedir.
Klerides ile Denktaş'ın
bu görüşme için biraraya gelirken ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell'ın da Ankara'da temaslarda bulunarak
Kıbrıs sorununa çözüm çabalarına katkıda bulunacağı ifade edilen haberde, son zamanlarda Kıbrıs sorunuyla ortaya
çıkan gelişmelerden söz
edilmektedir. Denktaş'ın, “iki devletli
gevşek bir federasyon, AB'de ayrı temsil hakkı ve iki
toplumun ayrı olarak yaşamasını talep ettiği”, bu yaklaşımın AB tarafından reddedildiği belirtilen haberde şöyle
denilmektedir: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tek taraflı
olarak ilan edilmiş Kıbrıs Türk devletini, Türk işgal
güçlerinin yasadışı muavin bir idaresi olarak nitelendirdi. Mahkeme, Rum mültecilerin geri dönüş hakkını
da destekliyor. AB
Komisyonu Başkanı Romano Prodi, kasım ayında
Kıbrıs'a yaptığı bir ziyaret sırasında, 'Kıbrıs, Avrupa
Birliği'ne girecek. Kıbrıs, AB'ye üye olacak ilk aday ülkeler listesinde bulunacak' dedi. Türkiye'nin ise en
az 10 yıl içinde AB'ye katılması muhtemel değil. AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen, Türkiye'nin, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etmesi halinde AB'ye katılma şansını
kaybedeceğini belirtti.”
Washington Times gazetesinin (02/12) “Kıbrıs, AB'nin Federasyon Planını Destekleyeceğini Umuyor” başlıklı
ve Gus Constantine imzalı
yazısında, Kıbrıs Rum Kesiminin AB'ye üyeliği
konusu ele alınmakta, iki toplum arasındaki sorunlardan
ve çözümle ilgili tartışmalardan söz edilmektedir. Kıbrıs Rumlarının AB'ye kabul edilmesi konusundaki müzakereleri
sürdürmüş olan Yorgo Vasiliyu'nun, “AB'nin, 'Avrupa
Birliği üyesi olmaya yakınız' şeklindeki inancımızı teyid etmesinden dolayı memnunuz. Türk tarafı, iki devlet anlamına
gelecek gevşek bir konfederasyon istiyor ve biz de bunu
kabul etmiyoruz” dediğine işaret edilen yazıda, Denktaş-Klerides
arasında gerçekleştirilecek görüşmenin sonucunun
merak edildiği dile getirirlmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten gazetesinin (30/11) "Kıbrıs Çekişme Konusu" başlıklı haberinde, Kıbrıs'ın
AB'ye alınması planının,
“patlamaya hazır saatli bomba niteliğinde” olduğu, Ankara'nın,
Kıbrıs sorununu "ulusal mesele" ilan ettiği belirtilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit'in, Ankara'da Milli
Güvenlik Kurulu toplantısının
ardından, "Türkiye, Kıbrıs Türkleri'nin
Rum hakimiyeti altında bir azınlık konumuna gelmelerine yol açacak hiçbir gelişmeye izin
vermeyecektir" şeklindeki
açıklamasına dikkat çekilen haberde, Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer başkanlığındaki Milli Güvenlik
Kurulu'nun, hükümeti Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne alınması halinde bir "eylem planı"
hazırlamakla görevlendirdiği
bildirilmekte, Hükümetin eylem planının ise, AB'ye Türkiye'nin "çıkarlarını savunmaya"
kararlı olduğu sinyalini
vereceği kaydedilmektedir. Avrupa Parlamentosu Başkanı
Nicole Fontaine ve Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Günter Verheugen'in, Kıbrıs'ın Birliğe alınmasının
toplumlar arası ihtilafın
önceden çözüme kavuşmasına bağlı olmadığını yineledikleri
vurgulanan haberde, bu durumda Türkiye'nin, devletler hukuku açısından bir AB devletinin toprakları üzerinde
bulunan işgal gücü durumuna düşeceğine dikkat çekilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (01/12) "Avrupa Savunması:
Verhofstadt Projeyi Sonuçlandırma Konusunda Kararlı" başlıklı
haberinde, Avrupa Birliği
Dönem Başkanı Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın,
AB dönem başkanlığı süresinin sona ermesinden önce
Avrupalı başkentlere gerçekleştirdiği
turne çerçevesinde, Atina'ya yaptığı ziyarete yerverilmektedir. Haberde, Verhofstadt'ın,
Atina'da yaptığı açıklamada, AB'nin NATO olanaklarından
yararlanması konusunu aylardır engelleyen Ankara ile mevcut çıkmaza
rağmen, "14-15 Aralık tarihlerindeki Laeken Zirvesi sırasında,
Avrupa Savunması'nın hayata geçirilişinin kesinlikle ilan edileceğinin" altını çizdiği
belirtilmekte, “Türkiye'yi
son ziyaretimde kendilerinden, artık bu projenin engellenmemesini ve
mutabık kalınmasını istedim. Her halukarda,
Türkiye tarafından engelleme sürse bile, söz konusu
duyurunun gerçekleştirileceğini Ankara'ya ilettim" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (02/12) "Kıbrıslılar Dönüm Noktası Niteliğindeki Görüşmeden Önce Bezgin Durumdalar" başlıklı
ve Michele Kambas imzalı
haberinde, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin,
“adanın bölünmesi ve iki NATO müttefiğinin birbirine
düşmesine sebep olan görüş ayrılıklarını gidermek için” biraraya gelecekleri görüşmenin önemine işaret edilmekte,
etnik kökeni ne olursa olsun, Kıbrıslıların çoğunun,
sorunun çözümsüzlüğünden bıktıkları dile getirilmektedir.
“Fakat bir kez daha, adalıların, dünyanın oturup, Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasındaki ilişkileri zehirleyen
bu irinli yarayla ilgilenmesini istedikleri” vurgulanan
haberde, önümüzdeki yıla kadar bir çözüm bulunamazsa,
Kıbrıs sorununun, AB'nin genişlemesini rayından çıkarabileceği,
AB, Yunanistan ve Türkiye arasında ciddi gerginliklerin
ortaya çıkmasına yol açabileceği ileri sürülmektedir.
Financial Times gazetesinde (30/11) "Eski Arkadaşlar, Eski Anlaşmazlıkları Çözümlemeleri İçin Baskı Altında...
Kıbrıs'ın Bölünmüşlüğü,
Adayı AB'ye Alma Planlarıyla Ön Plana Çıkarıldı"
başlığı ve Leyla Boulton-Kerin Hope ortak imzasıyla yayımlanan Internet'ten sağlanan yorumda, Denktaş-Klerides
buluşması konu edilmekte, Yunan Dışişleri Bakanı
Yorgo Papandreu'nun, 77 yaşındaki Denktaş ve 83 yaşındaki Klerides'in buluşmasını, "tarihi
bir fırsat" olarak nitelediği bildirilmektedir. İki liderin soruna bir çözüm
bulmak amacıyla biraraya gelecekleri vurgulanan yorumda,
konunun tartışıldığı çeşitli kesimler tarafından bazı tavizlerin verilmesinden söz edildiği
kaydedilmektedir. Kıbrıs
Türklerinin çoğunun, şeklen Türkiye'nin bir parçası olmak
yerine AB üyeliğini tercih ettikleri için, aynı zamanda
geniş bir özerkliğe de sahip olmak istedikleri ifade edilen yorumda, Rum çoğunluğun geçmişteki zulmüne işaret
eden Türklerin, çok daha büyük ve zengin Rum toplumuna
karşı bunu fiziki bir güvenlik ve ekonomik hegemonya
altına girmemenin garantisi olarak gördükleri de dile getirilmektedir. Kıbrıslı iki liderin, toplumlarının
AB şemsiyesi altında nasıl
bir arada yaşayacaklarının ayrıntılarını
saptama imkanını bulmaları için büyük bir çaba
sarfedilmesi gerektiğine işaret edilen yorumda, Liderler Kıbrıs'ta biraraya gelirken, ABD Dışişleri Bakanı
Colin Powell'ın da, bu bağlamda
uluslararası baskıyı güçlendirmek
üzere Ankara'ya yapacağı ziyaretin zamanlamasının
önemi vurgulanmaktadır.
