|
19/12/2001
ANKARA, 19/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 14-18 Aralık 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau gazetesinde (17/12) "Belçika'ya Özgü İstekler" başlığı ve Martin Winter imzasıyla
yayımlanan yorumda, Belçikalı
Dışişleri Bakanı Louis Michel'in, “bütün AB
ülkelerinin Afganistan barış gücüne katılmak istemelerini, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) için önemli
bir adım” olarak
nitelendirmesi, “bunun, sadece Belçikalıların bir isteği
ve AB zirvesinin ilk gününde bile AGSP'nin, henüz gerçekleşmekten çok uzak olduğu” gerekçesiyle eleştirilmektedir.
AGSP'yi neredeyse bir yıldan
beri gölgeleyen Türk-Yunan güvensizliğinin,
Laeken'deki zirvenin ilk gününde de giderilemediği
belirtilmekte, AB Dönem Başkanı Guy Verhofstadt, AB diplomatı Javier Solona, NATO Genel Sekreteri George
Robertson ve Yunanistan Başbakanı
Kostas Simitis'in soruna bir çözüm bulmak amacını
taşıyan çabalarından söz edilmektedir. Yorumda, konuyla ilgili olarak Türkiye ile varılan uzlaşmaya Yunanistan'ın
itirazı sonucu devlet ve hükümet
başkanlarının Acil Müdahale Birliği'nin "operasyonel"
hale gelmesini karara bağlayamadıkları, özellikle Hollanda'nın,
NATO kaynaklarından yararlanmak konusu kararlaştırılmadan
bu tür bir karar alınmasına karşı çıktığı, özellikle
Fransız, Alman ve İngiliz hükümet çevrelerinin, Afganistan'daki barış misyonunun AB çatısı altında değil,
BM şemsiyesi altında ve
İngiltere'nin askeri öncülüğünde yapılacağını
ortaya koydukları bildirilmektedir.
Suddeutsche Zeitung'un (14/12) "Orduyu Aramak" başlıklı ve
Cornelia Bolesch imzalı bir yazısında, Amerikalı Güvenlik Uzmanı
Zbigniew Brzezinski'nin, "Siyasi ve askeri bakımdan Avrupa mevcut değildir" sözüne atıfta bulunularak, şu
ifadelere yer
verilmektedir: “Bu sözlerle Avrupalı hükümetlere yeni birşey söylemiş olmuyor. Yıllardan beri AB'nin askeri bir profil
kazanması için çalışılıyor.
Bu, ters tepkilerle dolu zorlu bir süreç. Laeken'deki
AB Zirvesi de bunun sadece bir etabı. Esasen bu zirvede, en az 60 bin kişiden oluşacak bir AB Acil Müdahale
Gücü'nün temeli atılacak.
Bu birliğin bir kriz bölgesinde en fazla
bir yıl görev yapacak duruma gelmesi zaten üç yıl sürecek. Ancak, devlet ve hükümet başkanları kendilerini daha şimdiden
bu hedefi kesinleşmiş
olarak açıklamak zorunda hissediyorlar. Ayrıca, en
azından daha küçük AB birliklerinin prensipte daha erken bir zamanda, sınırlı insani operasyonları üstlenecek duruma
gelmesi gerektiğini de bildirecekler.” Acil Müdahale Gücü
konusunda Türkiye ile varılan
uzlaşma ve Yunanistan'ın itirazıyla ortaya çıkan krizden söz
edilen yazıda, "İstanbul Belgesi"nin içeriği ele alınmakta
ve “Zirve'nin bir gün öncesinde, AB Acil Müdahale Gücü'nün
bekleme hattına alınmaması için bir çözüm bulmaya çalışılıyordu.
