02/01/2002     

         

ANKARA, 02/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28 Aralık 2001-02 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan  Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda  şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Die Welt gazetesinde (28/12) "Avrupa'nın Dünyadaki  Görevleri" başlığı ve İngiltere eski Dışişleri Bakanı Douglas  Hurd imzasıyla yayımlanan bir yorumda, ABD ile AB ülkeleri dış  politika açısından karşılaştırılmakta, Avrupa'nın bir süper güç  statüsü kazanmasının söz konusu olamayacağı ifade edilmektedir.  Yorumda, Avrupa'nın, ABD'den daha büyük rol oynamasını gerektiren  üç büyük görevi olduğu belirtilmekte ve bu görevler şöyle  sıralanmaktadır: “Bunun ilki, AB'nin doğuya genişlemesidir.  12 yıldan beri bekleme odası aday ülkelerle yavaş yavaş  doluyor. Başlangıçta bu ülkelerden bazılarını, bu sürecin  çok hızlı gerçekleşeceğine inandırmıştık. Almanya Başbakanı  Helmut Kohl ile Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Varşova'da  Polonya'nın 2000 yılına kadar AB'ye üye olacaklarını  açıkladıklarında, İngiliz Dışişleri Bakanı'nın keyfinin  biraz kaçtığını iyi hatırlıyorum. Tabii ki aday ülkelerin  bizim mevcut politikalarımıza uyum sağlamaları ve gerekli  ayrıntıları AB Komisyonu ile müzakere etmeleri gerekiyor.  Fakat başka aksamalar söz konusu olursa, adayların ümitleri  acıya ve istikrarsızlığa dönüşecektir.

            İkinci olarak, Balkanların uzun vadede barışa kavuşturulması  sürecini devam ettirmeliyiz. Kosova Savaşı esnasında başta füzeler  olmak üzere ileri askeri teknolojiden yararlanıldı. ABD bu ihtiyacı  büyük ölçüde karşıladı. Avrupa ise, kıtanın bu bölümünün Avrupa kurumlarıyla tamamen bütünleşmesini sağlamak için, farklı  kurumların yardımıyla sessiz sedasız ana sorumluluğu üstlendi.  Bu, uzun süreli ve pahalı bir iş, ancak geri dönüşü de yok.  Burada Almanya'nın tutumunun ne kadar hızlı bir biçimde değiştiğini  görmek cesaret vericidir. Başbakan Kohl'ün, Alman Anayasası'nın inceliklerini dikkate almadan siyasi ve tarihi nedenlerle eski Yugoslavya'nın herhangi bir bölümünde Alman birliklerinin konuşlandırılmasının imkansız olduğunu söylediğini hala  hatırlıyorum. Şimdi ise, Makedonya görevinde Alman birliklerinin  liderlik rolünü İngilizler'den devraldığını görüyoruz.

            Üçüncü olarak da, Türkiye ile Avrupa arasında ilişkiler  bütününü yeniden ele almalıyız. Orta Doğu, Balkanlar ve  Kafkasların keşiştiği noktadaki Türkiye'nin sınırsız önemi  inkar edilemez. Türkiye'ye, zaten dolu olan üyelik adayı bekleme  salonuna girme izni verdik, fakat bunun gerçekleştirilmesi ne hızlı ne de sorunsuz olacaktır. Kıbrıs'ın AB üyeliği konusundaki başvurusu  ise, ya bölünmenin görüşmeler sayesinde uzlaşmayla sona ermesini sağlayacak, ya da gelecek yıl, sadece Türkiye ile ilişkilerimize  değil, AB genişlemesiyle ilgili bütün programa zarar verebilecek  bir krize yolaçacaktır.

            Özetle, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasını (AGSK)  ileriye götürmek zorunda olduğumuzu söylemeliyiz. AGSP'yi,  savunma giderlerimizin mevcut şartlara uyarlanmasında itici  bir güç olarak kullanmadığımız sürece, anahtar konumundaki bir  çok Amerikalı bizi ciddiye alınacak bir ortak olarak görmeyecektir.”

