24/01/2002     

ANKARA, 24/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (23/01) "Kıbrıs İçin  Geçiş Süreci İstendi" başlıklı ve Rainer Hermann imzalı  yorumunda, Kıbrıs sorununa BM'nin kararları çerçevesinde  bir çözüm sağlamak için, temel anayasal değişikliklerin de  yapılması gerekeceği ifade edilmekte, Kıbrıs Başsavcısı  Alecos Markides'in konuyla ilgili açıklamasına yer  verilmektedir. Markides'in yaptığı açıklamada, 1960  Anayasası'nda hala değiştirilemez olarak belirlenen bazı  maddeler için değişikliğin geçerli olduğunu söylediği  belirtilen yorumda, bölünmenin ortadan kaldırılması için  gidilecek düzenlemelerin, yeni bir anayasa yapılarak mı,  yoksa mevcut anayasada yapılacak bazı değişikliklerle mi  sağlanacağının önemli olmadığını söylediği, asıl belirleyici  olanın "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin sürekliliğinin garanti  altına alınması olduğunu belirttiği aktarılmaktadır.  Başsavcı Markides'in, doğrudan yapılan Kıbrıs görüşmelerine  Kleridis'in üç danışmanından birisi olarak katıldığına  işaret edilen yorumda, Markides'in, mevcut anayasanın  öngördüğü üniter devlet yapısının federe devlete  dönüştürülmesi gerektiğini söyleyerek, buna benzer bir  geçişi Belçika gibi ülkelerin çoktan gerçekleştirdiğini ve  bundan sonraki anayasanın, federe kesimlerden birinin  ayrılması imkanını ortadan kaldırması gerektiğini ifade  ettiği bildirilmektedir. Markides'in, "Kıbrıs sorununa  makul bir çözüm bulunabilmesi için taviz vermeye hazırız"  dediği kaydedilen yorumda, ancak, yeni anayasal ilkelerin  AB'nin isteklerini karşılaması gerektiğini ve bu noktada  hareket alanı bulunmadığını belirttiği aktarılmaktadır.  Markides'in, Avrupa'nın temelini oluşturan özgürlüklerin,  yani yerleşme özgürlüğü, serbest sermaye dolaşımı ve serbest  işçi dolaşımının sağlanması gerektiğini vurguladığı ifade  edilen yorumda, AB'nin ise, hangi yetkilerin  merkezi  hükümette ve hangilerinin eyalette olduğuyla ilgilenmediğini,  sadece AB müktesebatının (Acquis communautaire)  gerçekleştirilmesinin sağlanması gerektiğiyle ilgilendiğine  dikkat çekilmektedir. Yorumda, Denktaş ile Kleridis'in bir  çözüm üzerinde anlaştıkları takdirde, Kıbrıs'ın kuzeyinin  henüz AB müktesebatını yerine getirecek durumda olmadığı  gerekçesiyle adanın tamamının AB'ye alınmasının  ertelenmesine gerek olmadığını söyleyen Markides'in,  Kıbrıs'ın küçük bir ülke olduğunu ve AB'nin ilave bir geçiş  süresi verebileceğini belirterek, "Ben AB'nin engeller  çıkaracağına inanmıyorum" dediği belirtilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (23/01) "Kıbrıs Müzakereleri... Avrupa  Konseyi'nde Ilımlı Karamsarlık" başlıklı ve Denis Rousseau  imzalı haberinde, Avrupa Konseyi parlamenterlerinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  Avrupa Birliği'ne katılmasından önce,  bölünmüş adanın geleceği ile ilgili olarak Kıbrıs Türk ve  Rum toplumları arasında siyasi bir anlaşmaya varılması için  katkıda bulunmanın yollarını aradıkları bildirilmektedir.  Aralık 1998 ile Kasım 2001 tarihleri arasında  gerçekleştirdiği üç ziyaretin ardından Macar sosyalist  Andras Barsoni'nin, hazırladığı raporda ılımlı bir  karamsarlık yansıttığı, bu raporun, Strasbourg'da kış  oturumu için toplanan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi  tarafından benimsendiği belirtilen haberde, “Kıbrıs  Cumhuriyeti” ve Türkiye'nin bu Avrupa örgütüne üye durumda  olduklarına işaret edilmektedir. Raporu hazırlayan  parlamenterin, "Bu ihtilaf, Avrupa'nın çözüm bekleyen en  hassas ve zor problemlerinden biridir"  değerlendirmesinde  bulunurken, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum  Kesimi Lideri Galafkos Klerides'in bir dizi yüz yüze  görüşmeler gerçekleştirme kararlarını "cesaret  verici"  olarak nitelediği kaydedilen haberde, raporda ayrıca,  "yerel halk, bu yerleşimcilerin sayısının yakın bir zamanda  baskın gelmesinden endişe ediyor ve önemli siyasi  kararların adada ve kendi yöneticileri tarafından alınmayıp  Türkiye'nin kendi isteklerini dayattığını düşünüyorlar"  ifadesinin yer aldığı kaydedilmektedir. Macar parlamenterin,  kuzey kesimdeki halkın kendisini AB tarafından terk edilmiş  hissettiğini ileri sürerek uyarıda bulunduğu belirtilen  haberde, AB'nin, Türk kesiminde, "(AB'ye) katılımın  (adanın geneline) getirebileceği avantajların anlatılması  amacıyla bir enformasyon merkezi" açmasını önerdiği ifade  edilmektedir.

