05/12/2001     

 

 

            ANKARA, 05/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  4 Aralık 2001 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yerverilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            AP'nin (04/12) "Türkiye, Kıbrıslı Liderlerin Görüşmeleri  Sürdürme Kararını Memnuniyetle Karşıladı" başlıklı ve Ben  Holland imzalı haberinde, dört yıldan bu yana bugün ilk kez  yüzyüze görüşmelerde  bulunan Glafkos Klerides ile Rauf  Denktaş'ın, tam anlamıyla bir uzlaşma sağlanıncaya kadar  görüşmelere devam edilmesi kararı almalarının memnuniyetle  karşılandığı ifade edilmekte, Türk yetkililerin,  görüşmelerin bir uzlaşıya yolaçmasını umduklarını dile   getirdikleri aktarılmaktadır. Haberde, Başbakan Ecevit'in,  toplantının ardından yaptığı açıklamada, "Böylesi bir  diyalog, belli bazı kapıların açılması potansiyelini  taşımaktadır" dediği, Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan  açıklamada ise, görüşmenin, "adada eşit statü temelinde  yeni bir ortaklık ve kapsamlı bir çözüm yolunda atılmış  olumlu bir adım" olarak değerlendirildiği bildirilmektedir.   KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, toplantının ardından,  iki tarafın yeni görüşmelerde "eşit muamele görmesi" halinde   onlarca yıldır başarısızla sonuçlanan diplomatik çabalarda   başarı sağlanması şansı doğabileceğini söylediğine işaret  edilen haberde şöyle denilmektedir:“Adada 27 yıldan bu yana  sürmekte olan bölünmüşlük, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  giriş umuduna ciddi bir engel ve NATO üyesi Türkiye ile  Yunanistan arasındaki gerginliğin başlıca nedeni olarak  görülüyor.            Uluslararası platformda tanınan Kıbrıs Rum  hükümeti AB üye adayı ülkeler arasında ilk sırada bulunuyor  ve bu konuda AB onayı gelecek yıl kadar erken bir zamanda   gelebilir. Türkiye, Kıbrıs'ın AB'ye alınması halinde 35 bin   asker bulundurduğu ve yalnız kendisinin tanıdığı kuzeydeki   Kıbrıs Türk devletini ilhak tehditinde bulundu. Türkiye,   Kıbrıs için bir çözümün AB üyeliği öncesi gerçekleşmesi   gerektiğini belirtti. Uzmanlar, ilhakın Türkiye'nin AB  umutlarına vurulacak ölümcül bir darbe olacağını  söylüyorlar.”

            AP'nin (04/12) "Powell Terörle Mücadele Kampanyasının  Genişletilmesi İçin Türkiye'nin Desteğini Kesinleştirmeye  Çalışacak, Kıbrıs Anlaşması İçin Baskı Yapacak" başlıklı  ve Selcan Hacaloğlu imzalı haberinde, ABD Dışişleri Bakanı  Colin Powell'ın Ankaraya'ya yapacağı ziyaret konusu ele  alınmakta, Powell'ın, “Afganistan'daki askeri harekatın  ardından, ABD'nin önderliğindeki teröre  karşı mücadele  için destek toplamak, Türkiye ve Yunanistan arasındaki   ilişkilere zarar veren ve NATO'nun güneydoğu kanadını   zayıflatan, Kıbrıs'ın 27 yıllık bölünmüşlüğünün bir anlaşmayla  sona erdirilmesi çabalarını hızlandırmaya çalışmak, Irak  konusu ile Avrupa Birliği savunma  gücünün oluşturulması”  konularını gündeme getirmesinin beklendiği ifade edilmektedir.

            The Washington Times gazetesinin (04/12) “KKTC,'Hayal  Ürünü'dür” başlıklı ABD Senatosu eski üyelerinden ve eski  Başkan adaylarından Bob Dole imzalı okuyucu mektubunda,  gazeteye “Okuyucu Mektupları” köşesine düzenli olarak mektup  gönderen Ahmet Erdengiz'in, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”  temsilcisi olarak nitelendirilmesine karşı çıkılmakta, KKTC  “hayal ürünü devlet” olarak adlandırılmakta ve şöyle  denilmektedir: “Avukatlık firmam tarafından temsil edilen  Kıbrıs  Cumhuriyeti, adadaki tek meşru devlettir. Tüm  dünyanın  tanıdığı bu devlet, BM'in başarılı bir üyesidir  ve AB üyeliği  için de yine başarılı müzakereler  yürütmektedir. Erdengiz ve  işgal altında bulunan  Kıbrıs'taki fakirleştirilmiş halk, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  AB üyeliği için sürdürmekte olduğu  kampanyaya katılarak AB  üyeliğinin getireceği sayısız  nimetlerden yararlansa daha  iyi olur.

