03/01/2002     

            ANKARA, 03/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  02 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yerverilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            Washington Times gazetesinde (02/01) "Görüşme Zamanı  Gelmiştir" başlığıyla yayımlanan ABD Temsilciler Meclisi  Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı Benjamin Gilman  (New York-Cumhuriyetçi) imzalı bir makalede, Kıbrıs Rum  Toplumu lideri Glafkos Kleridis ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf  Denktaş arasında ocak ayında yapılması beklenen barış  görüşmelerinin, Kıbrıs sorununu çözmek için beş yılı aşkın  bir zamandır ortaya çıkan “en elverişli fırsat” olduğu ifade  edilmekte, iki liderin yüzyüze görüşmesinin çözüme yönelik  önemli bir adım olduğuna dikkat çekilmektedir. Tarafların  herhangi bir önkoşul ileri sürmeden tüm konuları görüşmeyi  kabul etmelerinin özellikle cesaret verici olduğu vurgulanan  yazıda, “Ancak, bu görüşmelerin başarılı olabilmesi için,  eski anlaşmazlıklar ve oyalama taktikleri bir yana  bırakılmalı, dikkatler tüm Kıbrıslıların geleceğine ve   refahına çevrilmelidir” denilmektedir. Bu uzlaşmadan önce  Kıbrıs konusuna çözüm bulunmasına yönelik görüşmelerin, KKTC  Cumhurbaşkanı Denktaş ve Türkiye'nin isteksizliklerinden  dolayı kesintiye uğradığı ileri sürülen yazıda, Cumhurbaşkanı  Denktaş'ın bu yeni yaklaşımının, “cesaret verici” ve fikir  değiştirmesinin iyiye işaret olduğu olduğu vurgulanmakta,  Cumhurbaşkanı Denktaş'ın sözleriyle görüşme masasındaki  davranışlarının birbirini tutması gerektiği ifade edilmektedir.  Ocak ayındaki görüşmelerin öneminin, Kıbrıs'ın büyük bir  ihtimalle Aralık 2002'de Avrupa Birliği'ne kabul edilecek  olması çerçevesinde daha da arttığı belirtilen yazıda,  Türkiye'nin, yasadışı olarak “işgal” altında tuttuğu adanın  kuzey kısmını ilhak edeceği şeklindeki yeni tehditlerine  rağmen, AB'nin, Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması  konusunu Kıbrıs'ın adaylığına bağlamayacağı taahhüdünde  bulunduğu kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: “Avrupa'nın   Kıbrıs'a yönelik politikası önemlidir, çünkü AB'ye girmek,   tüm Kıbrıslılar için, ama özellikle Kıbrıslı Türkler için   Avrupalılarla aynı güvenlik, ekonomik fırsatlar, insan   hakları, yasal korunma ve kişisel özgürlükler anlamına   gelmektedir. Kıbrıs konusunun çözüme kavuşturulması,  aralarında dost NATO üyeleri Yunanistan ve Türkiye'nin de  bulunduğu koalisyon müttefiklerinin birlikteliğine güvenen  ABD açısından da her zamankinden daha önemlidir. Aynı  çerçevede ABD, özellikle uluslararası terörizme karşı bir  mücadele sürdürdüğümüz ve gerek Yunanistan'ın, gerek  Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyduğumuz böyle bir zamanda,  çok önemli bir müttefik olan Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ı da  saflarına alarak genişlemesini Türkiye'nin tehdit etmesine  seyirci kalamaz. Türkiye'nin, Kıbrıs'taki tutumunu tersine  çevirmesi ve işgal altında bulunan kuzeydeki Denktaş  rejimine barış için baskı yapması önemlidir. Türkiye'nin  perde arkasındaki etkisi, Kıbrıs sorununun bir çözüme  kavuşturulması umutlarını söndürmektedir... ABD, İngiltere  ve diğer önde gelen Batılı güçler, 11 Eylül'den beri, çok  haklı olarak, dış politika ve ekonomi konularına terörizmle  savaş penceresinden bakmaktadırlar. Kleridis ve Denktaş, bu  savaşa ve kendi halklarına yapacakları en büyük katkının  Kıbrıs'ta barışı sağlamak olduğunu tam olarak anlamalıdırlar.  Kıbrıs hükümeti, bir çözüm bulmaya kendini adarken, Denktaş  böyle yapmamaktadır. Dolayısıyla, görüşme masasındaki  Kleridis'e katılmak konusunda şu anda ortaya koyduğu bariz  isteklilik, umulur ki, bu ihtilafı çözümlemek için gösterilmiş  ciddi bir gayret olur.”

