|
11/12/2001
ANKARA, 11/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 10 Aralık 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeıne Zeıtung'da (10/12) "Atina'nın 'Evet'ini Beklerken/ Türkiye ve AB Arasındaki Acil Müdahale
Gücü Uyuşmazlığı Hala
Ortadan Kalkmış Değil" başlığı ve Horst Bacia
imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye ile Acil Müdahale Gücü
konusunda varılan uzlaşmayla ilgili olarak “Yunanistan'ın çekincelerinin”
yeni zorluklar yarattığı bildirilmektedir. Konuyla
ilgili olarak Belçika Dışişleri Bakanı ve AB Komisyonu Dönem Başkanı Louis Michel'in çok kızgın olduğu
belirtilen yazıda, AB Dışişleri
Bakanları toplantısında Atina'nın "itirazları"
ortadan kaldırılmazsa, bu kez Brüksel'deki Laeken Şatosu'nda toplanacak devlet ve hükümet başkanlarının
bu sorunla ilgilenmelerinin
gerekeceği kaydedilmektedir. Türkiye-Yunanistan
arasındaki yakınlaşmaya rağmen, Kıbrıs ve
Ege'deki kıta sahanlığı konularında hala sorunların yaşandığı hatırlatılan yazıda şöyle denilmektedir:
“Ortak söz ve katılım
hakları sorununda da uzlaşma belgesi Türkiye'nin taleplerinin ötesine
geçiyor. Ankara bu sorunda 1999 yılında Washington'da
yayımlanan NATO zirvesi bildirgesine atıfta bulunmuştu.
Şimdi uzlaşma belgesinde, AB üyesi olmayan bir NATO müttefikinin, AB'nin gerçekleştirmeyi planladığı
otonom operasyonların kendi coğrafyasına yakın bölgelerde olması ya da kendi güvenlik çıkarlarına dokunması durumunda, bu müttefik
ile AB arasında müzakerelerin yapılması öngörülüyor. Yapılacak
müzakereler sonrasında da katılım konusuna karar verilecek. Bu durum da, istemesi halinde birlik üyesi olmayan
müttefiğin bir AB
operasyonuna katılması anlamına geliyor.”
Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (10/12) "Türkiye Ekonomisindeki Durgunluğu Atlatıyor" başlığı ve
Rainer Hermann imzasıyla
yayımlanan yazıda, Türkiye'deki ekonomik krizden
söz edilmekte, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanmakta olan en derin ekonomik gerilemenin aşılmak üzere olduğu
ifade edilmektedir. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in, yükselme trendinin yerleştiğini belirterek iyimser açıklamalarda
bulunduğu, bu iyimserliği finans piyasalarının da paylaştığı belirtilen yazıda, Türkiye'nin, Avrupa Acil Müdahale Gücü
ve Kıbrıs ihtilafı
konularındaki olumlu gelişmelerle AB'ye yakınlaşma için
ciddi sinyaller göndermesinin de buna katkısı olduğu ileri sürülmektedir.
Yazıda, ABD Savunma Bakanı Powell'ın Ankara'ya, Türk tekstil ürünlerine uygulanan kotanın kaldırılması
için girişimde bulunma sözü
verdiği, bu arada Türk hükümetinin, kamu
kurumlarında çalışan 50 yaşın üstündeki tüm görevlileri erken
emekli edeceğini açıkladığı, bu durumda olan 39 bin kişinin olduğu, Uluslararası Para Fonu'nun ise en az 100
bin kişinin işten çıkarılmasını
istediği aktarılmaktadır.
