|
16/01/2002
ANKARA, 16/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 15 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yerverilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland gazetesinde (15/01) "Türkiye, Kıbrıs Sorununun 2002'de Çözülmesini Bekliyor" başlığıyla
yayımlanan Marina Zapf'ın
Berlin Büyükelçisi Osman Korutürk ile
yaptığı mülakatta, Korutürk'ün, Kıbrıs-Türkiye-AB ilişkileri
konusundaki görüşlerine yer verilmektedir. Korutürk'ün yaptığı açıklamada,
hemen hemen 28 yıl süren "verimsiz" çabalardan sonra,
başlayacak olan müzakere turuna ilişkin göstergelerin her
zamankinden daha olumlu olduğunu belirterek, olayların şimdiye değin olduğu gibi gelişmesi halinde, 2002'de bir çözüme
ulaşmak için ciddi ümitlerin mevcut olduğunu söylediği aktarılan
yazıda, Kıbrıs'ın 2004 yılında gerçekleşmesi beklenen katılımının
AB için barındırdığı "patlayıcı" özelliği nedeniyle,
AB içerisinde rahatlamaya neden olabileceği ileri sürülmektedir.
Mülakatta, AB'nin, Kıbrıs konusuna bir çözüm getirilmesini
istediği, ancak 1999 Helsinki AB zirvesinde bunu bir katılım şartı olarak
öne sürmediği, diğer taraftan Atina'nın, Kıbrıs'ın dışarıda bırakılması halinde, AB'nin 10 ülkeyi içeren
genişleme planlarını
engellemekle tehdit ettiği hatırlatılmaktadır. Kıbrıs'la
ilgili tarihi olayların dile getirildiği ve iki liderin görüşmeye başlamasıyla başlayan gelişmelerle
ilgili olarak Büyükelçi
Korutürk'ün, "Bir çözüm olasılığı şu anda çok daha
yüksektir, zira başından beri Kıbrıs sorununun içinde yeralan her iki politikacı da doğrudan görüşmelerde
bulunmaktadır. Denktaş için,
Kıbrıs Cumhuriyeti içerisinde Kıbrıs Türklerine siyasi
açıdan eşit bir ortaklık sağlamak, yani bunları bir azınlığa indirgememek, öncelik taşımaktadır "
diyerek, her iki politikacının
da, bir çözüm sağlamak için en iyi konuma sahip olduklarını
belirttiği kaydedilmektedir. Mülakatta, ayrıca, "Türkiye de, Kıbrıslı Türklerin azınlık durumuna düşmelerini
engellemek istiyor. Bülent
Ecevit hükümeti, Türk menfaatlerinin dikkate
alınmaması halinde, Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etme tehdidinin tamamen boşa çıkmasından bu yana, konuya angaje olmuş
bulunuyor. Artık Türkiye'deki
iç politik çevrelerde de, Türkiye'nin AB ile olan
ilişkilerinin Akdeniz adası pahasına daimi olarak bozulmaması yönünde bir eğilim mevcut" şeklinde bir değerlendirme
yapılmakta, Kıbrıs
Rumlarının AB'ye katılımının, Türkiye'nin AB'ye katılımını
zorlaştıracağı tahmininde bulunan
Korutürk'ün, "Eğer Kıbrıs konusu
çözülürse, bu tabii ki
bir artı unsur olur" dediğine işaret
edilmektedir.
ARD'de 12 Ocak 2002 tarihinde yayımlanan ve yapımcılığını Inno Vogel'in yaptığı Kıbrıs konulu "Avrupa
Magazin" adlı programda,
Kıbrıs konusu ele alınmış, adada yaşanan ve iki toplumu
ilgilendiren olaylara yer verilmiş, son olarak da iki toplum
lideri arasında başlatılan müzakerelere değinilmiş ve bu
müzakerelerin önemi vurgulanmıştır. Yayında şu ifadeler de aktarılmıştır:
"Ama şimdi bir şans, bir umut var. Çünkü Kıbrıs yakın bir zamanda AB üyesi olabilecek durumda. Ama hangi Kıbrıs, güney
mi, yarısı mı, yoksa
tamamı mı? Türkiye burada hangi rolü oynayacak? AB'ye
üyeliği isteyen Türkiye, Kıbrıs'tan sonra mı üye olacak? Bu durumda kuzeyde konuşlanan 35 bin asker, Türkler için görüşmelerde
bir koz niteliğinde. Ama kuzeydeki halk acaba ne istiyor?