Ekonomist dergisinde (30/11) "Kıbrıs Çözümü" başlığı
altında yayımlanan bir makalede, Kıbrıs konusu ele alınmakta,
şu değerlendirmeye yer
verilmektedir: “Kıbrıslılar bölünmüş adalarına
yönelik, dört temel seçenekle karşı karşıya kalmaktalar. Adada yaşayan hem Türkler hem de Rumlar, gevşek
yapıda bir federal devlet
altında birleşmek üzere anlaşırlar. Veya
adil sınırlar içinde, resmen ayrılmak üzere anlaşabilirler.
Ya da mevcut kısır döngü, karşılıklı dikenli teller arkasından hırlaşma şeklinde devam eder. Veya Türk
tarafı, liderleri müzakerelere
geri dönmeye karar verene kadar,
bir tarafa bırakılarak, uluslararası alanda tanınan Rum tarafı Avrupa Birliği'ne alınır. Tüm bu seçeneklerin
dezavantajları da
bulunmaktadır. Ancak halen en iyi seçenek ilk
seçenek olan gevşek yapıdaki federasyon seçeneğidir. Diğer
üç seçeneğin ilk seçenekten daha az tatminkar olmasının sebebi
nedir? Mevcut kısırdöngü devam edemez. Yunanistan'ın adadaki
kuzenlerinin kulübe alınması arzusu ve Türkiye'nin başka
bir zamanda katılmalarını istemesi şeklinde ortaya çıkan, AB genişlemesi üzerine oynanan poker oyunu, son çeyrek
yüzyılın istikrarsız
dengesini bozmuş durumda. Yunanlıların çoğunluğu
ve bazı AB hükümetleri, Türklerin ve diğerlerinin ne düşündüğüne bakılmaksızın, uluslararası olarak
tanınan Rum yönetimindeki
bölgenin Birliğe girmesini istiyorlar. Diğer
yönden, Atina'daki hükümet, kıyaslanamayacak derecede daha
önemli durumdaki, diğer on aday ülkenin AB'ye girişini engelleyeceğini
söylemekte. Eğer Yunanistan istediğini elde ederse,
NATO'nun değerli ama huysuz ülkesi Türkiye, tüm bölgeyi tehlikeye sokarak, Kıbrıs
Türk kesimini tamamen ilhak
edeceğini söylemekte. Öyleyse, açıkça birbirleriyle yan yana yaşamak istemeyen iki toplumu birarada yaşamaları için
ikna etmektense, adada iki ayrı devletin oluşumuyla gerçekleşecek
bir bölünme neden kabul görmüyor? Adadaki Türklerin,
Türkiye'nin müdahalesi sırasında adadaki nüfus oranları yüzde 18 iken, şu anda yüzde 37'ye ulaşmış
durumda. Rumlar haklı
olarak mevcut statükoyu donduran bir anlaşmayı tamamen
haksız sayıyorlar. Ama her iki taraf da yeni bir paylaşım konusunda anlaşırlarsa ya da eğer uluslararası olarak
tazminata hükmedilirse ve eğer sınırlar her iki tarafı
da tatmin edecek şekilde yeniden çizilirse, neden her iki tarafın da kendi başlarına mutlu yaşamalarına izin vermeyelim?
Prensip olarak gayet iyi. Ama bu çeşit bir
anlaşmaya varılması, uzun süredir tartışılan gevşek
yapıda bir
federasyon anlaşmasından çok daha zor olacak.”
LÜBNAN BASINI:
Al-Liwaa gazetesinde (30/11) "Denktaş: Klerides ile Buluşmamız, Felaket Öncesi Son Fırsattır" başlığı
ile yayımlanan Adnan
Hoteit'in KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile
yaptığı söyleşide, Denktaş'ın Klerides'le görüşmesi öncesi
görüşleri aktarılmakta, AB-Kıbrıs-Türkiye ilişkileri konusundaki değerlendirmelerine yer verilmektedir. Klerides ile
buluşma öncesinde umutlu ve gerçekçi olduğunu belirten Denktaş'ın,
“Klerides, bugün Ulusal Meclis ile bütün
partiler tarafından muhasara altındadır. Bütün
partiler, kendilerinin
Kıbrıs Cumhuriyeti oldukları ve AB'ye katılma
talepleri sürecinin çok kolay işlediği konusunda
ittifak halindedirler.
