|
12/12/2001
ANKARA, 12/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 11 Aralık 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
Le Figaro gazetesinin (11/12) "Ankara NATO Savunmasını Güçlendiriyor...
NATO'nun Altyapı İmkanlarının Kullanılmasının Önündeki Türk Çekincesi Kalktı" başlıklı ve
Pierre Bocev imzalı yazısında,
Ankara'nın, Birliğin karar mekanizmasına daha
yakından ortak olmak ve “stratejik arkabahçesi, yani Ege
Denizi, Kıbrıs, Balkanlar, Kafkaslar veya Irak hatta Körfez söz konusu edildiğinde, kendi rızası olmadan hiçbir
girişimde bulunulmayacağı
güvencesini elde etmek” isteği ile
koyduğu çekinceyi kaldırmasının önemine işaret edilmektedir.
Ankara'nın isteklerinin, gelecekteki savunmaları
"karar alma konusunda tam özerkliğe" dayanan Onbeşler
için kabul edilemez olduğu vurgulanan yazıda, Türkiye'nin
bu taleplerini dile getirmesinden bu yana Washington
ve Londra'dan gelen müzakerecilerin çabaları sonucu bir ilerleme kaydedilerek bir uzlaşmaya varıldığı belirtilmektedir.
18 paragraftan oluşan çok açık ifadeli bir
uzlaşma metninin, 3 Aralık tarihinde Ankara'da kabul edildiği
ve Başbakan Bülent Ecevit'in, "Türkiye'nin beklentilerinin"
büyük ölçüde karşılandığını ifade ettiği hatırlatılan
yazıda şöyle denilmektedir: “Esasen Ankara, Amerikan baskısıyla ve AB adaylığını ve Kıbrıs
konusunda oluşan olumlu
havayı tehlikeye sokmamak ümidiyle taviz vermeyi kabul
ederek taleplerini yeniden gözden geçirmek ve düşük tutmak zorunda kaldı. Onbeşler
tarafından alınan kararlar çerçevesinde
talep edilen istişareler konusunda diyalog hususları en ince ayrıntılarına kadar belirlendi ancak son
karar yine Avrupalılara
-sadece onlara- ait olacak. Karışmama konusundaki
stratejik garantilere gelince, Avrupa'nın bu tür bir
operasyon planlaması durumunda Avrupa Komisyonu'nun Ankara ile
'istişarelerde' bulunması ve görüşlerinin dikkate alınması
kararlaştırıldı. Ancak daha fazlası değil. Kuşkusuz Avrupa
operasyonlarının bir NATO ülkesine, dolayısıyla Türkiye'ye yönelik olmayacağı hususunda da güvence veriliyor. Bu aşırı
hassas dosya konusunda top
şimdi Avrupalılarda. Daha açık bir
ifadeyle, Türkiye'nin geçen hafta kabul ettiği ve dozu itinayla hazırlanmış olan uzlaşmaya Yunanistan'ın da rıza
göstermesi gerekiyor. Dün
yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısı,
Yorgo Papandreu'nun onay vermesi için bir fırsat olmadı. Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine toplantı çıkışında
'Sayın Papandreu bazı değerlendirmelerde
bulundu' şeklinde konuştu.
Uzmanlar, Yunanistan için esas zorluğun bu uzlaşmayı,
boyun eğdiği izlenimini vermeden kamuoyu önünde
hazmetmesi olacağı görüşündeler.
İsmini vermeyen bir bakan, 'metin iyi ancak Papandreu'nun ellerinin serbest olup olmadığını
bilmiyoruz' diye konuştu.”
