21/01/2002     

         

           

            ANKARA, 21/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  18-20 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            AP'nin (18/01) "11 Eylül Sonrası Dönemde Türkiye  Prestij Kazanıyor" başlıklı ve Harmonie Toros imzalı  haberinde, Türkiye'nin 11 Eylül sonrası teröre karşı  verilen mücadeleye destekten dolayı prestijinin arttığı,  dolayısıyla ABD ile ilişkilerinde büyük gelişmeler olduğu  ifade edilmektedir. Ekonomisini kurtarması için uluslararası  kreditörleri ikna etmek için zor anlar yaşayan Türkiye'nin,  şimdi başarılı bir şekilde kendisini Müslüman dünyada iyi bir model olarak sunduğu ve milyarlarca dolar değerinde kredinin  geleceğinden emin gibi durduğu belirtilen haberde, bunda,  Başbakan Ecevit'in, Washington'a düzenlediği dört günlük  ziyaretinin başarıyla tamamlanmasının da etkisi olduğuna  dikkat çekilmektedir. Başbakan Ecevit ile görüşen Başkan  George W. Bush'un, Türkiye'nin ABD'nin yakın bir dostu ve  müttefiki olduğunu söylediğine işaret edilen haberde,  “Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olan Türkiye,  dinin siyasette kullanılmasını yasaklayan sıkı bir laik  anayasayla yönetiliyor. Türkiye aynı zamanda parlamenter  bir demokrasi. Ancak, Avrupa Birliği ve bir ölçüde de ABD,  güçlü ordunun rolünü azaltması ve insan haklarının teminat  altına alması için Türkiye'den yasalarında reform yapmasını  istiyor. Uzmanlar ve hatta Türk yetkililer, 11 Eylül  saldırısının Batının Türkiye'ye karşı olan tavrının  değişmesindeki ana etmen olduğu görüşündeler” denilmektedir.  Haberde, ayrıca, Türkiye'nin, yeni rolünün AB'ye girme  isteğine de yardımcı olmasını umduğu belirtilmekte, ancak,  AB'nin, sık sık Ankara'nın zayıf insan hakları sicili ve  ordusunun güçlü rolünü vurgulayarak, Brüksel'in, Türkiye'nin  Birliğe katılma görüşmelerini başlatması için ülkenin hala  çalışması gerektiğini söylediğine işaret edilmektedir.

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (18/01) "Kıbrıs'ın  Geleceği" başlıklı ve Rainer Hermann imzalı yorumunda,    Kıbrıs görüşmelerine yer verilmekte, tarihsel geçmiş  hatırlatılmakta ve gelinen noktada tarafların sorunu  çözmek zorunluluğuyla karşı karşıya olduğu vurgulanmaktadır.  Yorumda, konuyla ilgili olarak şu değerlendirme yapılmaktadır: “Başaktörler şimdi, belki de son girişimi yaptılar. Çerçeve  koşulları, daha öncekilerden çok daha uygun. Bir taraftan,  iki anavatanın, yani Yunanistan ile Türkiye'nin yakınlaşması,  iki halka da barış içinde birlikte yaşayabileceklerini  gösteriyor. Güvensizliğin bir ürünü olan konfederasyon  taslağı, böylece cazibesini kaybediyor. Kıbrıslı Rumlar  da, iki bölge ve iki toplum temelinde bir federal devlet  oluşumuna çoktandır hazırlar, böylece Kıbrıslı Türklerin  bölünmenin ilk yıllarındaki bir talebini yerine getirmiş  oluyorlar. Öte yandan Türkiye, Kıbrıs'taki bölünme  statükosunda ısrar ettiği takdirde, Avrupa'ya giden yolunu  tıkayacağını anladı. Türkiye, Laeken'deki son AB zirvesinden hemen sonra, iki engeli ortadan kaldırdı: AB üyesi olmadığı  halde güçlü bir şekilde yeralmak istediği Avrupa Güvenlik  ve Savunma Politikası'na onay verdi; Kıbrıslı Türklerin  lideri Denktaş'a, Ankara'nın Kuzey Kıbrıs'taki bir Türk  Devleti için kendi AB perspektifini feda etmek istemediği  sinyalini gönderdi. Bunun üzerine Denktaş, karşıtı  Klerides'e doğrudan görüşme teklifinde bulundu. Denktaş ve Klerides, bölünmenin giderilmesine ilişkin bir çerçeve  anlaşması konusunda Haziran'a kadar görüş birliğine varmak  istiyorlar... Ankara açıkça, Kıbrıs ile kendisinin AB  üyeliği arasındaki mesafenin fazla büyümemesine, hatta  muhtemelen ikisinin birbirine bağlanmasına çalışıyor.  AB'deki havayı yanlış yorumlayarak, Kopenhag kriterlerinde de siyasi bir kolaylık ümit ediyor... Uzun süredir ayrı  olan şeylerin yeniden kaynaşması gerekiyor. Başarılı olunsa bile, bu zaman alacaktır. İki topluma da, kendi  kimliklerini muhafaza edecek kadar serbest bir alan bırakmayan her girişim, başarısız olmaya mahkum olacaktır. Akıllıca bir diplomasi, deli gömleği bağlamaz, kaleyi  gevşek bütüne bağlar ve yapının üzerini bir kubbe ile  örter. Kıbrıs konusunda, Avrupa Birliği çatı olacaktır.  Yani, başarısız olan 1960 Anayasası artık Kıbrıs kimliğinin  macunu olmayacaktır. Avrupa Birliği, adada birlikte yaşayan iki topluma yegane güvenilir bağlanma gücünü sunmaktadır. Bu nedenle Avrupa, Kıbrıslı toplumlar için ortak bir  perspektiftir. Bu, güneyden ziyade tecrit edilen ve  fakirleşen kuzey kesimi için geçerlidir.”     