            AVUSTURYA BASINI:

            Die Presse gazetesinde (02/01) "Kürt Lideri Ankara'yı  Eleştiriyor" başlığıyla yayımlanan bir yazıda, HADEP Başkanı  Murat Bozlak'ın, Die Presse'nin kendisiyle yaptığı bir  söyleşide, Kürt yanlısı partisinin çok sayıda haksız saldırı  ve soruşturmalara maruz kaldığını, birçok tutuklamaların  yapıldığını ve bütün bunların Türk hükümetinden kaynaklandığını  belirttiği aktarılmakta, Bozlak'ın, “yasaklı PKK'nın  savaşçıları için af istediği” belirtilmektedir. Söyleşide,  Bozlak'ın kendisinin, yasaklı, şiddet yanlısı Kürt İşçi  Partisi'ni (PKK) desteklemekle suçlandığını, ancak partisinin  "PKK ile bir bağlantısı olmadığını" söylediği, ayrıca,  yurtdışında yaşayan yaklaşık 5 bin PKK üyesine de hapis ya da  idam cezası korkusu olmadan Türkiye'ye geri dönme imkanı  tanınmasını istediği kaydedilmektedir. Kürt sorununun barışçı  bir şekilde ve Türk sınırları içinde çözülmesi gerektiğini  vurgulayan Bozlak'ın, HADEP'in -PKK'nın aksine- şiddete karşı  olduğunu ve "bir Kürt devletinin kurulmasını istemediğini"  belirttiği vurgulanan söyleşide, partisinin Türkiye'nin AB'ye  girmesinden yana olduğunu ifade ettiği, ancak o zamana kadar  insan hakları, ifade özgürlüğü, medya özgürlüğü,  demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konularında daha  çok şeylerin değişmesi gerektiğini de dile getirdiği  bildirilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            La Croix gazetesinin (02/01) "Dolar Türkiye'de Direniyor" başlıklı ve Nükte V. Ortacq imzalı haberinde, Gümrük Birliği  ile AB'ye bağlı olan Türkiye'de, Euro'ya geçişle birlikte  halkın ellerinde bulunan Alman markının piyasaya çıkacağı ve  ekonomide kısmi bir rahatlık yaratacağı ihtimalinden söz  edilmekte, ancak Euro'nun gelmesiyle dayatılan değişikliğin  sonucunun nasıl olacağının henüz belli olmadığı  belirtilmektedir. Ortaya çıkan yeni durumun Dolar-Euro  çatışmasına dönüşüp dönüşmeyeceğinin merak edildiği vurgulanan  haberde, Türkiye'de yaşanan ekonomik krizden de söz edilmekte  ve şu ifadelere yerverilmektedir: “Euronun yürürlüğe girmesi  ekonominin dolarlaşmasına son verecek mi? 1994 krizinden bu  yana, işadamları fiyatlarını belirlerken veya müzakerelerini  yürütürken dolar bazında çalışmaya alışmışlardı. Ülkenin  fakirleşmesiyle sonuçlanan geçtiğimiz şubat ayındaki büyük  kriz, Amerikan parasıyla belirlenen fiyatları kaldıracak  kadar parası olan kimse kalmadığından bu alışkanlığı  frenlemişti. Ama esas öldürücü darbe, Ekonomiden Sorumlu  Devlet Bakanı Kemal Derviş'in arzu ettiği gibi Türkiye'nin beş  yıl sonra Euro'ya geçmesiyle inebilir. Ancak bunun olabilmesi  için milli ekonominin ciddi bir şekilde istikrara kavuşması  gerekir.”

