|
25/12/2001
ANKARA,
25/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 24
Aralık 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yerverilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
FRANSA BASINI:
Euronews haber kanalında (24/12) "Avrupalılar" başlığı altında
AB'ye üye olmaya aday ülkeler hakkında yayımlanan bir haber
dizisinde, Kıbrıs'ın adaylığıyla ilgili gelişmelere ve yetkililerin
konu ile ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Kıbrıs
meselesinin sorun olmaya devam ettiği vurgulanan haberde, özellikle “Avrupa Birliği'nin, uluslararası topluluk
tarafından tanınan tek
taraf olan Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni üyeliğe kabul etmeye
hazırlanıyor olmasının, durumu daha da karmaşık bir hale soktuğu”
ileri sürülmüştür. Adanın iki yöneticisinin 4 Aralık'ta yaptığı
görüşmenin, ümit yarattığı ifade edilen haberde, görüşme önerisinin, bundan önceki tüm görüşme
tekliflerini geri çeviren
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından yapılmasının
önemine işaret edilmiştir. BM Özel Temsilcisi Alvaro
de Soto'nun, görüşmenin tatminkar geçtiği değerlendirmesinde bulunduğu ve "İki yönetici görüş
birliğine vardılar. Genel
Sekreter, ikisini de doğrudan görüşmeleri
başlatmaya davet edecek. Bu görüşmeler, Kıbrıs'ta
yapılacak ve BM himayesinde Ocak 2002 ortasında başlayacak. Ön koşul konulmayacak. Tüm sorunlar masaya yatırılacak"
şeklindeki sözleri yayımlanan haberde, Avrupa Parlamentosu
Başkanı Nicole Fontaine'in, "Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne katılması, Kıbrıs'ın kuzey kesiminin Türkler
tarafından işgal edilmesi
sorununa siyasi bir çözüm bulunmasına
izin verecek bir katalizatör olabilir, bunu ümit
ediyoruz" açıklamasına da yer verilmiştir. Haberde, “adanın
bölünmüşlüğüne bir çözüm bulunsun veya bulunmasın, adanın
güneyinin, 2004'te Avrupa Birliği'ne katılmasının beklendiği,
Avrupa Birliği'ne bizzat kendisi de aday olan Türkiye'nin, soruna bir çözüm bulunmadan güneyin AB'ye katılması
halinde Kuzeyi ilhak etme tehdidinde bulunduğu, bu
tehdidin, Ankara'nın Avrupa ailesine girmesini engellemeye zaten hazır olan Atina'yı öfkelendirdiği” değerlendirmesi
yapılmıştır. Haberde,
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın şu
sözleri de yayımlamıştır: "Kıbrıs Rum kesiminin tanınmış liderlerinden
Anastasiades, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesinin Yunanistan tarafından ilhak edilmesiyle aynı anlama
geldiğini bizzat kendisi söyledi. Onlar böyle söylerse, Türk
liderlerin ne demesini bekliyordunuz? Kıbrıs'ı Avrupa Birliği kanalıyla Yunanistan'a ilhak etmeye onlar hazırsa, doğal
olarak Türkiye de bir şeyler yapmak durumunda kalır."
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinde (24/12) "Aland Adaları ve Kıbrıs" başlığıyla yayımlanan Atina Üniversitesi
Uluslararası Siyaset Doçenti
Hristodulos K. Yallurides imzalı bir yorumda, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın son açıklamasında, Elenler ve
adanın diğer sakinlerinin tamamıyla yasal hakkı olan serbest dolaşım,
yerleşim ve mülk edinme haklarının, yani Habeas Corpus ve John Lock döneminden beridir Batı medeniyetinin temelini oluşturan
temel insan özgürlüklerinin, 20 yıllığına dondurulması yönündeki
geleneksel "tezini" destekleme amacıyla Finlandiya'nın Aland
Adaları'na atıfta bulunması üzerine söz konusu adaların tarihi,
kurumsal ve siyasi çerçevesi üzerinde durulmakta, Kıbrıs'la
benzerlik ve farklılıklarıyla ilgili şu değerlendirme yapılmaktadır:
“Aland Adalarıyla Kıbrıs'ın tek benzerliğinin şu
iki nokta olduğu görülüyor:
a) Stratejik konumları
b) İkisinin de iki ayrı ülke tarafından değişik nedenlerle istenmesi.
Birinci neden coğrafi yakınlık (bakınız Finlandiya), ikinci neden ise nüfustur (bakınız İsveç).
Aland adaları ile Kıbrıs arasındaki farklılıklar ise çok büyüktür.
a) Adaların sakini olan İsveç nüfusu, tarihi ve yüzyıllara dayanan
köklere sahiptir ve Kıbrıs'taki Türk yerleşikler gibi savaş
veya kolonizasyon ürünü değildirler.
b) Otonomi statüsü, Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili 1974 ve sonrasında
olduğu gibi işgalci savaş hareketiyle değil, iki tarafın
ortak isteğiyle Finlandiya ve İsveç arasında 1921'de anlaşma ile imzalandı.
c) Bugünkü statü AB normları için gerçekten bir istisnadır ancak
yeni bir anlaşma değil ve sadece 1921 anlaşma metninin Finlandiya'nın
üyelik anlaşmasına entegre edilmesinden ibarettir.”