            Suddeutsche Zeitung'un (18/01) "Ankara'nın Avansları"  başlıklı ve Christiane Schlötzer imzalı yorumunda, Kıbrıs  görüşmelerinin başlaması ve gelişmelerin büyük bir umut  doğmasına yol açtığı ifade edilmekte ve “KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum Lideri Galfkos Klerides,  Washington ve Brüksel'deki diplomatlar ve hatta Ankara ve Atina'daki ezeli düşmanlar bile. Umutlar öylesine  büyük ki, tıpkı Kıbrıs sahillerinde dalgaların köpükleri  arasından doğan güzellik tanrıçası Afrodit gibi, yeni bir  devlet doğuyor gibi düşünülebilir” denilmektedir. Yorumda,  yeni devletin henüz bir adı, istiklal marşı ve bayrağı  olmadığı, ama AB üyesi olmak için en iyi şansa sahip olduğu  vurgulanmakta, Kıbrıs'ın, soğuk savaş döneminin Akdeniz'deki  son kalıntısı olan 'siyasi bir tuhaflık' olduğu, ancak bu  yıl içinde acı dolu geçmişinin yüklerini üzerinden  atabileceği, çünkü şimdi herkesin bunu istediği dile  getirilmektedir. “Lefkoşa'daki görüşme masasında antik  tanrılar değil, her türlü Bizans hilesini ve karşısındaki  rakibinin yüzündeki bütün kıvrımları bilen iki yaşlanmış  savaşçının oturduğu, onların adalarındaki bu saçma  bölünmeyi ortadan kaldırmak için son bir deneme daha  yapmalarının bile, özellikle Türkiye'nin değişen  önceliklerinin bir sonucu olduğu” belirtilen yorumda,  “Ankara'nın, birliklerinin adaya inmesinden 27 yıl  sonra hedefine ulaşamadığını görmek zorunda kaldığı, bir zamanlar Rumların şiddetinden kurtarılmak istenen  pekçok Kıbrıslı Türk'ün, adayı terk ettiği, minik Kıbrıs  Türk devletinin ekonomik ve siyasi olarak tecrit edilmesi  ve ayrıca demokratik hakların sınırlanmasının acısını  çeken bu kişilerin, Lefkoşa'da yaşamaktansa Londra'da  yaşamayı tercih ettikleri” ileri sürülmektedir.  “Ankara'nın, Kıbrıs konusundaki mücadelesini kendi  ülkesinde de kaybettiği, Cumhuriyetin yaklaşık 80  yıllık tarihinin en ağır ekonomik krizinde pek çok  kişinin gözünün açıldığı, Kıbrıs'ın, Türkiye için  masraflı bir eğlence olduğu” iddia edilen yorumda,  çözülmemiş bir Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB yolunu  tıkadığı, kendi AB adaylığından vazgeçmeyi her geçen  gün daha az sayıda Türk'ün makul bulduğu belirtilmekte,

            Ankara'nın uzlaşma konusundaki hevesinin büyük olduğu,  hatta muhtemelen Rumların vermeye hazır oldukları  tavizden bile daha büyük olduğu kaydedilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (18/01) "Akdeniz'de  Buzlar Çözülüyor" başlığı ve Gerd Höhler imzasıyla  yayımlanan bir yazıda da aynı konuya yer verilmektedir.

