|
25/01/2002
ANKARA, 25/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 24 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Los Angeles Times gazetesinde (24/01) "Türkiye Kürtçe Taleplerini Bastırmaya Çalışıyor... 17 Kişi
Tutuklandı" başlığı
ve Amberin Zaman imzasıyla yayımlanan Internet'ten sağlanan bir yorumda, Kürtlerin kendi dillerinde öğrenim görme
talebiyle başlattıkları eylemle ilgili olarak eylemcilerin
resmi makamlarca tutuklanmasının ülkenin Avrupa
Birliği'ne girme umutlarına zarar vereceği ileri sürülmektedir. Öğrencilerin eyleminin, son iki ay boyunca Anayasa'daki
Kürtçe eğitim yasağının kaldırılması için dilekçe
veren yaklaşık 11 bin Kürt öğrenci, aileleri ve sempatizanlarının Türkiye çapındaki kampanyası çerçevesinde
gerçekleştiği bildirilen
yorumda, Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun, Hükümetin Kürtçe
dil kurslarına karşı olduğunu
doğruladığı bildirilmektedir. Hükümetin, Türkiye'nin ekonomik
bloğa alınması için Kürtlere kendi dillerinde ifade özgürlüğü tanınmasını şart koşan Avrupa Birliği'nin
baskısı altında bulunduğuna
işaret edilen yorumda, “Kürtçe, 1980'de askeri
yönetim döneminde yasaklanmıştı. Bu yasak, Kürt milliyetçileri ve Türk hükümeti arasındaki silahlı çatışmanın
da temel siyasi sebebiydi.
Türk makamları, böylesine geniş kapsamlı
dil hakları sağlanmasını, nüfuslarının 12 milyon olduğu
tahmin edilen Kürtlere daha fazla özerklik ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu Güneydoğu illerinde bağımsız
bir Kürt devleti
taleplerinin takip etmesinden korkuyor” denilmektedir.
AZERBAYCAN BASINI:
Paritet gazetesinin (24/01) "Türkiye'de Kürt Faktörü Yeniden Öne Çıkarılıyor" başlıklı haberinde, son
günlerde Türkiye'de Kürtçe
eğitim konusunda yaşanan protesto gösterilerinden
söz edilmekte, bu olayların Türkiye'de farklı
çevrelerde değişik tartışmalara neden olduğu belirtilmektedir. Avrupa Birliği'nin, Ankara'dan tüm etnik azınlıklara
kültürel değerlerini yaşatma hakkı ve bu bağlamda ana
dilde eğitim hakkının verilmesini istediği hatırlatılan haberde, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın bu tür
taleplere ılımlı yaklaşma
eğiliminde olduğu, Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin
ise, Kürtçe eğitim düşüncesini reddederek, "bölücülüğün
yeni bir yansıması" olan bu planlı oyunun arkasında PKK'nın durduğunu inandığı ifade edilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası'nda yalnızca Türk dilinde eğitimin
mümkün olduğu vurgulanan haberde, bu durumun ise, faaliyetleri
ile öne çıkan bazı Kürt gruplar tarafından düzenlenen çeşitli protesto gösterilerine neden olduğu belirtilmekte
ve şöyle denilmektedir: “Türkiye'de Kürtlerin dil
problemini gündeme getirmesi ve bu yolda daha sivil yöntemlerle
mücadeleye geçmeleri birkaç faktörden kaynaklanmaktadır.
Bilindiği gibi Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğine
aday ülkelerden birisidir. Ankara, 30 yıldır bu birliğe üye olmak için uğraşıyor. Geçen yılın sonunda
Birliğin ilgili
komisyonunun hazırladığı özel bir raporda Türk
hükümetine Kürt meselesi yüzünden sert eleştiriler yöneltilmişti.
Böylece şimdi Ankara, ya AB'ye üye olma isteğinden vazgeçmeli ya da Kürtlere kendi ana dillerinde eğitim
hakkını tanımalıdır. Görünüşe göre, Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkilerindeki hassasiyeti Kürt liderler iyi anlamış olacak
ki, bunu kullanmaya çalışıyorlar. Galiba milliyetçi Bahçeli'den farklı olarak, AB ile ilişkilerden sorumlu Yılmaz'ın
bu konudaki ılımlı tutumu bununla ilgilidir.
Türkiye'de Kürt meselesini körükleyen diğer bir faktör de, ABD'nin Irak'a düzenlemesi muhtemel askeri operasyonuyla ilgilidir.
Washington'un Bağdat'ı vurmak için aradığı nedeni bulamamasına
rağmen, Ankara bundan çok rahatsız. Ankara'da, Saddam
Hüseyin'in devrilmesi durumunda Irak'ın bölüneceğinden ve
bölgede Kürt bölücülüğünün güçleneceğinden endişe ediliyor.
Sonuçta bölgede Kürt
devleti kurulabilir. Siyasi gözlemcilere göre, Batının siyasi çevreleri Kürt devleti kurulması
konusunu ciddi olarak düşünüyorlar.
