14/12/2001     

         

 

            ANKARA, 14/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  13 Aralık 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            AP'nin (13/12) "AB Liderleri, Birliğin Geleceği İçin Temel Çalışmalarda Bulunmak Üzere" başlıklı ve Jeffrey Ulbrich imzalı  haberinde, Laeken'de yapılacak zirvenin önemine işaret edilmekte, beklentiler dile getirilmekte ve bu hafta sonu alınacak kararların,  kendi askeri gücü ve dünya üzerindeki geniş nüfuzuyla, daha güçlü  ve büyük bir AB'ye öncülük etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.  Geçen altı aylık süre zarfında, yetkililerin "Laeken Deklarasyonu" üzerinde çalıştıkları, bu deklarasyonun, genişleyecek ve 28  üyesi olacak Birlik'in nasıl çalışacağını ortaya koymasının   beklendiği ifade edilen haberde, bu beklentilerin, hükümetlerarası konferansta detaylar üzerine çalışılacağı ve gelecekte, 2004  yılından önce bir zamanda gerçekleşecek bir zirvede tekrarlanacak hususların açıklık kazanacağı temel bir anlaşmanın ortaya konması   yönünde olduğu, aynı zamanda, 15 liderden AB'nin kendisine ait  Acil Müdahale Gücü'nün kullanımıyla ilgili resmi bir demeçte  bulunulmasının da beklendiği kaydedilmektedir. Aylardır, AB üyesi   olmayan NATO üyesi Türkiye'nin, paylaşımın kontrolünü elinde  tuttuğu hatırlatılan haberde, bu ayın başlarında, ABD ve İngiltere  ile yapılan müzakerelerde Türkiye'nin endişelerinin giderildiği,  şimdi ise, hem AB hem de NATO üyesi olan Yunanistan'ın  engellemelerde bulunduğu kaydedilmekte, zirve katılımcılarının bu  sorunun zirvede halledilmesini umut ettikleri vurgulanmaktadır.  Haberde, ayrıca, AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu'nun  Başkanı Romano Prodi'nin, "Yakın bir zamanda, EURO cinsinden   banknotların ve madeni paralarının sunumu, toplu hareket edebilme  ve bütünleşme açısından yeteneğimize kamuoyunun duyduğu güveni artıracaktır. Laeken Zirvesi, kilit kararlar almak için  kararlılığımızı gösterebilmemiz açısından bir fırsattır" şeklindeki sözlerine de yer verilmektedir.

            ALMANYA BASINI:

            Süddeutsche Zeitung'un (13/12) "Türkiye, AB Üyeliği İçin  Takvim İstiyor" başlıklı ve Christiane Schlötzer imzalı yorumunda, Türkiye'nin, Belçika'nın Laeken kentinde yapılacak olan AB  zirvesinden, ülkenin gelecekteki AB üyeliği konusunda olumlu bir  işaret, bir sinyal beklediği belirtilmekte, AB'ye adaylık  sürecinin tarihçesi aktarılmaktadır. Konuyla ilgili olarak  Başbakan Bülent Ecevit'in, Sabah gazetesine yaptığı açıklamada, Brüksel'den Ankara ile yeni müzakereler konusunda bir takvim  beklediğini söylediğine işaret edilen yorumda, Türkiye'nin, Avrupa Ordusu'nun oluşturulması konusundaki engellemesini sona erdirmesi, 1974'den bu yana bölünmüş Kıbrıs adası konusunda daha esnek bir  tutum sergilemesi ve anayasa değişikliği konusundaki çalışmalarına  dikkat çekilmekte, Ankara'nın bu nedenle AB'nin bir karşılık  vereceği ümidinde olduğu dile getirilmektedir. Yorumda, AB  tarafından yaptırılan bir kamuoyu araştırmasına göre, Türklerin  yüzde 88'inin, ülkelerinin AB adayı olduğunu bildiği, bunların  yüzde 68'inin, üyeliğe taraftarken, sadece yüzde ikisinin karşı  çıktığı, Uluslararası kurumlara güven sorusu gündeme geldiğinde,  AB'nin, bütün kurumlar içinde yüzde  58 ile birinci sırada  yeraldığı, ikinci sırada ise, Avrupa  İnsan Hakları Mahkemesi,  NATO ve BM'nin önünde geldiği belirtilmekte, "Kendisi AB'ye  taraftar olarak bilinen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yine  ülkedeki yolsuzluklar konusundaki şikayetlerini dile getirdi.  Sezer, kamu işletmelerinin özelleştirilmesi uygulamasının, partili yandaşların zengin edilmesi için kullanıldığını söyledi"  denilmektedir.

