09/01/2002     

         

ANKARA, 09/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  08 Ocak 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            The New York Times gazetesinde (08/01) "İslam'ın  Gücü... Laiklik Yolundaki Türkiye Sapma Korkusu İçinde"  başlığı ve Douglas Frantz imzasıyla yayımlanan Internet'ten  sağlanan makalede, Türkiye'de İslami aşırıcılığa karşı  yürütülen savaşın büyüklüğü dile getirilmekte, bu bağlamda  eski Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan söz  edilmektedir. Erdoğan'ın popülaritesinin, akla "gelecekte  başbakan olabileceğini" getirdiği, ancak, "reformcu da olsa,  İslami bir politikacının Türkiye'yi yönetmesi ihtimalinin,  laik Türkler ve başta ABD olmak üzere Batılı müttefiklerde   kaygı uyandırdığı" ifade edilen yazıda, Erdoğan'ın,  kamuoyundaki olumsuz imajını düzetmeye çalışarak, dini  ağırlıklı söylemlerini bıraktığı, NATO ve AB'ye karşı   eski muhalefetinden vazgeçtiği kaydedilmektedir.  "Türkiye'nin, bir yandan modern ve demokratik, diğer  yandan geri kalmış ve baskıcı olduğu" ileri sürülen yazıda,  bu şartların, generallerce hep dikkatle izlendiği, gizliden  gizliye bir gerilime yol açtığı, MGK'nın halen, İslami  hareketler ve sermayeyi kontrole yönelik tedbirleri  sıkılaştırma konusunu gözden geçirdiği belirtilmektedir.

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (08/01) "2002 Sona  Ermeden Kıbrıs Konusunda Bir Çözüme Ulaşılmış Olmalı"  başlığı ile yayımlanan Rainer Hermann'ın Dışişleri Bakanı  İsmail Cem'le yaptığı mülakatta, Bakan İsmail Cem'in,  "Dışişleri Bakanı olduğu zaman zarfında, -Türkiye-Ermenistan  hariç- komşularıyla ilişkilerini düzelttiği, AB üyelik  müzakerelerinin başlamasına bir adım daha yaklaştığı,  Afganistan konusundaki girişimiyle Türkiye'nin dış politika  açısından önemini daha da güçlendirdiği" belirtilmekte ve   "Kıbrıs ihtilafının çözümü, AB ile NATO ilişkisi ve teröre  karşı mücadele" konusundaki şu görüşlerine yer verilmektedir:  "Önemli olan, siyasi iradeye ve tabii ki aynı zamanda iyi  niyete sahip olmaktır. Türkiye ikisine de sahip. Anayasa'da  yapılan son değişiklikler bunu gösteriyor. Kopenhag  kriterlerinin harfiyen yerine getirilmesinden daha   önemlisi, müzakerelere başlamanın ön koşulu olan olumlu   süreçtir. AB için de Kopenhag kriterlerinin 'esası' önemlidir.  Kriterlerin gerçekleştirilmesi, mevcut durumlara ve özel  tecrübelere göre ülkeden ülkeye farklılık gösterir, tabii ki  bunun koşulu, prensiplere uyulması... Bu konu (idam cezası)  Türk kamuoyunda tartışılıyor. Bir  değişiklik olacağını ümit  ediyorum. Ayrıca Türkiye, idam  cezasını 20 yıldır  uygulamıyor ve AB Konseyi'nin idam cezasına ilişkin  moratoryumuna riayet ediyoruz.... Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nda (AGSP) varılan uzlaşma, gerçekte bir uzlaşma  değil, daha ziyade üç  NATO ülkesinin, yani ABD, İngiltere  ve Türkiye'nin hazırladığı bir anlaşma. Bu anlaşma, AB'nin,  NATO imkanlarından yararlanılmasına ilişkin sorularına nasıl   cevap verileceğini düzenliyor. Bunu yaparken, AGSP'nin,  hiçbir koşulda ve hiçbir krizde bir NATO üyesine karşı   kullanılamayacağı konusunda görüş birliğine vardık...  Objektif nedenlerle Kıbrıs'taki iki ulus için ortak bir  çözüm bulmak oldukça zor. Global eğilimler,  ideolojik ve  pratik olarak toplumların bütünleşmesine değil parçalanmasına  yolaçıyor. Etnik yapı ve etnik değerlerin fazlasıyla  vurgulanması moda oldu. Felsefi ve siyasi bakımdan bu  eğilimlerin hep karşısında oldum. Fakat bunlar gerçek...  Kıbrıs'ta iki ulus, iki kültür, iki din, bir güvensizlik  mirası var ve de 1974 yılına kadar da kanlı düşmanlık mirası  vardı. Avrupa'da, aynı halka fakat farklı dinlere mensup  olanların yanı sıra, aynı dine mensup olup farklı halklardan  olanlar bile ayrılıyorlar. Bu nedenle Kıbrıs'ta, Avrupa  ölçülerine göre tamamen farklı olan tarafları birleştirme  çabası, büyük bir dikkat gerektirmektedir... 1960 Zürih  Anlaşması'nın garantör devletlerinden biri ve Kıbrıslı  Türklerin anavatanı olarak Türkiye, iki tarafın kabul  edeceği bir çözüm arayışını desteklemektedir. Fakat,  diyalogun ilerlemesi için, Kıbrıs'ın geleceği konusunda  iki liderin ortak bir vizyon ve ortak bir hedefi  tasarlamaları önemlidir. Ortak bir vizyon olmaksızın ve   sonuç üzerinde anlaşma olmadan bu süreç büyük ihtimalle   başarısız kalacaktır... İki tarafın en önemli noktalarını birleştirmelidir: Yeni bir ortaklığa dayalı müşterek bir  devletin bir tek uluslararası hukuki kimliğe sahip olması  ve Kıbrıs Türk devleti ile Kıbrıs Rum devleti arasında  varılacak formel bir anlaşma. Bu sırada, her ortak devlet,  egemen bir hukuki  kimliğe sahip olmalıdır.”