Frankfurter Rundschau gazetesinin (10/12) "Kıbrıs'ın Büyük Şansı" başlıklı ve Gerd Höhler imzalı yazısında,
Kıbrıslı Rum Lider
Glafkos Kleridis ile
Kıbrıslı Türk Lider Rauf Denktaş'ın görüşmeleri
bağlamında Kıbrıs sorunu ele alınmaktadır. AB'ye katılım
müzakerelerinin Kıbrıs sorununun çözümü için bir katalizör işlevi göreceği ileri sürülen yazıda, bu görüşmenin,
sorunun çözümü için önemli
bir adım olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye'nin
konuya bakışına da yer verilen yazıda, Türkiye'nin adayı “ilhaktan” söz etmesiyle, kendi AB perspektifinin
önünü tıkamış olacağı
ifade edilmektedir. AB'nin de hiçbir “şantaja” alet
olmadan, adanın üyeliğine Kıbrıs sorunu çözüme kavuşsun ya da kavuşmasın, evet demesinin doğru olacağı vurgulanan
yazıda şöyle
denilmektedir: “AB buna rağmen, katılım sürecini çözümü
sağlayacak bir araç olarak kullanmak için her yolu denemek
zorundadır. Kıbrıs'ın ortasından geçen Yeşil Hat sadece siyasi bir tarihi ayrılık değil, ekonomik açıdan
da bir kabul edilemezlik
anlamındadır. Adanın Kuzey-Türk kesimindeki
kişi başına düşen gelir, güneydeki Rum tarafındakinin
üçte birinden daha az. Kıbrıslı Rumların da bunda pek suçsuz olduğu söylenemez. 60'lı yıllarda
koydukları ekonomik
ambargo ile Türk toplumunu yoksulluğun kollarına attılar...
Kıbrıslı Türkler'in Anavatan'dan ekonomik anlamda bağımlılığından
vazgeçip, adadaki Rumlara katılarak ve onların yürüdüğü
AB yolunda ilerlemeleri daha doğru olur. Denktaş da bunun bilincinde... Eğer bir uzlaşma sağlanacaksa, bunun için
iki tarafın da taviz
vermesi gerekecek. Geçmişte Kıbrıs'ın gerçek
sahibi rolünü oynayan Kıbrıslı Rumlar, Türk azınlığa tepeden
baktılar. 1974 yılında, milliyetçi Yunanlıların darbe girişimi
ve Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak etme denemesi Türkleri işgale
kışkırtan nedenlerdi. Geleceğin Kıbrıs'ında, Kıbrıslı Rumlar bir Türk Cumhurbaşkanı ya da Dışişleri Bakanı
tarafından da temsil
edilebilecekler. Buna alışabilmek çokları için zor olacak.
Kıbrıslı Rumlar, Türk toplumunun gerek duyduğu güvence ihtiyacına da anlayış göstermek zorundalar. Çok sayıda Kıbrıslı
Türk, hala 60'lı yıllardaki
kanlı etnik uzlaşmazlığı anımsıyor. Ve
varlıklı Rumlar'ın güçlerini kullanıp kuzeyi satın almalarından
endişeleniyorlar. Bu yüzden yer paylaşımı ve geniş çapta özerklik
yakın bir gelecekte iki toplum için de geçerliliğini
korumak zorunda. Ama Rauf
Denktaş da artık düşünce tarzını değiştirmek zorunda.
Şimdiye dek adanın kuzeyine oldukça sınırsız bir şekilde hükmeden Denktaş, devlet mekanizmasını, kamu yönetimini
ve adli makamları kendi
adamlarına kontrol ettiriyor. Kuzey Kıbrıs bölgedeki en
büyük kara para aklama yeri konumunda. Kimi siyasetçiler için de böylesine bol kazançlı alışverişlerin birleşmiş bir
Kıbrıs'ın AB'ye üye
olması ile şüphesiz sonu gelecek. Siyasi yaşama da şeffaflık
getirmek zorunlu olacak. Şimdiye dek muhalefet gruplarının
seslerini çıkarmaları pek mümkün olmadı. Rauf Denktaş için Kıbrıs sorununun çözümü iktidar ve etki
kaybıyla bağlantılı.
Ama çözüm bununla da kolay olmayacak.”