Yorumda, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği prosedüründe, AB normlarını ihlal etmeye mecbur edecek veya buna yol açacak herhangi bir uluslararası
emsal olmadığı vurgulanmakta, ülke liderliğinin, insan
hakları ve özgürlüklerinin tüm Kıbrıs coğrafyasında doğrudan, tamamıyla ve üniter şekilde uygulanması için,
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin son kararını da kullanarak sonuna kadar
sarsılmaz şekilde ısrar etme zorunluluğu dile getirirlmekte, “Bu hem üyelik, hem Kıbrıs Elenizminin varlığı için
'conditio sine qua non'dur
(olmazsa olmaz koşul)” denilmektedir.
LÜBNAN BASINI:
Daily Star gazetesinde (24/12) "Türkiye, Generaller İle AB
Arasında Kaldı" başlığıyla yayımlanan Ed Blanche imzalı Internet'ten
sağlanan bir yazıda, “kendilerini, Kemal Atatürk'ün laik devletinin koruyuculuğuna adamış olan Türk
generallerinin, ülkedeki
İslamcılara yönelik saldırılarını yoğunlaştırdıkları ve
Türkiye'nin, demokratik reformlar getirme konusunda Avrupa Birliği'nden gelen baskılara maruz olduğu bir dönemde, hükümetteki
ve adliyedeki aşırı
tutuculara yönelik geniş çaplı bir temizlik talep
ettikleri” ifade edilmektedir. Türkiye'de “generallerin gerçek
iktidarın sahibi olduğu iddiasına yer verilen yazıda, generallerin
ağırlıkta olduğu Milli Güvenlik Kurulu'ndan gelen ağır baskılar sonucu askeri kadroları ile ve hükümet bürokrasisindeki
İslamcılara yönelik temizliğin, benzeri görülmemiş
bir muhalefete yolaçtığı” kaydedilmektedir. Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Ecevit ve Adalet Bakanı'nın
konuyla ilgili uygulama ve
açıklamalarına yer verilen yazıda, Fethullah
Gülen konusu da ele alınmakta, Milliyet gazetesinde 22
Ekim günü yer alan "Hep aynı senaryo. Ülke ne zaman
demokrasiye, barışa ve özgürlüğe
yönelse, birileri düğmeye basıyor. AB ile olan
bağlarımızın geliştiği oranda kışkırtmalar ve terör de artıyor" şeklindeki değerlendirmeye dikkat çekilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinin (24/12) "Dış Politika Son Hattında"
başlıklı ve K.İ.
Angelopoulos imzalı yorumunda, önümüzdeki yıl içerisinde
çeşitli diplomatik alanlarda kritik müzakerelerin başlaması
nedeniyle Yunanistan'ın dış politika alanında durumunun oldukça
zor olacağı ileri sürülmekte, Avrupa Ordusu konusunda da
belirlendiği gibi, “ciddi konuların egoistçe ve kötü bir şekilde
ele alınmasının” hem hükümete hem ülkeye zarar vereceği ifade
edilmektedir. Yorumda, 2001 yılında, Türkiye-Yunanistan arasındaki
"kadife" sürecin sona erdiği, bu süreçte; Yunanistan'ın mutabık
kalması üzerine, Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaştığı; Ege'de "sıcak" olayların cereyan etmediği; Türk
ve Yunanlı politikacıların
dostluk ortamı içersinde görüşmelerde bulundukları; komşu
ülkedeki "Avrupa yanlısı" çevrelerin Türk-Yunan ilişkilerinde
yeni bir süreci başlatma
niyetinde olduklarını belirttikleri, ancak,
bu sürecin sonunda, Yunanlı liderlerin Ankara'da dış politikayı ve ülkelerinin ulusal güvenliğine ilişkin
politikaları saptayanların, Ege ve Kıbrıs konularındaki tezlerinde
en küçük değişikliği dahi yapmadıklarını tespit ettikleri
belirtilmektedir. Simitis'in çevresinde ifade edilen AB-Türkiye ilişkilerinin
kolaylaştırılmasının, aynı zamanda da Atina tarafından Ankara'ya karşı ılımlı ve dikkatli bir politikanın uygulanması
halinde, Ankara'nın
Yunanistan'a karşı tavrının değişeceği teorisinin doğrulanmadığı
belirtilen yorumda, gelişmekte olan olaylardan, Brüksel'e
sevk edilen Türk-Yunan konularında dahi, görüşmelerin Yunanistan'ın
lehine kararlara yönelmediği kaydedilmektedir. AB-Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs
ilişkileri ve bu konuda yürütülen politikaların ele alındığı
yorumda şöyle denilmektedir: “Ankara'nın tek
taraflı yararına olan ve Simitis'in AB ortaklarının sert baskıları altında kalmasına neden olan Avrupa Ordusu
konusu, Yunan hükümeti için
oldukça eğitici bir ders oluşturdu. Ayrıca, Ankara
son zamanlarda Ege'nin altı mil hava sahasında uçuşlar gerçekleştirmekte
ısrar etmekte. Denizde 'gri bölgelerin' olduğu teorisini gündeme getirmekte, sabit bir şekilde Kıbrıs'ın
taksimine yönelik tezini
savunmakta ve her fırsatta Atina'nın teröristlere
(Kürtlere) yataklık ettiği konusunu ön plana çıkarmakta... Simitis hükümetinin o kadar büyük sorunların
ağırlığına dayanması
oldukça güç olacaktır. Bu yüzden ülke içindeki
siyasi cepheye karşı tavrını ve çalışma metodunu değiştirmesi
gereklidir. Önümüzdeki süreçte alınması olası kararların, 'gizli diplomasiler'le, hükümet yetkililerinden
oluşan bazı sayıca küçük
gruplar tarafından alınmaması gereklidir. Ulusal
çıkarlarla ilgili kritik kararlar üzerinde muhalefetin itirazları
olmamalıdır. Yunanistan'ın Ege'deki rahatlığı ve Kıbrıs'ın
'sorunsuz' AB üyesi olmasına karşılık bir ödün vermesi yönünde
yabancıların Atina'ya baskı uygulamakta oldukları kesindir.
