|
20/12/2001
ANKARA,
20/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 19
Aralık 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau gazetesinde (19/12) "Köln Halifesi'nin İadesi
Türkiye İçin Önemli" başlığıyla yer alan Gerd Höhler imzalı
bir yazıda, Metin Kaplan'ın Türkiye'ye iadesi konusunda Türkiye'deki
idam cezası sorunu ele alınmaktadır. Meclis tarafından
1984 yılından bu yana hiç bir infazın onaylanmadığına dikkat çekilen yazıda, Öcalan'ın idam cezası infazının,
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin itiraz başvurusuyla
ilgili kararı verilinceye
kadar ertelemiş bulunduğu hatırlatılmaktadır. Hukuki
ve siyasi anlamda bağlayıcı bir garanti olmasa da, Türk hükümetinin benzer bir teminatı Kaplan için de
vermesinin söz konusu olabileceği beklentisinin dile getirildiği yazıda şöyle
denilmektedir: “Avrupa
Konseyi ve AB'nin de yıllardır talep ettiği
gibi, Türkiye'nin artık idam cezasını kaldırması herşeyi çok
daha kolaylaştırdı. Ülkenin AB adaylığı göz önünde
bulundurularak sonbaharda Meclis'ten geçirdiği anayasa
reformunda da idam cezası
sadece savaş hali ve terör faaliyetleriyle geçerli olmak
üzere sınırlandırıldı. Bu durumda sözkonusu ceza, vatana ihanet
suçu için geçerliliğini korumaya devam ediyor. Berlin'in, Kaplan'ın iadesi konusunda bu yüzden sergilediği çekingen
tutum, Türk kamuoyunda pek anlayış bulmuyor. Yorumcular 'Köln'ün
Humeyni'si' ve fanatik müritlerinin
faaliyetlerine Almanya'nın neden bu kadar uzun
bir süre izin verdiğini sorguluyor.”
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (19/12) "Türk Başbakan, Ülkesinin, Afgan Polis Teşkilatı ve Ordusunun Kurulmasına Yardım Edeceğini Söyledi"
başlıklı ve Ayla Jean
Yackley imzalı haberinde, tarihsel ve etnik
bağlar taşıdığı Orta Asya'nın tüm meseleleri üzerinde söz sahibi olmayı arzulayan “Müslüman” Türkiye'nin,
yeni bir Afganistan'ın oluşumunda
öncü bir rol alabilmek için uğraş verdiği bildirilmekte ve konuyla
ilgili Başbakan Ecevit'in açıklamasına yer
verilmektedir. NATO müttefiki Türkiye'nin, Washington'un Afganistan'a
yönelik saldırılarına desteğini, üslerini ve hava sahasını ABD savaş uçaklarının kullanımına açarak ve
Afganistan'a özel birlikler göndermeyi teklif ederek gösterdiği
belirtilen yazıda,
Kabil'deki yeni büyükelçiliğin açılışı için Afganistan'da bulunan
Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan ve AB'ye üyelik umudu taşıyan Türkiye'nin,
Afganistan'a, Avrupa ile ilişkilerini geliştirmede yardımcı olabileceğini söylediği aktarılmaktadır. Yazıda ayrıca,
insan haklarının Ankara'nın
AB ile ilişkilerinde pürüz oluşturan bir konu
olduğu ve Türk polis teşkilatının, işkence iddiaları dolayısıyla
AB'nin eleştiri sağanağı altında olduğuna işaret edilmektedir.
İTALYA BASINI:
Il Sole 24 Ore gazetesinin (19/12) "Laeken Zirvesi Sonuçları...
İlk Kez 'Avrupa Anayasası' Konuşuldu" başlıklı haberinde, 14-15
Aralık 2001 tarihleri arasında Belçika'nın
Laeken kentinde düzenlenen AB Zirvesi'nde, Avrupa Anayasası,
genişleme, Afganistan, Avrupa
Savunma Kimliği ve Euro konularının görüşüldüğü bildirilmektedir.