            BELÇİKA BASINI:

            Le Soir gazetesinde (13/12), AB dönem başkanlığını yürüten   Belçika Başbakanı Guy Verhofastadt'ın, Laeken Zirvesi öncesinde  Avrupa başkentlerine yaptığı ziyaretlerin bir kronolojisi  çıkartılmıştır. Verhofstadt'ın Avrupa turnesine Londra'dan  başladığı, bu ziyaretinin sonuçsuz kalmadığı, zira "Tony Blair  ile çok iyi bir görüşme olduğunu" açıklamakla yetinmiş olsa da,  ilginç bilgiler alması nedeniyle aniden Türkiye'yi ziyaret etme  kararı aldığı, Türklerin, NATO ile gelecek Avrupa Ordusu arasındaki  ilişkileri engellediği, ancak İngilizlerin, "durumun iki ya da üç  hafta öncesindeki kadar kötü olmadığı" mesajını verdikleri  kaydedilerek şöyle denilmektedir: "Bu, kaçırılmaması gereken bir  fırsat, ancak dönem başkanlığı ertesi gün eli boş döndü. Ancak  birkaç gün sonra şans eseri mi bilinmez, sorun çözüme ulaştı."

            Yazıda devamla Verhofstadt'ın, 1 Aralık'ta Atina'yı ziyaret  ettiği ve buranın gazetecilerin katılmadığı tek ziyaret olduğu,  ziyaretten iki gün sonra Verhofstadt'ın, "siyasi bir tartışma  için Atina'ya gittim" açıklamasını yaptığı belirtilerek, ancak  politikanın savunmaya dönüştüğü, zira Yunanistan'ın Türk dosyası  ile ilgilendiği, Türkiye'nin Avrupa savunması ve Kıbrıs'ın AB'ye  üyeliği konusunda kılı kırk yardığı, Verhofstadt'ın, "Türkiye'ye,   Avrupa Acil Müdahele Gücü'nün Kıbrıs ve Ege Denizi'ne müdahale  etmeyeceği sözünü asla vermedim. Ancak Yunanlılar, yatışmadılar" açıklamasını yaptığı kaydedilmektedir.

            Aynı gazetenin başka bir haberinde, Laeken Zirvesi'nde,   birçok önemli dosyanın ve özellikle AB'nin genişlemesi konusunun  ele alınacağı, Avrupa başkentlerinin tüm bakışlarının Laeken'a  döndüğü, üyeliğe aday 12 ülkenin, özellikle dikkatli oldukları,  söz konusu 12 ülkenin, kendilerini henüz Avrupa cennetinden  ayıran mesafeyi ölçen kaygıyla yaşamayı öğrendikleri, Romanya  ile Bulgaristan'ın saptanan tarihte büyük kapıyı aşamayacakları,  ekonomik, sosyal ve hukuki gecikmelerinin, önümüzdeki aylarda  Onbeşler düzeyine gelmelerini imkansız kıldığı ifade edilerek,  Laeken Zirvesi'nde Türkiye'nin çabalarını sürdürmeye, özellikle  insan haklarının durumunu iyileştirmeye teşvik edileceği  aktarılmıştır.

            Savunma konusunda ise şöyle denilmektedir: "Onbeşler, cuma  günü Avrupa savunmasının kullanıma hazır olduğunu açıklayacaklar.  Türk engeli kalktığına göre bu gücün kullanıma hazır olduğunun açıklanması, 60 bin kişilik Acil Müdahale Gücü'ne bazı çatışmalara müdahale etme olanağı sağlayacak. Zirvede ayrıca, ezeli "rakip"  Türkiye'nin savunma konusundaki itirazlarını hesaba katan bir  uzlaşmadan ürken Yunanlıların hassasiyetlerini gidermeye çaba gösterilecek."