           

            FRANSA BASINI:

            Euronews Tv'de (08/01) "Europeans" başlıklı 8 dakikalık  program dahilinde, Türkiye ilgili olarak 20 Aralık'ta  yayımlanan "Türkiye ve İnsan Hakları" başlıklı Valerie  Gauriat'nın Ankara'da hazırladığı röportajda insan hakları  konusuna yer verilmiştir. Ankara'daki Polis Akademisi'nde  "İnsan hakları" konusunun işlendiği bir dersten görüntülere  yer verilen yayında, Milli Eğitim programına dahil olan bu  dersin, birkaç yıldan beri normal okullarda ve üniversitelerde  olduğu gibi güvenlik güçlerine ve adli makamlara da  verildiğine işaret edilmiştir. Yayında, sık sık insan hakları  örgütlerinin dikkatlerini  çeken ve 1999'dan bu yana Avrupa  Birliği'ne adaylığı resmen tanınan Türkiye'nin, üyelik  müzakerelerini başlatabilmek için yoğun bir reform  başlattığı, geçtiğimiz ekim ayında Uluslararası İnsan  Hakları Sözleşmesi'nden esinlenen bir dizi anayasal  düzenlemenin oylanmış olmasının kesin bir dönüm noktası  oluşturduğu, bu kararlar arasında, azınlıkların haklarını  iyileştirmek, terör suçu olarak görülen suçlar ve savaş  zamanı hariç idam cezasını kaldırmak gibi hedeflerin yer  aldığı vurgulanmıştır. Cezaevlerinden arşiv görüntülerin  yer aldığı ve ölüm oruçlarından da söz edilen programda,  İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Nejat Arseven,  İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Sekreteri Selahattin  Esmer ile işkence gördüklerinin iddia eden Mehmet Alptekin,  Hamit Köse, Hakkı Şeker ve Metin Bakkalcı'yla yapılan  röportajlar aktarılmıştır. Programda, Ankara'daki AB   Delegasyonu Siyasi İşler Müşaviri Luigi Narbonne'un,  "Başlatılan reformlar şu anda Türkiye'nin üyelik   müzakerelerini yürütmesini sağlar mı?" sorusuna verdiği şu  cevap da yayınlanmıştır: "Şu anda Türkiye, üyelik için  kendinden istenilen kriterleri, yani Kopenhag Kriterlerini   yerine getirmiyor. Tabii hükümet, yapılan önemli reformları   tamamlamak için, sadece hukuki düzeyde değil, her düzeyde  ilerleme göstermesi gerektiğini biliyor. Bu reformların  yürürlüğe konabilmesi ve özellikle toplumsal alanda   uygulamaların değişmesi için." Yayında şu ifadeler de  yer almıştır: "Değişikliklerin düşüncelerde de olması  gerektiğini yetkililer kabul ediyorlar. İnsan hakları  sorunu, Türk kamuoyunda yoğun bir tartışma konusu. Bu  konu bir milli güvenlik konusu ve koruyucusu da ordu olarak  görüldüğünden dolayı, birçokları Avrupa'nın müdahalesini  kabul etmiyor. Ordu, ülke bölünmezliğinin sembolü ve Türk  Anayasasının esin kaynağı olan Kemal Atatürk'e sarsılmaz  bir bağlılık gösteriyor. Bu bölünmezlik adına Şehit  Aileleri Derneği, Abdullah Öcalan'ın kellesini istiyor...  Burada, Brüksel'in ve Avrupa Konseyi'nin, bazıları için  terörist, diğerleri için Kürt kimliğinin simgesi Abdullah  Öcalan'ın idamına neden karşı geldikleri anlaşılamıyor.  İdama mahkum olan Öcalan'ın cezası şu anda askıda...  Değişiklik belirtileri olsa da, Türkiye'de herşey, bütün  seslerin kendilerini özgürce ifade edebilmeleri için zaman  gerekeceğini gösteriyor. Halka sert bir şekilde devam eden  ekonomik kriz şu an için insan hakları sorununu gölgeliyor  ve 11 Eylül'de ABD'ye yapılan saldırılarla başlayan  güvenlikçi refleks, yeni Türk politikasının bu konudaki  uygulamasını kolaylaştırmayacaktır."

