11/01/2002     

         

 

            ANKARA, 11/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  10 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yerverilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            The New York Times gazetesinin (10/01) "Türk Mahkemesinin İslamcı Politikacıya Vurduğu Darbe" başlıklı ve Douglas Frantz  imzalı Internet'ten  sağlanan haberinde, Anayasa Mahkemesi'nin  Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili kararı ele alınmakta, söz  konusu karar, "Mahkeme'nin, Türkiye'nin önde gelen İslamcı  siyasetçisini yakın bir gelecekte başbakan olmaktan  alıkoyabilecek bir karar verdiği ve İstanbul'un eski Belediye  Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi faaliyetlerine katı  sınırlamalar getirdiği" şeklinde değerlendirilmektedir.  Mahkeme'nin, beşe karşı altı oyla aldığı kararla,  "Erdoğan'ın mahkumiyetinin, Başbakan olabilmenin koşulu olan,  Türk Parlamentosu'na milletvekili olarak seçilemeyeceği  anlamına da geldiğini" açıkladığı belirtilen haberde,  Erdoğan'ın milletvekili olup olamayacağına dair son kararın,  Yüksek Seçim Kurulu tarafından 2004 seçimine az kala verileceği kaydedilmektedir. Haber-Türk kanalında yayımlanan bir mülakatta,  Hukuk Profesörü Burhan Kuzu'nun, "Türk yasalarında yapılması  öngörülen, ifade özgürlüğüne katı sınırlamalar getiren   değişikliklerin Erdoğan'ın gelecek seçimden önce tüm siyasi  haklarını tekrar elde edebilmesi olasılığına dikkat çektiği"  belirtilmekte, "Anayasa'da yapılması düşünülen  değişikliklerin, AB'ye katılmak isteyen Türkiye'de ifade  özgürlüğüne getirilen sınırlamaların birçoğunu da kaldıracağı" ifade edilmektedir.

            ALMANYA BASINI:

            Financial Times Deutschland gazetesinde (10/01) "11 Eylül Sonrasında Dünya" dizisi çerçevesinde yayımlanan "Ankara Kapalı  Kapıları Özgüvenle Açıyor" başlığı ve Marina Zapf imzalı bir  yazıda, Türkiye'nin AB adaylığıyla ilgili bir değerlendirmeye  yerverilmekte, "AB'ye adaylığının 10 yılla sınırlandırılmasının  Ankara'ya gerekli reformları gerçekleştirmesi için itici güç kazandıracağı" ileri sürülmekte ve buna inanan sosyal demokrat  AP Milletvekili Ozan Ceyhun'un, Avrupa Parlamentosu'nda ortak  bir karar çıkması yönündeki girişiminden söz edilmektedir.  "Kararı destekleyenler, Türkiye'nin AB üyesi olmayı hiçbir  zaman başaramayacağına ve zaman baskısının faydalı olacağına  inananların oluşturduğu bir ittifaktı" diyen Ceyhun'ın,  faydalı olacağına inandığı bu girişiminden artık gurur duymadığı,  zira söz konusu önerinin "Ankara'da alaya alındığı gibi,  kızgınlığa da neden olduğu, AB sözleşmelerinin sınırlı bir  adaylık statüsüne olanak sağlamadığının ortaya çıkmasından  sonra ise önerinin içeriğinin hızla değiştirildiği" kaydedilen  yazıda, bu tür deneyimlerin, Avrupa tarafından kronik bir  biçimde yanlış anlaşıldıkları hissini taşıyan Türk  politikacılarının işine yaradığı ifade edilmektedir.  "Boğazlardaki ülke ne kadar çabalarsa çabalasın, AB'deki  belirli güçler hedefe ulaşılmasını engeller" düşüncesinin  yaygın olduğu ileri sürülen yazıda, ancak 11 Eylül sonrası  Türklerin "alışılagelmiş  sızlanmalarının" yerini "kendine  güvenen" bir ifade tarzının aldığı belirtilmekte ve şöyle  denilmektedir: "Amerika'nın teröre karşı sürdürdüğü mücadelenin,  NATO'nun güneydoğu kanadında yeralan Türkiye'nin stratejik  öneminin herkes tarafından daha iyi algılanmasını sağlayacağı  umut edilmeye başlandı. Güvenlik politikası statüsünün  artmasından kazandığı güçle sesini yükselten Ankara, AB  katılım müzakerelerinin başlangıç tarihinin belirlenmesini  talep ediyor; hatta AB'nin Kıbrıs'ın üyeliğine izin vermesi  durumunda, Türk menfaatlerini hiçe sayarak Kuzey Kıbrıs'ı  ilhak etmekle tehdit ediyor. Ancak Ankara, derin izler bırakan  terör saldırılarına rağmen Brüksel'de ve AB ülkelerinin  başkentlerinde saatin işlemeye devam ettiğini tespit etmek  zorunda kaldı. Bu saat, Türkiye'nin AB'ye katılım için zorunlu  olan demokratik hukuk devleti kriterlerini yerine getirinceye  kadar da işlemeye devam edecek".