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (31/12) "Kayıp Kıbrıslıların Aranması Konusunda Uzlaşma" başlığı ve Gerd Höhler imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Denktaş-Kleridis'in birlikte yedikleri  yemekte kayıpların aranması konusunda uzlaşmaya vardıkları  bildirilmekte, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bu ziyaretinin  Rumların bulunduğu güney kesimine yaptığı ilk ziyaret olması  bakımından önemine işaret edilmektedir. İki liderin, ocak ayı  ortasından itibaren Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için  doğrudan görüşmeler yapacakları belirtilen yazıda, gözlemcilerin,  yakında başlayacak olan görüşmeleri, uzun süreden bu yana adanın bölünmüşlüğünü ortadan kaldırmak için yapılacak en ümit verici  girişim olarak gördükleri vurgulanmaktadır.

            Berliner Zeitung gazetesinin (31/12) "Kıbrıs, Türkiye'ye  Yük Oluyor" başlıklı ve Roland Heine imzalı yorumunda,  Denktaş-Kleridis yemeğinden söz edilmekte, son gelişmelerin  başlıca nedeninin, Kuzey Kıbrıs'ta hala 30 binden fazla asker  bulunduran Türkiye'nin değişen görüşünde yattığı ileri  sürülmektedir. Yazıda, Ankara hükümetinin şimdiye kadarki  Kıbrıs politikasını değiştirmesinin nedeni olarak Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün, adanın AB'ye alınması arefesinde çözülmemiş  sorun olarak kalması ve bu yüzden AB'nin geçtiğimiz aylarda  Ankara'ya baskısını artırması gösterilmekte, buna ilave olarak, Türkiye'nin uzun süreden beri yaşadığı ağır ekonomik krizin  etkisinden de söz edilmektedir. Türkiye'nin, adada asker  konuşlandırmanın pahalıya mal olması nedeniyle uzun süredir  bu maliyeti karşılayamadığı ifade edilen yazıda, Kuzey Kıbrıs'ın  da her yıl büyük miktarda para yardımına ihtiyacı olduğu  belirtilmekte ve “Kıbrıslı Türkler arasında ise çok kötü  ekonomik durum ve uluslararası tecrite olan öfke geçtiğimiz  yıllarda arttı. Rumların yaşadığı güneydeki ekonomik gelişme  nedeniyle, iki kesim arasında artık bir denge sağlanması ve  örneğin, gelişen turizm sektöründen pay alınması isteniyor”  denilmektedir.

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (30/12) "Başbakan Ecevit, AB'nin Yayımladığı Terör  Örgütü Listesini Kınadı" başlıklı bir haberde, AB'nin terör  örgütü listesine ayrılıkçı Kürt örgütü PKK'yı ve yasa dışı aşırı  solcu bir örgüt olan DHKP-C'yi almamasını "affedilmez" bir davranış  olarak niteleyen Başbakan Bülent Ecevit'in, AB'yi şiddetle kınadığı bildirilen haberde, 11 Eylül saldırılarından sonra terörizmle  mücadelede tutumunu daha da sertleştirmeyi amaçlayan AB'nin  önceki gün yayımladığı terör örgütü listesinde, söz konusu bu  iki örgütün yer almamasını "anlayamadığını" söylediği ve "Bize,  PKK ve DHKP-C'nin, hazırlanacak ikinci bir listede yeralacağı  söyleniyor. Ancak ilk listede adlarının olmaması 'affedilmez'  bir hatadır” dediği aktarılmaktadır.