Fakat bunun sonrasında da
Avrupa askeri politikasının sorunları çözülmüş olmayacak:
Yetersiz işbirliği, eksik kapasite, parasızlık. Laeken Zirvesi
de, bir AB diplomatının söylediği gibi, bu yeni göreve 'dokunmak' için sadece bir etap. AB'nin barışı sağlamak için
yakın zamanda küçük bir
Avrupa takımıyla Afganistan'da yeralması, Brüksel'de pek
gerçekçi bulunmuyor” denilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten gazetesinin (17/12) "AB Genişlemesi Rotasına Oturuyor" başlıklı haberinde, Laeken Zirvesi
Sonuç Bildirisi'nde, Türkiye
için güzel sözlerin yer aldığına işaret edilmekte,
Bildiri'de, "Türkiye ile üyelik müzakerelerini açma zamanının
yaklaştığının" belirtildiği, “Türkiye'nin, demokrasi, hukuk
devleti olma ve insan haklarının garanti edilmesi gibi AB'nin siyasi kriterlerinin yerine getirilmesi yolunda
ilerleme kaydettiğinin” ifade edildiği ve özellikle de Türk
Anayasası'nda yapılan son değişikliklerin övüldüğü kaydedilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
La Libre Belgique gazetesinde (17/12) "Laeken, Avrupa Reformunu
Başlatan Bir Başkanlığın Sona Ermesi" başlığıyla yayımlanan
bir haberde, "Belçika dönem başkanlığının, Laeken zirvesinde övgülerin yanı sıra eleştiri de aldığı, 11
Eylül saldırılarının
ve ABD'nin misilleme operasyonlarının dönem başkanlığına
damgasını vurduğu ve böylelikle Belçika'nın Avrupa Birliği'nde reform yapılması konusundaki iddialı gündemine
terörizme karşı mücadele konusunun da eklendiği" kaydedilmiştir.
Haberde devamla, Javier Solana'nın "Belçika, dönem başkanlığı süresince bu denli güç koşullarda
kaydadeğer bir çalışma
yapmıştır" dediği, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'ın
da, "terörizme karşı mücadelenin, Belçika dönem başkanlığının gerçekleştirdiği işlerden biri olduğunu"
vurguladığı belirtilmiştir.
Laeken Bildirisi'nin, sıcağı sıcağına
çok yoruma neden olmadığı, buna neden olarak, bildirinin AB'de çok geniş bir reform sürecine yol açmış
olması gösterilmiştir.
Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin de,
"konvansiyon, Avrupa için yeni bir geleceğin yolunu açıyor"
dediği aktarılmıştır.
La Libre Belgique gazetesinde (17/12) Sabine Verhest imzasıyla yayımlanan bir yorumda, "devlet ve hükümet
başkanlarının, henüz
nereye gideceği bilinmeyen bir yolu açtıkları, gelecek büyük
reformların hazırlanmasını 100 üyeden meydana gelen bir kurula
(konvansiyon) emanet ederek, Avrupa antlaşmalarını "görüşme
biçimini değiştirdikleri" ifade edilerek, "birkaç yıldan bu yana Onbeşler'in görüşme usullerinin zaten tartışma
konusu olduğu"
kaydedilmiştir. Yorumda ayrıca Avrupa'nın geleceğinin
Valery Giscard d'Estaing'in çizgilerine bırakmanın zor olduğunu itiraf etmek gerektiği" belirtilerek,
"Avrupa'da bu göreve
uyan başka kimse yok muydu?" sorusu sorulmuştur.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (17/12) "Yunan Dışişleri Bakanlığı'na Göre, AB-NATO İlişkileri Konusunun Kapsamı Yeniden Ele Alınmalı"
başlıklı haberinde, AB
ile NATO arasında yapılacak bir anlaşma konusunda
Türkiye ile varılan uzlaşmayla ilgili olarak, Yunanistan'ın
çekinceleri nedeniyle konunun Laeken Zirvesi'nde de sonuca ulaştırılamadığı bildirilmekte, Avrupa
savunmasının oluşturulmasına devam etmek için NATO ile yapılacak
anlaşmanın AB için hayati önem taşıdığına işaret edilmektedir.
Haberde, Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis'in yaptığı
açıklamada, Yunanistan'ın Laeken Zirvesi'nde engellediği AB-NATO ilişkilerinin, "kapsamda olduğu kadar süreç açısından
da" yeniden ele alınması
gerektiğini belirttiği, Yunanistan'ın "kendi ulusal menfaatlerini olduğu kadar AB'nin de menfaatlerini
tatmin edecek ortak bir
çözüm bulmak için Avrupalı ortakları ile birlikte çaba
göstermeye devam edecek" açıklamasını yaptığı aktarılmaktadır.