Güneyle karşılaştırıldığında, Kuzey bir yoksullar evi gibi...
Barış içinde ortak yaşam bir zamanlar varmış, ama bugün
Kıbrıs'taki caminin yanındaki kilise boş duruyor. Yeniden
birleşme konusundaki mevcut ümitlerden birisi de AB. Rauf
Denktaş, 'Kıbrıs Türklerinin
yüzde 90'ı AB'ye girmek
istiyor. Ama aynı kamuoyu
araştırmasına göre, bu yüzde 90, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği öncesinde bu soruna bir çözüm istiyor. Ancak o zaman eşit
haklara sahip olacaklardır,
ancak bu durumda, Kıbrıs'ta bir azınlık olmadıkları
tanınmış olacaktır' diyor... Eğer herşey beklendiği gibi iyi giderse, tarihinde sürekli olarak Şark ile Garp
arasında oradan oraya sürüklenen
bu güzel Kıbrıs adasında önümüzdeki altı
ay içinde, artık huzura kavuşulup kavuşulmayacağına karar
verilecek. Altı aya kadar, Kıbrıs'ın Avrupa'dan yana mı
karar kılacağı belli
olacak."
ÇEK CUMHURİYETİ BASINI:
RFE/RL radyosunun (15/01) "AB: Üyelik Öncelikle İnsan Hakları Kriterlerine Bağlı" başlıklı ve Robert
McMahon imzalı Internet'ten
sağlanan bir yazıda, New York'ta Dış İlişkiler Konseyi'ne
hitaben bir konuşma yapan Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin, yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'ne
üye olma arayışındaki
ülkeler için en önemli kriterin insan hakları olduğunu
söylediği bildirilmektedir. Prodi'nin, büyüme sürecinin aday
ülkelerden birçoğunda insan hakları sicilinin düzelmesini sağladığını
ve büyümenin en önemli sonucunun, yeni üye olan
ülke parlamentolarının yasalarını değiştirmek, azınlıkları
korumak ve (yerel)
demokrasi sağlamak için gece gündüz çalışmaları olduğunu, ayrıca,
Avrupa'nın yaptığı en önemli işin de bu olduğunu söylediği
belirtilen yazıda, ayrıca, "Türkiye'nin üyelik görüşmelerine
resmen alınmasının önündeki en büyük engelin de insan hakları standartları konusundaki görüş ayrılıkları
olduğunu" ifade ettiği
kaydedilmektedir.
KATAR BASINI:
El Şark gazetesinin (15/01) "Ecyad ve Kavakçı" başlıklı ve
Cevad el Umari imzalı Internet'ten sağlanan bir yorumda, Mekke'deki
Ecyad Kalesi'nin yıkılması konusu ele alınmakta, Türkiye'nin gösterdiği tepkiye yer verilmekte, ancak bu tepkinin
yersiz olduğu ifade edilmekte, bu arada laiklik adına yapıldığı
belirtilen bazı uygulamalar İslamiyete yönelik olduğu
iddiasıyla eleştirilmektedir. NATO üyesi ve AB'ye üyelik için
"can atan" Türkiye'nin,
kendisini belki de daha çok Osmanlı Devleti'nin
mirasçısı olduğu için reddeden Batıya bir adım yaklaşmak için "her rolü oynamaya hazır" olduğu
ileri sürülen yorumda,
"Osmanlı Devleti'nin Arap ülkelerinde bıraktığı kültürel miras, devletin
20. yüzyılın başlarında laikleşmesinden sonra
sömürü, zorbalık ve hegemonya simgesi durumuna geldi.
Nitekim Türk
kalelerinde özgürlükçü Araplar hapse atılıp idam ediliyordu.
Oradan kalkan jandarmalar atlarıyla ulusumuzun onurunu
ayaklar altına alıyor,
insanların mallarına el koyup onları açlık ve
korkuya terk ediyordu" denilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Alithia gazetesinde (15/01) "Pastanın Büyütülmesi" başlığıyla yayımlanan başyazıda, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi
Alvaro de Soto'nun "Kıbrıs'a anayasa uzmanı ile
gelmiş olmasının, müzakerecilerin yakınlaşmasının kolaylaştırılması amacıyla, seçenekler pastasının büyütülmesine
çalışılacağı imajını güçlendirdiği" belirtilmekte, Kıbrıs
sorunuyla Türkiye'nin
AB'ye üyeliği arasında bağlantı kurulmaktadır.