            KIBRIS RUM BASINI:

            Alithia gazetesinde (02/01) "İkinci Yemek" başlığıyla  yayımlanan başyazıda, Kleridis ile Denktaş'ın ikinci yemeğinin,  ocak ayında başlayacak müzakereler konusunda bir verimlilik ve  beklenti havası yarattığı belirtilmekte, kayıplar gibi insani  konulara anlayışla yaklaşılması bakımından görüşmenin önemine  işaret edilmektedir. Ayrıca, bu ön hazırlık görüşmelerinin  aşırı sürtüşme mesajları ve işaretleri taşımamasına dikkat  çekilen yazıda, iki liderin de olumlu yaklaşım içinde  oldukları ifade edilmekte ve bunun sorunun çözümüne katkısı  dile getirilmektedir. Ortak bir modelin kabul edilmesinin  sorunun çözümünü kolaylaştıracağı vurgulanan yazıda,  belirlenmiş olan çizgilere yanıt verecek bir çözümü iptal  edecek yeni bir çıkmazın önlenmesi için tarafların büyük  gayret ve özen göstermeleri gereği dile getirilmektedir.  Müzakerenin, açık bir ruh ve çelikten sinirler gerektirdiği,  kaldırımdaki bağırmalar ve "yozlaşmanın yemeği" yazılı  panonun, çaba harcayanların milli itibarını yaralamadığı,  ancak gürültü koparan sınırlı sayıdaki kişinin siyasi  sorumsuzluğunu sergilediği ifade edilen yazıda, “Müzakere,  milli olanakların ve beklentilerin sorumlu bir şekilde  ölçülmesinden sonra Atina ve Lefkoşa tarafından tek doğru  strateji olarak seçildi. Sonuç olarak, milli sorumluluk   duygusu ile ilerleyenlerin taşlanması anlaşılmazdır”  denilmektedir. 

            Fileleftheros gazetesinin "AB, Daha Kararlı Şekilde  Devreye Girecek" başlıklı haberinde, Kıbrıs-AB tam üyelik  görüşmelerinde AB adına görüşmeleri yürüten heyet başkanı  Leopold Maurer'in verdiği demeçte, AB yetkililerinin  önümüzdeki aylarda Kıbrıs'a yapacakları ziyaretlerin  yoğunlaşacağını, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi  Gunther Verheugen'in Mart'ta adayı ziyaret etmesinin  beklendiğini söylediği aktarılmaktadır. Verheugen'in,  Kıbrıs'ın AB'ye uyum gidişatını inceleyeceği ve buna paralel  olarak görüşmelerin gidişatını değerlendireceği, Kleridis ve  Denktaş ile ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiği  kaydedilen haberde, bu ay Kıbrıs'ı ziyaret etmesi beklenen  Maurer'in, AB için geçiş dönemleri veya düzenlemelerin,  vatandaşların gereksinimlerine de bağlı olduğunu söylediği belirtilmektedir. Maurer'in, AB Komisyonu Başkanı Romano  Prodi'nin Kıbrıs'ı ziyaretinde dile getirdiği, "Çözüm olsun  veya olmasın Kıbrıs ilk ülkelerle birlikte AB'ye girebilecek"  şeklindeki sözlerini yinelediği vurgulanan haberde, Leopold  Maurer'in, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması ve üniter  Kıbrıs'ın AB'ye girmesi durumunda adaptasyon için Kıbrıslı   Türklerle müzakerelerin kısa süreli olacağı inancında olduğunu   söylediği, AB'nin Kıbrıslı Türklerle teması arzuladığını   belirttiği, sanayi ve ticaret odalarına ve üniversitelere  değindiği kaydedilmektedir.