            ALMANYA BASINI:

            Tages Anzeiger'de  (04/12) "Washington'dan Tatlı Teklif"  başlığı ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir  makalede,ABD-Türkiye ilişkileri ele alınmakta, şu anda  Washington'dan Türkiye'ye, “tek Müslüman NATO ülkesinin,  Bagdat diktatörü  Saddam Hüseyin'in resmi olarak  bombalanmasına yardımcı  olması ve bunun karşılığında da  Kuzey Irak'da  bulunan Kerkük ve Musul'un petrol  kaynaklarından 'drahoma' şeklinde yararlanma müsaadesi  alma” teklifini getirdiği ileri sürülmekte, Türk hükümetinin  ise; Bağdat ile henüz yeni düzelenen ilişkilerinin devam  etmesini ve aynı şekilde Irak'ın sınır bütünlüğünün korunması  isteğini tekrar tekrar  vurguladığı kaydedilmektedir. Bu  konuyla ilgili olarak  Savunma Bakanı'nın, "yeni bir durumda  yeni bir değerlendirme yapılabilecektir" şeklindeki sözlerine  dikkat çekilen makalede, Türkiye'nin  stratejik öneminin,  11 Eylül'den sonra daha da arttığı, Ankara'nın ise bu kozunu  IMF'den  milyarlarca dolarlık yeni kredi alma yönünde  kullandığı, bu yardımların kriz ülkesini Washington'a daha  da bağımlı hale getireceği değerlendirmesine yerverilmektedir.  Bu bağlamda, Amerika Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, Ankara  ziyaretinin önemine işaret edilen yazıda şöyle denilmektedir:  “Eğer Powell, Ankara'da Başbakan Bülent Ecevit ile el  sıkışırsa, hemen hemen aynı anda, Kıbrıs'ta karşılıklı  mücadele veren Rauf Denktaş ve Glafkos Klerides de uzun bir   aradan sonra gözgöze gelmiş olacaklardır. Ankara, Kıbrıs'ta   da kullanabileceği bir kozu elinde bulundurmaktadır. Ecevit,   adanın Güney Rum kesiminin AB'ye girmesi halinde, adanın   kuzeyinin ilhak edileceği tehditinde bulunmaktadır. Ecevit'in  inadı devam etmektedir. Parlamento, Kıbrıs hakkında sadece  kapalı kapılar ardında, bir siyasi müzakereyi  gözüne  kestirmiş durumdadır. Ankara sert çıkışlar yapmaktadır ama  siyaseten böyle çıkışların daha hafif olması gerekmektedir.   Böylesine bir ortak manevra için istidatı bilinmekle birlikte,   sadece, büyük silah arkadaşı olan Amerika Birleşik Devletleri   tarafından koordine edilen bir Türkiye, Avrupa için zor bir  ortaktır, hatta Avrupa ordusu ile ilgili de çözümsüzlük   ortaya koymuştur. Fakat, Atlantik İttifakı'nın tek başına   emanet edileceği ülke olan Türkiye, Avrupa için çok önemlidir.  AB, inatçı akrabaların daha önceki gibi  birleşmek isteyip  istemedikleri konusunda Ankara'da yoğun çaba sarfetmek  zorundadır.”

            Die Welt gazetesinde (04/12) "AB Acil Müdahale Gücü  Görüşmelerinde İlerleme" başlığı ve Andreas Middel  imzasıyla yayımlanan yorumda, Ankara'daki Hükümet ile  İngiliz-Amerikan heyeti arasında yapılan görüşmelerde, AB  birliklerinin NATO imkanlarından yararlanmaları sorununda bir uzlaşma sağlanmasının, Türkiye'nin AB'nin Acil Müdahale  Gücü'ne olan engellemelerinden vazgeçtiği anlamına geldiği  ifade edilmektedir. Türk basınında yeralan haberlere  dayanılarak, Ankara'nın tüm AB operasyonlarında genel bir  söz hakkı talebinden vazgeçerken, buna karşılık AB'nin,  Türkiye'nin çıkar bölgeleri olarak belirlenen yerlerde  tavizler vereceği kaydedilen yorumda, ancak gerek NATO  gerekse AB çevrelerinde, uzlaşmanın sözlü ifade edilen  sonuçları üzerinde şimdilik değerlendirme yapılmak  istenmediği, NATO genel karargahında henüz sorunun tam  olarak bertaraf edilmediğinin belirtildiği, Türkiye'nin AB  operasyonlarına nasıl katılacağının da henüz belirgin  olmadığı, Türk birliklerinin doğrudan AB güçleri tarafından  yürütülen misyonlara onlardan bağımsız olarak katılma  hakkının AB'de kesinlikle kabul görmediği değerlendirmelerine  yerverilmektedir. Türkiye'nin yakın bölgeleri olan Orta Doğu,  Balkanlar, Kafkaslar ya da Kuzey  Irak'a yönelik  operasyonlarla ilgili sorunların varlığını koruduğu  belirtilen yorumda, bu bölgelere yönelik operasyonlara AB'ye  üye olmayan bir ülkenin bir tür veto hakkına sahip olmasının,  şimdiye kadarki yaklaşımlara göre AB tarafından  düşünülmediği,  Brüksel'de söylenenlerin, bir tür danışma yönteminin  seçileceği yönünde olduğu kaydedilmekte ve şöyle  denilmektedir: “Ancak bu konuda da hala birçok sorunun cevabı  açık  değil. Ege ve Kıbrıs nedeniyle Türkiye ile sürekli   uzlaşmazlık içerisinde olan Atina'daki hükümetin uzlaşmayı   kabul edip etmeyeceği henüz belirgin değil. Ayrıca, sürekli   AB Acil Müdahale Gücü'yle ilgili kararların sadece 15 AB  üyesi tarafından alınması çağrısında bulunan Paris  hükümetinin de uzlaşmayı kabul edeceği kesin değil. Zaman  daralıyor. Aralık ayının ortalarında AB hükümet başkanları,  AB Acil Müdahele Gücü'nün göreve hazır olduğunu  resmen  açıklamak istiyorlar ancak o zamana kadar da AB ve Türkiye  arasında yazılı bir anlaşmanın yapılması gerekiyor.”