            "Türkiye dünyada yaşanan olayları doğru algılamak  zorundadır" ifadesini kullanan Ankara Ortadoğu Teknik  Üniversitesi Profösörü Hüseyin Bağcı'nın, "11 Eylül'den  sonra Türkiye, askeri-politik nedenlerle, hareket edebileceği  bir alana sahip ve bu alanı kullanacak" şeklindeki sözlerine  yerverilen yazıda, Bağcı'nın, AB'nin de Balkanlar ile  Orta Doğu, İran Körfezi ile Orta Asya arasında istikrarlı mı  istikrarsız mı bir Türkiye istediğine karar vermek zorunda  olduğunu, Türkiye'yi Batı'ya demir atmış olarak gören ABD'nin,  ülkenin güvenli ve demokratik olmasını istediğini,  Avrupalıların ise "demokrasi"yi her şeyden üstün tuttuklarını  söylediğine işaret edilmektedir. Londra'daki Uluslararası  Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (IISS), AB'nin Batı  yanlısı Türkiye'yi hızla kendine bağlayarak ilişkilerini  güçlendirmesi gerektiği düşüncesinde olduğu vurgulanan yazıda, Enstitü yetkililerinden Dana Allin ve Jonathan  Stevenson'un, "Türkiye'nin, AB üyeliği aracılığıyla hiç kuşkusuz ivme  kazandırılacak olan başarısının, Bin  Ladinciliğin yenilgiye  uğratılması ve İslam dünyası ile Batı arasında yakınlaşma  sağlanmasında belirleyici olacak görünüyor" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Yazıda, Brüksel'de, "sadece önemi artan  statüko ile sermaye elde edemeyeceğinin farkına varan  Türkiye'nin, bundan dersini de çıkarmış bulunduğu" ifade  edilmekte, beklenmedik bir şekilde başlayan Kıbrıs görüşmeleri  ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği konusundaki yeni  esnekliğin, Türklere kısa sürede daha önceki yıllarda  olduğundan daha fazla sempati duyulmasını sağladığı  belirtilmektedir.

           

            AZERBAYCAN BASINI:

           

            Şark gazetesinin (10/01) "Kafkasya'da Son Sözü Türkiye  Söyleyecek" başlıklı ve Mübariz imzalı haberinde, "ANS  televizyonunda yayımlanan ve Türkiye hükümetine yakın çevrelerden  isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağa dayandırılan  bilgilere göre, Kafkasya bölgesinin, bütünlükle Türkiye'nin  nüfuz alanına bırakıldığı, 15 Avrupa ülkesi kuvvetlerinden  oluşan Avrupa Ordusu'nun Kafkasya'daki ihtilafların  çözümlenmesine iştiraki konusunda son sözü Türkiye'nin  söyleyeceği" ileri sürülmektedir. Avrupa'nın nüfuzlu  siyasetçilerinin fikrine göre, Doğuyu Avrupa'yla birleştiren  önemli jeopolitik bölge olarak görülen Kafkasya'nın Ankara'nın  nüfuz alanına verilmesinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin, dünya  politikasına yön veren süper güçlerden birine dönüşmesi için  büyük olanaklar yaratacağı belirtilen haberde, "Avrupa  Birliği'nden 'Avrupa Ordusu, Türkiye'nin ilgi alanındaki  devletlerde yalnız Ankara'nın izninden sonra herhangi bir  askeri operasyon düzenleyebilir' şeklinde bir karar çıktı.  AB, Kafkasya'yı  Rusya'nın değil, artık Türkiye'nin nüfuz  alanındaki bir bölge olarak kabul ediyor" denilmekte ve şu  ifadeler de aktarılmaktadır: "Ama Türkiye, Birliğe üye  olmadığından ve yakın gelecekte de bu Birliğe tam üye olup  olamayacağı henüz belli olmadığından Ankara, AB'de yalnız  NATO üyesi gibi temsil edilebilir. AB'nin yakın bir gelecekte   Madrid'te gerçekleştireceği görüşmede imzalanacak son karardan  sonra oluşturulması öngörülen 60-100 bin kişilik ordu ise  İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya, Yunanistan,  Lüksembourg vs. ülkelerin askerlerinden oluşturulacak.  Tabii ki, Türkiye tarafı, Avrupa Ordusu'nun Ankara'nın  önerisi ile Karabağ'da başlayabilecek muhtemel bir  operasyona da iştirakini ihtimal dışı tutmuyor. Buna  ilave olarak Avrupa Ordusu'nun Gürcistan'daki ihtilaflara  bu bağlamda Kuzey Kıbrıs meselesine müdahale iznini de  Türkiye verecek".