Beglitis'in, 1 Ocak'ta başlayacak olan "İspanya'nın AB dönem başkanlığı sırasında yeni fikir ve öneriler getireceğiz"
ifadesine yer verilen
haberde, ABD ve İngiltere tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin
onay verdiği metne gönderme yaparak, "Yunan hükümeti için
müzakere masasında herhangi bir metin yoktur, tüm süreç yeniden ele
alınmalıdır, resmi olmayan metinlere bağlı kalınmamalıdır, AB çerçevesinde
yeni süreçler gerekmektedir" dediğine işaret edilmektedir.
Afganistan'a çok uluslu barış gücü gönderilmesi halinde AB ülkelerinin katılımı hususunun Laeken'deki AB
Zirvesi'in gündeminde yer
aldığına dair Le Monde gazetesinde (17/12) yayımlanan
haberde, ilk etapta “Avrupa Birliği'nin Afganistan'a birlik göndereceğine” dair, ancak daha sonra her ülkenin
kendi değerlendirmesini yaparak katılımını belirleyeceği şeklinde
ikinci bir açıklama yapıldığı duyurulmaktadır. Küçük
ülkeler ile Avusturya, İsveç,
Finlandiya ve İrlanda gibi tarafsız ülkelerin
de esasen Afganistan harekatına insani yardım veya mayın temizleme gibi katkılarda bulunmaya hazır olduklarını
açıkladığı, ancak çok
uluslu gücün muhtemelen başına geçecek olan
İngiltere'nin sembolik katılımları daha çok komplikasyon yaratacağı gerekçesiyle kabul etmeye pek hazır görünmediği,
(İngiltere, Fransa,
Almanya, İspanya, İtalya ve Hollanda gibi) altı
veya yedi ülkenin çok uluslu güce katılabileceği ve asgari katılımın 600 ila 700 arasında olması gerektiği değerlendirmesinde
bulunduğu kaydedilmektedir.
Aynı konuda Liberation gazetesinde (17/12) yeralan haberde de,
Laeken Zirvesi esnasında Afganistan'a birlik göndermeye hazır olduğunu
Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya, İsveç, Danimarka ve Hollanda olmak üzere sekiz ülkenin açıkladığı,
Kabil ve çevresinin güvenliğini
sağlamak amacıyla BM mandası altında gönderilmesi ve komutasının
İngilizlere verilmesi beklenen sözkonusu
güc bünyesinde Türkiye ve Ürdün'ün de birlik bulundurabileceği
belirtilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(15/12) "AB
Liderleri, 2004 Yılında Birliğe Katılması
Muhtemel Adayları Açıkladı" başlıklı ve Gareth Jones imzalı
haberinde, 15 AB lideri ile 13 aday ülkenin devlet ve hükümet
başkanlarının biraraya geldikleri Brüksel'de Laeken Kraliyet
Sarayı'nda yapılan ve Birliğin geleceği üzerinde odaklanılan zirve sırasında, 2004 yılı itibarıyla Birliğe
katılma olasılığı
bulunan, çoğu eski Sovyet cumhuriyeti 10 aday
ülkenin adını açıkladıkları bildirilmektedir. Zirve bitiminde
yayımlanan sonuç bildirisinde, "Liderler, görüşmelerin şimdiki
hızında ilerleme seyrini koruduğu sürece Kıbrıs, Estonya,
Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovak Cumhuriyeti, Çek
Cumhuriyeti ve Slovenya'nın üyelik için hazır olabileceğini öngören Avrupa Komisyonu raporu üzerinde mutabıktırlar"
denildiği aktarılan haberde, bildiride adı geçmeyen Bulgaristan ve
Romanya için de yüreklendirici
ifadeler kullanıldığı ve bu iki yoksul Balkan
ülkesi için, "kesin bir tarife ve uygun bir yol haritası" sözü
verildiği kaydedilmektedir. Zirve bildirisinde, 13. sırada yer
alan Türkiye'nin gerçekleştirdiği ve AB normlarına daha uyumlu bir
hale gelmeyi amaçlayan son anayasal reformlardan duyulan memnuniyetin
dile getirilmekle birlikte Ankara'nın görüşmelere geçmek için henüz hazır olmadığının altının çizildiği
belirtilen haberde, Başbakanı
Bülent Ecevit'in, tüm adayların AB'ye katılmak için
uymak zorunda oldukları ekonomik ve siyasi kriterlere değindiği bir
basın açıklamasında iyimser bir ifade kullanarak, "Kopenhag
Kriterleri'ne, pekçoklarının beklediğinden çok daha büyük bir hızla
uyum gösterbileceğimize inanıyorum" şeklindeki sözlerine dikkat
çekilmektedir.