            KUVEYT BASINI:

            El Kabes gazetesinin (02/01) "2002 Yılı, Türkiye'nin  İşlerini Rayına Oturtması ve AB'ye Girmesi İçin Son Fırsat"  başlıklı ve Husni Mahli imzalı Internet'ten sağlanan haberinde, “Ankara'nın, hem içte hem de  dışta, siyasi, iktisadi ve  stratejik bütün hesapları bağlamında  çıkmaza girmiş bulunduğu”  ileri sürülmekte, yaşanan ekonomik krizden ve Türkiye-AB  ilişkilerinden söz edilmektedir. Siyasi çevreler ve basın  yayın organlarının, bu veri ve  gelişmelerin bütün ayrıntıları  ve olasılıklarıyla Türk hükümetini  2002 yılı boyunca meşgul  etmesini beklediği ifade edilen haberde, Ankara'nın, öncelikle  mali ve iktisadi sorunlarını çözmesi, IMF'yi kendisine yardım  etmeyi sürdürmesi konusunda ikna etmesi, AB kapılarının önüne  açılması için Avrupa başkentleri ile hızlı bir diyaloğa  girmesi ve kendisini, Kıbrıs, Ege, Irak ya da  başka alanlarda  ödün vermekten kurtaracak uygulanabilir ve kabul edilir  formüller bulması gerektiği dile getirilmektedir. ABD Başkanı  George Bush'un, Başbakan Bülent Ecevit'le 16 Ocak'ta  yapacakları görüşmenin önemine de değinilen haberde, birçok  Türk yetkilinin, IMF'ye yeşil ışık yakarak, Türklere  kapılarını açması için Avrupa başkentlerine baskı  uygulamasıyla son bulacak olan bütün bu krizlerin sihirli  anahtarını sadece Washington'ın elinde bulundurduğuna  inandığına işaret edilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            İkonomikos Tahidromos dergisinin (02/01) "Avrupa Ordusu  ve Kıbrıs İçin Endişe" başlıklı ve Viron Theodoropoulos  imzalı yorumunda, Kleridis-Denktaş görüşmesinden söz edilmekte,  “Kıbrıslı Türklerin  büyük bir bölümünün Denktaş'ın katı  davranışından yorulmuş olmasına, Ankara'da da ülkenin AB  yolunu zorlaştıran bir politika konusunda kaygıların ifade  edilmesine rağmen”, Kıbrıs Rum tarafını tatmin edecek bir  çözüme doğru yolların katedildiğini söylemenin güç olduğu kaydedilmektedir. Diyaloğun başlamasının, diğer AB adayı  ülkelerin hazır olmasına kadar Türk tarafına çeşitli  manevralarda bulunma fırsatı verdiği belirtilen yorumda, Türk  tarafının Kıbrıs'ın AB üyeliğini erteleme niyetinde olduğu  ileri sürülmektedir.Yorumda, Kıbrıs konusunda son hareketlenme  nedeniyle dikkatli olmak gerektiği vurgulanırken, Avrupa  Ordusu konusunun, “Türk-Yunan krizi yaratabileceği”  gerekçesiyle önemine de işaret edilmektedir. Bu bağlamda, AB  gücünün, Ege ya da Kıbrıs'ta kriz durumunda müdahale  etmemesinin, Türkiye'ye bu bölgelerde hiçbir engelle  karşılaşmadan istediğini yapabileceği mesajını verdiği ifade  edilen yorumda, AB'nin yakında Türkiye ile AB üyeliği  müzakerelerine başlayacağını, başlamadan önce ise, bir ortağı  aleyhindeki "casus belli"yi kaldırmasını talep etmemiş  olduğuna da dikkat çekilmektedir. Yorumda şu ifadeler de  aktarılmaktadır: “Son gelişmelerin yarattığı endişe, daha  genel endişelerin bir kısmını oluşturuyor. AB'nin kuruluş   anlaşmasının ana düşüncesi, AB üyesi olan ülkeler arasındaki  birliğin zamanla daha da sıkılaşması yönündeydi. Gerçekten  de, üç konudan ikisinde bu yönde oldukça önemli adımlar  atılmıştır. Ekonomik alandaki gelişmeler para birliğine kadar  ulaştı. İçişleri ve adalet konularında önemli adımlar atıldı;  şimdi ise, terör olaylarının baskısı altında yeni önemli  adımlar atılmaktadır. Ancak, ortak dış politika ve savunma  konularında neler oluyor? Dış politikasının çerçevesini daha  çizmeden, AB ortak savunma politikasından söz ediyor...  Diğer konularda atılan adımların AB içinde bir dayanışma  ortamı yaratmış olduğu, dolaylı bir şekilde de bir güvenlik  garantisinin verildiği bir gerçektir. AB ile ortak parası  olan bir ülkenin savaş tehdidiyle karşı karşıya bırakılması  pek de mümkün sayılamaz. AB, aynı şekilde, kaçakçılığa,  kaçak göçmenlere, terörizme karşı ortak sınırlarını savunurken Yunanistan'ın sınırlarına karşı ilgisizlik gösteremez. Ancak  bunlar yeterli değildir. Bu nedenle de gelecekte yapılacak  hükümetlerarası toplantılarda, Avrupa Anayasası'na ilişkin  görüşmeler ülke için oldukça önemli olacaktır. Avrupa  Anayasası çerçevesinde, Yunanistan'ın sınırlarının her  bakımdan AB sınırlarını oluşturduğu güvence altına alınmalıdır.   Ayrıca, Türkiye'nin de gelecekte AB üyesi olacağı gözönünde  tutularak, AB ortakları arasında savaşları engelleyici  mekanizmaların öngörülmesi gereklidir. Yunan hükümetinin  çabaları, gündemdeki konular dışında, uzun vadede bu yönde  olmalıdır.”