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (10/12) "AB Acil Müdahale Gücü İçin Nihai Karar Günü Yaklaşırken Yunanistan Kaçamak İfadeler Kullanıyor"
başlıklı ve John
Chalmers imzalı haberinde, Yunanistan'ın, NATO üyesi Türkiye'nin
Avrupa Birliği ile yaptığı anlaşmada değişiklik yapılmasını ileri sürerek, AB'nin bu hafta gerçekleşecek
bir zirvede, Acil Mücadele
Gücü'nü hayata geçirdiğini açıklama planlarına
gölge düşürdüğü bildirilmektedir. AB Dışişleri Bakanları Zirvesi'ni izleyen bir diplomatın, "İçerikle
ilgili temel bir anlaşmazlık
yok, Yunanlılar sadece söz hakkı ve bazı teminatlar
istiyorlar... ve bunları alacaklar" dediğine işaret edilen
haberde, aynı diplomatın, Yunanistan'ın Avrupa Güvenlik ve
Savunma Politikası (AGSP) konusundaki kaygılarının, büyük ihtimalle
bu hafta sonu Brüksel'de Laeken Kraliyet Sarayı'nda yapılacak
olan toplantıda dile getirileceğini söylediği aktarılmaktadır. Yunan Dışişleri Bakanı George
Papandreu'nun, "Zamanımız
daralıyor, çünkü insanlar, Laeken'de bir sonuca varılmasını
istiyorlar... Biz de AGSP'yi istiyoruz, güvenlik konusundaki çıkarlarımız ve milli çıkarlarımız da güvende
olduğu sürece bunu
isteriz. Eğer bunlar güvendeyse, tamam. Eğer değilse, ne
kadar baskı olursa olsun beklememiz gerekecek... Biz, AB üyesi olmayan müttefiklerle işbirliğine imkan tanımakla birlikte
nihai karar noktasında AB
kararlarının bizim kararlarımız olduğu güvencesini
verecek sağlam bir AGSP sistemi görmek istiyoruz" şeklindeki açıklamasına yer verilen haberde, bununla
birlikte, Yunanistan'ın, AB üyesi olmayan ancak NATO üyesi olanlar için
önerilen rollerde ve AB ile bu tür ülkelerin ilişkilerin
ifade ediliş biçiminde değişiklik
yapılmasını talep ettiği ifade edilmektedir.
Financial Times gazetesinin (11/12) "Yunanistan, AB'nin NATO İle Anlaşmasını Engelliyor" başlıklı ve Judy
Dempsey imzalı yazısında,
Yunanistan'ın, Türkiye ile geçen hafta yapılan
ve 60 bin askerlik Avrupa Acil Müdahele Gücü'nün 2003
yılında kurulmasıyla birlikte Avrupa Birliği'ne NATO kaynaklarına erişim sağlayacak olan anlaşmayı engellediği
ifade edilmekte, Atina hükümetinin,
Türkiye ile yapılan anlaşmanın,
AB özerkliğine zarar vermeyeceği konusunda garantiler
istediği vergulanmakta ve “Diplomatlar, Yunanistan'ın daha ziyade siyasi nedenlerle direndiğini söylüyorlar.
Bir diplomat, 'Yunan yetkililer bu anlaşmayı kendi
kamuoylarına pazarlamak zorundalar. Bu da, anlaşmayı prensipte kabul etmesine rağmen, hükümetin Yunan çıkarları
için bir mücadele verdiğini
göstermesi anlamına geliyor' şeklinde
konuşuyor.”