AB'nin doğuya doğru genişlemesinin artık "dönüşü
olmayan" bir süreç olduğu vurgulanan haberde, Zirve'den
çıkan metinde, aday ülkelerin
"hak ettikleri ölçüde" değerlendirilecekleri
ve bu devletlerin çabalarını azimle sürdürmeleri
gerektiğinin tekrarlandığı
belirtilmektedir. 2004 yılında 10 ülkeyle gerçekleşecek katılımın mali tablosunun Berlin'de yapılan
AB zirvesinde daha önce
belirlendiğinin hatırlatıldığı, katılım müzakerelerinin kayıtlara
geçirilmesi işlemlerinin, "2002 yılının ilk
yarısında başlayacağının" vurgulandığı, ayrıca, Kıbrıs-Rum
ve Kıbrıs-Türk
liderlerinin, adadaki bölünmeye BM'nin kararları doğrultusunda
bir çözüm bulmaları konusunda teşvik edildiği kaydedilmektedir.
Avrupa Savunması konusunda ise şu bilgilere yer verilmektedir: “15
ülke, Avrupa Savunma Politikası'nın 'etkin' olduğunu
açıkladı. Bu, 2003 yılına kadar gerçekleştirilmesi düşünülen 60 bin kişilik Acil Müdahale Gücü konusunda
önemli bir dönüm noktası:
'AB şimdi kriz yönetim misyonlarını idare edecek kapasitede'. Bunların
tümü, 2002 yılından itibaren gerçekleşebilecek. Başta insani
nitelikte sınırlı operasyonlar sözkonusu olacak, ancak
daha sonra Birlik'in emrindeki kapasitenin ve araçların geliştirilmesi
ile AB, daha zor operasyonları üstlenecek seviyeye
ulaşacak. AB'nin Türkiye ile yaptığı anlaşma üzerinde çekincelerini
sürdüren Yunanistan'ın direnmesi sebebiyle, NATO'nun
planlama kaynaklarına AB Savunma'sının otomatikman kabulü konusunda
NATO ile yapılacak anlaşma henüz imzalanmadı.”
KIBRIS RUM BASINI:
Alithia gazetesinde (19/12) "Çözüm İçin Bütünlüklü BM Planı... Klerides: Amerikalı ve İngilizlerden Hiçbir Şey
Yok" başlığıyla
yer alan bir haberde, Leaken Zirvesi'nden dönen Kıbrıs
Rum Lideri Klerides'in değerlendirmeleri aktarılmaktadır.
Klerides'in, konferansı “AB'nin
geleceği, AB genişlemesi, Afganistan'a
AB ordusunun gönderilmesi, AB ordusu ve benzer konuların
meşgul ettiğini kaydettiği belirtilen haberde, Kıbrıs konusunda ise şunları söylediği bildirilmektedir:
"Tesbitlerimiz, AB üyeliğimizde
sorun olmadığı, programa uyulacağı ve 2002 yılı sonuna doğru AB'nin üyeliğe kabul edilecek ilk ülkeleri
davet edeceği yönündedir.
Akabinde 2004 yılına kadar bu ülkelerin üyeliğinin
onaylanması için parlamentoların da göreve çağrılması
gerekmektedir. Değerlendirmemiz odur ki, bu programda değişiklik yapılmayacak ve takvime uyulacaktır. Üyelik için başvuru
yapan ülke yetkilileri açıklamalarında
bunu yinelediler." Haberde, Başbakan
Bülent Ecevit'in, iki ulus arasındaki Kıbrıs görüşmeleri için
ilerleme temennisinde bulunması üzerine, Klerides'in, derhal
söz alarak, görüşmelerin BM Güvenlik Konseyi kararlarının da öngördüğü şekilde iki toplum arasında yapılmakta
olduğu yanıtını verdiği
aktarılmaktadır.