            İSVİÇRE BASINI:

            Neue Zurcher Zeitung'un (23/01) "Kıbrıs'ın Yeniden  Birleşmesine Yönelik Korku" başlıklı ve Amelia van Gent  imzalı Internet'ten sağlanan bir yazısında, himayesinde  Kıbrıs'taki barış görüşmeleri sürdürülen BM delegasyonunun,  bu kez bir sonuç elde edileceği umudunu taşıdığı ifade  edilmekte, bir BM temsilcisine dayanılarak Türk tarafının  Kıbrıs politikasında esaslı bir değişim gösterdiği  kaydedilmektedir. Öncelikle, görüşmelerin yeniden  başlamasından önce, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın  "1983 yılında tek taraflı olarak ilan edilen KKTC'nin"  tanınmasına yönelik talebinden vazgeçildiği, ayrıca  Türkiye'nin AB üyeliğinin eskisi gibi Kıbrıs'ın AB üyeliği  için bir koşul olarak ileri sürülmediğine işaret  edilmektedir. Kıbrıs sorununun çözümünün zorunluluğu dile  getirilen yorumda, "Rumların bu yılın sonuna kadar  Kıbrıs'ın AB üyelik müzakerelerini muhtemelen bitirmiş  olacakları gerçeği ilk kez bu güç dengesini sarstı. 2002  yılı sonuna kadar Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm  bulunamaması halinde Türkiye, AB topraklarında işgalci  konumuna düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Bu,  aynı şekilde AB üyeliği çabaları olan Ankara hükümeti için  bir kabustur. BM temsilcisine göre Ankara'daki düşünce  değişikliğinin diğer bir nedeni 11 Eylül'ün bir sonucudur.  Türkiye'nin  New York'taki terör saldırılarından sonra  siyasi bir önem kazandığı ve bunun kendisine bir özgüven  sağladığı belirtiliyor." denilmiştir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Makedonya Haber Ajansı'nın (23/01) "Avrupa Konseyi  Parlamenterler Asamblesi Kıbrıs Türk ve Rum Taraflarına Bir  Çözüm Bulmaları Konusunda Çağrıda Bulundu" başlıklı bir  haberinde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nin,  aldığı bir kararla, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile  Kıbrıs Rum Lider Glafkos Kleridis'e, bütün Kıbrıs halkının  ülkenin AB'ye girişinden yararlanmasına izin verecek bir  formül bulunmasına katkıda bulunmaları ve Kıbrıs ile  ilgili görüşmelerin somut siyasi konular üzerinde  toplanması konusunda çağrıda bulunduğu bildirilmektedir.  Kararda, Helsinki kararlarına rağmen, iki taraf arasında  AB'ye girmeden önce Kıbrıs'ın geleceği konusunda bir siyasi  anlaşma sağlanmasının arzulandığı ve bunun mümkün olduğu  inancının dile getirildiği belirtilen haberde, Avrupa  Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nin Macar Raportörü  Andreas Barsoni'nin "Kıbrıs'ta Durum" konulu raporuna  dayanan kararın, 4 aleyhte ve 2 çekimser oya karşı 93 oyla  kabul edildiği kaydedilmektedir. Kararda, Türkiye'ye,  soruna siyasi bir çözüm bulunmadan AB'ye üyeliği konusunda  Kıbrıs Rum kesimine karşı tehditlerde bulunmaması ve Kıbrıs  Türk liderini, Kıbrıs'ın gelecekteki AB üyeliğinin her iki  topluma da imtiyazlar sağlayacağı yolunda ikna etmesi  çağrısında bulunulduğu ifade edilen haberde, ayrıca,  kararda, uzun bir çıkmazdan sonra iki toplum liderinin,  BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De  Soto'nun da hazır bulunmasıyla, "Avrupa'nın çözüm bekleyen  birçok hassas sorunundan biri olan" soruna bir çözüm bulmak  üzere yüz yüze görüşmelere başlamasından memnuniyet  duyulduğunun vurgulandığı kaydedilmektedir. Haberde, ayrıca,  garantör devletlere (Yunanistan, Türkiye ve İngiltere),  