            La Libre Belgique gazetesinde (13/12), "Avrupa Terörle  Mücadele Cephesinde Yükümlülük Altına Giriyor" başlığıyla verilen  yazıda, Avrupa'nın, New York ve Washington saldırıları yapılmamış  olsaydı 10 yıl sürecek olan terörle mücadeleyi öngören bir yasayı  birkaç hafta içinde çıkarttığı, tutuklama yetkisiyle donatılmış  yasanın, ortak bir hukuki alanın yolunu açtığı, bu konuda son  sözün söylenmediği ancak 6 Aralık'ta adalet ve içişleri bakanları  ve sonra 10 Aralık'ta dışişleri bakanları tarafından onaylanan  metinlerin, Avrupa'nın 70'li yıllarda terörizmle karşı karşıya  kaldığı sırada varolmayan çok geniş bir işbirliğini başlattığı,  Brüksel'de görevli çok sayıda diplomatın, bunun, "Belçika dönem başkanlığının başlıca kazanımı olduğu" değerlendirmesini yaptıkları,  Onbeşlerin, yeni terör suçu tanımlamasını yaptıkları, bu tanımın  terörist grubun beyinleri için en az 15 yıl, üyeleri  için en az  8 yıl hapis cezasını gerektirdiği, diplomatik kaynaklara göre,  başlıca güçlüğün, terörizm zanlısı gruplar ve bireyleri kara  listeye koyacak prosedürün belirlenmesi olduğu, Louis Michel'e  göre, kimin terörist olduğu konusundaki taslağın yılın sonuna kadar  hazır olacağı, bunun kolay olmayacağı, ilk olarak İspanya'nın  ETA'nın ayrılıkçılarını hedef alarak Avrupalı grupların bu listede  yer almasını istediği, ikinci olarak Avrupa yasasıyla, Türkiye ve  ABD gibi üçüncü ülkelerin, "kendi" isimlerini önerme hakkına sahip  olacakları kaydedilerek, "Ankara, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve  Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi(DHKC)üyelerinin tümüyle kapı  dışarı edilmesini sağlamak için Avrupalıları sıkıştırıyor. Bu iki  örgüt, Belçika'da yerleşmiş durumda ancak Almanya'da yasak.  Washington, Avrupalılara beş liste sundu. En genişi olan dördüncü  liste IRA ve PKK gibi örgütleri içeriyor" denilmektedir.

            Aynı gazetenin başka bir haberinde, 1 Ocak 2004'te yürürlüğe  girmesi düşünülen Avrupa tutuklama yetkisiyle, şu anda Birlik  üyesi ülkeler arasında zor işleyen tutuklama ve iade etme  prosedürünün kolaylaşacağı belirtilmektedir.

           

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (13/12) "Laeken Zirvesi... Konvansiyon: 13 Aday  Ülkenin Çalışmalara Dahil Edilmesi Önerisi" başlıklı haberinde,  Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın Dışişleri Danışmanı Peter  Moors'un basına yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği(AB)dönem  başkanlığını yürüten Belçika'nın, 14-15 Aralık günü gerçekleşecek  olan Laeken Zirvesi'nde, AB'nin kurumsal reformları ile ilgili "Konvansiyon" çalışmalarına Türkiye de dahil olmak üzere aday 13  ülkeyi ortak etme önerisini getireceği bildirilmektedir. Konu'nun, Brüksel'de toplanacak olan devlet ve hükümet başkanlarının kararına   bağlı olacağı vurgulanan haberde, söz konusu "Konvansiyon"un,  AB'nin 2004 yılı için öngörülmüş olan kurumsal reformlarını  hazırlamasnın beklendiği, bu danışma organının, çalışmalarına  2002 yılında başlayacağı ve çalışmalarını -AB'nin reformlarına  2004 yılına kadar karar verecek olan hükumetelerarası bir  konferansa başlangıç niteliğinde olmak üzere- 2003 yılı ortalarına  kadar sürdüreceği kaydedilmekte, Türkiye'nin ise, AB'ye adaylık statüsünden yararlanmakla birlikte, diğer 12 aday ülkeden farklı  olarak üyelik görüşmelerine henüz başlamamış bulunduğuna işaret edilmektedir.