Der Spiegel dergisinin (10/12) "Boğaz'da Yön Değişikliği"
başlıklı yazısında, Türkiye'deki
son gelişmeler ele alınmakta, Kıbrıs
konusundaki gelişmelerle aynı zamanda Acil Müdahale Gücü konusunda
varılan uzlaşma ve Irak konusunda da bir değişikliğin ortaya
çıkmasından söz edilmektedir. Yazıda, Ankara'daki askeri yönetimin bugünlerde Türk dış ve güvenlik politikasında
köklü bir değişime
gittiği belirtilmekte, Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'nun,
"Yeni şartlar yeni değerlendirmeleri gerektirebilir" açıklamasına
dikkat çekilmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın
ziyaretinin önemine de işaret edilen yazıda, mevkidaşı İsmail
Cem ve Ankara'daki askeri yöneticilerin dile getirdikleri istekleri
aktarılmaktadır: “Afganistan'da görev alacak bir barış misyonunun
başına geçme teklifini tekrarlayan Türkler, Türk birliklerinin,
kriz bölgesi Hindukuş'ta düzeni sağlamak için talimat
bekledikleri yinelendi. 1993 yılında Somali'de BM'nin 'UNOSOM
II Operasyonu'nu yürüten de Çevik Bir adındaki bir Türk
generali idi. Powell, 'Türkiye'nin Afganistan konusundaki geleneksel
önemli rolünü' överek hemen detaylara geçti ve hem bir barış gücünün oluşumu hem de Afganistanlı güvenlik
güçlerinin Türkiye'de eğitilmesi konuları tartışıldı. Ankara'nın,
ABD'nin stratejik çıkarlarıyla uyumlu olarak dış politikasını
yeniden yönlendirmesinin arkasında yatan neden ise, ekonomik krizle sarsılmaya devam eden Türkiye, eskisinden daha fazla IMF serumuna,
dolayısıyla da Amerikan hazinesine muhtaç. Ankara'nın IMF'ye
borcu geçtiğimiz 12 ay içinde 19 milyar dolar arttı. Geçtiğimiz Salı gününden bu yana ise, 10 milyar dolar
daha ek kredi verilmesi için
görüşmeler yapılıyor.”
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinde (10/12) "NATO, AB İle İşbirliğine Hazır"
başlığı ve Thomas Mayer imzasıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'nin,
NATO'nun sonbahar toplantısı çerçevesinde, NATO Konseyi'nde AB ile NATO arasında bir anlaşmanın yapılmasını
bir yıldır önleyen bloke
edici tutumundan vazgeçmesiyle birlikte Avrupa
Ordusu'nun NATO'nun kaynaklarından yararlanabileceği ve böylece
NATO ve Avrupa Birliği'nin, AB'nin kriz önleyici askeri birliklerinin
2003 yılından itibaren kurulmasını sağlayacak “önemli
bir adım attığı” bildirilmektedir. Türkiye'nin, Avrupa Ordusu
konusuyla AB'ye üye olma isteği arasında bir bağlantı kurduğu,
AB'nin askeri mercilerinde söz hakkına sahip olmak istediği,
ama bunun reddedildiği belirtilen yazıda, yeni varılan
uzlaşmaya göre, AB'nin Türkiye'ye bir "güvenlik garantisi" vermek zorunda olduğu vurgulanmakta, ayrıca
askeri birliğin, "AB
üyesi olmayan Avrupalı NATO ülkelerinin, coğrafi olarak
yakınlarında gerçekleşen ya da Türk çıkarlarını etkiyebilecek nitelikte olan harekatlar konusundaki endişelerini"