            AZERBAYCAN BASINI:

            Hürriyet gazetesinin (18/01) "Rusya, Avrupa Birliği ve ABD Arasında Türkiye İçin Sürdürülen Mücadele" başlıklı ve Anar imzalı bir yazısında, dış politikasında ciddi  başarılar elde eden Türkiye'nin, dünya devletleri  arasındaki nüfuzunun giderek arttığı ifade edilmekte,  son zamanlarda bu ülkeye dünyanın önde gelen  devletlerinin ilgisinin artmış olmasının bunun kanıtı  olduğu belirtilmektedir. “AB tarafından Türkiye'ye Kafkasya'da büyük yetkiler tanınmasının, ABD'nin bu  ülkeye bir çok imtiyazlar vermesi ve tam da bu günlerde Rusya'nın silah satma konusunda Türkiye'yle anlaşmaya varması gibi konuların gündeme gelmesinin önemine dikkat çekilen yazıda, “Peki acaba bu mücadele nasıl  sonuçlanacak?” ve    “Bu durum, Rusya, Amerika ve  genel anlamda Avrupa Birliği arasında ve bu devletlerden herhangi biri ile Türkiye arasında zıtlıklar yaratacak  mı?” sorularının yanıtı aranmakta, konuyla ilgili olarak  Siyaset Bilimci Elhan Mehdiyev'in görüşleri aktarılmaktadır. Yazıda, Mehdiyev'in, Rusya, ABD ve AB arasında Türkiye  için bir mücadele sürdürüldüğünü düşünmediği, kaydedilmekte ve "Türkiye kendi yeri, gücü ve önemi nedeniyle hem  Avrupa'nın ve hem de Rusya'nın ilişki kurmaya çalıştığı  bir ülke konumundadır. Bu nedenle Türkiye'nin kendisi  de büyük bölgesel bir devlet olarak ve bağımsız bir  politika yürüterek Rusya, AB ve ABD ile kendi çıkarları doğrultusunda tarihi ve siyasi ortama uygun ilişkiler  kurmaya çalışıyor" şeklindeki görüşleri aktarılmaktadır.  Elhan Mehdiyev'e göre, büyük devletlerin Türkiye'ye olan  ilgilerinin giderek artmasının, bu ülkenin aktif ve  bağımsız siyasetinin bir sonucu olduğu belirtilen  yazıda, ayrıca, son dönemlerde önemli devletlerin ayrı  ayrı Türkiye'ye ilgileri artmış olsa da bu durumun,  sözü edilen ülkeler arasında bir sürtüşme ile  sonuçlanmayacağı, bir NATO üyesi olsa da Türkiye'nin,  her hangi bir ülkeden silah satın alabileceği  belirtilmektedir. Rusya ile Türkiye arasındaki askeri  işbirliğinin Azerbaycan'ı da olumlu yönde etkileyeceğini  belirten Mehdiyev'in, "Bu işbirliğini ancak alkışlamak  gerekiyor" dediğine işaret edilen yazıda, şu ifadelere  de yer verilmektedir: “Avrupa ülkelerinin kendilerinin  de Rusya ile askeri işbirliği yaptığını belirten  Mehdiyev, 'Yunanistan da Rusya'dan silah alıyor. Yani  Türkiye, Ermenistan veya Azerbaycan değil ki, Rusya'dan  niye silah aldın desinler' dedi. Mehdiyev, son zamanlarda  Kafkasya'nın Türkiye'nin ilgi alanına bırakıldığına  ilişkin görüşlerin de kesinlikle reddedilmesi gerektiğini  belirterek, bu tür söylentilerin Türkiye için de tahribat  karakteri taşıdığını ifade etti. 'Çünkü, hiç bir toprağı  ve bölgeyi hiç bir ülkenin ilgi ya da nüfuz alanına terk  etmek söz konusu değildir' diyen Mehdiyev, sadece  Türkiye'nin Avrupa Birliği ile belirli bir anlaşması  olduğunu ve bu anlaşmaya göre de Ege ve Kafkasya'da  Avrupa Ordusu'nun herhangi bir operasyondan önce  Türkiye'den izin alması gerektiğini ifade ederek,  'Bu da tabiidir. Çünkü buralar Türkiye'nin sınırlarıdır. Burada nüfuz alanından söz etmek gülünçtür' dedi. Mehdiyev'e göre, Avrupa Birliği'ndeki bazı ülkeler, Türkiye'nin AB'ye alınmasını hiç istemiyorlar.  Yunanistan'la düşman durumunda olduğu için Türkiye'yi, 'Ermeni soykırımı' meselesini gündeme getirerek  zayıflatmak istiyorlar. Bu nedenle Ermenistan'ın da  içinde bulunduğu Kafkasya'nın Türkiye'nin nüfuz  alanına bırakıldığı düşüncesi komiktir.”