LÜBNAN BASINI:
Daily Star gazetesinin (19/12) "Türkiye'nin Kimlik Krizinin Sürdüğünün
Yeni Kanıtı" başlıklı ve Muhammed Nureddin
imzalı Internet'ten
sağlanan yazısında, Türkiye'de Avrupalılık konusunda değişik görüşlerin bulunduğu ve “Kimlik krizinin” sürdüğü
ileri sürülmektedir. Çağdaş Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün,
gerek şekil gerekse öz bakımından Avrupa'yı bir ideal
olarak gördüğü ve "Yeni nesil Türklerin kurması gereken uygarlık, Avrupa uygarlığıdır, çünkü gerçek uygarlık
bir tanedir, o da Avrupa
uygarlığıdır" dediği hatırlatılan yazıda, bu ifadelerin şimdi
çağdaş Türk politikacılar tarafından da tekrarlandığı, Anavatan
Partisi Lideri Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, “Türkiye'nin
ya Avrupa uygarlığının bir parçası olması ya da ilkel
Şark'ın bir parçası olarak kalması gerektiği” şeklindeki sözlerine
işaret edilmektedir. Ancak bunun yanında Avrupa'yı bir "Hıristiyan
klübü" olarak değerlendiren görüşün de varlığından söz edilmekte, bu konuda İslamcıların Avrupa hakkındaki düşünceleri
hatırlatılmaktadır. Yazıda şu ifadelere de yer verilmektedir:
“Günümüz Türkiyesi de selefi olan Osmanlı devleti gibi İslam ile Hıristiyan Avrupa arasındaki bir fay hattı
üzerinde kurulmuştu. 1923
yılında resmi devlet ideolojisi gereğince laiklik uğruna
İslamın terkedilmesine rağmen Türk kimliği, karışıklığını sürdürdü:
Ne İslamdan kopma ne de Batı normlarını benimseme konularında
başarı sağlanabildi. Bunun nedeni, büyük olasılıkla da bizzat Atatürk önderliğindeki reform hareketiydi, bu da
Avrupa ideallerini ülkeye
bir anda benimsetme çabasını kapsıyordu. Atatürkçülük,
yüzyıllar içinde tekamül etmiş bir toplumu, gene yüzyıllar süren askeri, ekonomik ve kültürel savaşlar
sonunda ortaya çıkmış
olan yeni bir uygarlığa bir gecede geçmeye zorladı. Yine de Türkiye,
Avrupalıların algılamasına göre 'çağdaş olmayı başaramadı. Türk
modernizminin olması gerektiği gibi bir işleve sahip
olamamasının temel nedenlerinden biri de, Doğu'ya sırtını dönmekte
gösterilen hevesin, Batı'ya entegre olma konusunda gösterilmemiş olması. Kemalistler çağdaşlığın bazı
şeylerin feda edilmesini gerektirdiğini anladıklarında ise Türkiye'nin
'kimlik krizi' başladı.
AB'nin 8 Kasım 2000 günü Türkiye'ye verdiği Ortaklık
belgesi dikkatle okunduğunda bir tek sonuç çıkıyor: Buradaki koşulların
yerine getirilmesi halinde siyasi, ekonomik,
toplumsal ve kültürel bakımlardan bugün varolan ülkeden
farklı, başka bir 'Türkiye'nin' kurulması gerekecek. Türkiye'nin
yeniden kurulması ve Kemalist ideolojinin de tamamen kökünün kazınması
gerekecek. Türkiye'nin
kimlik krizinin en açık örneği ise tabii ki
bu ülkenin Filistin konusundaki tutumu. Türkiye, Musevi
devletini kurulduktan bir yıl sonra tanıdı ve yıllar boyunca
da İsrail ile ilişkilerini sürdüren tek Müslüman ülke olarak
kaldı. Türkiye'nin kimlik
krizi yalnızca Müslüman coğrafyaya da bağlı olmayıp Kıbrıs,
Yunanistan ve AB konularında 'Hıristiyan
coğrafyasına' da bağlı durumda ve bu ülkenin kimliği sözkonusu olduğunda da Türkiye'nin
her iki tarafa da ait olmadığı
söylenebilir.”