           

            KIBRIS RUM BASINI:

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (10/01) "Annan, Haziran Ayı  Sonuna Kadar Kıbrıs'ta Bir Çözüme Ulaşılacağı Görüşünü  Dile Getirdi" başlıklı ve Apostolis Zumbaniotis imzalı  haberinde, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in, BM  Genel Sekreteri Kofi Annan ile New York'ta yaptığı 45  dakikalık görüşmeye yerverilmekte, görüşmede, Kıbrıs sorunu,  Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya'nın adı konusu,  Balkanlar'daki durum ve Afganistan'daki gelişmelerin ele  alındığı bildirilmektedir. Yunanistan Dışişleri Bakanı  Yorgos Papandreu ve BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel  Temsilcisi Alvaro De Soto'nun da katıldığı görüşmede,  Kofi Annan'ın, 16 Ocak'ta başlayacak olan Klerides-Denktaş  görüşmeleri ve Kıbrıs konusunda Haziran ayı sonuna kadar  bir çözüme ulaşılacağı yönünde görüşünü belirterek iyimser  bir tutum sergilediği aktarılan haberde, görüşme sonrasında  Simitis'in, gazetecilere yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın,  sorunun çözümünden bağımsız olarak 2003 yılında AB'ye  gireceğini belirttiği ve soruna en kısa zamanda bir çözüm  bulunması yönündeki Yunanistan'ın ilgisini dile getirdiği belirtilmektedir. Haberde, ayrıca, Türk-Yunan ilişkileri ve Ankara'nın talepleri konusunda da basın mensuplarına bilgi  veren Simitis'in, Türkiye'nin talepleri olduğunu, ancak  bunlara açıklık getirmediğini, Helsinki Bildirgesi'ni   hatırlatarak, Yunanistan açısından tek sorunun kıta  sahanlığı olduğunu, Türkiye'nin de bu konuyla ilgili  olarak Lahey Adalet Divanı'na başvurması için davet  edildiğini ifade ettiği bildirilmekte ve Ankara'yı ziyareti  ile ilgili aldığı davete de değinerek, "bu ziyaretin bir sonuca  ulaşması için"  Ankara'ya, yeni bir gelişme kaydedildiğinde  gideceğini söylediği aktarılmaktadır.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Ta Nea gazetesinde (10/01) "Saldırıların Arkasında  Başarısız Eskiler Var" başlığıyla yer alan bir yazıda, CBS TV  kanalında yayımlanan, "terör konusunda Yunanistan'a yönelttiği  suçlamalar ve Avrupa Ordusu" konularındaki Yunan Dışişleri  Bakanı Yorgo Papandreu'nun mülakatı konu edilmektedir.  Çeşitli konulardaki sorulardan sonra, "İspanya'nın ya da  başka AB ortaklarımızın Avrupa Ordusu konusunda neler  düşündüklerini biliyor muyuz?" sorusuna Papandreu'nun verdiği  şu cevabı aktarılmaktadır: "Her şeyden önce bu konuda önemli  bir adımın atıldığını söylemek istiyorum. AB, Avrupa'nın  güvenlik gücüne sahip olması gerektiği konusunda karar almıştır.  Yani AB, başka ülkelere insani yardım ve barış sağlama misyonuna   sahip bir Avrupa Ordusu oluşturmak istiyor. Ordunun misyonu  çerçevesinde, sınırsal bir sorundan ötürü doğacak bir çarpışmaya,  ya da AB'nin Türkiye'ye yönelik olası bir saldırı kararında  rol almasının söz konusu olmadığına inanıyorum. Ankara,  bu konuda yaptığı istişareler sırasında üç talep ortaya attı.  Bir tanesi, Avrupa Ordusu'nun karar mekanizmalarına  katılmasıydı. Ancak, sonunda bu konuda Avrupa'nın görüşünü  benimsedi. Diğer iki talebinden biri, ülkeye karşı bir  saldırının yapılmayacağı garantisini almak, diğeri ise  işbirliği çerçevesinde sorunların çözümlenmesi. Bilindiği  gibi son 20 yıldır bu iki konu Yunanistan için de öncelikli  konulardır. Dolayısıyla Avrupa yetkililerine bu konuları  ciddiyetle ve Avrupai temele dayandırarak, görüşmeye bizim  baştan beri hazır olduğumuzu söyledik. Ankara ise konuları  duruma göre ele almamızı istiyor. Biz bu görüşe katılmıyoruz.  Ülkemizin çıkarlarının yanı sıra, Balkanlar'da, bölgemizde  ve Avrupa'da iyi komşuluğun hüküm sürmesi dikkate alınarak,  kararların alınması gerekir. Avrupa bu görüş çerçevesinde  hareket ettiğinde başarılı olacaktır. Aksi taktirde Yunan  vetosu ile karşılaşacaktır".

11/01/2002   14:50:38

             

           

                    ESKİ SAYILAR