            Die Tageszeitung gazetesinin (04/12) "Ankara'ya Ortak  Söz Hakkı" başlıklı ve Thomas Seibert imzalı haberinde,  Ankara ve Brüksel arasında devam eden  anlaşmazlığı ortadan  kaldırmak ve AB Acil Müdahale Gücü'nün  önünü açmak amacıyla  Türk, Amerikan ve İngiliz görüşmecilerin  aylar sonra bu  uzlaşma formülü üzerinde anlaşmaya  vardıkları bildirilmekte,  anlaşmaya göre, Türkiye'nin, gelecekte Avrupa Güvenlik  Politikası'nda  sınırlı bir söz hakkı elde edeceği, ancak  AB birliklerinin görevlendirilmesinde aynı ölçüde karar  verme yetkisinin  bulunmayacağı kaydedilmektedir. Başbakan  Bülent Ecevit'in Ankara'da yaptığı açıklamada, sözkonusu  uzlaşma ile Türkiye'nin "haklı  beklentilerinin"  karşılanmış olduğunu söylediğine işaret edilen haberde,  anlaşma üzerindeki değerlendirmelere yer verilmektedir.

            Badische Zeitung gazetesinin (04/12) "AB Türkiye'yle  Olan Kavgayı Bir Yana Bıraktı" başlıklı ve Gerhard de Groot  imzalı yazısında, AB Acil Müdahale Gücü'yle ilgili olarak  Türkiye ve AB arasında yaşanan sorunun çözüldüğü,  Ankara'daki askeri yetkililerin, NATO olanaklarından  yararlanmayı kabul etmek için öne sürdükleri koşulların  büyük bir bölümünü kabul ettirdikleri, uzlaşmanın, NATO  karargahında olumlu karşılandığı, NATO diplomatlarının,  Ankara ve Brüksel arasında yaşanmış olan gerçek sorunun,  AB'nin NATO olanaklarından yararlanması değil, Türkiye'nin  muhtemel müdahale kararlarında sözhakkına sahip olma isteği  olduğuna dikkat çektikleri kaydedilmektedir. Yazıda, AB'nin,  Ankara'daki hükümete, Türkiye'nin komşu bölgelerine AB  birlikleri gönderilmesi durumunda söz hakkı tanınacağı   güvencesi verdiği, Avrupalıların, Yakın Doğu'da, Kafkasya   Bölgesi'nde ve Balkanlar'ın güneyinde yapılacak  müdahalelerde Ankara'yla mutabakata varmak durumunda olduğu,  ancak Türklere genel bir veto hakkı verilmediği  belirtilmektedir. Yazıda, gözlemcilerin görüşlerine göre,  Türkiye'nin onay vermesinin maliyetinin yüksek olduğu, öte  yandan görüşmeler sırasında Türkiye'nin, engelleme  politikasında ısrar etmesi durumunda AB üyesi olma  arzusunun hiç şansı kalmayacağı görüşüyle yüzyüze geldiği,  ABD'nin de inatçı müttefikine baskı uyguladığı, 60 bin  kişilik AB Acil Müdahele Gücü'nün, bu ay içinde  oluşturulacağı bildirilmektedir.

            AB Acil Müdahele Gücü ile ilgili konuda Frankfurter  Rundschau gazetesinde (04/12) "Türkiye AB Acil Müdahale  Gücü Konusunda Yön Değiştiriyor" başlıklı ve Martin Winter  imzalı bir yazıya, Berliner Zeitung gazetesinin (04/12)  "Türkiye, Nato'daki Engelinden Vazgeçiyor" başlıklı ve  Bettina Vestring imzalı bir yoruma, Frankfurter Allgemeine  Zeitung'un (04/12) "Türkiye, Avrupa Acil Müdahale Gücü'ne  Direnmekten Vazgeçti" başlıklı bir yazısına yer verilmiştir.