Dolayısıyla Klerides, onlara, 'yeter artık,
tehlikedeyiz. Bazı tavizler vermek zorundayız...' deme
gücüne sahip değildir... Buna rağmen ben diyorum ki top,
Amerikalıların, İngilizlerin ve Güvenlik Konseyi ile
AB'ye tesir
edebilecek herhangi bir ülkenin sahasındadır. Eğer
bunlar bu sorumluluğu üstlenmezlerse, burada, Kıbrıs'ta
veya çevresinde vuku
bulabilecek olayların günahını onlar
taşıyacaklardır” şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Söyleşide,
Türkiye'deki bazı basın-yayın organlarında oldukça
sert ifadelerin kullanılması ve Türkiye-AB ilişkileri
konusunda ise, şu ifadelerine yerverilmektedir: “Onlar azınlıkta olan kiralık kişilerdir. Olayı çarpıtarak
Kıbrıs'ta cereyan eden
olayları Türkiye'nin AB'ye girmesine bir
engelmiş gibi yansıtmaktadırlar. Ancak iktidar, muhalefet,
bütün sivil ve sivil olmayan kurumların ezici
çoğunluğunun onlardan ayrı bir görüşü bulunmaktadır
ve bunu açıkça
ifade etmişlerdir... 'Bazılarının Türkiye'nin zor durumda
kalması halinde, AB'ye girmesinin bedeli olarak Kıbrıs'ı satma ihtimali' kesinlikle söz konusu değildir. Bunları
söyleyenler Türkiye gerçeğini ve Türkiye'nin temel esaslara
olan bağlılığını bilmiyorlar. Kaldı ki, bu temel esaslar stratejik menfaatlerle de buluştuğu zaman durum nasıl
olur?”
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde (02/11) "Türkiye: Doğu ile Batı Arasında" başlığı ve Eleni Kohaimidou imzasıyla
yayımlanan yorumda, “İslam
ile Batı arasında bulunan çağdaş Türkiye'nin,
karmaşık jeostratejik hedefler oyunu içinde, Müslüman
gelenekleri ile Kemalist sistemin ilkeleri arasında
dengeler kurmaya çalıştığı” ifade edilmekte, Ecevit Hükümetinin, Afganistan, Irak ve Kafkasya'daki
çıkarlarını ön plana çıkarmasının aynı zamanda
da, uluslararası
arenada mümkün olduğu kadar daha büyük yararlar elde etmeyi ve Avrupa'ya yakınlaşmasını müzakere konusu
yapmayı amaçladığı ileri sürülmektedir. Son günlerde
Ankara'da kaydedilen yoğun diplomatik hareketlenmeden söz edilmekte,
bu bağlamda, ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell'ın Ankara'ya
yapacağı ziyaret sırasında, Irak'a yapılması planlanan
saldırı, zirve toplantısından önce çözümlenmesi gereken Avrupa savunması ile Kıbrıs sorununu
gündeme getireceği ifade edilmektedir.
Kathimerini gazetesinin (02/12) "Kritik Bir Hafta" başlıklı ve Kostas İordanidis imzalı yorumunda, Kıbrıslı
Rumların temsilcisi
Klerides'in Kıbrıslı Türklerin temsilcisi
Rauf Denktaş ile yapacakları görüşme ile, Avrupa Ordusu
tarafından NATO'nun altyapısının kullanılmasına ilişkin Türk itirazlarının görüşüleceği NATO Dışişleri
Bakanları toplantısının,
“kritik gelişmeleri” oluşturduğu ifade
edilmekte, bu görüşmelerin Yunan politikasının bazı ideolojik
çarpıtmalarını sınavdan geçirecekleri
için kritik sayıldıkları
kaydedilmektedir. Bu ideolojik çarpıtmaların birincisinde, Türkiye'nin
Avrupa'ya yönelmesi ve Kıbrıs Cumhuriyetinin
AB üyeliğine doğru ilerlemesinin Türkiye içinde yoğun diyaloga yol açmasının Ankara'nın Kıbrıs konusundaki
tavrını değiştirmesi şeklinde yorumlanması, ikincisinin de geçen hafta Türkiye'nin Milli Güvenlik
Kurulu tarafından alınan
kararda, Kıbrıs'ta konfederasyon, iki devlet
ve iki ulustan söz edilmemesinin, Ankara'nın daha ılımlı
davranmaya başladığı şeklinde yorumlanması olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin
düzenli bir şekilde gelişmesinin, gerginliklerden ciddi olarak kaçınılmasının herkesin istediği bir gelişme olduğu
vurgulanan yorumda, ancak, büyük bir olasılıkla doğrulanmayacak ümitlerin üretilmesinin istikrarı
tehlikeye sokabileceği
ifade edilmektedir.Yorumda şu ifadelere de yerverilmektedir: “AB ülkelerinin kendilerine ait bir savunma
sistemini kuracakları hayalini üretme arzusunda olmaları
nedeniyle, Türkiye'nin kararlara katılımını kabul etmeyeceklerdir.