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs konusundaki  kararlarına saygı duymaları ve BM Genel Sekreteri'nin  çabalarının olumlu sonuçlara götürmesi için, daha yapıcı  bir çaba harcamaları çağrısında bulunulduğu da  belirtilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinin (23/01) "Avrupa Ordusu  İçin İspanyol Baskıları" başlıklı ve Angeliki Spanou imzalı  yorumunda, AB Dönem Başkanı İspanya'nın, "Ege ile Kıbrıs'ı  'gri bölgeye' dönüştüren Avrupa Ordusu'na ilişkin metin"   üzerindeki Yunan itirazlarını kaldırma teşebbüsünde  bulunacağı bildirilmekte, bu bağlamda, İspanya Dışişleri  Bakanı Josep Pike'nin, 2002 yılının ilk altı ayındaki  İspanya Dönem Başkanlığı'nın öncelik tanıyacağı konuları  ilerletme amacıyla AB ülkeleri başkentlerine yaptığı  ziyaretler çerçevesinde, Atina'ya yapacağı ziyaretin  önemine işaret edilmektedir. Dönem Başkanlığı'nın öncelik  tanıdığı konular arasında, NATO'nun Avrupa Savunma ve  Güvenlik Kimliği (ESDP) ile ilişkilerinin düzenlenmesinin  de yer aldığı vurgulanan yorumda, konunun, geçen Aralık  ayında Belçika Dönem Başkanlığı sırasında, Yunan  tarafından ifade edilen itirazlar yüzünden çözümlenemediği  hatırlatılmaktadır. Hükümetin niyetinin, İspanya Dönem  Başkanlığı'yla daha iyi anlaşabileceğine ve Laeken'de  Yunanistan'ın aleyhinde olan ortamı değiştirebileceğine  inanarak, konuyu İspanyol Dönem Başkanlığı'na devretmek  olduğu belirtilen yorumda, Madrid'deki Yunan  Büyükelçiliği'nin 13 Aralık tarihli İspanya Dışişleri  Bakanlığı Avrupa Konularından Yetkili Bakan Yardımcısı  Ramon De Miguel ile görüşmeleri hakkında Yunan Dışişleri  Bakanlığı'na bilgi verdiği evraktan söz edilmektedir.  Yorumda, İspanya Dışişleri Bakan Yardımcısının, Yunan   Büyükelçiliği'ne, İspanya'nın Dönem Başkanlığı sürecinde,   Türkiye'nin diğer aday ülkelerle birlikte toplantılara  davet edileceği ve AB-Türkiye katılım ortaklığı belgesinin  yeniden gözden geçirilmesi yönünde girişimlerde bulunacağı  hakkında bilgi verdiği ifade edilmekte ve şöyle  denilmektedir: "Miguel, AB-Türkiye katılım ortaklığı  belgesini ne şekilde yeniden gözden geçirmeyi düşündüğü,  hangi nedenlerden dolayı bunun gerekli görüldüğü hakkında  daha fazla bilgi vermek istemedi. Sadece, Türkiye'nin   bölgedeki önemine ilişkin birçok nedenin var olmasından  söz etti. (Büyükelçiliğe göre bu sözler Türkiye'nin siyasi  ve jeostratejik önemiyle ilgiliydi). Miguel, Türkiye'nin  AB  müzakerelerine (screening) başlamasından yana olduğunu   açıkladı, ancak, Büyükelçi'nin hazırlık işlemlerinden  (prescreening) söz ettiği hakkındaki uyarısını kabul etti.  Yunan Büyükelçiliği tarafından gönderilen evraka göre,  İspanya, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Kleridis ile Denktaş  arasındaki doğrudan görüşmelerin başlamasını olumlu  karşıladığını, bu görüşmelerin 'Kıbrıs sorununun  çözümlenmesine doğru yolu açacağı' yönünde iyimser  olduğunu belirtti. Çeşitli diplomatik değerlendirme  sonuçlarına göre söz konusu evrakta, İspanya, Avrupa Ordusu  ve AB ile ilişkilerin ilerletilmesi konularında Ankara'nın  tezlerini tam olarak benimsemektedir. İspanyol  Başkanlığı'nın sloganı 'daha geniş Avrupa'dır. Öncelik  tanıdığı konular ise şunlardır:  Terörizm ile mücadele,  Euro'nun kullanımı, ekonomik ve toplumsal reformlar,  AB genişlemesi, Avrupa dış politikası,  Avrupa Ordusu,  Avrupa'nın geleceği ve 2004 yılı hükümetler arası  toplantının hazırlığıdır. 

