23/01/2002     

 

            ANKARA, 23/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            AP'nin (22/01) "Türkiye Başbakan Yardımcısı, Kürtçe  Eğitim Konusunda Ilımlı Davranılması Gerektiğini Söyledi"  başlıklı ve Ben Holland imzalı haberinde, Başbakan Yardımcısı  Mesut Yılmaz'ın, hükümetteki milliyetçilerin kesinlikle karşı  olduğu, ana dillerinde eğitim yapma konusunda Kürt  öğrencilerin artan talepleri karşısında ılımlı davranmak  gerektiğini söylediği bildirilmektedir. Başbakan Yardımcısı  Yılmaz'ın bu açıklamasının, hukukçuların Avrupa Birliği'ne  üyelik koşullarını yerine getirmek için insan hakları  konusunda gerçekleştirilecek reformları tartışmaya hazırlık  yaptıkları sırada geldiğine işaret edilen haberde,  reformların, polisin gözaltı süresini yedi günden dört güne  indirmeyi ve gözaltında bulunanlara akrabalarını ya da  avukatlarını bilgilendirme izni verilmesini kapsadığı  belirtilmektedir. Yılmaz'ın, bugünkü yasaların geçtiğimiz  iki hafta içinde Kürtçe eğitim talebiyle toplu dilekçe  vermekten gözaltına alınan yüzlerce öğrencinin taleplerini  karşılamayı imkansız kıldığını ve "Ancak bu talepleri  ılımlı karşılamak daha iyi olacaktır" dediği kaydedilen  haberde, Başbakan Yardımcısı ve MHP Lideri Devlet  Bahçeli'nin, dilekçelerin Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi  tahmini 12 milyon Kürt vatandaşına kültürel haklarını  vermeye zorlamasıyla Kürt kimliği hakkını savunmak için  ortak bir çaba olması korkularını tekrarlayarak buna karşı  çıktığı ve "Bu kampanyanın planlı bir oyunun parçası  olduğuna şüphe yoktur. Ülkeyi köşeye sıkıştırmaya  çalışıyorlar" dediğine dikkat çekilmektedir.

           

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Rundschau gazetesinin (22/01) "Ankara İdam  Cezasını Tartışıyor" başlıklı bir haberinde, Türk Hükümetinin,  AB'ye giriş şansını artırmak amacıyla idam cezasının tümüyle kaldırılmasını tartıştığı bildirilmekte, Türk parlamentosunun,  AB'nin "daha fazla demokrasi" taleplerine cevap verir konuma  gelmek amacıyla geçtiğimiz yıl çok sayıda maddeyi içeren  anayasa değişikliğini gerçekleştirdiği, ancak AB ve Avrupa  Komisyonu tarafından kaldırılması istenen idam cezasının  sadece sınırlandırıldığı ifade edilmektedir. Başbakan  Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın televizyonda yaptığı bir açıklamada,  Ceza Yasası reformuna ilişkin meclis görüşmelerinde idam  cezasının tamamen kaldırılması şansının bulunduğunu söylediği  aktarılan haberde, Milliyetçi-liberal ve ülkesinin AB ile  ilişkilerinden sorumlu olmasının yanı sıra uzun süreden bu  yana reformlar yapılması çağrısında bulunan Yılmaz'ın, yasa  değişikliğinin bu yıl içerisinde yürürlüğe girebileceğine  olan inancını dile getirdiğine işaret edilmektedir. Savaş  durumlarında ve terör faaliyetlerinde idam cezasının  geçerliliğini sürdürdüğü belirtilen haberde, Türk  mahkemelerinin yakın zamanlarda da idam cezaları verdiği,  ancak bu cezaların 1984 yılından bu yana infaz edilmediğine  dikkat çekilmektedir.

            AZERBAYCAN BASINI:

            Şark gazetesinin (22/01) "Ecevit'in Amerika Zaferi:  Zaferin Işığı Azerbaycan'ı da Aydınlatıyor" başlıklı ve Turan  Elses imzalı yorumunda, Başbakan Bülent Ecevit'in ABD  gezisinin tam anlamıyla tarihi bir önem taşıdığı ifade  edilmekte, gelişmelerin Azerbaycan'a da olumlu bir şekilde  yansıyacağı değerlendirmesi yapılmaktadır. Söz konusu ziyaret  sonunda, Türkiye'nin bölgedeki öneminin arttığı ifade edilen  yorumda, dünya siyasetindeki ağırlığının da çok arttığı,  bölge ile ilgili sorunlarının ise bir hayli azaldığı  belirtilmektedir. Avrupa Birliği'nin, Kıbrıs problemini  Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda çözme kararı vermiş  bulunduğuna işaret edilen yorumda, Türkiye'nin Kafkasya, İran  ve Rusya ile ilişkilerindeki gelişmelerden de söz edilmekte,  Türkiye'nin Kafkasya'daki nüfuzunun artmasının Azerbaycan ve  Gürcistan için geniş imkanlar açtığı ve bölgenin güvenliği  bakımından bunun çok büyük bir öneminin olduğu vurgulanmaktadır.  Yorumda, Irak konusunda ise, Amerika'nın, Türkiye olmadan bu  konuyla ilgilenmeyeceği vaadinde bulunmasının altı çizilmekte,  Orta Asya ve Afganistan konusunda da Türkiye'nin büyük bir  şans elde ettiği ifade edilmektedir. Ayrıca, ABD'yle Türkiye  arasında ekonomik ilişkilerin yeni bir aşamaya geçmesinin de  çok önemli bir mesele olduğu belirtilen yorumda şöyle  denilmektedir: “Bütün bu gelişmelerin çok ciddi jeopolitik  önemi var. Bu kısaca şu demektir: Türkiye bölgede bir süper  güce dönüşüyor. Uluslararası alanda da bunun için yeşil ışık  yakılıyor. Yakın gelecekte, Avrupa Birliği'nin sınırları  Nahcıvan'dan geçecek. Bu ise Azerbaycan'ın da AB'ye üye  olması için çok önemli bir faktördür. Bizim şimdi Türkiye  gibi güvenli bir köprümüz var. Geliyoruz, Avrupa!”

            İNGİLTERE BASINI:

            Time dergisinde (22/01) "Ege'de Karşı Karşıya Gelmeye  Karşı Yüzyüze Görüşme" başlığı ve Morton Abramowitz imzasıyla  yayımlanan ve Internet'ten sağlanan makalede, Kıbrıs sorunu  ele alınmakta, sorunun mutlaka çözümünün gerektiği, çünkü,  Kıbrıslı Rum ve Türkler arasındaki çeyrek asırlık bölünmenin,  Türk-Yunan ilişkilerindeki en büyük sorun olması bir yana,  dünya için de “dipsiz bir kuyuya dönüştüğü” ifade edilmektedir.  “Artık o dipsiz kuyu yok; dünyanın da bildiği Kıbrıs  meselesinde çözüme ulaşılabilir. Bu, AB'nin, Kıbrıs Rum  kesimine önümüzdeki birkaç yıl içinde tam üyelik imkanı  sağlamaktaki ısrarı sayesinde oldu. Ne var ki, AB'nin bu  tutumu, meseleyi Kıbrıs'tan çok daha önemli bir hale  getirmektedir; bu da, Türkiye'nin Avrupa'daki geleceğidir”  şeklindeki bir değerlendirmeye yer verilen yazıda, AB'nin,  Türkiye'ye, Kıbrıs meselesini çözmesini, aksi halde üyelik  şanslarını yitireceğini açıkça ifade ettiği, ancak Türkiye'nin,  teslimiyet yerine karşı atağa geçerek, Rum kesimi tam üyeliğe  kabul edilirse, Türk kesimini ilhak edeceği uyarısında  bulunduğu hatırlatılmakta, bunun ise, Türk-Yunan ilişkilerine  gölge düşüreceği ve AB ile Türkiye arasında sürekli sürtüşme  konusu olacağı ifade edilmektedir. Uzun vadede zarara uğrama  ihtimalinin, tüm tarafların geri adım atmalarına yol açtığı  ve böylece müzakerelerin başlayarak olumlu bir hava doğmasına  yol açtığı vurgulanan yazıda, “Türkiye için, Kıbrıs'ın  geleceğinden çok daha fazlası söz konusudur. Türk seçkinleri,  özellikle de Türk girişimcileri, Kıbrıs konusundaki katı  tutum yüzünden ülkenin, AB üyeliğini kaçırmasını istemiyor;  bazı Kıbrıslı Türkler de böyle düşünüyor. Ankara hükümeti,  AB'ye girmekte kararlı olduğunu açıkça ifade etmiş olmakla  birlikte bir açmaz içindedir. Kıbrıs sorunu çözülmedikçe üye olamayacağının farkındadır; hükümet şimdi Kıbrıs konusunda  ciddi siyasi yaralar aldığı tavizlerde bulunabilmiş, ama  hala AB'ye üye olmuş değildir” denilmektedir. Yazıda, ayrıca,  siyasi ve ekonomik kriterleri yerine getirse dahi, AB'nin  diğer konularda da çıtayı yükselteceğine inanan birçok Türk'ün, Avrupalıların kendilerini hiçbir zaman aralarına almayacakları  görüşünde olduğu ileri sürülmekte, Brüksel'in, Kıbrıs'ta bir  çözümü üyelik şartı yaparak Türkiye için bir hedef koyduğuna  işaret edilmekte, AB üyesi Yunanistan'ın, Türkiye'nin üyeliği  için Ege kıta sahanlığında petrol ve gaz arama haklarından  başka Türk-Yunan ihtilaflarının da çözülmesi şartını koştuğu,  şimdiki Yunan hükümetinin, komşusu ile ilişkilerini  iyileştirmiş olmakla birlikte gerekirse adanın bölünmüş  olarak üyeliğe alınmasında ısrarlı olacağı ifade edilmektedir. Türkiye'nin, AB üyelik kriterlerini yerine getirebilecek  konuma gelmesinin çok zaman alacağı belirtilen yazıda, ancak,  Ankara'nın, bu amaç doğrultusunda ciddi adımlar atmakta  olduğu, bunun da üye olsun ya da olmasın ülke yararına olduğu kaydedilmekte ve “Avrupa -fiili zorluklar ne olursa olsun-  Kıbrıs sorununun çözümünü, Türkiye'nin, yalnızca halihazırdaki  talepleri yerine getirmesi halinde AB'ye katılabileceği  konusunda çok daha sağlam teminatlar vermeye hazır mıdır?”  sorusuna yanıt istenmektedir.