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung gazetesinin (11/12) "AB-NATO İşbirliğinin Yolu Açıldı" başlıklı haberinde, Türkiye
ile varılan uzlaşma
sonucu AB-NATO işbirliğinin yolunun açıldığı belirtilmekte, ancak
konuyla ilgili Yunanistan'ın tavrının önemine
işaret edilmektedir.Konuyla ilgili gelişmeler, müzakereler
ve uzlaşma metninden söz edilen haberde, uzlaşma metninin,
Türklere yazılı olarak ASGP'nin hiçbir şekilde ve hiçbir kriz durumunda NATO müttefiklerine karşı bir
faaliyete girmeyeceğine dair bir güvence imkanı sunduğuna dikkat çekilmektedir. Bu durumun, “AB'nin askeri müdahale ve
sivil kriz yönetimi
faaliyetlerini Türk-Yunan çatışmalarının menşei olan
Kıbrıs ve Ege'de kullanmaktan imtina edeceği anlamına geldiği” belirtilen haberde, “söz konusu dökümanda,
Bakanlar Konseyi de dahil
olmak üzere o düzeye kadar olan tüm karar aşamalarında
istişarelerle edinilen menfaat ve çekincelerin hesaba katılacağı ve buna binaen AB dışındaki NATO ülkelerinin
AGSP faaliyetlerine iştirak
edebilecekleri ve bu konudaki AB girişimleri
ve açıklamalarına dahil olup olmama yönünde karar
verebileceklerinin” ifade edildiği kaydedilmektedir. Müşterek işbirliğini
kolaylaştırmak ve karşılıklı anlaşmayı desteklemek amacıyla söz konusu ülkelerden politik ve güvenlik
politikası komitelerine ve
askeri komisyonlara irtibat görevlileri atanacak. AB,
askeri harekat konusunda kendi başına karar verme konusunda ısrar ederken, AB üyesi olmayan ve operasyonlara katılmayı
isteyen NATO ülkelerine
harekatlara otomatikman katılma yetkisi vermeyi
garanti ediyor. Bu model sonuçta, NATO planlama kurmay çalışmalarının
eskiden olduğu gibi tüm üye ülkelerin ortaklaşa çalışmaları şeklinde
olmaya devam edeceğini gösteriyor. Ciddi durumlarda söz konusu altı ülkenin müşterek işbirliğinin
sorunsuz bir şekilde işleyebilmesi
için AB tarafından icra edilecek AGSP
tatbikatlarına bu ülkeler de katılacaklar. Hafta sonunda, 14 AB üyesi ülkenin bu uzlaşıya onay vermesi kesin
gibiydi. Sadece Türklerle
direkt pazarlıklara girmemiş olan Atina hükümeti
üzerinde henüz beyaz dumanlar yükselmiyor.
KIBRIS RUM BASINI:
Alithia gazetesinin (11/12) "Şu Anda Önümüzde Hangi Seçenekler Bulunuyor?" başlıklı ve Alekos
Konstandinides imzalı
yorumunda, Economist'in, Cyprus Weekly'nin son sayısında (7-13
Aralık) bütünü yayımlanan bir makalesine göre, Kıbrıslıların önünde şu dört ana seçeneğin bulunduğu aktarılmaktadır:
1. Bölünmüş adada yaşayan Elen ve Türklerin, çok gevşek bir federasyonda uzlaşma ve birlikte yaşama konusunda anlaşması.
2. Daha adil sınırlarla resmi şekilde ayrılmaları konusunda anlaşması.
3. Bugünkü hassas çıkmazın tarafların dikenli tellerin iki tarafında
birbirleriyle tehditkar sürtüşme ile devam ettirmesi.