            FRANSA BASINI:

            L'express dergisinde (18/01) "Kıbrıs: Bıkkınlık  Veren Duvar... AB'nin Genişlemesi, Adanın Bölünmesinden  27 Yıl Sonra Kıbrıslı Rum ve Türklerin Barışması İçin  Bir Şans Olabilir" başlığıyla yayımlanan bir yazıda,  “Akdeniz'in ortasında yükselen son 'Berlin Duvarı'”  olarak adlandırılan Kıbrıs sorunu ele alınmakta,  çözümün, Avrupa Birliği'nin baskısı altında çözümlenmesi olasılığından söz edilmektedir. Adada yaşayan iki  toplum liderinin görüşmelere başlamasının “olumlu  bir adım” olarak değerlendirildiği yazıda, Kıbrıs  "vakasının", Avrupa Birliği'nin genişlemeye  hazırlandığı günümüzde gerçek bir diplomatik  “baş belası” oluşturduğu ifade edilmektedir.  2004'te üyeliğe kabul edilmeyi bekleyen adaylar  arasında “sınıfın en iyi öğrencisi” olan Kıbrıs'ın  ikiye bölünmüş olmasının önemli bir sorun yarattığı  belirtilen yazıda, sorunun Avrupa'da olduğu kadar  Türkiye için de büyük engel olduğu kaydedilmektedir. Yazıda, ayrıca, “Ama Onbeşler bir bahse girdiler:  Türkiye'yi devam edemeyeceği bir durumla karşı karşıya  bırakmak gibi. Dosyadan sorumlu Avrupalı bir memurun  özetlediği gibi Türkiye'nin üyesi olmayı arzuladığı bir örgütün bir kısmını askeri açıdan işgal etmeye  devam etmesi tuhaf olur. 'Türkiye geri adım atacak ve  birliklerini geri çekecek mi? Herşey istediğimiz gibi  olursa, Onbeşler, tek bir askeri seferber etmeksizin  bir ihtilafa son vermiş olacaktır. Böylesi hiç görülmedi'  diyor aynı iyimser Avrupalı bürokrat ” denilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Financial Times gazetesinin (18/01) "Kıbrıs Sürprizi"  başlıklı başmakalesinde, Kıbrıs sorununun çözümü yolundaki  adada yaşayan iki toplum liderinin müzakerelerinden söz  edilmekte, çözümün zorunluluğu dile getirilmektedir. Kıbrıs  ve Avrupa Birliği arasındaki üyelik görüşmelerinin bu yılın  sonunda tamamlanacağı, Avrupa Birliği'nin siyasi bir çözüm olsun ya da olmasın Kıbrıs'ı üyeliğe kabul edeceğini  açıkladığı, adanın üyeliğinin beceriksizce ele alınması  halinde, genişleme sürecinin tamamının raydan çıkacağı ve  Avrupa Birliği'nin Türkiye ile gergin olan ilişkilerinin  daha da kötüleşeceği ifade edilen yazıda, Kıbrıslı Türkler  olmaksızın Kıbrıs'ın üyeliğe kabul edilmesi durumunda,  Kıbrıslı Rumların gerekli fedakarlıklara yanaşmayabileceği belirtilmekte ve şöyle denilmektedir: “Son yıllarda, Rauf Denktaş daha uzlaşmaz bir tutum içindeydi. Ankara,  Kıbrıs'ın bir çözüm sağlanmaksızın üyeliğe kabulü halinde,  adanın kuzeyini ilhak etmek tehdidinde bulunmuştu. Türk  görüşünde şimdi bazı küçük değişimler görülüyor. En ümit  verici yanı, Denktaş'ın, görüşmeler için kuzeyin bağımsız  bir devlet olarak tanınması önkoşulundaki ısrarından  vazgeçmiş olmasıdır. Ankara, Avrupa Birliği ile savunma  konusundaki sorununu çözdü. Belki de çözümlenmemiş Kıbrıs  sorununun, Avrupa hayallerinin gerçekleşmesine ciddi bir  engel teşkil ettiğinin sonunda farkına vardı. Yaşlanan  Kıbrıslı iki lider, daha olumlu bir miras bırakmak  istiyorlarsa, ciddi görüşmelere ve de fedakarlıklara  hazır olmalılar... Avrupa Birliği ve Birleşmiş  Milletler'in de yardımıyla, Klerides ve Denktaş'ın  sorunları kendi aralarında çözümlemeleri gerekiyor.  Dört taraf da, üyelik görüşmelerinin son aşamasında  söz hakkına sahip olmalıdır. Avrupa Birliği liderleri, herhangi bir uzlaşma belirtisi görüldüğünde Türkiye  ve Yunanistan'ın destek vermesini isteyebilirler. Tarafların düşmanlığı ve birbirlerine karşı olan  güvensizliği göz önüne alındığında, görüşmelerde  gelişme olabileceğinden umutlanmak aptalca olabilir. Ancak bu, yıllardır ele geçen en iyi fırsat.  Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği, Avrupa'nın en  ıstıraplı bölünmelerinden birinin yarasını sarabilir.”