            Le Figaro gazetesinin (31/12) "Kıbrıs: Müzakereler Öncesinde  İlk Adım" başlıklı ve Eric Biegala imzalı haberinde, Denktaş ile  Kleridis arasında gerçekleştirilen yemeğin, 16 Ocak'ta başlaması  öngörülen birleşme müzakereleri öncesinde yapılan "gayri resmi"  bir buluşma olması bakımından önemine işaret edilmekte, Kıbrıs  basın-yayın organlarına dayanılarak, iki muhatabın, kaybolan  kişilerin yerlerinin belirlenmesiyle ilgili bilgi mübadelesi  dahil insani konuları ele aldıkları bildirilmektedir. Temmuz  1974'te, o dönemde Atina'da iktidarda olan askeri cunta  tarafından hazırlanan hükümet darbesine cevaben yapılan Türk  askeri müdahalesi sonucu ikiye bölünen Kıbrıs'ın, aynı zamanda,  AB genişleme süreci dahilinde en iyi konumda bulunan adaylardan  biri olduğu vurgulanan haberde, Türklerin, Avrupa trenini  kaçırmamak için müzakerelere yeniden başlamayı kabul ettikleri  ileri sürülmektedir. Müzakerelerin bir yıldan beri ölü noktada  olduğu, zira Türk tarafının, 1983'te ilan ettikleri "Kuzey Kıbrıs  Türk Cumhuriyeti" tanınmadığı sürece müzakerelere devam etmeyi, reddettiği hatırlatılan haberde, Aralık ayı başında ise tutumunu değiştirdiği, adanın kuzeyinde 35 bin kişilik bir kuvvet bulunduran  Ankara tarafından desteklenen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, bu  bağlamda Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Kleridis'i yemeğe davet ettiği  ve ilişkilerin yeniden bu vesileyle başladığı kaydedilmektedir.  İki liderin kayıplar konusunda anlaştıkları bildirilen haberde,  birleşme müzakerelerinin, 16 Ocak'ta başlaması ve Haziran ayına  kadar devam etmesinin beklendiği, AB'nin, adanın nihai entegrasyonu konusundaki kararını 2002 sonunda açıklayacağı ifade edilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'de (30/12) "Denktaş, Güney Kıbrıs'a Dönüm Noktası  Niteliğinde Bir Ziyarette Bulundu" başlığı ve Michele Kambas  ile Gökhan Tezgör imzalarıyla yayımlanan bir haberde, KKTC  Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Kleridis  ile akşam yemeği yemek üzere yirmi beş yıldan daha uzun bir süredir  ilk kez buluşmalarından söz edilmekte, diplomatların, son 35 yılın  büyük bir kısmını hiç bir sonuç alınamayan müzakerelerle geçiren  iki lider arasındaki bu buluşmayı, sosyal bir olay olarak nitelendirdikleri ve bunun 16 Ocak'ta Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi  için yapılacak hayati öneme sahip görüşmeler öncesinde atmosferi yumuşatmaya dönük önemli bir adım olduğu görüşünde birleştikleri kaydedilmektedir. Bu yemek davetinin, Denktaş'ın 5 Aralık'ta  Lefkoşa'nın kuzey kesimindeki ikametgahında Kleridis'i ağırlamasına karşılık yapılmış bir iade-i ziyaret olduğu vurgulanan haberde,  bu buluşmanın, iki liderin, NATO müttefikleri Yunanistan ile  Türkiye arasındaki ana gerginlik kaynağı olarak kalan ve Avrupa Birliği'nin genişlemesini zolaştırma tehlikesi bulunan Kıbrıs  sorununu çözmeye yönelik olduğuna dikkat çekilmektedir.

           

            JAPONYA BASINI:

            Tokyo Shimbun gazetesinin (31/12) "AB Acil Müdahale Birliği,  Kıbrıs Sorununda Anlaşmaya Engel. Görüşmeler Gelecek Yıla Kaldı"  başlıklı ve Ryohei Sato imzalı haberinde, AB'nin, bölgesel  çatışmalara müdahale etmek amacıyla, 2003 yılına kadar kurmayı  planladığı Acil Müdahale Gücü konusunda, Yunanistan ile AB'ye  üye olmayan Türkiye arasında Kıbrıs sorunundan kaynaklanan  anlaşmazlığın çözümlenemediği, dolayısıyla görüşmelerin gelecek  yıla kaldığı bildirilmektedir. Konuyla ilgili daha önce yapılan  görüşmeler ve tarihsel sürecin aktarıdığı haberde, AB ülkelerinin, Brüksel'de yapılan zirvede, her iki ülkeyi de ikna etmeyi denediği,  ama bu girişimin başarısızlıkla sonuçlandığı kaydedilmektedir.  NATO üyeleri arasında Türkiye'nin, ABD'den sonra ikinci büyük  askeri güce sahip olduğu ifade edilen haberde, ABD'deki terör  olayının meydana gelmesinden bu yana Avrupa'nın, Orta Asya ve  Orta Doğu bölgesini birleştiren stratejik bir nokta olması  dolayısıyla söz gücünü arttırdığı, Başbakan Ecevit'in, "Biz  onayladık. Top öbür tarafta (AB ile Yunanistan)" şeklindeki  görüşünü koruduğu kaydedilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:                    