           

            Financial Times gazetesinde (22/01) "Türkiye AB'ye  Katılmak İçin İnsan Hakları Konusunda Ilımlı Reformlar  Yapacak" başlığıyla yayımlanan Leyla Boulton imzalı  Internet'ten sağlanan bir makalede, Türk Hükümetinin Meclis'e,  Avrupa Birliği'ne katılım görüşmelerinin başlamasının önkoşulu  olan insan hakları reformları konusunda küçük çapta bir  uzlaşma paketi sunmasının beklendiği bildirilmekte,  "Mini-demokratikleşme paketi" olarak adlandırılan önerinin,  Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu olağanüstü hal bölgesindeki  uygulamalar da dahil olmak üzere tüm gözaltı sürelerinin yedi  günden dört güne indirilmesini öngördüğü, geçen yıl kabul  edilen anayasal reformların uygulanması amacıyla oluşturulan  tasarının, gözaltında bulunanların ivedilikle avukat ve  aileleri ile görüşme hakkını taahhüt ettiği belirtilmektedir.  Bu reformların, işkence olasılığını azaltacağı ve AB'nin  aday ülkeler için belirlediği "siyasi kriterlerin" bazılarını karşılayacağı için memnuniyetle karşılanacağı ifade edilen  yazıda, ancak, diğer önerilerin, AB'yi ve Türkiye'de reformu  savunanları hayal kırıklığına uğratacağa benzediği, çünkü  tasarının, ifade özgürlüğü konusundaki katı kısıtlamaların  kaldırılmasına yönelik çok az bir yenilik içerdiği, Hükümetin,  gözaltı sürelerini kısaltırken, bir taraftan da, halk  arasında kin ve nefret duygularını teşvik suçuna ilişkin  312'nci ve Devlete karşı işlenen suçları içeren 159'uncu  maddelerin kapsamını genişlettiğine dikkat çekilmektedir. 

            İSVİÇRE BASINI:   