            Le Monde gazetesinde (13/12) "Yunanistan, Avrupa Savunmasıyla  İlgili 'Türk Uzlaşmasını' Kabul Etmesi İçin Sıkıştırılıyor" başlığı  ve Laurent Zecchini imzasıyla yayımlanan haberde, Türkiye ile  varılan uzlaşmayı Laeken Zirvesi arifesinde, Yunanistan'ın bloke   etmesine dikkat çekilmekte, Ankara'da müzakere edilen uzlaşmanın, Türkiye'ye, Onbeşler'in niyetleri hakkında teminat vermeyi  hedeflediği kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "Onlar için,  özellikle Kıbrıs'taki Türk-Rum anlaşmazlığına müdahale etmek söz  konusu olamaz. Metin, NATO'nun müttefiki olan, ancak AB'nin üyesi  olmayan bir ülkenin, kendi 'coğrafyası yakınlarında' cereyan edecek  bir AB harekatının gidişatından endişe duyması veya bu harekatın, sözkonusu  ülkenin 'ulusal güvenlik çıkarlarını' zedeleyici nitelik  taşıması halinde, Konsey'in, sözkonusu ülke ile 'istişareler' başlatabileceğini ve harekata katılımına karar verebileceğini kaydediyor... Esasen Türkiye, sadece belli siyasi garantiler, hatta  daha ziyade psikolojik nitelik taşıyan garantiler elde  etti. Ancak  bu defa Yunan hükümeti, zor bir durumla karşı karşıya kaldı;  -özellikle halen bölünmüş durumdaki Kıbrıs konusunda- Yunanistan'ın  ulusal çıkarlarını yeterince dikkate  almayacak bir anlaşmayı kabul etmemekle tehdit eden sağ partilerin baskıları karşısında kalan  Yunan hükümetinin de, partnerlerinden garanti istemesi bekleniyor."

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (13/12) "Solana, Yunanistan'la AB Ordusu İle İlgili  Son Dakika Görüşmelerinde" başlıklı ve John Chalmers imzalı  haberinde, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın  Laeken'da yapılacak olan zirveyle ilgili açıklamasına yerverilmekte,  "Biz yarın ya da öbür gün faaliyete geçtiğimizi açıklayacağız ve  ben bunun NATO ile olan ilişkilerimizde anlaşmayla destekleneceğine inanıyorum. Ben bunun gerçekleşeceğine inanıyorum" şeklindeki  sözleri aktarılmaktadır. Londra ve Washington'un arabuluculuğuyla  yapılan anlaşmada AB üyesi olmayan ama NATO'ya üye olan Türkiye,  güvenliğinin garanti altına alınacağı ve kurulacak ordunun  Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklarda kullanılmayacağı  güvencesini aldığı vurgulanan haberde, Yunanistan'ın ise hem AB  hem de NATO üyesi olduğuna ve üslup konusunda direndiğine işaret edilmektedir. 1996'da Türkiye ile savaşın eşiğine gelen  Yunanistan'ın, anlaşmada AB'nin AB'ye üye olmayan NATO üyeleriyle  ilişkilerini kapsayan maddelerindeki ifadelerin değiştirilmesini  istediği kaydedilen haberde, NATO Sözcüsü Yves Brodeur'un "Sonunda  ne olacağını öngöremeyiz ama biz o kadar uzun zamandır bunun  üzerinde çalıştık ki insanlar bunun yakında gerçekleşmesini  istiyor" dediği bildirilmektedir.

            İSVİÇRE BASINI:

            Der Rheialer gazetesinin (13/12) "Atina, AB'yle NATO Arasında  Kaldı" başlıklı ve Corinne Jessen imzalı Internet'ten sağlanan  yazısında, ABD ve İngiltere'nin, AB Acil Müdahale Gücü konusunda Ankara'yla vardığı uzlaşmanın yankılarından söz edilmektedir.  Konuyla ilgili Yunanistan'ın itirazına yer verilen yazıda, iki  ülkenin "coğrafi komşu bölge" olduklarına işaret edilmekte,  Türklere göre "coğrafi komşu bölgenin", Yakın Doğu'dan  Kafkasya'ya, oradan da Balkanlara kadar uzanan dev bir bölgeyi kapsadığı, Atina  açısından ise komşu bölgenin, kendi kapısının önü olduğu  kaydedilmektedir. Yazıda, Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki  gevşemeye rağmen, Kıbrıs ve Ege'deki sorunların hala çözülmemiş  bulunduğu,  Ankara'nın, Amerikalılar ve İngilizlerden, AB'nin,  "hiçbir koşulda herhangi bir krizde bir NATO müttefikine karşı kullanılamayacağı güvencesini almasının" Atina'da, tüm Avrupa'nın Yunanistan'ı bir Türk saldırısına karşı nihai olarak koruyacağı  umudunu yokettiği belirtilmektedir. Yazıda şu ifadelerede yer verilmektedir: "Oysa bu umut, Avrupa ve genişlemeye katkı sağlamış, Yunanlıları, AB üyeliği için katı ekonomik önlemler alma konusunda  motive etmişti. Atina ne olursa olsun ekonomik ve siyasi bir  sözhakkı istiyordu. Simitis hükümeti, AB'deki o eski Yunanistan  imajı yerine güvenilir ve sağlam bir müttefik olarak görülmek için  çok uğraştı. Ancak Atina, Türklerin söz hakkına karşı göstereceği muhalefetin başarılı olma ihtimalinin bulunmadığının farkında. Türkiye'deki "ordu demokrasisi" ABD'nin İslam dünyasına geçiş  yaptığı en önemli köprülerden birisidir. AB, Washington'un bu   çıkarına karşı çıkmayacaktır. Ayrıca birçok Yunanlıya göre,   Amerika'nın özerk bir Avrupa gücünü engellemek istemesi bir sır  değildir.

           

            JAPONYA BASINI:

            Sankei Shimbun gazetesinin (13/12) "AB Ordusu'nun 2003 Yılında  Göreve Başlamasına Doğru... Türkiye'den Birliğe Sıcak Bakış... Yunanistan'ın da Talepleri Var" başlıklı ve Kinya Fujimoto  imzalı yorumunda, AB'ye ait özel bir ordu niteliğinde olacak  "Avrupa Acil Müdahale Birliği" konusunda Türkiye'yle varılan  uzlaşmadan söz edilmekte, AB'nin, 14 Aralık'ta yapacağı zirve toplantısında, 2003 yılında bu birliğin göreve başlayacağını  duyurmak için son hazırlıklarına başlamışken, bu sefer de  Yunanistan'ın güvenliğini tehdit etmemesi ve NATO üyesi Türkiye'nin niyetleriyle hareket  etmemesi için AB'den garanti talebinde  bulunduğu ve şu an için bu konudaki son  görüşmelerin yapıldığı bildirilmektedir. AB'nin, 14 Aralık'ta başlayacak zirve  toplantısında, iki yıldır ertelenen soruna çözüm bulmak amacıyla Yunanistan tarafıyla anlaşma zemini arayacağı belirtilen yorumda,  bunun yanı sıra, uluslararası terör denilen yeni tehdide karşı  birliğin hazırlanması ve bu yöndeki görevlerinin belirlenmesi  yönünde fikirler öne sürülürken, üye ülkelerin askeri bütçeleriyle  bütün operasyonları gerçekleştirmenin zor olduğu görüşünün de  AB içinde belirginlik kazandığı ifade edilmektedir.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Fileleftheros gazetesinin (13/12) "Kıbrıs-AB İlişkileri"  başlıklı haberinde, Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides'in  Brüksel'de AB  Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen  ile görüşmesinden söz edilmekte, Kasulides'in verdiği  demeçte, "Türk tarafının görüşmeler konusunda dönüş yapması ve  masaya dönmesinde AB'nin olumlu rolü bulunduğunu" söylediği,  Kasulides'in görüşünü paylaşan Verheugen'in ise, AB Komisyonu'nun gelişmelere müdahale çabalarını gevşetmeyeceği güvencesi verdiği bildirilmektedir. Haberde, Kasulides'in ayrıca, AB Genel İşler  Konseyi'nin onayladığı Laeken AB Zirvesi'ne sunulacak genişleme  ile  ilgili metnin memnuniyet verici olduğunu söylediği de kaydedilmektedir.