            YUNANİSTAN BASINI:

            Kathimerini gazetesinde yayımlanan (08/01) "Klerides  ile Denktaş'a ABD'den Baskı" başlıklı yorumda, Kıbrıslı  Rumların temsilcisi Klerides ile Kıbrıslı Türklerin  temsilcisi  Rauf Denktaş arasında yapılacak olan görüşmeden  söz edilmekte, her iki  tarafın zor konuların ilk başta ele  alınması görüşünde mutabık ve bu mantaliteye Amerikalıların  da katıldığı belirtilen yorumda, görüşülecek konularla ilgili değerlendirmeye yer verilmektedir. Yorumda, Yunan tarafının,  ayrı egemenlikler ve ayrı Kıbrıs Türk  varlığının tanınmasına  ilişkin düşüncelere mutabık  kalmayacağını belirtmiş  bulunduğuna işaret edilmekte, öte yandan, Ankara'nın tavrında herhangi bir değişiklik  kaydedilmemiş olmasına rağmen,  konuya ilişkin ifadelerin daha  ılımlı tonlarda olduğu  kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Turkish  Daily News  gazetesine verdiği mülakatta, Kıbrıs'ın geleceği  için ortak bir  amacın ve karşılıklı kabul edilecek "nihai  bir hedefin"  saptanmasının, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi  yönünde önşart oluşturduğunu söylediği kaydedilen yorumda,  "ortak bir amaç ve nihai hedef üzerinde anlaşmanın  mümkün  olması halinde, tüm zor ve karmaşık konularla baş etmenin  kolaylaşacağını" da sözlerine eklediği bildirilmektedir.  Bakan Cem'in, "Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB yolu için engel  oluşturmadığını" ve "Avrupa'da buna inanan bazı çevrelerin  hata yaptıklarını" söylediği ve Avrupa Ordusu konusuna da  değindiği ifade edilen yorumda, "ABD, İngiltere ve Türkiye, NATO'nun önemli üyeleri olarak işbirliğinde bulunduk ve  tüm NATO ve AB üyeleri tarafından kabul  edilen, objektif  bir metin belirledik" diyen Bakan Cem'in, Yunanistan'ın tavrı hakkında da bir yorumda bulunarak,  "üç ülkenin  diğer bir NATO üye ülkesinin çıkarlarına zarar verdiğini  düşünmek mantık dışıdır" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.

            Kathimerini gazetesinin (08/01) "Kaçak Göçmenleri  Taşıyan Türkler Ege'de Cirit Atıyor" başlıklı ve Nikos   Bardounias imzalı bir diğer yorumunda, kaçak göçmenler konusu ele alınmakta, sorunun çözümü konusunda başarı sağlanamadığı ifade edilmektedir. Yorumda, Yıllardır çok  sayıda göçmen ile göçmenleri teknelerinde taşıyan Türklerin yakalandığını ifade eden liman yetkililerinin, "Son yıllarda   sürekli olarak artan kaçak göçmen sayısı, bu akını durdurma  yönünde önlemler almanın yeterli olmadığını gösteriyor...  Her şeyden  önce sorunun siyasi boyutları hakkında AB'ye  bilgi verilmeli  ve AB yoluyla Türkiye'ye esaslı önlemler  alması yönünde  baskılar uygulanmalıdır" şeklindeki  açıklamalarına yer verilmektedir.

 

 

 

 

           

09/01/2002   15:10:41

             

           

                    ESKİ SAYILAR