4. Adanın uluslararası tanınmış Rum kesiminin en erken zamanda AB'ye girmesi, Türk tarafının ise liderleri müzakere
prosedürüne dönme yolunu
seçene kadar dışarda kalması. Makaleye göre,
"bu seçeneklerin tümünün dezavantajlı yönlerinin olduğu, ancak birinci seçeneğin yani gevşek federasyonun en az kötü
olanı" olduğu
belirtilen yorumda, şu değerlendirme yapılmaktadır: “Ancak ne
olursa olsun önemli olan, Ocak ayı ortalarında başlaması beklenen görüşmelerin,
Kıbrıs'ın AB üyelik perspektifi nedeniyle bu kez olumlu bir sonuca ulaşmaları gerektiği olgusudur. AB'ye üyelik
perpektifi, bugüne kadar Kıbrıs
sorununda var olmayan ve çözüm bulunması
yönünde tüm taraflara baskı aracı oluşturan bir unsurdur. Bu sütunlarda defalarca yazdığım gibi, Kıbrıs sorununun
bunca yıldır çözümsüz
kalma nedenlerinden biri ve belki de en önemlisi, teşvik,
baskı ve drama noksanlığıydı. Bugün drama noksanlığı devam ediyor. Ancak AB sürecinin baskısı vardır. Bu baskıyı
her iki taraf da
hissediyor. Tabii ki farklı şekillerde. Elen tarafı, Kıbrıs sorununa
müzakereci bir çözüm aranması gerektiğini ve herhangi bir
şekilde çözümsüzlükten bizim sorumlu olduğumuzun varsayılması halinde
AB sürecimizin kesileceğini biliyor. Aynı baskıyı, çözümsüzlüğün sorumluluğunun Türk tarafına yüklenmesi
halinde Kıbrıs'ın,
siyasi sorunu çözülmese de AB'ye gireceğini ve Kıbrıs
Türklerinin dışarda kalacağını, ayrıca Türkiye ile Avrupa
beklentileri için ciddi sorunlar doğacağını artık anlayan Türk tarafı da hissediyor. Hem de daha güçlü şekilde...
Bu nedenle şu anda, bir
çözüm amaçlamaları için her iki taraf üzerinde
baskı fonksiyonu gören bu yeni unsur vardır. Ancak birçok dezavantajları olacak, ideal olmayacak ve iki toplum liderlerinin
toplumlarına kabul ettirmesi gerekecek bir çözüm. Son
yıllarda hakim olan slogancılığın ışığında bu çözümü
toplumlara kabul ettirmek belki de en zor nokta olacaktır. Yani sonuçta
Kleridis ile Denktaş bu
olgularla müzakereci bir çözümde ilerleyebilirler
mi?”
LÜBNAN BASINI:
Daily Star gazetesinde (11/12) "Türkiye, AB'deki Hasımlarının Engelini Aştı" başlığı ve Muhammed
Nureddin imzasıyla yayımlanan
Internet'ten sağlanan yazıda, Türkiye-AB ilişkileri
konusunda, “Türkiye'nin, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa ile bir kedi fare oyunu oynadığı, Türkiye'nin
eski şekliyle Avrupa
Ekonomik Topluluğu'na ortak üye olmak için imzalamış
bulunduğu 1963 Ankara Protokolü ile planlanmış bulunan sürecin,
hala iniş çıkışlar gösterdiği, Avrupa sahnesinin doğal demirbaşlarından
olmasına karşın Türkiye'nin, hala çoğu Avrupalının
gözünde kendi uygarlıklarının bir parçası olmayan bir
ülke durumunda bulunduğu” değerlendirmesi yapılmaktadır. Avrupalıların
Türkiye'yi kendi kıtalarına tamamen entegre olmuş
durumda görmek istememekle birlikte, bu ülkenin Avrupa'nın geleceği ve özellikle de Balkanlar üzerindeki büyük
etkisini de gözardı
edemediklerine işaret edilen yazıda, Türkiye'nin bu üyeliği hiçbir
şekilde elde etmeyeceği iddia edilmektedir. AGSP ve Kıbrıs ile ilgili son gelişmelere yer verilen yazıda, AB'nin bu
konuları da üyelik koşullarının
önüne koyduğu ileri sürülmektedir. Yazıda, Avrupa
ile Türkiye arasındaki ilişkilerin 11 Eylül sonrası ivme kazandığı ve Avrupa Acil Müdahale Gücü konusunda sağlanan
anlaşmada doğrudan bir