Yazıda şu ifadelere de yer verilmektedir: "AB'ye üye olmuş Kıbrıs'la, iki bölgeli bir federasyon çerçevesinde,
Kıbrıs Türk toplumunun güvenliğinin
ve kalkınmasının güvence altına
alınması mümkündür. Kıbrıs Türklerinin böyle bir gelişmeden ve Avrupalılaşmadan korkmaları için hiçbir
neden yoktur. Oysa,
kendilerini daha fazla sefalete sürükleyecek olan
ilhaktan korkmaları için her türlü nedene sahiptirler. Türkiye'nin,
-asgari olasılıklarla ve uzun zamanda da olsa- kendisi için elde etmeyi amaçladığı bir şeyden, yani AB üyeliğinden
Kıbrıs Türklerini mahrum bırakması akıl almazdır. Denktaş'ın,
bir konfederasyon çerçevesinde sahte devletin yasallaşması ve Ankara'nın ayrı egemenlikle ilgili, uzlaşmaz
tezlerinde ısrar etmesi
halinde, yeni görüşme turunun da başarısız
olacağı şüphesizdir ve Kıbrıs Türk liderinin, Ankara'ya
mutlak ilhak koşulları içinde, sefaletinin kalıcılaşması konusunda toplumuna hesap vermesi
gerekecektir. Diğer yandan
Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ta işgal ordusunu ve istilacı
rejimi muhafaza etmesi halinde, AB'ye doğru ilerleyemeyecek
ve AB'ye giremeyecektir."
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde (15/01) "Müzakere Hedefleri" başlığı ve Stavros Ligeros imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Denktaş-Kleridis
arasında başlayacak olan görüşme turunun, oldukça
kritik sayıldığı, Batının bu kez, ne pahasına olursa olsun
bir çözüm anlaşmasının yapılmasını
başarmak istediği belirtilmektedir. Kıbrıs'ın AB üyeliği yolunun,
"Kıbrıs sorununun
aslında çözülmüş olduğu" şeklindeki Türk tezini iptal
etmiş bulunduğuna işaret edilen yorumda, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın geçen yıllarda yapılan görüşmelere
katılmamanın faturasını
üstlenmemek için yeni görüşmelere katıldığı
ileri sürülmektedir. Son yıllarda Ankara'nın, işgal altındaki kesimin ilhak edileceği yönünde tehditler
savurarak, Kıbrıs'ın AB
yolunu engellemeye çalıştığı ifade edilen
yorumda, "15'lerin" bu konuda geri adım atma niyetinde
olmadıklarının açıkça belirlendiğinde, sahnenin değiştiği,
AB üyeliğinin işlemlerinin
yürürlüğe girmesinin, işgalin yarattığı avantajı geçersiz kıldığı kaydedilmektedir.
Yorumda, Kıbrıs
sorununda, "federasyon mu yoksa konfederasyon mu
çözüm?" sorusuna, Amerikalılar ile İngilizler tarafından yönlendirildiği
ifade edilen BM'nin, "Federasyonlarda olduğu gibi
birleşik, tek uluslararası kimlik modeli, ülke içindeki yönetimde
ise, geniş iktidar sahibi olacak iki devletle konfederasyon
modeli" şeklinde ikisinin ortası bir çözüm ile cevap
verdiği bildirilmektedir. Kıbrıs Rum tarafının, görüşmelerin olumsuz yönde gelişmesi halinde, Avrupalıların
sorumluluğu ona yükleme
ve Kıbrıs'ın AB üyeliği yolunu engelleme
fırsatını vermemek için, davranışında mümkün olduğu kadar büyük bir esneklik göstermesi gerektiği vurgulanan yorumda,
müzakere konularının çerçevesinden söz edilmekte ve şöyle
denilmektedir: "Kıbrıs Türk toplumunun, Türk politikasından farklı görüşlerde olması dikkate değer bir husustur.
İşgal altındaki kesimde,
Denktaş politikasına karşı çıkan güçlü bir eğilim
gelişmektedir. Sözde devletteki ekonomik kriz ve Türkiye'nin
kriz içinde batması, kıyaslamalara yol açtı. AB üyeliğinin, hem refah içinde yaşamlarını, hem de güvenliklerini
sağlayacağını kavramaya başlamış olan Kıbrıslı Türklerin sayısı
gittikçe artıyor. Aslında bunun pek büyük önemi yok, çünkü
son söz Ankara'ya aittir. Ancak, Cumhurbaşkanı Kleridis'in
yararlanabileceği bir faktör oluşturuyor." |