            Amina Ke Diplomatia dergisinin (02/01) "Türkiye, Yalnız  Ankara'yı Dinlemeye Devam Ediyor" başlıklı ve T. İonidis  imzalı yorumunda, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, TBMM'nin  Dış İlişkiler Komisyonu'nda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliği  ve Türkiye'nin  Avrupa yolu üzerindeki etkilerine ilişkin  konuşmasıyla ilgili olarak Türk basınında yer alan  değerlendirmelere yer verilmekte, Kıbrıs konusunun bir AB  konusu düzeyine yükseltilmesinin, son  elli yıl içerisinde  Yunan diplomasisinin en zekice hareketini oluştururken,  Türkiye tarafından ifade edilen resmi ideolojinin ise çıkmaza  girdiği ileri sürülmektedir. Bir yandan, uzlaşmacı Avrupalı  ve "ulusal çıkarların" müthiş müzakerecisi rolünü oynayan  İsmail Cem'in, öte yandan da  uzun kariyerinin en sert  rolünü oynayan Başbakan Bülent Ecevit ile ifade edilen “iki  dilliliğin”, Türk devletinin ideolojik mekanizmalarına büyük  zarar verdiği ifade edilen yorumda, bu iki dilliliğin,  koalisyon hükümetini  oluşturan ortakların hareketlerinden  de güçlendiği kaydedilmektedir. Bu aşamada Türk devletinin  resmi ideolojisinin temelinin olmadığı, bir yandan sabit bir  şekilde Avrupa yoluna uyum sağlama yönünde taleplerde  bulunulurken, diğer yandan AB'nin, toplumun başka yöne doğru  gelişmesi dinamiğini engelleyebilecek bir araç olarak  görüldüğü belirtilen yorumda şöyle denilmektedir: “Ankara,  bir yandan AB üyeliğine doğru ilerleme hayallerini sürdürmek,  öte yandan da Kıbrıs konusuna ilişkin çığlıkları yatıştırmak  zorundadır. Avrupa'ya uyum sağlama konusu, Türk siyasi  sisteminin siyasi seçeneğini ve ciddi ideolojisini hiçbir  zaman oluşturmamıştı, bu nedenle de 'Kıbrıs mı yoksa AB mi?'  ikilemi aslında ikilem değildi. Buna rağmen, Ankara bu  ikilemi benimsemek zorunda kaldı ve şimdiye kadar hiç  görülmemiş bir şekilde bunu resmen yapılan bir tartışma  konusu haline getirdi...