            Yunanistan Ana Muhalefet Lideri Kostas Karamanlis'in  Yabancı Gazeteciler Derneği'nin onuruna verdiği yemekte  (23/01), Türkiye, Kıbrıs ve Avrupa Ordusu ile ilgili  yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar aktarılmaktadır.  Karamanlis'in, Kleridis-Denktaş arasında yapılan  görüşmelerle ilgili bir soruya, "Her şeyden önce ilk hedefin,  Kıbrıs'ın AB üyeliği olduğunu söylemek istiyorum. Biz bu  hedefe varmayı başarmalıyız.  Bunu yaparken de bazı şartlar  ileri sürmek gerek. İyi dostluklar dürüst hesaplaşmalara  dayanır. Yunanistan, tüm ortaklarına, AB'ye üye olacak ilk  grup ülkeler arasında Kıbrıs olmadığı taktirde genişleme  sürecinin başlamayacağı mesajını vermelidir. Bunu söylemek  gereğini duyuyorum çünkü, iş sonuna vardığında çok geç  olacaktır. Bu şart baştan konmalıdır. İkinci önemli  hedefimiz ise, 2003 yılında Yunanistan AB dönem başkanı  olduğunda Kıbrıs'ın AB üyeliğini garanti altına almaktır.  Bunu başarabileceğimize inanıyorum. Siyasi çözüme gelince,  tabii ki hepimiz siyasi sorunun çözümlenmesinden yanayız.  Biz sorunun BM kararları çerçevesinde çözümlenmesini  istiyoruz. Bu da adada federasyon çözümünü benimsediğimiz  anlamına geliyor. Askerlerden arındırılmış bir federasyon.  Bunu da vurgulamak istiyorum, çünkü Kıbrıs işgal güçlerinin  esiri olamaz. Biz güvenlik açısından adaya, NATO ya da BM  barış güçlerinin yerleştirilmesine sıcak bakıyoruz.  Dolayısıyla ilke ve değerlerin korunacağı adil ve kalıcı  bir çözümden yanayız. Ancak, bu gerçekleşmediği taktirde  de kimse Kıbrıs'ın AB üyeliğini engelleyemez. Kıbrıs  hükümetine ve Kleridis'e güvenimiz tamdır. Bu arada  Yunanistan ve Yunan hükümeti baskılara dayandıklarını   göstermelidirler" şeklindeki yanıtına yer verilmekte,  Türkiye-AB ve Türkiye-Yunanistan ilişkileri ile ilgili bir  soruya ise şu yanıtı verdiği bildirilmektedir: "Biz  Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasından yanayız. Bu da  Türkiye'nin, gerek ülke içinde gerekse de Yunanistan gibi  komşu ülkelerle ilişkilerinde Avrupai tavır takınması  gerektiği anlamına geliyor. Bir Avrupa ülkesi insan  haklarını çiğnemez. Bir Avrupa ülkesi ya da Avrupa ülkesi  olarak tanımlanmak isteyen, AB ailesine katılmak isteyen  bir ülke, komşularına yönelik şiddet eylemlerinde,  tehditlerde bulunmaz. Dolayısıyla Türkiye, Avrupai şekilde  davrandığı sürece Avrupa'ya yakınlaşma yolu da açık  olacaktır.