The Times gazetesinin (18/12) “Uzlaşmanın Ödülü” başlıklı ve
Michael Knipe imzalı yorumunda, Türk-Yunan ilişkileri ele alınmakta,
çeşitli temaslar ve ortak işbirliği kararlarıyla düzelen
ilişkilerin ancak Kıbrıs konusu yüzünden bozulabileceği ileri
sürülmektedir. Birbirine komşu bu iki ülkede ilişkilerin gelişmesinin,
iki yıl önce her iki ülkeyi de ayrı ayrı vuran depremler
nedeniyle yapılan insani yardımlarla başladığı vurgulanan
yorumda, ikili ilişkilerde ilerlemenin geçen ay Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Atina'ya yaptığı
ziyaret ve “Birleşmiş
Milletler himayesinde bir ortak tabii felaketlere yanıt
birimi kurmak, kaçak göçmenler konusunda işbirliği yapmak, karşılıklı
diplomat ve stajyer diplomat değiş tokuş programları başlatmak”
şeklindeki imzalanan üç adet ikili anlaşmayla sağlandığına dikkat çekilmektedir. Papandreu ve Cem'in ilişkilerin
iyileşmesi konusundaki çabalarına dikkat çekilen yorumda,
özellikle yaz ve kış olimpiyatlarında uluslararası ateşkes
öngören bir kampanya başlatmak için anlaşma imzalarken,
birbirlerini her yıl karşılıklı olarak ziyaret etme kararı almalarının
önemine de işaret edilmektedir. Türkiye'nin er geç Avrupa Birliği'ne üye olma ihtimaliyle, Yunanların üyelik tecrübelerini
paylaşabilecekleri belirtilen yorumda, Kıbrıs sorununun
ilişkileri olumsuz etkileyecek tek konu olduğunun altı
çizilmekte, adanın iki toplumunun Avrupa Birliği üyeliği şemsiyesi
altında olmasının yeni fırsatlar yaratacağına inanan
Papandreu'nun, “Sorun mutlaka çözülmeli... Bu yeni fırsatlar, oradaki
dinamikleri değiştirebilir. Kıbrıslı Türkler Avrupa Birliği'ne çok sıcak bakıyorlar ve bir çözümün
bulunmasını istiyorlar.
Sanırım, 25 yıldır ilk kez, Türkiye de bu konuyu tartışmaya
başladı ve umarım bu tartışma olumlu bir sonuca ulaşır" şeklindeki sözlerine dikkat çekilmektedir.
The Economist dergisinin (15-21 Aralık 2001) tarihli sayısında, “Umut Işığı” başlıklı yazısında, Türkiye'de
son yıllarda yaşanan
ekonomik krizin yerini “umut ışığına” bıraktığı ifade
edilmekte, AB Müdahale Gücü konusundaki Türkiye'nin tavrının
değişmesi, IMF'den beklenen 19 milyar dolarlık kurtarma operasyonu beklentisine bağlanmaktadır. Türkiye'nin
bölgedeki önemine de değinilen
yazıda, Türkiye-ABD-Afganistan -Irak ilişkileri ve gelişmeleri de
ele alınmaktadır. Kıbrıs konusundaki
gelişmelerin de uluslar arası arenada memnuniyet yarattığı
vurgulanan yazıda, Türkiye'nin anayasa değişikliklerine de
değinilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (15/12) "Helsinki'nin Kıbrıs'a İlişkin Kararları
Yeniden Doğrulandı" başlığıyla yer alan bir haberde,
Komisyon Başkanı Romano Prodi'nin AB Konseyi üyelerine hitaben yaptığı
konuşmada, adadaki siyasi sorunun Kıbrıs'ın AB üyeliği için
engel oluşturmadığı şeklindeki kararın, Laeken Zirve toplantısı sırasında yeniden doğrulanmasını talep ettiği,
Başbakan Simitis'in yaptığı
açıklamada, görüşme sırasında Prodi'nin
talebine karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığını belirttiği aktarılmaktadır. Birliğin, AB üyeliğine
getirilecek ilk 10 ülkeyle
müzakerelerin 2002 yılı sonuna kadar tamamlanmasını istediği
vurgulanan haberde, “Türkiye'nin de tatmin edilmesi amacıyla”,
özel bir statü olan, "pre-screening" statüsünü yarattıkları, söz konusu statüde, AB adayı olan diğer ülkelere
uygulanmayan ayrı bir müzakere çerçevesinin öngörüldüğü, Amacın
ise, Türkiye'yi AB üyeliği müzakerelerine hazırlamak olduğu
belirtilmektedir.