            Türkiye yıllardan beri, yaklaşık İkinci Dünya Savaşı'ndan  bu yana dış politikasında iki yüzlü bir politikayı uygulama  yolunu benimsemiş bulunuyor. Ünlü -ancak sürekli olarak  kontrol altında  bulunan- jeostratejik konumundan yararlanarak,  çağdaş toplumlardaki gelişmelere esaslı bir uyum sağlamadan,  sözde girişimlerde bulunmakta ısrar ediyor. Örneğin, AB'yi  'istiyor' ancak, AB üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri  üstlenmeyi istemiyor. Aynı şekilde, Kopenhag Kriterleri'ne  uyum sağlama yükümlülüğünü kabul ediyor ancak, anayasasında  değişiklikler yaparken 'uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler  karşısında ulusal çıkarlara öncelik tanıyan' maddelere hiç  değinmiyor... Türkiye'nin Kıbrıs konusunu bir kenara  bırakarak Avrupa yolunu seçmesi imkansızdır; aynı zamanda,  belirtilere göre Kıbrıs uğruna AB'yi de gözardı edemiyor.  Türkiye'nin kesinlikle tepkisini belirtmemesi, ikisi ortası  tezler ileri sürmesine yönelik  işlemlerde bulunacağını ve  oyunlar oynayacağını gösteriyor. Bunu söylemek için belki de  daha erken, ancak önümüzdeki dönemde Türkiye'nin tezlerinin  doğruluğu temeline dayanarak uluslararası camianın tezlerini  kabullenmesi olasıdır.”

            Elefterotipia gazetesinde (02/01) "Başbakan Simitis'in  ABD Ziyaretinin Dikenleri" başlığı ve Kira Adam imzasıyla  yayımlanan yorumda, Yunanistan Başbakanı Simitis'in ABD'ye gerçekleştireceği ziyaretten söz edilmekte, Bush-Simitis  görüşmesinin gündeminde “Avrupa Ordusu, Kıbrıs sorunu ve  Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği” konularının bulunacağı belirtilmekte  ve “Kıbrıs sorununun Bush-Simitis görüşmesinin gündeminde  olduğu kesin. Aslında ABD, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğine müdahale  etmiyor ve de bu konu ile ilgilenmiyor. ABD, Kıbrıs sorununun  siyasi çözümüne önem veriyor. Washington, faturası ne olursa  olsun Yunanistan'dan, Lefkoşa'ya önerilecek çözüme karşı  çıkmamasını ve Türk-Yunan ilişkilerindeki yumuşak rotanın  etkilenmemesini talep ediyor” denilmektedir.

            Ethnos gazetesinin 802/01) "Cumhurbaşkanı Stefanopoulos  ABD'nin Tutumunu Kınadı" başlıklı yorumunda, Cumhurbaşkanı Stefanopoulos'un, yılbaşı arifesinde Yunan Silahlı Kuvvetler mensuplarınının onuruna verdiği resepsiyonda, ABD'nin ve  bazı Avrupa ülkelerinin "Türksever" bir tutum benimsemelerini  kınadığı bildirilmektedir. Cumhurbaşkanı'nın, Yunanistan'ın  karşı karşıya bulunduğu tahriklerden duyduğu huzursuzluğu  dile getirdiği ve ülkenin gece gündüz ayakta olmasının  gerektiğini ifade ettiği aktarılan yorumda, ABD'yi, Türk-Yunan  konularına müdahale ederek, Türkiye'nin lehine bir tutum  benimsediği gerekçesiyle kınadığı ve ABD'nin resmi haritacılık  şirketinin hazırladığı dijital haritalarda Ege'deki deniz  sınırının çizilmemesini, "dostça olmayan" bir girişim olarak  nitelediği kaydedilmektedir. Cumhurbaşkanı Stefanopoulos'un,  ayrıca, Avrupa Ordusu konusuna da değindiği ve AB'yi ilgili  konuda Yunanistan'la dayanışma içinde olmamakla suçladığı  aktarılan yorumda, Savunma Bakanı Papandoniou'nun ise,  yaptığı açıklamada, Yunan hava sahasındaki ihlallerin  artmasından hareket ederek, Türk-Yunan ilişkilerinin fırtınalı  bir döneme girmesi ihtimalinden söz ettiği bildirilmektedir.

           

                    ESKİ SAYILAR