gözönünde bulunduracağını temin ettiğine işaret
edilmektedir. Bununla, Türkiye ile Yunanistan arasında, Ege'deki adalar ve Kıbrıs konusundaki anlaşmazlıkların
kastedildiği, bu anlaşmanın
kesinleşmesinin, Türkiye'nin AB'de nüfuz kazanmasına karşı çıkan Yunanistan'ın onayına bağlı olduğu hatırlatılan
yazıda, AB Dışişleri
Bakanları Konseyi'nin pazartesi günü bu konuda görüşeceğine
dikkat çekilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini gazetesinin (10/12) “Kaba Şaka” başlıklı yorumunda, gazeteci Mehmet Ali Birand'ın televizyon aracılığıyla
Denktaş'ın bir daha
konfederasyondan bahsetmeyeceği şeklindeki sözlerine atıfta
bulunulmakta, bu görüşün çok mantıklı göründüğü, aynı zamanda
çok da tehlikeli olduğu ifade edilmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın, Libya ve Mısır konfederasyonu örneğinde olduğu gibi, "iki halkın egemenliği",
"iki devletin ortaklığı"
ve "merkezi hükümete sahip olacak tek uluslararası şahsiyeti" ifadelerini kullanarak Rum kesimiye dalga geçtiği
ve alay ettiği ileri sürülen
yorumda, gelişmeler konusunda kutlamalar
yapmanın doğru olmadığı kaydedilmektedir. AB ile üyelik görüşmelerinde Kıbrıs heyetine Başkanlık eden
Yorgo Vasiliu'nun,
"Kleridis-Denktaş görüşmesinden sonra Türk tutumunun
değiştiği konusunda herhangi bir belirti yoktur. Aksine bu tutumun daha da uzlaşmaz olduğunu tespit
ediyoruz" şeklindeki
açıklamasına yer verilen yorumda, “Her halükarda, Ankara'nın
sahnede başarılı bir şekilde manevra yapmasından dolayı, kötü gelişmelerle karşı karşıya kalmamız olasıdır.
Hiçkimse haysiyetimize
hakaret edecek başka olayların gerçekleşmesini
engelleyemez. Federasyon olarak isimlendirecekleri
bir konfederasyon çözümünü sunmaları hiç
süpriz olmayacak” denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Ethnos gazetesinin (10/12) "Kıbrıs'ın AB Üyeliği Anahtar"
başlıklı yorumda, Çalışma
Bakanı Reppas'ın gazeteye verdiği özel
demeçten söz edilmekte, Reppas'ın Kıbrıs konusundaki “Kıbrıs sorununda yoğun bir hareketlenme var. Kıbrıs
sorununda müzakereler başladığı
zaman Yunanistan taviz verecek mi?” sorusuna
verdiği şu yanıtı aktarılmaktadır: “Helsinki Anlaşması Yunanistan
için büyük bir başarıdır. Helsinki Anlaşması AB-Türkiye ilişkilerinin sınırını ve Kıbrıs'ın AB'ye
üyelik rotasını çizmektedir.
Bu rota değişemez. Türkiye'nin gösterdiği tepki
hükümetimizin siyasi alandaki başarısını kanıtlıyor. Kıbrıs sorunu 1974 yılından bu yana bugün bulunduğu aşamadan,
daha iyi bir aşamada hiç
bir zaman bulunmadı. Karşı tarafın hareketleri
bizi yanıltmamalıdır. Yunanistan ve Kıbrıs, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını arzu
ediyor. Kıbrıs sorununa
siyasi bir çözüm bulunması Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğiyle
kıyaslanamaz.”