            MISIR BASINI:

            Al-Ahram gazetesinde (10/12) "Kıbrıs Sorunu, Orta Doğu'yu  Patlamanın Eşiğine Getirecek Bir Mayına mı Dönüşüyor?" başlığı  ve Dr. Hasan Abu Talib ve Magdy El-Hussainy imzalarıyla  yayımlanan yorumda, Kıbrıs konusu ele alınmakta, iki kesimin  anayasal özellikleri, seçim sistemi hakkında bilgi verilmekte,  AB'yle ilişkileri ele alınmaktadır. Adanın güneyindeki Kıbrıs  Cumhuriyeti'nin AB'ye üyeliğinin büyük tehlikelere  neden olacağı,  AB tarafından bu doğrultuda alınacak kararın, Türkiye ve Avrupa  arasında bir tür anlaşmazlığa yolaçacağı ifade edilen yorumda,  konunun Türkiye ve Yunanistan arasında da gerginliğe yol açacağı  ileri sürülmektedir. Yorumda, Kıbrıslı iki liderin önümüzdeki ay Lefkoşa'daki tarafsız bölgede yapacakları toplantıda sorunun çözümlenmesine yönelik bir sonuç çıkmazsa, durumun daha da  kötüleşeceği vurgulanmakta, Kıbrıs sorununun, Doğu Akdeniz  bölgesinde her an patlamaya hazır bir mayına dönüşebileceği  iddiasına yer verilmekte ve şöyle denilmektedir: "Mısır'ın Ankara Büyükelçisi, bölgeyi tehdit edecek  şekilde Kıbrıs sorunun patlak vermesinin önlenmesinin tek yolunun, Avrupa zirvesinde hem Kıbrıs  ve hem de Türkiye'yi üyeliğe kabul eden bir kararın alınmasıdır.  Bu şekilde  İngiltere ve İspanya arasındaki Cebelitarık sorununda   olduğu gibi sorunun AB içinde bir sorun olması garanti edilir.  Ancak, Avrupa Birliği Türkiye'nin kabulü yönünde karar almazsa -ki  durum öyle görünüyor-, Kıbrıs sorunu Arap bölgesini de etkileyecek  biçimde ve bölgesel yansımaları olacak şekilde yeni bir viraja girecektir."

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefterotipia gazetesinde (13/12) "Papandreu, 'Veto  Kendiliğinden Bir Hedef Oluşturmuyor' Dedi" başlığı ve Aliki Matsi  ve Maria Dede imzalarıyla yayımlanan yorumda, Belçika Başkanlığı'nın Laeken toplantısının görüşme masasına getireceği Avrupa Ordusu'na  ilişkin metin üzerinde  Yunan tarafının müzakerelerde bulunma  niyetinde olduğunu belirttiği bildirilmektedir. Dışişleri Bakanı Papanderu'nun, PASOK Parlamento Grubu toplantısından sonra  gazetecilere yaptığı açıklamada, Belçika Başkanlığı tarafından  düzenlenen Avrupa Ordusu'na ilişkin İstanbul metni olarak bilinen  ve İngiltere ile Türkiye arasında yapılarak, ABD tarafından  desteklenen  gayrı resmi anlaşmanın da dahil edileceğini ima ettiği belirtilen yorumda, Papandreu'nun, AB ortakları tarafından Yunan tezlerinin kabul edilmesi olasılığıyla ilgili soruya cevabında, her ihtimalin eşit bir durumda olduğunu belirttiği, bu nedenle de  konunun, sonunda İspanya Başkanlığı'na sevk edileceği  değerlendirmesinde bulunduğu ve "Yunan hükümeti 'ben bu konuyu  görüşmem' diyemez. Veto kendiliğinden bir hedef oluşturamaz"  dediği aktarılmaktadır. Papandreu'nun, Yunan hükümetinin Belçika Başkanlığı'na daha önce açıklamış olduğu Yunan tezlerini, "Avrupa kararlarının otonom olması ve  bazı bölgelerin tatbikatlardan, ya  da başka faaliyetlerden  dışlanmaması" şeklinde izah ettiği  hatırlatılan yorumda, toplantı sırasında konuşan milletvekillerinin çoğunun, Laeken toplantısı ve hükümetin orada takınacağı tavırdan   söz ettkileri kaydedilmektedir.

 

             

           

                    ESKİ SAYILAR