            BELÇİKA BASINI:

            La Libre Belgique gazetesinin (04/12) "Türk Vetosu  Kalktı, Yunanistan Direniyor" başlıklı ve Christophe  Lamfalussy imzalı haberinde, aylar süren engellemeden sonra  Türkiye'nin, Avrupa Acil  Müdahele Gücü'nün, NATO  olanaklarını kullanmasına izin veren  uzlaşmayı kabul  ettiği, ancak Yunanistan'ın direndiği bildirilmektedir.  Gelişmeyi, "ciddi bir ilerleme" olarak  niteleyen Belçika  Başkanlığı'nın bunda katkısı olduğu ifade edilen haberde şu  ifadelere yerverilmektedir: “Çok sayıda kaynak, bu  anlaşmanın, Ankara'ya, Avrupa Acil Müdahale Gücü'nün, Avrupa  Birliği'ne ya da NATO'ya üye bir devletin çıkarlarına ters  hareket etmeyeceği taahhüdünü verdiler. Böyle bir taahhüt,  Yunanistan'ın üye ve Türkiye'nin ortak üye olduğu Batı  Avrupa Birliği'nin diğer metinlerine de dahil edildi. AB ve  NATO arasındaki anlaşmalarda da yerini alacak. NATO üyesi  olan, ancak AB üyesi olmayan Türkiye, gerçekte bu gücün Ege  Denizi'ne çıkmasından ve daha kötüsü Kıbrıs Adası'nda düzeni  korumak için müdahele etmesinden korkuyor. Her iki durumda  da, Türk askerlerini korkutan Yunanistan ile rekabet söz  konusudur. Görüşmeler sırasında Türkler, böyle bir gücün  Ege Denizi'ne hiçbir zaman müdahale etmeyeceği konusunda  İngiliz görevlilerden sözlü garanti aldılar... Konunun nasıl  gelişeceği önümüzdeki günlerde Brüksel'de belli olacak. Bu  salı yapılacak Avrupa Birliği güvenlik ve politika  komitesinin toplantısı, bir safha oluşturuyor. 6 Aralık'taki  NATO Bakanlar toplantısı başka bir safhadır. Daha sonra  10 Aralık'ta Avrupa Dışişleri Bakanları toplantısı yapılacak.  Bu toplantılar sırasında Avrupalıların, Yunanistan'ı,  anlaşmaya muhalefet yapmaması konusunda ikna etmeleri  gerekecek. Atina'dan gelen ilk işaretler, daha ziyade  olumsuz. Bu haftasonu, Atina'nın, 'coğrafi istisna' ilkesini  reddettiğini ve vetoya başvuracağını belirten Dışişleri  Bakanı Yorgo Papandreu, 28 Kasım'da da, 'Hiçbir muafiyet  veya istisna ya da aykırılık, Yunanistan tarafından kabul  edilemez' demişti. Acil Müdahele Gücü'nün doğuşunu besleyen Balkankanlardaki gelişmeler, bununla birlikte başka güçlükleri  de saklıyor. Bu gücü 2003 yılında hazır duruma getirmek için  Onbeşler'in, gerçekte bütçe konusunda çaba göstermesi  gerekiyor. Zira birçok Avrupa hükümeti için parasal güçlükler  söz konusu.”

           

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (04/12) "Türkiye'nin Bir Yıl Süren Engellemesi  Sonunda AB ve NATO Arasında Nihayet Bir Anlaşma Işığı Doğdu"  başlıklı ve Jerome Bernard imzalı bir haberinde, Türkiye'nin  bir yıldan fazla engellemesi sonunda AB'nin, 14-15 Aralık  tarihlerinde Laeken'de gerçekleşecek Avrupa Zirvesi sırasında  faal savunma politikasını ilan edebilmek için NATO ile  nihayet bir anlaşmaya varmayı umut ettiği belirtilmekte,  konuyla ilgili yetkililerin değerlendirmelerine  yerverilmektedir. Diplomatik kaynaklara atfen, Avrupa  başkentlerinin, Türk, İngiliz ve Amerikan diplomatları  tarafından bulunmuş olan uzlaşı formülünü inceledikleri,  konunun, Brüksel'de toplanan Avrupa Birliği Güvenlik ve   Siyaset Komitesi ile 15'ler'in AB Dışişleri Bakanlarının  10 Aralık tarihinde Brüksel'de yapacakları bir toplantı  sırasında görüşüleceği bildirilmektedir. Formülün içeriğinin  tartışıldığı haberde, Brüksel'de bugün daha ziyade olumlu  bir hava esmekle birlikte, Yunanistan'ın tavrının  belirsizliğini halen koruduğu, Yunan Hükumeti'nin dün yaptığı  açıklamada, 60 bin askerden oluşacak Avrupa Acil Müdahale  Gücü'nün konuşlanmasında "coğrafi istisnayı" kabul etmediğine  işaret edilmektedir. Haberde, ayrıca, bu anlaşmanın, AB'ye,  müşterek ordusuyla insani yardım ya da barışın korunması  amacıyla gerçekleştireceği operasyonlarda NATO olanaklarından  "garantili ve sürekli" yararlanması imkanını vermiş olacağı,  bu duruma göre, Avrupa savunma politikasının ufkunun açıldığı  ve 15'lerin de 14-15 Aralık tarihlerinde Brüksel'de  gerçekleştireceği Laeken Zirvesi sırasında kriz yönetiminde işlevselliklerini hiçbir kuşkuya yer olmaksızın ilan  etmelerinin beklendiği kaydedilmektedir.