ABD'nin bölgeye yeni bir askeri operasyon
düzenleyeceği yönündeki haberlerin Kürtleri harekete geçirdiğini
tahmin etmek mümkündür. Dil problemini öne çıkararak Kürtler, Batının gözünde sempati kazanmayı amaçlıyorlar.
Türkiye de bu girişimin
farkındadır.”
FRANSA BASINI:
AFP'nin (24/01) "Avrupa Savunması... Madrid, AB-NATO İlişkileri Konusuna Acil Çözüm İstiyor" başlıklı
haberinde, AB Dönem Başkanlığını
yürüten İspanya'nın Dışişleri Bakanı Joseph
Pique'nin AB ülkeleri başkentlerine gerçekleştirdiği ziyaret çerçevesinde Atina'ya yaptığı ziyarete ve Yunan mevkidaşı
Yorgo Papandreu ile yaptığı görüşmeye yer verilmektedir.
Yunan mevkidaşı Yorgo Papandreu ile yaptığı görüşmeden sonra bir açıklama yapan Pique'nin, "amacımız,
herkesin yararı için en kısa
zamanda AB-NATO arasında bir anlaşmaya varmaktır. Bu
anlaşmaya varmak için de herkesin esneklik göstermesini isteyeceğim"
dediğine işaret edilen haberde, Pique'nin Atina'ya
yaptığı çağrıda, Avrupa savunması konusunda AB-NATO
ilişkilerindeki soruna "en kısa zamanda bir çözüm" bulunması
için "esneklik" göstermesini istediği bildirilmektedir.
Papandreu'nun ise yaptığı açıklamada, "önümüzdeki
haftalar ve aylarda aramızda yapılacak görüşmelerin
yöntemi konusunda bir anlaşmaya vardık. Sorunları tartışacağız, bütün üye ülkeler için
tatmin edici bir çözüm
bulabileceğimizi umuyoruz" dediği aktarılan haberde, AB'nin oluşturacağı
Acil Müdahale Gücü'nün NATO'nun karar mekanizmalarından faydalanması
konusundaki sorunun, Türkiye ile
varılan uzlaşı tasarısına Yunanistan'ın çekince koyması nedeniyle
son olarak Leaken'de yapılan Avrupa zirvesinde de çözülemediğine
işaret edilmektedir. Haberde, İspanya Dışişleri Bakanı Pique'nin, Türkiye'nin AB ile ortaklık ilişkisinin "yavaş
da olsa ilerleme kaydettiğini" söylediği ve ilişkilerin gelişmesinin
"sadece AB'ye bağlı olmadığının, Türkiye'nin bizzat
kendisinin yapacağı reformlara da bağlı olduğunun" altını
çizdiği kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
BBC'nin (24/01) "Fransa, Türkiye İle İlişkilerini Düzeltme Çabasında" başlıklı ve Tabitha Morgan
imzalı Internet sayfasında
yer alan bir haberinde, Fransa Savunma Bakanı
Alain Richard'ın, iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin
geliştirilmesi amacıyla Türkiye'ye yapacağı ziyaretin önemine işaret edilmekte, bu ziyaretle, geçen yüzyılın
başlarında meydana geldiği iddia edilen Ermeni soykırımının
tanınması ile ilgili bir yasa tasarısının geçen yıl
Fransız Parlamentosu'ndan geçmesi üzerine bozulan Türkiye ile
Fransa arasındaki ilişkilerin düzelebileceğine işaret edilmektedir.
Richard'ın, Başbakan Bülent Ecevit ve mevkidaşı Sabahattin Çakmakoğlu ile görüşmelerde bulunmasının
beklendiği bildirilen
haberde, Türk askeri yetkililerin söz konusu ziyaretin
ikili savunma görüşmelerine yeniden başlanması amacına
yönelik olduğunu, ancak ilişkilerde buzların çözülmesinin sadece bir başlangıç aşaması olarak görülmesi
ve bu sebeple temkinli
davranılması gerektiğini belirttikleri aktarılmaktadır. Fransa Dışişleri
Bakanı Hubert Vedrine'in temmuz
ayında Türkiye'yi ziyaret ettiği zaman Türkiye'nin bu
yasa tasarısı konusunda Fransa'ya karşı buruk olduğundan hiçbir
şüphesinin kalmadığı ve kendisine Fransız şirketlerine uygulanan
yaptırımların devam edeceğinin söylendiği hatırlatılan haberde,
ancak diplomatların AB'ye üye olmak isteyen Türkiye'nin AB
üyesi Fransa ile olan ilişkilerini onarma fırsatını memnuniyetle
karşılayacağını belirttiklerine dikkat çekilmektedir.