To Vima gazetesinde (10/12) "Karamanlis: Türkiye'nin Avrupa
Ordusu'nun Planlarına Karışması Yunanistan Tarafından Kabul
Edilemez" başlıklı ve V. Hiotis imzasıyla yayımlanan YDP
Başkanı Karamanlis'le yapılan mülakatta, Karamanlis'in, Kıbrıs
konusu ve Kleridis ile Denktaş arasındaki görüşme ve Avrupa Ordusu'yla ilgili olarak görüşleri aktarılmaktadır:
“Konuya değişik bir şekilde
yaklaşalım. Gelişmeler kaydedildiği nereden
biliniyor? Denktaş taktiğini -öyle ise eğer- neden değiştiriyor? 25-30 yıldan bu yana bilmediği konuları şimdi
mi öğrendi? Asıl konu,
gerçekten BM kararları temelinde çözüm bulma niyetinin
olup olmadığıdır. Bu konu üzerinde ısrarla duruyorum, çünkü çözüm arama, çözüm oluşturmuyor. Maksat, Kıbrıs
konusunu kapattıktan ve AB
üyesi yaptıktan sonra rahat etmek değildir. Rahat
edemeyeceğiz! Çözüm hakkaniyete uygun ve kalıcı bir çözüm değilse, ilerlemeyecek, biz de tabii ki bu tür bir çözümü
kabul edemeyeceğiz. Demek ki aslında belirlenmesi gereken husus, Türkiye, Kıbrıs'ın AB üyeliğine yaklaşması nedeniyle
olumlu izlenimler yaratma
çabasında mı bulunuyor, yoksa gerçekten taktik
mi değiştiriyor?.. Avrupa Ordusu'nun planlarına Türkiye'nin herhangi bir şekilde karışması, Yunan tarafından,
Yunan hükümeti tarafından,
Yunanistan tarafından kabul edilemez. Bu
konuda görüşlerim kesindir. Geriye doğru bir tek adım bile atmam. Merhum Konstantinos Karamanlis AB'ye katılmamız yönünde
20 yıl süren bir mücadele
verdi. Bunu özellikle ulusal güvenliğimiz için
yaptı. Bu yararı iptal etmeyeceğiz. Bu konuda geri adım atma ya
da uzlaşma payları yoktur.”
Elefterotipia gazetesinin (10/12) "Kıbrıs Konusundaki Türk Politikası Değişiyor mu?" başlıklı ve Vagelis
Vlasopoulos imzasıyla ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumunda, Kıbrıs
sorununa bir çözüm bulunmasının Türk-Yunan ilişkilerini de
etkileyeceği dile getirilmekte, ancak Kıbrıs sorununun çözümü konusunda
şimdiden iyimser olmak ve olumlu gelişmelerden bahsetmek için
erken olduğu ifade edilmektedir. Kıbrıs sorunun çözümü konusunda
Türkiye'de görüş ayrılıklarının yaşandığı ve Avrupa yanlısı politikacılar, askerler ve ekonomi çevrelerinin, Türkiye'nin
izlediği tutumu değiştirmesi gerektiğini gündeme getirdiklerine işaret
edilen yorumda, özellikle AB'nin güçlü ülkelerinin,
Türkiye istese de istemese de Kıbrıs'ın AB'ye üye
olacağını bildirmelerinin, Türkiye'yi ciddi şekilde düşündürmeye başladığı, AB'nin bu yöndeki görüşüne
hem Washington, hem de
Yunanistan'ın katıldığı belirtilmektedir. Türkiye'nin,
bugün büyük bir ikilemle karşı karşıya bulunduğu kaydedilen yorumda şöyle denilmektedir: “Türkiye ya
Avrupa rotasını
izleyecek, ya da tecrite sürüklenecek. Türkiye, Avrupa rotasını
tercih etmesi halinde, iç cephede köklü ve tehlikeli değişiklikler
yapmak zorunda kalacak. Tecrit edilmeyi tercih etmesi halinde ise, daha da kötü bir durumla karşı karşıya
kalacak ve geleneksel
dostları olan ABD ve Avrupa tarafından dikkate
alınmayacak. Dengeler değişmiş bulunuyor ve Türkiye'nin rolü sürekli önemini kaybediyor. Daha önce vurguladığımız
gibi iyimser önyargılarda
bulunmamız için vakit henüz erkendir. İyimserliğimizi, Kıbrıs
sorunundaki gelişmeler belirleyecek.” 11/12/2001 14:59:53
|