            Le Monde gazetesinin (04/12) "Kıbrıslı Rum ve Türk  Yöneticiler BM Gözetiminde Diyaloğu Yeniden Başlatıyorlar...  Lefkoşa Müzakeresi AB ile Bütünleşme Temelinde Gerçekleşiyor"  başlıklı ve Nicole Pope imzasıyla yayımlanan haberinde,  Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Klerides ile KKTC Cumhurbaşkanı  Rauf Denktaş'ın yapacakları görüşmenin öneminden söz  edilmekte, zamanın daraldığına işaret edilmekte, “Avrupa  Birliği, Kıbrıs'ın, AB'ye aday ilk grup ülkeler arasında  yeraldığını açıkladı. Kararın  önümüzdeki yıl verilmesi  bekleniyor. Avrupa'nın bu tutumu, adanın bölünmuş statüsüne  rağmen Birliğe üyeliği halinde KKTC'yi ilhak etme  tehdidinde bulunan Ankara'yı öfkelendirdi” denilmektedir.  Ankara'nın KKTC'yi “ilhak”ından söz ettiği hatırlatılan  haberde, böyle bir kararın, Ankara'nın Avrupa hayalinin  sonu anlamına geleceği ifade edilmekte, Kıbrıs'ın “ulusal  davası”nın Türkiye'de ciddi bir tartışma yarattığı  kaydedilmektedir. Haberde, Denktaş'ın diyalogun yeniden  başlamasını önermesi olumlu bir işaret olarak  değerlendirilmekte, ancak çok az Kıbrıslı Türk'ün  tıkanıklığın çabuk açılacağına inandığı, hükümete destek   verenlerin de karşı olanların da uluslararası arabulucuları    yıllardır uğraştıran bu kavganın sona ermesinde AB'nin de   katkıda bulunabileceğini öne sürdükleri belirtilmekte,  “Türkiye'de olduğu gibi KKTC'de herkes, AB'nin genişleme  sürecinin bahisleri yükselttiğinin ve önümüzdeki ayların  hayati önem taşıdığının bilincinde” denilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Financial Times gazetesinde (04/12) "Kıbrıslıların  Görüşmesi AB Genişlemesinin Anahtarı Olabilir" başlığı ve  Judy Dempsey imzasıyla yayımlanan Internet'ten sağlanan  yorumda, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum  Lideri Glafkos Klerides arasındaki görüşmelerin, AB'nin  tam üyelik müzakereleri tamamlanmadan önce bir çözüm   bulunmasına yönelik diplomatik girişimi çerçevesinde   gerçekleştiğine işaret edilmekte, ABD ve AB'nin Kıbrıs  konusuna ilişkin çıkarlarının en yüksek düzeye ulaşmış  bulunduğu kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: “Avrupalılar,  Kıbrıs  genişlemenin ilk dalgasına dahil edilmediği  takdirde bunun gerçekleşemeyeceğini biliyor. Diplomatlar,  Kıbrıs üye olmazsa Yunanistan'ın 10 Baltık, Orta ve Doğu  Avrupa ülkesinin girişini de veto edeceğini belirtiyor. Öte  yandan parlamentosu bölünmüş adanın üyeliğine karşı çıkan   Hollanda'nın da genişlemeyi veto edebileceği bildiriliyor.  Washington, siyasi bir çözüm bulunmadan Kıbrıs'ın üyeliğine  izin verilmesinden kaygı duyuyor. Güçlü bir NATO üyesi olan  Türkiye'nin bu durumda, adanın 1974 yılından beri işgal  altında tuttuğu kuzey bölümünü ilhak edebileceği  belirtiliyor. Washington bu durumda Türkiye'nin AB ile   ilişkilerinin ciddi zarara uğrayabileceğinden de kaygı   duymaktadır. Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit geçen ay,  AB'nin siyasi bir çözüm bulunmadan Kıbrıs'ın üyeliğine  izin vermesi durumunda Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etme tehdidinde   bulunmuştu.”