            Madem ki bu soruyu sordunuz önemli saydığım başka bir   noktaya değinmek istiyorum. Yani Türk-Yunan ilişkilerine.   Bu dönemde Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan gelişmeler  büyük kaygı yaratıyor. Bu konuda kullanacağım ifadeleri çok   dikkatlice seçmiş bulunuyorum. 

            Başlıyorum: Aslında tüm hükümetler Türkiye ile diyalog   kurmuşlardır. Tüm hükümetler ve Yunanlılar Türkiye ile  ilişkilerin olumlu yönde gelişmesinden yanadır. Kaygımız,  Türkiye'nin tavrında bir değişikliğin olmamasına rağmen,  Yunan hükümetinin sürekli Türkiye karşısında geri adımlar   attığını görmemizden kaynaklanıyor. Her şeyden önce şunu  belirtmek isterim ki, kimse diyaloğa karşı değildir.  Ancak belirli koşullar, çerçeve ve ön şartlar vardır. Ön  şartların en basitleri ise egemenlik haklarımıza, toprak  bütünlüğümüze saygı ve tabii ki uluslararası hukuk ile  uluslararası deniz hukukuna saygı göstermektir. İşte bu  nokta da -ve izin verin bu sözlerimin altını çizmek  istiyorum- Helsinki anlaşmasının zayıf kaldığı ortaya  çıkıyor. Uluslararası hukuk, uluslararası anlaşmalar ve  uluslararası deniz hukukuna atıf yapılmadan, sınırlar ve  buna benzer konularda diyaloğa gitmek ne demek?"  Karamanlis'in, Avrupa Ordusu konusundaki bir soruyu da  şöyle yanıtladığı aktarılmaktadır: "Değindiğiniz bu konu  oldukça önemlidir. Çünkü ülkemizin Avrupa ailesine katılmak  istemesinin başlıca nedenlerinden biridir. Tarihi açıdan  önemi büyük olan bu stratejik seçimi yapan YDP'dir. Böylece  ülke için kalkınma, ekonomik refaha kavuşma yolları  açılmıştır. Ancak, bu kadarla bitmiyor. Helenizm için büyük  önem taşıyan şey kendisini daha da güvencede hissetmesidir.  Sanırım bunun ne anlama geldiğini tüm Yunanlılar biliyor.  Avrupa'ya yakınlaşmamızın başlıca nedeni buydu. AB ailesine  katılma yolundaki çabalarımızı engellemeye çalışan siyasi  partiler bile sonunda AB'ye girmemizin büyük faydasını  anladılar. Avrupa Ordusu konusunda kaydedilen son gelişmeler,  güvenliğimiz için olumsuzdur. Çünkü İstanbul'da hazırlanan  metinle neler iptal ediliyor? İşin özü şu; Türkiye ile  Yunanistan arasında olası bir çarpışmada -ki bunu kimse  istemiyor- AB müdahale edemeyecek. İkincisi ise;  Yunanistan'ın ve dolayısıyla AB'nin çıkarları tehlikeye  girdiğinde, mesela Ege ve Kıbrıs'ta Avrupa Ordusu  müdahalede bulunmayacak. Yani Avrupa'ya katılma  stratejimizin en önemli nedeni iptal ediliyor. Bunu  anlamalıyız. Bu teknik bir mesele değildir. Yani sorun,  herhangi bir konuda, Yunanistan'ın görüşlerine ters düşen  görüşler içeren bir metnin yazılması değildir. Bu mesele  çok önemlidir ve bunun küçümsenmesi trajiktir.

            Bu çok önemli olduğundan bu konuda bu kadar çok ısrar  ediyorum. Hükümet bir yıldan bu yana konuyu küçümsüyordu.  Hepimizi uyutmaya çalıştı. Bu konuda kaygılanacak bir şeyin  olmadığını öne sürüyordu. Bu yüzden şimdi bu noktaya vardık.  Hükümet ne mi yapmalıydı? Bu soruya biz cevap verdik.  Birincisi, hükümet, AB üyesi ülkelerin AB üyesi olmayan bir  ülke ile AB meseleleri üstünde görüşmelerini kabul  etmeyeceğini anında açıklamalıydı. Biz ise ne yaptık?  Gelişmelere seyirci kaldık. Son anda da ve bu noktaya dikkat  edin, panik halinde bir şeyleri değiştirmeyi değil de bu  konuda yapılacak görüşmelerin birkaç aylığına ertelenmesini  başardık."

 

24/01/2002   16:12:05

 

 

           

                    ESKİ SAYILAR