            SUUDİ ARABİSTAN BASINI:

            Arab News gazetesinde (18/01) "Kıbrıs Görüşmeleri"  başlıklı başmakalede, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş  ile Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Klerides'in, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla yaptıkları görüşme ele  alınmakta, görüşme sonunda, görüşmeleri, ön şartsız  ve haftada üç gün olarak sürdürme yönünde alınan  kararın, yıllardır devam eden “acı ayrılığı” sona  erdirmek için son bir fırsat olarak değerlendirildiği  bildirilmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (Rum) 2004  yılında AB üyeliğinin gerçekleşecek olmasının denge unsuru olabileceği, Denktaş'ın, adanın üçte birini  teşkil eden Türk toplumunun da AB üyesi olması  çerçevesinde durumu öncelikle dikkate alması gerektiği vurgulanan yazıda, Brüksel'in, iki toplum arasında  devamlı bir çözüm sağlamasına bakmaksızın, Kıbrıs'ın  AB'ye ortaklığı yönündeki baskısını sürdüreceğini  açıkça ifade ettiğine işaret edilmekte ve Ankara için de, Türkiye'nin AB üyesi olma beklentisinin Kıbrıs'taki  barış görüşmelerinin başarı durumuna bağlı olduğuna  dikkat çekilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Atina Haber Ajansı'nın (18/01) "Simitis, Ege Konusunda Adres Olarak Bir Kez Daha Lahey Adalet Divanı'nı Gösterdi" başlıklı haberinde, Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit'in  basın toplantısındaki açıklamasına ve Yunanistan Başbakanı  Kostas Simitis'in Bakanlar Kurulu toplantısından sonra  yaptığı açıklamaya yer verilmektedir. Simitis'in, Kıbrıs'ın  AB'ye üyeliği, Yunanistan'ın 2003 yılındaki AB dönem  başkanlığı ile 2004 Atina olimpiyat oyunlarının, dış  politikanın temel taşlarını oluşturduğunu söylediği  aktarılan haberde, AB'nin genişlemesi ve Kıbrıs'ın AB  üyeliğini öncelikli konular olarak sayarak, Yunanistan'ın  siyasi iradeye sahip olduğunu ve bunun gerçekleşmesi  için de yasal olanaklara sahip olduğunu açıkladığı ve  Kıbrıs konusundaki muhtemel gelişmelerin, Türkiye ile  güven ortamını arttıracağını vurguladığı bildirilmektedir.  Simitis'in, Başbakan Bülent Ecevit'in ABD'de yaptığı ve Ege'de uzlaşma öneren açıklamasına cevaben de, bir kez  daha Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nı gösterdiği  belirtilen haberde, Başbakan Ecevit'in düzenlediği  basın toplantısında, Türkiye'nin Yunanistan ile arasında varolduğunu kabul ettiği çeşitli sorunların çözümü için  Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na muhtemel bir başvuruyu  reddettiği, Ege konusunun, hukuki değil siyasi olduğunu  belirttiği açıklamasına da yer verilmektedir. Haberde,  ayrıca, Yunanistan Hükümet Sözcüsü Hristos Protopappas'ın,  Ecevit'in Washington'da yaptığı açıklamayla ilgili bir  soruya cevaben, "Türkiye Başbakanı Ege konusunda herhangi  bir sorun olduğunu ileri sürüyor ve bunda haklı olduğunu  kabul ediyorsa, Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na  başvurabilir. Bizim açımızdan, kıta sahanlığının  sınırlarının belirlenmesi dışında başka herhangi bir  sorun yoktur" dediğine de işaret edilmektedir.

           

           

 

21/01/2002   18:02:35

             

           

                    ESKİ SAYILAR