            Elefteros Tipos gazetesinde (31/12) "Türk İşgalini  Yasallaştıran Yemek" başlığıyla yayımlanan Noni Karayanni imzalı  yorumda, Denktaş-Kleridis arasında gerçekleştirilen yemek konusu  ele alınmakta, söz konusu yemekle, “Rauf Denktaş'ın 16 Ocak  görüşmelerine Kıbrıs Cumhurbaşkanı ile eşit olarak katılması  yönünde yeşil ışık yakıldığı” değerlendirmesi yapılmaktadır. Atina ve Lefkoşa'daki diplomatik çevrelerin değerlendirmelerine  göre, iki tarafın "de facto" eşitliğini simgelemiş olan  Kleridis-Denktaş arasındaki yemekten sonra, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine yönelik gelişmelerin, Kıbrıs Rum çıkarları için  olumsuz olacağı ileri sürülen yorumda, Hükümet Sözcüsü Mihalis Papapetrou'nun, gerek geçen akşamki yemeği, gerekse Lefkoşa'nın  KKTC kesimindeki yemeği, “doğrudan görüşmelerin olumlu bir ortam içerisinde başlamasına yardımcı olacak bir etkinlik olarak  nitelendirdiği” kaydedilmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf  Denktaş'ın, Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde, "kriz meydana  gelmesi tehlikesinden" söz ettiği ve "Türkiye'nin haklarından  vazgeçmek niyetinde olmadığını ve bu konuda blöf yapmadığını"  sözlerine ilave ettiği belirtilen yorumda, Kıbrıs Dışişleri  Bakanı Kasoulidis'in ise, "Kıbrıs'ın AB üyeliğine doğru yolunu  engellemek amacıyla, Rum tarafına baskı uygulanması olasılığının düşünülmesinin dahi imkansız olduğunu" söylediği aktarılmaktadır.  Yorumda, Papapetrou'nun aynı zamanda, Denktaş'ın tutumunda herhangi  bir değişiklik olduğu izleniminin edinilmediğini vurguladığı ve  İngiliz arabulucu Lord Haney'in olumlu yönde açıklamalarını,  yabancıların iyimserlik ortamı yaratma çabaları çerçevesinde  yapılan açıklamalar olarak nitelendirdiği kaydedilmekte, öte  yandan Kıbrıs'taki partilerin, gelişmeleri ihtiyatla karşıladıkları bildirilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (31/12) "Ege'de Sınır Yok"  başlığıyla ve Lambros Papandoniou imzasıyla yayımlanan emekli  Amiral Işık Biren ile yapılan bir röportaja yerverilmektedir. Söz  konusu röportajda, Türkiye-Yunanistan ilişkileri AB'ye üyelik  bağlamında ele alınmakta, Amiral Işık Biren'in, Ege, Kıbrıs  gibi sorunların iki ülkenin dostluk ilişkileriyle çözümleneceğini,  Türkiye ve Yunanistan'ın AB'ye ortak olması durumunda, birçok  sorunun otomatikman çözümleneceğini ifade ettiği ve “Komşuyuz,  NATO'da müttefikiz, AB'de ortak olacağız, bu nedenle de yakın  gelecekte sanırım bu tür sorunlar olmayacaktır. Bu konuları  bırakalım da yeni başlayan binyılın genç adamları çözsün”  dediği aktarılmaktadır.

02/01/2002   13:59:39

             

           

                    ESKİ SAYILAR