28/12/2001     

         

ANKARA, 28/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  25-27 Aralık 2001 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yerverilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (25/12) "Türkiye, AB'ye Üye Olmak İçin Reformları Hızlandırma Kararı Aldı" başlıklı haberinde, Başbakan Bülent  Ecevit'in, koalisyon hükümetinin üç başbakan yardımcısı ile  yaptığı toplantıdan söz edilmekte, toplantıda, Türkiye'nin  AB'ye girmesi için kısa sürede gerekli önlemlerin alınmasına  karar verildiği bildirilmektedir. Haberde, toplantı sonunda Başbakanlık'tan yayımlanan bildiride, hükümetin, geçen  19 Mart'ta kabul edilen AB'ye entegrasyon konusundaki Ulusal   Program çerçevesinde alınan kararların Mart 2002 sonuna kadar   uygulamaya konulacağının açıklandığı, ayrıca, "Türk Ceza  Kanunu'nun uyumlu hale getirilmesini amaçlayan yasa tasarıları  ve anayasal değişikliklerin yapıldığı bazı yasalar,  onaylanması için meclise gönderilmeden  önce kabul edildi"  denildiği aktarılmaktadır. Bir yıllık bir süre içinde  yapılması gereken "kısa vadeli" bir dizi reformun söz konusu  olduğu, bunun, Türkiye'yi Kopenhag Kriterlerine  yakınlaştırmayı amaçlayan reformların ilk aşamasını  oluşturduğu ifade edilen haberde, bildiride, ayrıca, İnsan  Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı, Adalet Bakanı ve  İçişleri Bakanı'ndan oluşan bir komisyonun, insan haklarına  daha fazla saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla faaliyete  geçtiğinin de belirtildiği aktarılmaktadır.

            İNGİLTERE BASINI:

            The Guardian gazetesinin (27/12) "Yeni Haklar Türk  Kadınını 21'inci Yüzyıla Taşıyor" başlıklı ve Bill Sellars  imzalı haberinde, Türkiye'nin kadınlara karşı ayrımcılığı  sona erdirmek amacıyla Medeni Kanun'da yaptığı geniş çaplı değişikliklerin, 1 Ocak tarihinde yürürlüğe gireceği  bildirilmekte, ancak bu değişikliğin, ülkenin üyeliğe hak  kazanabilmek için kanunlarını AB'ninkilerle uyumlu hale  getirme çabasının bir sonucu olarak gerçekleştirildiği ifade  edilmektedir. Yeni Medeni Kanunun içeriğinden söz edilen  haberde, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün, “bu yasanın Türk   kadınının konumunu 21'inci yüzyıla taşıyacağı”nı ifade  etmesine rağmen, bazı kadın örgütleri, özellikle de geri   kalmış güneydoğu bölgesinde yaşayanlar için, yeni yasanın   yüzyıllardır süren eşitsizliği değiştiremeyeceği korkusunu  dile getirdiklerine dikkat çekilmektedir.

            İSRAİL BASINI:

            Ha'aretz gazetesinde (26/12) "Bir Kıtayı Özel Bir Kulüp  Gibi Tasarımlamak" başlığı ve Nitzan Horowitz imzasıyla  yayımlanan Internet'ten sağlanan bir yazıda, İsrail'in Fransa  Büyükelçisi Eli Bar-Navi ile Polonyalı tarihçi Kryztof Pomian  arasında “AB, Avrupa'nın sınırları” konusunun tartışıldığı  bir sohbete yer verilmekte, bu tartışmanın, "Avrupa"yı  kavramsal açıdan ya da siyasi -hatta coğrafi- olarak  tanımlamanın ne kadar zor olduğunu ortaya çıkardığı ifade  edilmektedir. Pomian'in, "Avrupa Birliği'nden söz ettiğimiz  zaman, bu örgütün açıkça tanımlanmış sınırları bulunduğunu  unutmamalıyız. Öte yandan, AB'nin Avrupa demek olduğunu  söylemek de doğru olmaz" dediğine işaret edilen yazıda, Eli  Bar-Navi'nin şu sözleri aktarılmaktadır: "Henüz değil, ancak  bir gün AB, Avrupa anlamına gelecek. Belki bu uzak bir   gelecekte gerçekleşecek, ancak bu beklenti, heyacan verici.  Her halükarda Avrupa'nın sınırları, Avrupa'da bulunuyor...  Henüz değil, ancak bir gün AB, Avrupa anlamına gelecek. Belki  bu uzak bir gelecekte gerçekleşecek, ancak bu beklenti,  heyacan verici. Her halükarda Avrupa'nın sınırları, Avrupa'da  bulunuyor... Avrupa kültürü' sözünün, örneğin bir zamanlar  Osmanlı Türklerinin yönetimi altında bulunmuş bazı ülkelerden  çok, Fransa ile Almanya için geçerli olduğu doğrudur. Bununla  birlikte bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu içinde kalan bu  ülkelerin kültürü, iki ayrı kalıba dökülmek suretiyle  birbirinden net olarak ayrılıyordu: Rum Ortodoks Kilisesi ve  Osmanlı İmparatorluğu. Bu ikili sınırın ötesinde bir de  Rusya'nın geniş toprakları bulunuyordu. Herhangi bir fiziksel  alanı tanımlamak için sınırlar şarttır."  Her ikisi de Avrupa konusunda uzman olan ve AB'ye dahil  olmayan ülkelerden gelen tarihçi Pomian ile tarihçi  Bar-Navi'nin, inşasına büyük paralar yatırılacak olan ve   Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu binasının altında yeralacak  olan Avrupa Müzesi'nin yaratıcıları olarak seçilmiş  bulundukları ve müzenin, kapılarını 2003 yılında açacağı,  bu müzenin, halen katı bir teknokrat görünüm veren  AB'ye,  fazlasıyla ihtiyaç duyduğu kültürel boyutu  kazandırmaya  yönelik iddialı bir proje niteliğinde olduğu vurgulanan  yazıda, bu projenin, "Avrupa ortak ruhunun" tarihi gelişimini   izlemeyi ve kıtadaki bütünleşmenin mevcut aşamalarının   altındaki mantığı açıklamayı amaçladığı belirtilmektedir.

            İçinde bulunulan küreselleşme çağında, yani sınırların  açılmakta olduğu bir çağda, "Avrupa kavramının", Avrupa'nın  komşuları tarafından “ırkçı ve tecrit yanlısı” olarak  nitelenmesine rağmen hala geliştirilmeye çalışılmasının  nedenleri üzerinde durulan yazıda, geride kalan ülkeler  komusunda Pomain'in şu değerlendirmesine yer verilmektedir:  "Ama onlar geride değil. Bir ülkenin AB'ye katılmak  amacıyla yaptığı hazırlıklar, o ülkeye muazzam kazanımlar  getiriyor. Aday ülkelerde, özellikle de yasama alanında  yoğun bir değişim görüyoruz. Giriş hazırlıkları, aday  ülkelerdeki günlük yaşamın her alanını etkiliyor. Hatta  yakın gelecekte AB'ye alınma beklentisi olmayan Ukrayna  gibi ülkelerde bile bu değişimi izleyebiliyorsunuz."

            Yazıda, Türkiye ile ilgili olarak karşılıklı şu  sohbete yer verilmektedir: Bar Navi, "Türkiye, kendine  özgü bir kategoride yeralıyor. AB, Türklere, 'Siz, bekleme  listesindesiniz' dedi. AB, yalnızca zengin üyelerden oluşan  bir kulüp yaratmak istemiyor, uyumlu bir yapı temin etmek  istiyor. İkimiz de Türkiye'de bir konferansa gitmiştik. Bir  Türk katılımcı, bize sorunun Müslüman olmalarından değil  ülkelerin çok büyük olmasından kaynaklandığını söyledi"  dedi.

            Pomian "AB, Türkiye gibi bir ülkeyi ele aldığında  önemli bir rol üstleniyor. Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk'ün  uzak görüsü doğrultusunda laikliği benimsemiş olan tek  Müslüman ülke. Türkiye'ye destek verilmeli  -saldırgan  güçlerin varlığına hiçbir şekilde gerek yok" dedi.

            Bar-Navi, "Burada sözkonusu olan oyunun, çok hassas   bir yapısı var" dedi.

            Pomian, "Bu, AB için bir sınav niteliğindedir" dedi.

            Bar-Navi, "Türkiye'nin Avrupa'ya entegre olduğunu   göreceğimizden kuşkuluyum" dedi.