rol oynadığı belirtilmekte, ABD-İngiltere- Türkiye anlaşmasının
kapsadığı konular dile getirilmektedir. Yeni
anlaşmanın, ayrıca Türkiye'nin AB üyeliğinin önündeki önemli bir engeli de ortadan kaldırarak, Türk ekonomisine gelecek
Alman, Fransız ver İngiliz mali yardımlarının da yolunu açtığına
işaret edilmekte, ancak Yunanistan'ın gelişmeden memnuniyetsizliği
dile getirilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Yunanistan Radyo-Tv Kurumu'nun (11/12) "Yunanistan, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği Konusunda Amerikan-İngiliz
Önerilerine İtiraz
Etti" başlığıyla Internet sayfasında yayımlanan
haberinde, Yunanistan'ın, Brüksel'de yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında, Türkiye'nin oluşum
halindeki Avrupa Güvenlik
ve Savunma Kimliği (ESDP) ile ilişkileri konusunda
Amerikan-İngiliz önerilerine itirazlarını ilettiği, konunun,
14-15 Aralık tarihlerinde Laeken'de yapılacak olan doruk toplantısına ve AB liderleri arasında da bir anlaşma
sağlanamazsa daha sonraki
bir tarihe ertelendiği bildirilmektedir. Haberde, Dışişleri Bakanı
Yorgos Papandreu'nun toplantıda yaptığı
konuşmada, AB kararlarının üye olmayan ülkeler karşısında özgün ve Nice doruk toplantısı kararlarına uygun olması
gibi bazı ilkelerin güvence
altına alınması ve NATO üyesi olup da AB
üyesi olmayan (Norveç, İzlanda, Türkiye) bütün Avrupa ülkelerine eşit muamele yapılması gerektiğini söylediği,
Yunanistan'ın, egemenlik
haklarını sınırlayan düzenlemeleri kabul
etmeyeceğini yinelediği ve "özel görüşmeler" öngörüldüğü
takdirde, bunların öneri
nitelendiğinde ve NATO üyesi olan, ancak
AB üyesi olmayan bütün ülkeleri kapsaması gerektiğini vurguladığı
aktarılmaktadır. Haberde, ayrıca, Laeken doruk toplantısına kadar bu geniş çerçeve içinde görüşmelere
açık olduklarını
belirten Papandreu'nun, anlaşmazlığın, önümüzdeki altı
aylık İspanya'nın AB dönem başkanlığı dönemine ve hatta 2002 yılının Mart ayında başlayıp 2003 yılının
Haziran ayına kadar devam
edecek olan "Avrupa'nın geleceği" konulu toplantılar dönemine
sarkabileceğini kaydettiği de bildirilmektedir.
Kathimerini gazetesinin (11/12) "Avrupa Ordusu'nun Türk-Yunan Konularındaki Rolü Aydınlığa Kavuşuyor"
başlıklı yorumunda,
Avrupa Ordusu konusunda hala belirsizliğin hüküm sürdüğü
ileri sürülmekte, 15'ler Dışişleri Bakanlarının Brüksel'deki toplantısında, Yunanistan için önemli olan
bu konuda ve özellikle Türkiye'nin
rolü ve Doğu Akdeniz'deki operasyonları
"bloke" etme yeteneği hakkında karar alınamadığı
bildirilmektedir. "İstanbul Metni" başlığı ve "Türk
Hükümetiyle Anlaşmanın
Nihai Metni" ara başlığıyla yayımlanan ABD-İngiliz belgesinin,
Yunan Parlamentosu'nda tartışıldığı, muhalefet partileri tarafından hükümete karşı sert eleştiriler yapıldığı
belirtilen haberde, Dışişleri
Bakanlarının dünkü toplantıları sırasında,
Avrupa Ordusu konusunun hafta sonunda Laeken'de yapılacak zirve toplantısını da uğraştıracağı, ancak,
konuya ilişkin kararın
toplantı sırasında alınıp alınmayacağının henüz
belirsiz olduğu vurgulanmaktadır. Haberde, ayrıca, “ABD-İngiltere
metninde” yer alan düzenlemelerle Ankara'ya sağlandığı iddia edilen kolaylıklar şöyle sıralanmaktadır:
1. AB, Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikasının “hiçbir krizde ve hiçbir durumda” aleyhinde kullanılmayacağı
hakkında Ankara'ya güvence
veriyor.