            Financial Times gazetesinin (04/12) "İthalatçılar Türk  Ticaret Engellerini Hedef Alıyorlar" başlıklı ve Leyla Boulton  imzalı bir diğer yazısında, yabancı kreditörlerin Türkiye'den,  yabancı şirketlerin  bu ülkede daha fazla yatırım yapmasını  zorlaştıran  faktörlerden biri olarak tanımladıkları tarife  dışı  engellerin kaldırılmasını istedikleri bildirilmekte,  ağır bürokrasi ve kırtasiyecilik hakkındaki şikayetlerin,   Uluslararası Para Fonu ile bugün başlayacak olan görüşmeler   öncesinde patlama noktasına geldiği, bu görüşmelerin, üç  yıllık ekonomik reform programı çerçevesinde gelecek yıl  verilecek olan 10 milyar dolarlık krediyi karara bağlayacağına  işaret edilmektedir. Yabancı şirketlerin şikayetlerine konu  olan kurumun Türk Standartları Enstitüsü olduğu ileri sürülen  yazıda, bu kurumun, zaten uzun olan gümrük işlemlerine tabi  olan ithalatları geciktirdiği, bazı  durumlarda da, enstitü  tarafından test edilen pahalı ithal  malların zarar gördüğü  ifade edilmektedir. Bir AB yetkilisinin, benzer engellemeleri,  "Standart sorunu iki yıldır gündemdeydi ve giderek kötüleşti.  Standartlar, kota ve vergilerin olmadığı yerlerde koruyucu  bir tepki olduğunu göstermek için iyi bir araç" şeklinde  dile getirdiği vurgulanan yazıda şöyle denilmektedir: “Avrupa  Birliği ile Gümrük Birliği hizmetleri ve kamu  alımları  alanlarında genişlemeye yönelik görüşmeler öncesinde, AB,  Gümrük Birliği şartlarının ihlali olarak değerlendirdiği bu  sorundan şikayetçi. Bu aynı zamanda, Türkiye'ye yapılacak  doğrudan yabancı yatırımları caydıran bürokratik ve politik  engelleri yansıtıyor. Türkiye şimdi IMF ve Dünya Bankası'na,  bu bürokrasiyi kolaylaştıracağı sözünü veriyor. Bu yıl  başlarında Dünya Bankası Yabancı Sermaye Danışma Servisi  tarafından yapılan bir çalışma, Doğu ve Orta Avrupa'daki  yüzde 8 ve Latin Amerika'daki yüzde 4 oranına karşılık,  Türkiye'deki yatırımcıların idari zamanlarının yüzde 20'sini  bürokrasiye harcadığını belirtiyor... Türk yetkilileri AB'ye, parlamentonun AB standartlarını kabul eden bir yasayı ve  uygulama yönetmeliklerini ocak ayında çıkarmasıyla standart  sorununun çözüleceğini söylediler. Ancak diğerleri bundan pek  emin değiller. Yabancı yatırıma yardımcı olacak geniş kapsamlı  bir eylem planının bir parçası olarak hükümet tarafından   tasarlanan bir kanunu, Dünya Bankası yetersiz buldu. Bu kanun,  üzerinde yeniden çalışmaya başlanmasına rağmen, geçen hafta  IMF'ye verilen niyet mektubunda Ankara hükümeti tarafından  öngörüldüğü şekilde ocak ayı ortalarında yürürlüğe  giremeyebilir.”

            KIBRIS RUM BASINI:        

            Haravgi gazetesinin (04/12) "Avrupa Ordusu Konusunda  Büyük Türk Zaferi" başlıklı ve Yorgos Hristodulides imzalı  yorumunda, Hükümet Sözcüsüne göre "köşeye sıkışmış" olan  Türkiye'nin, Avrupa Ordusu konusunda AB'de aylardır yaptığı  gerçek bir sıkıştırmadan sonra anlaşma metnine özünde  Kıbrıs'a ve belki  de Yunanistan'a karşı savaş uyarısı  olacak nitelikte koşullar  sokmayı başardığı bildirilmektedir.            Türkiye'nin, AB'yi, Doğu Akdeniz'de NATO üyesi bir  ülkenin  dahil olduğu bir çatışma durumunda meşhur Avrupa  Ordusu'nun  müdahale hakkı olmayacağını kabul etmek zorunda  bıraktığı ifade edilen yorumda, bunun, Türkiye'nin AB'yi,  yarın herhangi bir nedenle Kıbrıs veya Yunanistan'a  saldırması halinde -Avrupa Ordusu'nun müdahale hakkı  elinden alındığına göre- pistin önünde bir masaya oturup,   savaş alanında olanları seyretmekle yetinmesi konusunda  bağladığı anlamına geldiği kaydedilmektedir. Konuyla ilgili  olarak Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan'ın tepkilerinin  yetersizliği dile getirilmekte, şu ifadelere de  yerverilmektedir: “Bazıları, AB tarafından, Avrupa  Ordusu'nun bu tür çatışmalara müdahalede bulunacağı  yönünde bir garantinin  zaten verilmemiş olduğunu  savunabilirler. Ancak mesele şudur: Bu tür müdahaleler  için bir ihtimal var idiyse dahi şimdi ortadan kalktı.  Hem de tamamıyla bizim aleyhimize... Ancak bir husus daha  var: Türkiye, Kıbrıs'ın AB'ye üye olması halinde limitsiz  tepki tehditlerini hayata geçirirse, AB kendine ait bir  toprağı nasıl savunabilecek? Çünkü o zaman AB toprağı olacak  ve Kıbrıs'a karşı olası bir saldırı Avrupa'ya da saldırı  olacaktır. AB uluslararası hukukun ana kurallarının bir kez  daha ve belki de 1974'tekinden daha da vahşice çiğnenmesine  seyirci mi kalacak? Hem de bu kez üyesi olan bir ülkede.”