Press dergisinde (15/12) "Kıbrıs İkilemi" başlığı ve
Takis Mihas imzasıyla yayımlanan
yorumda, 11 Eylül terör saldırısının etkileri
üzerinde durulmakta, söz konusu olayın, yalnız ABD'nin dış politikasını değil, diğer ülkelerin politikasını
da etkileyeceği, bu süreç
içinde yaşanan kriz ve uluslararası politika çerçevesinde, dış politikaya ilişkin çeşitli konuların ya önem
kazanacağı ya da önemlerini kaybedeceği ileri sürülmektedir. Bu bağlamda
ele alınan Türk-Yunan ilişkilerinin
kısa ve uzun vadedeki etkileriyle ilgili olarak,
uluslararası düzeyde tanınmış Türk-Yunan ilişkileri uzmanları olan, Atina Üniversitesi Profesörü Theodoros
Kouloumbis ile Kıbrıs Türk
kökenli Kanadalı Ontario Üniversitesi Profesörü Tozun
Bahçeli'nin görüşleri aktarılmaktadır. Kouloumbis'e göre krizin
uzun vadede yatıştırıcı bir faktör oluşturacağı, “terörizme karşı
savaş çerçevesinde kurulacak ittifakın, Batıya, NATO'ya ve AB'ye üye olan ülkelerin aralarındaki bağları güçlendirme
talebini ön plana çıkaracağı"
ifade edilen yorumda, uzmanların her ikisinin de,
Türkiye'nin rolünün kısa vadede önem kazanmakta olduğu konusunda
mutabık kaldıkları, Bahçeli'nin, "Amerikan gazetelerini
okuyanlar, son zamanlarda,
gerek coğrafi yeri gerekse de dini açıdan, Türkiye'nin
önemli stratejik rolünden söz ettiklerini tespit edecektir" dediğine işaret edilmektedir. Her iki
yorumcuya göre, gerek Türkiye'nin,
gerekse de Yunanistan'ın gelecekte yapılacak müzakerelerdeki
yerlerinin, terörizm konusunda takınacakları tavra
bağlı olduğu belirtilen yorumda, Kouloumbis'in, "bu konunun yalnız
hükümetlerin politikasıyla ilgili olmadığını, ülkenin genel olarak
verdiği imajla ilgili olduğunu, sadık bir müttefik olduğunu göstermeyen
bir ülkenin krizden sonraki yerinin olumlu olmayacağını" söylediği
aktarılmaktadır.
Elefterotipia gazetesinde (15/12) "Yararsız Ordu" başlığıyla
yayımlanan başmakalede, Avrupa Ordusu konusu ele alınmakta, Avrupa
Ordusu'nun Avrupa'nın güçsüz olduğunu gösterdiği ve bitip tükenmez
sorunlar ile diplomatik müzakereler yarattığı ifade edilmektedir. İstanbul metni yüzünden sorunların ortaya çıktığı
ileri sürülen yazıda,
“kurallar dışı ve kabul edilmesi imkansız bir şekilde, Avrupa
Ordusu'nun NATO'nun himayesi altına girmesine teşebbüs edildiği” belirtilmekte ve şöyle denilmektedir: “Bu
konuya ilişkin tüm görüşmelere
son verilmesinden başka çare yoktur. Artık 'AB ile NATO
aynı sendikayı oluşturuyorlar' şeklindeki eski slogan geçerli değildir.