2. Ankara'ya Avrupa Ordusu operasyonlarını "coğrafi yakınlık"
ya da "ulusal güvenlik çıkarları" nedeniyle durdurtma hakkı
tanınıyor. Bu durumda AB ile Türkiye arasında müzakere yapılacak
ve duruma göre Türkiye'nin katılımıyla ilgili karar alınacaktır.
3. AB üyesi olan ancak NATO üyesi olmayan ülkelere uygulanan düzenlemeler, Avrupa'nın askeri altyapısı
konusunda, AB üyesi
olmayan Avrupalı müttefiklere uygulanacaktır.”
To Vima gazetesinin (11/12) "AB Ordusu İçin Çekişme" başlıklı
ve Anni Podimata imzalı yorumunda, AB Ordusu konusundaki son
gelişmelerden söz edilmekte, NATO Dışişleri Bakanları toplantıları sırasında, Türk temsilciliğinin "Türkiye'nin
Ortak Avrupa Savunması ve
Güvenliği konusunda katkısını olumlu
karşılıyoruz" şeklindeki ifadenin Bakanlar Toplantısının nihai metninde yer alması taleplerinin, Papandreu'nun talimatı
üzerine reddedildiği
bildirilmektedir. Türkiye'yle AGSP konusunda varılan
uzlaşmayla, Nice Zirvesi kararlarından yalnız işlemlerle ilgili
değil, konunun esasıyla da ilgili bir "kayma" olduğu iddiasına
yer verilmektedir. Konunun çözümüne ilişkin olarak geçmişte sunulan üç öneriye de Ankara'nın yaklaşmadığı
hatırlatılan yorumda, “İngilizlere
göre, formülü 'uzlaşmacı kılan
hususun, 'üçüncü ülke' ile müzakerelerin başlamasından önce, kararın AB Konseyi tarafından oybirliğiyle alınması
gereğidir. Böylece,
Yunanistan'a veto hakkı tanınmaktadır. Atina,
ya vetoyu sürekli olarak kullanma zorunda kalacağını ya
da Türkiye'nin AB'nin askeri faaliyetiyle ilgili kararlarına katılacağını
kabul etme zorunda kalacağını biliyor” denilmektedir.
Aynı konu, Elefterotipia'da: "Papandreu, Avrupa Ordusu Konusunda
Manevra Yaptı", To Vima'da: "Avrupa Ordusu Konusunda Yunanistan
Aleyhindeki Amerika-İngiltere Ekseni" ve Kathimerini'de:
"Avrupa Ordusu" başlıklarıya yer almıştır.
Elefterotipia gazetesinde (11/12) "Lefkoşa, Egemenlik ve Başkanlık Konularını İnceliyor" başlığıyla yayımlanan
yorumda, Kıbrıs konusunda
16 Ocak'ta Lefkoşa'da başlayacak görüşmelerde, egemenlik
ve dönüşümlü başkanlık konularına ağırlık verileceği ileri sürülmekte, Kıbrıs Rum tarafının bu konularda baskı
yapılmasını beklediği
ifade edilmektedir. Yorumda, Kıbrıs Dışişleri
Bakanı Kasoulidis'in, Kıbrıs Rum tarafının Ocak ayında başlayacak görüşmelerde Kıbrıs sorununa ara bir
çözüm değil, toplu bir
çözüm bulunmasına çalışacağını bildirdiği vurgulanmakta,
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, AB'ye karşı eleştirilerini tekrarladığı ve Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunmasını arzu etmediğini iddia ettiği,
ayrıca AB'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunsun veya bulunmasın
Kıbrıs'ın AB'ye üye olacağı konusunda yaptığı sorumsuz açıklamadan rahatsız olduğunu bildirdiği aktarılmaktadır. |