            RUSYA BASINI:

            Nezavisimaya Gazeta'nın (04/12) “Kıbrıs Sorunu AB'ye  Üyeliğe Engel Olamaz” başlıklı ve Yevgeni Grigoryev imzasıyla  yayımlanan yazısında, Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Kleridis ile   KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın görüşmesi ele alınmakta,  görüşmenin pek umut verici olmadığı değerlendirmesi  yapılmaktadır. Ancak, bu görüşmenin gayriresmi olarak   planlanmasının, bazı değişikliklere şans tanıyabileceği  ileri sürülen yazıda, “bu buluşmanın  Türkiye'nin yeni bir  manevrası olsa bile, Denktaş'ı yakından  himaye eden Ankara  için zamanların artık değiştiğini ve Kıbrıs yönündeki sıkı  direnmenin fazla bir şey kazandırmayacağının farkına  vardığını göstermesi bakımından” önem taşıdığı ifade  edilmektedir. Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği ve Türkiye'nin buna  tepkisinin dile getirildiği yazıda, Türkiye'nin Kıbrıs'ın  üyeliği konusunda aldığı  tutumun, Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini erteleyebileceği ve geciktirebileceği ileri  sürülmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefterotipia gazetesinin (04/12) "Atina İkili  sürtüşmeden Kaçınmaya Çalışıyor" başlıklı ve Kira Adam   imzalı yorumunda, Yunan hükümetinin, Türkiye, İngiltere ve  ABD arasındaki anlaşmanın metnini gayri resmi olarak teslim  aldığı, metnin içeriğinden Türkiye'nin temel taleplerinin  kabul edildiğinin anlaşıldığı, Türkiye'nin, Avrupa askeri  gücünün NATO olanaklarını kullanması halinde, Kıbrıs ve  Ege'nin, tatbikatların ve operasyonların dışında kalmasını  talep ettiği belirtilmektedir. Yunan hükümetinin, söz  konusu anlaşma metni konusunda bir açıklama yapmadığı ve  ilgili konunun AB organlarında görüşülmesinde ısrar ettiği  ifade edilen yorumda, Yunan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü  Beglidis'in yaptığı açıklamada, Yunan hükümetinin resmi  tezini 10 Aralık'ta yapılacak AB Dışişleri Bakanları   Konseyi'nde açıklayacağını bildirdiğine işaret edilmektedir.  Atina'nın, bazı bölgelerin Avrupa ordusunun operasyonu ve  tatbikatları dışında kalması halinde veto kullanacağı  izlenimini vermesine rağmen, Türkiye ile anlaşmaya  varılmasının, Yunanistan'ın zor durumda kalmasına yol  açacağı dile getirirlen yorumda, Yunanistan'ın, Türkiye  ile olan ikili anlaşmazlıkları AB'ye getirmeye çalıştığı  "gerekçesiyle" suçlanması ihtimali ile karşı karşıya  bulunduğu, Türkiye'nin, yıllardan beri, NATO çerçevesinde,  kendisinin katılmadığı uluslararası tatbikat planlamalarına  Ege'nin dahil edilmemesine çaba sarfettiği, aynı durumun  AB saflarında da uygulanmasına çalışıldığı kaydedilmektedir.