AB, özellikle ekonomik bir kuruluştur, NATO ise, yalnız askeri bir kuruluştur. Askeri konularda NATO'nun sözünün
geçmesi doğaldır. Avrupa
Ordusu'nun kuruluşuyla ilgili kararın havada kalmasının
üç önemli nedeni vardır; kuruluşu için daha erkendir, yasallaşmamıştır
ve yararsızdır. Avrupa'nın siyasal birleşmesi çok ağır adımlarla ilerliyor ve zaman zaman yapılan -Belçika
Başkanlığı tarafından
da son zamanlarda yapılan- önerilere rağmen,
bu konunun ele alınması için vakit hala çok erkendir. İfade edilen tezler teori düzeyinde kalmakta, görüşme
masalarına getirilmemekte, böylece de gerçekleşmeleri ve birleşmenin
ilerlemesi geçikmektedir. Ancak siyasi birlik, ordunun kurulmasından
sonra elde edilemez. Siyasi birlik, ordunun kuruluşu
için önşart oluşturmalıdır. Bu durumun bir nedenini de demokrasi eksikliği oluşturuyor. Avrupa Parlamento'sunun hareketleri
son yıllarda güçlenmiş olmasına rağmen, hala sınırlıdır.
Avrupa Komisyonu ise demokratik işlemlerle seçilmiş bir kurul değildir. Aslında ulusal hükümetlerin, özellikle
Avrupa'nın güçlü
devletleri hükümetlerinin ellerinde alet oluşturuyor.
Zirve toplantıları ile Bakanlar arası toplantılar genel olarak daha önce alınmış olan kararları
onaylamaktan başka bir şey
değildir. Genelde karar alan örgütlerden ziyade, diplomatik
müzakereler yapan heyetleri hatırlatıyorlar. Ayrıca, Avrupa Ordusu'nun birinci görevi Avrupa sınırlarını,
AB'yi oluşturan ülkelerin
sınırlarını korumak olmalıdır. Avrupa Ordusu
kurumsal ve mali açıdan bu yeteneğe sahip değilse yararı olmaz.
Bu ortam içerisinde bu ordunun kuruluşu tehlikeli de olabilir. AB'nin en büyük başarısı, sınırları içinde
savaşlara son vermesidir.
Bu başarısını kesinlikle tehlikeye sokmamalıdır.”
Ta Nea gazetesinin (17/12) "Yunan Hükümeti Zirve Sonuçlarından Memnun
Olduğunu Açıkladı" başlıklı ve İrini Karanasopulou imzalı
yorumunda, Yunan hükümetinin Avrupa Ordusu'yla ilgili konularda Türkiye
ile ilişkilerinde taktik değiştirmeye karar verdiği
bildirilmektedir. Laeken'de yapılan AB Zirvesi'nde Avrupa Ordusu
konusundaki İngiltere-Türkiye metninin, aşağı yukarı bütün AB üyesi ülkeler tarafından kabul edilmesine rağmen
“çöp sepetine atıldığı”
ileri sürülen yorumda, Avrupa Ordusu'nun operasyon
alanında "hazır ol durumda" olmasını içeren konularda ilerleme
kaydedildiği bir sırada Atina'nın "konuyu üstlendiği" ifade
edilmektedir. Yorumda, Avrupa Ordusu'yla ilgili askıda olan
konuları düzenleme sorumluluğunun bundan böyle Yunanistan'a ait
olacağı ve İspanya'nın AB dönem başkanlığı sırasında gündeme
getirileceği belirtilmekte, Başbakan Simitis'in Laeken toplantısında
yaptığı konuşmada, Yunanistan'ın inisiyatifinde kaydedilecek taktik
değişikliklere değindiği ve "AB'nin yasal işlemleriyle, kendi isteklerimize uygun olacak girişimlerde bulunmaya çalışacağız"
dediğine işaret edilmekte ve “Yunan hükümeti, Atina
ile Ankara arasında ortak çözüm bulunmasını sağlayacak bir çalışma yapılmasını kesinlikle reddetti. Yetkili hükümet
çevreleri, 'bu bir Türk-Yunan
konusu değil, bir AB konusudur ve
AB çercevesinde halledilecektir' görüşünü ifade
|