            Pomian, "Haklı olabilirsin. Bununla birlikte Avrupa'nın   tek bir varlığı hedefleyen kendi entegrasyonunun da birkaç   yüzyılı kapsayan bir süreç olduğu da unutulmamalıdır" dedi.

            Bar-Navi, "Avrupa toprağı" sözcüğüne değindi ve bu   terimin tam olarak ne anlama geldiğini sordu.

            Pomian, "'L'Europe et ses nations' (Avrupa ve Ülkeleri)  isimli  kitabımda, Avrupa'nın net olarak tanımlanmış  sınırlara hiçbir zaman sahip olmadığını ve olmayacağını  yazdım. Tıpkı bir 'Rus dünyasının' olması gibi bir 'Avrupa  dünyası' da vardır. Ne ABD ne de Kanada'nın AB'ye katılması  kimsenin hayalinden bile geçmez. Doğuda ise Avrupa, Rusya  sınırında sona ermektedir, çünkü Rusya bütünüyle başka bir  varlıktır" dedi.

            Ancak göründüğü kadarıyla Rusya'yı Avrupalı sayan   Avrupalıların sayısı da, Fas'ı Avrupalı sayan Avrupalılardan  fazla. Bar-Navi, "Bu, tamamen mantıklı, hatta doğal bir  yaklaşımdır" dedi.

            Pomian "Bu da bizi Türkiye sorusuna geri götürüyor"  dedi.

            Bar Navi, "Mağrip ülkeleri hiçbir zaman Avrupa'nın bir  parçası sayılmadı. Mağrip ayrı bir konu. Ve Maşrık için de  aynı şey söylenebilir. Bazen bana İsrail'in AB'ye katılmak  isteyip istemediğini soruyorlar. Yanıt olarak İsrail'in  hiçbir zaman Avrupa'nın bir parçası olmayacağını söylüyorum.  Bizim hayalimiz, kendi bölgemizin entegre parçalarından biri  olmak, bir İsrail-Ürdün-Filistin konfederasyonunun üyesi  olmak. Neticede Avrupa'nın hem Mağrib'i hem de İslamı içine  almasını öngörmek imkansız"  dedi.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Simerini gazetesinde (25/12) "Ambargonun Kaldırılmasına  Doğru" başlıklı haberinde, ABD'nin, AB ile istişare halinde  KKTC'ye yönelik ambargonun zamanla kaldırılması yönünde  formül aradığı, bunun da görüşmelerin başlaması arifesinde  ve İstanbul'da gerçekleştirilen "Türkçe Konuşan Devlet ve  Toplumlar 9. Toplantısı'nın" gölgesinde meydana geldiği  ileri sürülmektedir. İlgili toplantının bildirisinde,  "Kıbrıs'ta siyasi  açıdan eşit iki devlet ve iki ulus  bulunuyor" denildiğine işaret edilen haberde, ambargonun  kaldırılması formülünün  AB ve Amerikan yetkilileri  tarafından Brüksel'de tartışıldığı belirtilmekte, "yeni  ortaklığın, 'özünde işgal bölgelerine ambargo uygulayan  uluslararası mahkemeler kararlarının bir tarafa itilmesi'  ve 'hükümet dışı kuruluşlarının katılacağı özel programlar  oluşturulmasını' öngördüğü” ifade edilmektedir. Bunun,  zamanla ortak yatırımlarla ortak çıkarlar oluşturulması   için iki tarafın iş dünyasının kullanılması mantığına  dayandırılacağı vurgulanan haberde, Başsavcı Alekos  Markides'in KKTC bölgeleriyle serbest ticaret demeçleri  üzerine Türk politikasının çabalarını yoğunlaştırdığı,  Amerikalı ve İngilizlerle istişarede bulunduğu  bildirilmektedir.

            MISIR BASINI:

            Al-Ahram gazetesinde (27/12) iki bölüm halinde  yayımlanan "Türkiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma  Kimliğinden Uzaklaşma Şartlarını Onaylıyor" başlıklı  ve Seyyid Abdulmecid imzalı yorumda, Avrupa Güvenlik  ve Savunma Kimliği (AGSK) konusunda son zamanlarda  yaşanan tartışmalar ve varılan uzlaşma değerlendirilmekte,  söz konusu uzlaşmanın sağlanmasında ABD'nin rolünün  büyüklüğü dile getirilmektedir. Türkiye'nin yeniden orta  çözüme yöneldiği ve gösterdiği sert tutumun, tartışmanın  uzamasına ve kamuoyuna yansımasına rağmen meyvelerini  vermeye başladığı ifade edilen yorumda, böylece, ABD'nin,  "eşsiz jeopolitik bir öneme sahip müttefiki Türkiye'nin"  kendi güvenliğiyle ilgili kaygılarını anlamasını sağladığı kaydedilmektedir. Yorumda, ABD'nin bu gelişme sonucunda,  sadece Türkiye'nin yerini vurgulamakla kalmadığı, Avrupalı  müttefiklerini de Türkiye'nin konumunu kabul etmeye  zorladığı belirtilmekte, AGSK'nin içeriği ve Avrupa  ordusundan maksadın ne olduğu, AGSK ile ilgisi, ABD'nin  düşüncesi, Avrupa'nın olası rolü ve bütün bunların NATO'ya  etkileri tarihsel süreçleriyle birlikte ele alınmaktadır.  AB ve NATO'nun genişleme sürecinin de ele alındığı yorumda,  Türkiye'nin, NATO üyesi olmasına rağmen hala AB'nin dışında  bulunduğu, ufukta AB'ye üye olacağına ilişkin bir işaretin  bulunmadığına dikkat çekilmekte, bu nedenle Ankara'daki  yetkililerin kendilerini, düzenlemenin dışında bulmaları  nedeniyle tedirgin hissetmelerinin anlayışla karşılanacağı belirtilmektedir. Türkiye'nin NATO'nun genişleme politikasıyla ilgili tutumundan söz edilirken, Rusya ile,  dolayısıyla güney Kafkasya bölgeleriyle ilişkilerine de  yerverilen yorumda, Hazar Havzası ve Türkmen petrol ve  doğalgaz boru hattı haritasının belirlenmesi konusunda  rekabet yaşandığı, bunun, haritanın belirlenmesi, bölgenin  bir bütün olarak kalkınması ve istikrarsız bir durumda  olan Karadeniz bölgesi için büyük önem arz ettiği  vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle denilmektedir: “Türkiye'yi  endişelendiren şey, Avrupa Ordusu'nun Türkiye dışlanarak  kurulması ve karar mekanizmalarında yer almamasıdır. Bu  durum özellikle Ege denizi olmak üzere Kıbrıs sorununda  Yunanistan karşısında Türkiye'yi zayıf bir konumda  bırakacaktır. Zira Türkiye, Lahey Adalet Divanına  gidilmesine karşı çıkmaktadır. Bu durum Türkiye'yi  Balkanlar'da ikinci; Kafkaslar ve Asya'da da üçüncü  derecede zayıf bir konuma düşürecektir... AB, Türkiye'nin  uygun göreceği birçok ödünler sunmalıdır. Bu ödünler  arasında yeni Avrupa kimliğinin Türkiye'nin Kıbrıs  konusundaki anlaşmazlığıyla Türkiye ve Yunanistan  arasındaki sorunlara müdahalede bulunmama maddeleri  bulunmalıdır. Avrupa Ordusu'nun NATO'nun imkanlarını  kullanmasında, her defasında NATO üyelerinin onayının  alınması gerekecektir. Bu durum Türkiye'ye geniş bir  manevra alanı verecektir. Çünkü, Türkiye'nin ulusal  güvenliğine dokunulduğunu düşündüğü konularda veto hakkını  kullanması mümkündür. Türklerin endişelerini geçici olarak  hafifleten diğer bir konu ise, Amerika'nın AGSK ve Avrupa  Ordusu konusunda kontrolü elinde tutması ve kontrolü elinde  tutma sürecinin onlarca yıl devam edecek olmasıdır. Bu  noktadan hareketle Türkiye'nin Orta Avrupa ülkelerinin AB'ye  katılımına karşı çıktıktan sonra 31 Mart 1998 tarihinde  NATO'nun genişlemesini resmen kabul etmesi anlaşılabilir.  Ankara'nın tatmin olmasına yardım eden diğer unsurlar ise,  Amerika'nın Türkiye'nin Kafkaslar ve Orta Asya'daki  hareketlerine yardımcı olması; bir yandan Gürcistan, diğer  yandan Azerbaycan'la olan ilişkilerini gözetmesidir. Bu da  Türkiye'nin birden fazla rol oynamasına neden olmaktadır.”

           

 

             

           

                    ESKİ SAYILAR