Yunanistan'ın uluslararası çevrede ve özellikle AB-NATO eksenindeki yeri,
uluslararası düzeyde zor bir ortamda 'ulusal konularımızın' gelişme şekline bağlı olan bir konudur. Hükümet ve
Yunanistan'ın siyasi
partilerinin dış politika konularındaki tavırlarının tutarlı olması
halinde, bu ciddi konuların ülkeye zarar vermeden gelişmeleri mümkündür.”
Ethnos gazetesinin (24/12) "Avrupa Ordusu Konusunda Türk Engelleri
Hala Güçlü" başlıklı yorumunda, Laeken'deki AB Zirvesi'nden
sonra ve İspanya'nın AB Dönem Başkanlığı'na geçmesiyle, AB-NATO ilişkileri konusunda yapılacak müzakereler
açısından, 2002 yılının
ilk günlerinden itibaren zorluklarla karşılaşılacağı ifade
edilmektedir. AB-NATO ilişkileri konularında alınacak kararları Türkiye ile Yunanistan'ın
da onaylamasının gerektiği
vurgulanan yorumda, Atina'nın, İngiltere'nin
Ankara ile ortak bir metin hazırlamasından sonra,
konunun yeniden Avrupa çerçevesinde ele alınmasından memnun olduğu kaydedilmektedir. Yunanistan'a verilecek teminatlar
açısından sert bir mücadelenin sürdürülmesi beklendiği
ifade edilen yorumda, “AB'nin, NATO'dan özerk bir
savunma politikası izlemekten aciz bulunması ve Türkiye'nin NATO'da veto kullanma hakkına sahip olması nedeniyle,
'Ankara metninde' önemli
değişiklikler yapılmasının beklenemeyeceği, Avrupa
Ordusu konusunda yakın bir gelecekte çözüm bulunamazsa -ister operasyon, ister tatbikat konularında olsun- Avrupa Ordusu'nun
'duruma göre' kararlar almak zorunluluğunda kalması Türkiye'ye
veto hakkını kazandırmış olacağı belirtilmektedir.
Vradini gazetesinin (24/12) "Kıbrıs İçin Atina-Lefkoşa
Koordinasyonu" başlıklı haberinde, Kıbrıs sorunu konusunda ocak
ayında başlayacak yeni görüşme turu çerçevesinde Atina ve
Lefkoşa'nın, AB ve uluslararası alanda koordineli bir şekilde
çaba sürdürdüğü bildirilmekte, Kıbrıs Başkanı Kleridis'in
önceki gün Kıbrıs'ta Yunanistan Büyükelçisi Hristos Panagopoulos ile yaptığı görüşmede, Başbakan Simitis'in
ABD Başkanı Bush ile gerçekleştireceği buluşmada gündeme
getireceği konular ile Türklerin ve bazı müttefiklerin BM'nin
kararlarını geçersiz kılma çabalarının ele alındığı
kaydedilmektedir. Haberde, Avrupa Birliği konularından sorumlu Başbakan
Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın ise, Kıbrıs'ın AB üyeliği uğruna,
“Türkiye'nin taviz vermek niyetinde olmadığına yönelik uzlaşmaz
Türk tezini” tekrarladığı, ayrıca Türkiye'nin Yunanistan ile
olan ilişkilerinde de aynı tezin geçerli olduğunu vurguladığı
belirtilmekte, Türk Başbakan Yardımcısının, Yunanistan'ın Avrupa Ordusu konusunda yakında diğer AB üyesi ülkelerle görüş
birliğine varmak zorunda
kalacağını ifade ettiği aktarılmaktadır. |