            Neue Zurcher Zeitung'un (22/01) "Kıbrıs'ın Yeniden  Birleşmesinden Duyulan Endişeler" başlıklı yorumunda, Kıbrıs  konusunda müzakerelerin başlamış olmasından duyulan memnuniyet  dile getirilmekte, “politik görüşmelerin başlangıcındaki  iyimserliğin birleşme şansını artırdığı” ifade edilmektedir.  Birleşmiş Milletler himayesinde sürdürülen barış  görüşmelerinde bir aşama kaydedilmesi umudunun hakim olduğu  kaydedilen yorumda, Birleşmiş Milletler temsilcisinin  ifadesine dayanılarak, Türk tarafının Kıbrıs politikasında  gerçekten temelden bir değişim gerçekleştirmesinin yanı sıra  Kıbrıs'ın AB üyeliğine alınmasının Türkiye'nin AB'ye  girişinin bir koşulu olarak tanımlanmasından vazgeçilmesinin  de sorunun çözümü yolunda yeni adımlar atılmasını  kolaylaştırdığı belirtilmektedir. Yorumda şu ifadelere de  yer verilmektedir: “Gerçek olan şu ki Rumlar, AB ile  Kıbrıs'ın AB'ye giriş müzakerelerini bu yılın sonuna kadar  bitirmiş olacaklar. 2002 yılı sonuna kadar soruna politik  bir çözüm bulunamazsa Türkiye'nin AB hükümranlık sahasını  işgal ediyor duruma düşmesi tehlikesi var. Bu durum, AB'ye  girmeye talip olan Ankara için korkulu bir rüya gibi. Bir  BM yetkilisine göre, Ankara'daki bu düşünce değişiminin  nedeni 11 Eylül'ün bir sonucu olarak Türkiye'nin  New York'taki terörist saldırıların ardından politik  değerinin ve buna binaen de kendine olan güveninin artmış  olması. Yetkiliye göre bu durum, Türk yönetiminin Kıbrıs'ta  bir çözüm için onay vermelerini kolaylaştırıyor... Yeniden  birleşmenin getirecekleri, Kıbrıs halkında büyük bir endişe  yaratıyor ve bu da yeni birşey. Onyıllar boyunca bir çözüm  bulunması geçek dışı olarak tahayyül edildiğinden yeniden  birleşmeye yönelik her türlü düşünce boğulup gitmiş. Eğer  politikacılar eski Lefkoşa havaalanı, giden yolcular  salonundaki görüşmelerde gerçekten bir birleşme kararına  varırlarsa, bu anlaşma referanduma götürülecek. İşte ilkin o  zaman Rumlar ve Türklerin 30 yıllık ayrılıktan sonra, sadece  fiziki değil aynı zamanda manevi 'yeşil hattı' aşıp müşterek  bir gelecek inşa etmeye muktedir olup olmadıkları görülecek.”

            YUNANİSTAN BASINI:

            To Vima gazetesinde (22/01) "PKK Nedeniyle Ankara AB'ye  Sinirlendi" başlığı ve Alkis Kourkoulas imzasıyla yayımlanan  yorumda, Türkiye'de faaliyette bulunan Kürt PKK ile aşırı  solcu örgütlerin AB tarafından hazırlanan terörist örgütler  listesinde yer almamasının iktidar çevrelerinde gerginlik  yarattığı ileri sürülmekte, Başbakan Yardımcısı Mesut  Yılmaz'ın AB'yi "Mantıklı her insanı tahrik eden hareketlerde  bulunmaktan kaçınmaya" davet ettiği ve Genelkurmay Başkanı  Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun da, AB'yi, Türkiye ile  ilişkilerinde çifte standart uygulamakla defalarca suçladığı belirtilmektedir. Konuya ilişkin tartışmaların, "17 Kasım"  konusunu da ön plana çıkardığı ifade edilen yorumda,  Türkiye'nin eski Atina Büyükelçisi Gündüz Aktan'ın, Yunan  Hükümetinin söz konusu örgütü bildiği teorisini yineleyerek,  Hükümetin bu örgütü kendi amaçları uğruna kullandığını iddia  ettiği bildirilmektedir. Hürriyet gazetesinin diplomatik  konulardaki köşe yazarı Ferai Tınç'ın, "terörizm" teriminin  hangi anlamları kapsadığı konusunda Türk Hükümetinin  determinasyonunu kabul etmeye AB'nin soğuk bakmasını  yorumlamaya çalışarak, "17 Kasım" ile ilişkileri konusundaki  iddialar yüzünden zaten sorunlarla karşılaşan Yunan Hükümeti  için, eline düşen başka bir örgüte terörist damgasını vurması  pek de kolay değildir" dediği aktarılmakta, bu tartışmalara,  Yunan İstihbarat Teşkilatı tarafından düzenlenmiş olduğu  söylenen ve Karfi gazetesinde yayımlanan raporun Türkiye'de  yarattığı karışıklığın da eklendiği ifade edilmektedir.

 23/01/2002   13:38:00

 

         

           

                    ESKİ SAYILAR