Ancak, son günlerde basında yer alan konuya ilişkin
haberler doğruysa, Ege ile Kıbrıs'ın Avrupa Ordusu'nun operasyon bölgesi dışında bırakılmasını
kabul edeceklerdir. Bu tür
bir gelişme halinde, Hükümet veto hakkını
kullanmakla tehdit ediyor. Ancak asıl soru, Türkiye ile
diğer NATO ülkeleri arasında bir anlaşmanın yapılması halinde
bu vetonun ne kadar geçerli olacağı sorusudur. Ege ya
da Kıbrıs'ta bir çarpışmanın meydana gelmesi halinde Avrupa
Ordusu'nun müdahale etme olasılığı tam manasıyla gerçek dışıdır, çünkü tüzükte bile öyle bir şey öngörülmemiştir.
Bir ülkenin savunması konusu, NATO ya da AB
gibi büyük örgütlerin üyesi olsa bile, ulusun ve Hükümetin
sorumluluğudur.”
Kathimerini gazetesinin (02/12) "Türkiye'nin, Kıbrıs ve Avrupa Ordusu İçin Şantajları" başlıklı ve
Stavros Ligeros imzalı bir
diğer yorumunda, Kıbrıs konusunda yapılan tartışmalardan
söz edilmekte, Başbakan Bülent Ecevit'in, partisinin
Parlamento grubu toplantısı sırasında yaptığı konuşmaya yerverilmektedir. Kıbrıs sorunu ile Avrupa Ordusu
konusunun son zamanlarda gündemi
meşgul ettiği vurgulanan yorumda,
sorunun, Türkiye'nin, AB üyesi olmamasına rağmen, operasyon planlamalarına tam katılım talebinde bulunmasından
meydana geldiği, Ankara'nın,
NATO altyapılarının Avrupa'nın 60
bin kişilik askeri güçleri
tarafından kullanılmasını engellemek
amacıyla, NATO'da veto hakkını kullanacağını söyleyerek,
Batı Avrupa başkentlerine şantaj yaptığı belirtilmektedir. Yorumda, "15'ler" arasında
Nice'te yapılan zirve toplantısında, NATO altyapıları kullanılsa
da kullanılmasa da, operasyonun planlanmasına yalnız AB
üye ülkelerinin katılması
kararının alındığı, bu kararın, Türkiye'nin talebine kesin bir red cevabı oluşturduğu, ancak,
o günden bügüne gelişmelerin aynı yönde olmadığı, bir
yıldan bu yana, Ankara'nın
tehditini gerçekleştirmemesi yönünde
ikna edilmesi amacıyla, kapalı kapılar ardında müzakereler yapıldığı kaydedilmektedir. Amerikan-İngiliz
tarafının, iki NATO üye
ülkesi arasında çarpışmanın cereyan etmesi
halinde, Avrupa Ordusu'nun müdahale etme hakkına sahip olmamasını öngören bir formülü müzakere masasına
getirdiği belirtilen
yorumda, formülde bu olasılığın öngörülmesinin
Türk-Yunan sorunlarına yönelik olduğu, Yunanistan'ın
AB üyesi olmasından elde ettiği avantajları yok etme amacıyla yapıldığı ileri sürülmektedir.
Konuyla ilgili çeşitli
senaryolardan söz edilen yorumda, konunun, hem
Hollandalı Dışişleri Bakanı Josias Van Aartshen'in hem de ABD'li meslekdaşı Colin Powell'ın Ankara'yı ziyaretleri
sırasında ele alınacağı,
konuya ilişkin yeni bir müzakere turuna
başlanacağı, Atina'nın da, veto hakkını kullanacağını
yineleme zorunda kalacağı ifadeleri kullanılmaktadır.
03/12/2001
14:03:18
|