            Yabancı Basın Derneği'nin onuruna düzenlediği yemekte  konuşan ve gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yunanistan  Başbakanı Kostas Simitis tarafından (04/11) "Türkiye İle   İlgili Konularda Ne İyimserim, Ne De Kötümserim" başlıklı  bir açıklama yapılmıştır. Basın  Müşavirimizin de katıldığı  toplantıda, Yunan Başbakanı, Türkiye ile Avrupa Acil Müdahale  Gücü hakkındaki gelişmeler, Ege'deki sorunlar, mülteciler  sorunu, Denktaş-Klerides görüşmesi, 11 Eylül sonrası  gelişmeler konularında açıklamalarda bulunmuştur. Simitis,  Türkiye ile Avrupa Acil Müdahale Gücü hakkındaki gelişmelerle  ilgili olarak, “AB'yi, NATO'yu ve Yunanistan'ı düşündüren  sorunlar var: Bu sorunlara sağlıklı bir çözüm bulunmalıdır.  Dışişleri Bakanı Papandreu, pazartesi günü AB Genel İşler  Konseyi toplantısında bu konudaki Yunan tezlerini  açıklayacak. Görüş birliğiyle bir kararın alınmasına   çalışılacak. Müteakiben AB, NATO'ya bir mektup göndererek   kararlarını bildirecek. Bu aşamada diğer ülkelerle de  temaslarımızı sürdürüyoruz. Ortak bir tutumun benimsenmesi   için imkanlar arıyoruz” dediği aktarılmakta,  Türkiye-Yunanistan ve Denktaş-Klerides görüşmesi konusunda  ise şu sözlerine yer verilmektedir: “Türkiye ile  ilişkilerimizi içeren konularda ne  iyimser ne de  kötümserim. Türkiye'nin belirli bir takdiği var. Bazı  görüşlere sahiptir ve bu görüşleri kendi çıkarları   çerçevesinde değerlendirmeye çalışıyor. Ancak, Türkiye'nin   çıkarları arasında dengesizlik var; Türkiye bir yandan   Kıbrıs'ın kuzey kesimini Türkiye'ye ilhak etmek istiyor, aynı   zamanda da AB'ye üye olmayı talep ediyor. Biz Türkiye'nin   AB'ye aday ülke olmasına karar verdik. Çünlü Yunanistan,   Türkiye'nin AB'ye aday üye olmasıyla uluslararası hukuka  uyacağına inanıyor. Türkiye'nin AB'ye üyelik işlemleri   çerçevesinde, Kıbrıs konusunun BM'de ele alınmasına karar   verdik. Türkiye'nin BM ve AB'nin kararlarına göre hareket   etmesi için Türkiye'ye baskı yapmak amacını güdüyoruz.  Bugüne kadar kaydedilen gelişmelerden bu alanda bir noktaya   kadar başarılı olduğumuz görülüyor. Bir süre öncesine kadar   Klerides ile konuşmayı bile kabul etmeyen Denktaş, bugün   Klerides ile biraraya geldi. Denktaş, BM çerçevesinde   Klerides ile görüşmeyi kabul etti. Halbuki kısa bir süre  öncesine kadar Denktaş, BM'nin temsilcileri ile bile   görüşmeyi kabul etmiyordu. Bütün bunlar bir gelişmedir.  Denktaş-Klerides görüşmesi olumlu bir ortamda gerçekleşti.   Tabii ki bu görüşmeden Kıbrıs sorununa bir çözüm   bulunacağına inanmıyorum.”

            Yunanistan Hükümet Sözcücü Protopapas'ın günlük olağan  basın toplantısında, “Nice Zirvesinde Alınan Kararlara Göre  Hareket Edeceğiz" başlıklı (04/12) açıklamasına yer  verilmiştir. Basın toplantısında Protopapas, Milliyet  gazetesinin Atina muhabiri Yorgo Kirpakis'in, "Avrupa  Ordusu konusunda Ankara'da açıklamalar yapıldı. Bu  açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz? Ankara'da, ABD, Türkiye  ve İngiltere arasında yapılan anlaşma hakkında hükümetin  bir bilgisi var mı?" şeklindeki soruya şu yanıtı vermiştir:  “Herşeyi takip ediyoruz. Başbakan Simitis AB Dönem Başkanı  olan Belçika Başbakanı ile ilgili konuyu görüştü. Biz  Nice'te yapılan AB zirvesinde alınan kararlara uygun  şekilde hareket edeceğiz. Ulusal açıdan hassas olan bölgeler   istisna edilemez.” Protopapas, gazeteci Kappos'un, "Ecevit  Avrupa Ordusu konusunda bir açıklama yaptı. Ecevit,  Ankara'nın Avrupa Ordusu ile ilgili temel taleplerinin  kabul edildiğini söyledi. Acaba Ankara'nın hangi talepleri  kabul edildi? Yunan hükümetinin bu konuda bir bilgisi  var mı?" şeklindekı sorusuna ise şu yanıtı verdiği  bildirilmektedir: “ABD'nin ve İngiltere'nin Türkiye'nin  nezdinde bir girişimde bulunduğu biliniyor. Her konuyu takip  ediyoruz. AB üyesi bir ülkenin başka bir ülke ile anlaşmaya  varmasının  bir önemi yok. AB ve organlarının alacağı  kararlar önemlidir. Avrupa Ordusu ile ilgili kararları AB  organları alacak. Yunanistan, AB organlarının Nice  zirvesinde üstlenilen yükümlülüklere saygı göstermelerini  talep edecek.”

 05/12/2001   16:19:58

             

         

           

                    ESKİ SAYILAR