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinin (19/12) "Güçsüzlerin Vetosu" başlıklı
ve A.D. Papayannidis imzalı
yorumunda, AB Ordusu'nun operasyona hazır
olması ve özellikle NATO alt yapısını kullanması konusunda Türkiye ile varılan uzlaşmayla ilgili olarak "veto
kullanması" için
Simitis'e yapılan çağrılar ve talimatlarla baskılar eleştirilmekte
ve şöyle denilmektedir: “Olur olmaz yerlerde veto kullanma taktiğine geri dönüş, 1980'li yıllarda aldığımız
'acı' dersi unutmuş olduğumuzu
gösteriyor. Sert ve uzlaşmaz tezler güçsüzlere
yaraşır. Daha kötüsü de var: Bu tavrı takınmak, başlarını
kurtarmaya çalışan, yenilgiye uğramış liderlerin bir özelliğidir.
Veto kullanma mantığına yer verildiği zaman, şüphesiz
durumun toparlanması zor olur. Bu özellikle, konular
hakkında bilgi eksikliğinin olduğu durumlarda daha da
zordur. AB Ordusu'nun görevinin,
yarınki Afganistan'ı oluşturacak olan Irak'lara,
Somali'lere yapılacak operasyonlarda
'ABD'ye destek' olacağını
aramızdan kaç kişi kavramış bulunuyor? AB'nin kurulmakta olan
Avrupa Ordusu'nun, bu aşamada sınırları güvence altına almakla
ya da 'Ege'de ve Kıbrıs'ta şemsiye' ile ilgisi olmadığını kaç
kişi anlamıştır?”
Kathimerini gazetesinde (19/12) "Müttefiklerden Yeni Baskılar"
başlığı ve Konstantinos Kallergis imzasıyla yayımlanan
yorumda, Yunanistan'ın İngiliz-Türk planını reddetmesinin
ardından, Avrupa Ordusu'nun NATO ile işbirliği konusunun Brüksel'de
NATO Savunma Bakanları
toplantısında yeniden gündeme geldiği ve konuya ilişkin
Yunanistan'a baskılarda bulunulduğu bildirilmektedir. Görüşmelere
katılanların soruna en kısa zamanda bir çözüm bulunması yönünde
"talepte"
bulundukları kaydedilen yazıda, Yunanistan Savunma Bakanı
Papandoniou'nun bu talebe katıldığı, ancak "İstanbul
metni" olarak
bilinen “İngiliz-Türk planının”, Yunanistan tarafından
kabul edilmesi imkansız bir metin sayıldığını
yinelediği aktarılmaktadır. Atina'nın, AB'nin otomatik olarak NATO'nun
altyapısını kullanması
konusuna ilişkin bir anlaşmayı kabul etmek
için, “AB kararlarının otonomisinin güvence altına alınması ve Yunanistan'ın egemenlik haklarının güvence altına alınması”
şeklinde iki şart ileri sürdüğü
belirtilen yazıda, NATO toplantısında,
ülkelerin İttifak'a yaptıkları askeri takdimler (yıllık)
sırasında Türkiye'nin, Yunan takdimine karşı veto kullandığı, bunun üzerine de Yunanistan'ın Türk
takdimine veto kullandığı
bildirilmekte ve “Türkiye'nin bu konudaki davranışı sabittir.
Yunan planlarına Limni adasının dahil edilmesi, adanın silahlardan
arındırılmış bölge oluşturduğu gerekçesiyle, Ankara
tarafından reddedilmektedir. Bunun üzerine de Papandoniou'nun
açıklamasına göre, Yunanistan kendisini savunarak' Türkiye'ye
karşı veto kullanmaktadır”
denilmektedir.
|