The Independent gazetesinin (24/01) "Türkiye'de Bir Yayımcı, Chomsky'nin Kürtler Üzerine Bir Makalesini Yayınlamaktan
Yargılanacak" başlıklı ve Robert Fisk imzalı Internet'ten
sağlanan bir makalede, Aram Yayınevi'nden Fatih Tas'ın, Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden dil
bilimci Chomsky'nin son
yazdığı makalelerden oluşan ve Türkiye'nin Kürt
azınlığa karşı tutumunu sert bir dille eleştirdiği makalenin
de yer aldığı "Amerikan Müdahaleciliği" adlı bir kitabı
yayınladığı gerekçesiyle yargılanacağına dikkat çekilmekte,
konu, AB'nin, Türkiye'den, ifade özgürlüğünü koruyucu yeni yasalar çıkarmasını talep etmesi ile ilişkilendirilmektedir.
Chomsky'nin, Fatih Tas'ın 13 Şubat'ta yapılacak
ilk duruşmasında bulunmak üzere Türkiye'ye gelmeyi planladığı ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği
yetkililerine de yazarak, Türk
yasalarında yapılması öngörülen değişiklik ve
düzeltmelerin daha az değil, daha fazla ifade özgürlüğü getirmesinin beklendiğine işaret ettiği bildirilen yazıda,
Chomsky'nin, Kürt
eylemcilerle görüşmek üzere Diyarbakır'ı ziyaret
etmeyi de planladığı ve bu yöreye girmesine izin verilip
verilmemesinin Türkiye'deki özgürlükler adına bir sınav olacağına işaret edilmektedir. Chomsky'nin
makalesinde yer alan
ifadelerin, Türk Başsavcı Bekir Rayif Aldemir tarafından,
"bölücülük propagandası" içerdiği iddiasıyla değerlendirildiği
belirtilen yazıda, “Yahudi kökenli olmakla beraber
İsrail'i, özellikle de ABD'yi sürekli eleştiren yorulmak
bilmez keskin dilli akademisyen Chomsky'nin, Türkiye'nin Kürtlere karşı tutumunu -ABD'den sürekli olarak
silah gönderilmesini- kınayan ifadelerinin Ankara'yı kızdırması
kaçınılmazdı. Chomsky, bu davayı, 'en temel insan ve yurttaşlık haklarına yönelik çok ciddi bir saldırı'
olarak niteliyor. Türk
yasalarındaki son Kasım ayı değişikliklerinden fazlasıyla
etkilenmiş olan AB ise sessizliğini koruyor” denilmektedir.
MISIR BASINI:
Al Ahram Weekly dergisinin (24/01) "Kıbrıs Birleşmeli" başlıklı
ve Michael Jansen imzalı yorumunda, Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik Kıbrıs Türk ve Rum kesimi liderlerinin başlatmış
bulundukları müzakerelerin önemi vurgulanmakta, bu görevin zor ve yıldırıcı olduğu, her iki tarafın da,
ortak kuruluşlarla
birbirine bağlı ve tek bir uluslararası kimliği
yansıtan iki özerk bölgeden oluşan yeni bir devlet üzerinde
anlaşmaya varmak için fedakarlıklarda bulunmak zorunda oldukları dile getirilmektedir. Görüşmelerde ilerleme
kaydedilmesinde temel etkenin, Avrupa'nın sürdürdüğü siyasi
baskı olduğu belirtilen yorumda, “Geçen yıl boyunca, Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye'yi ziyaret eden Avrupa Birliği
yetkilileri, birliğin 2004
yılında gerçekleşmesi beklenen genişlemesinin
ilk turunda AB'nin Kıbrıs'ı üyeliğe kabul edeceğini vurguladı. Ankara'ya verilen mesaj, Türkiye'nin Kıbrıs'ın
AB'ye girmesine engel olamayacağı ve Kuzey Kıbrıs'ı işgal
ettiği sürece Birliğe katılmayı umut edemeyeceğiydi. Bölünmeden
yana olan Denktaş ve Ankara'yı ciddi görüşmelere başlamaya ikna etmek için AB, iki topluluğun -hepsi de AB içinde
serbest olan seyahat, yerleşim ve mülkiyet gibi- temel
konularda anlaşmaya vardıkları noktalar ne olursa olsun kabul edeceğinin işaretini verdi” denilmektedir. Yorumda,
uzlaşma sürecinin başlamasının AB, BM, ABD, Rusya, Yunanistan
ve Türkiye tarafından memnuniyetle karşılandığı ifade
edilen yorumda, federasyondan yana olan Kıbrıs Türk tarafının Toplumcu Kurtuluş Partisi (CLP) Lideri Mustafa Akıncı'nın,
başarısızlığın yüksek bedeli konusunda uyarıda bulunarak,
"Kıbrıs sürekli bölünmüş kalacak. AB'ye üyelik, Kıbrıslı Rumlara kısa dönemli bir zafer kazandıracak,
ancak bu, bütün Kıbrıslı
Türklerin adayı terketmesi anlamına gelecek. Türkiye
ve Yunanistan arasındaki ilişkiler kötüleşecek ve Türkiye'nin
Avrupa'yla ilişkileri de bozulacak. Türkiye'nin AB'ye katılma umudu kalmayacak ve tek başına kalacak"
dediği ve Avrupa'nın Türkiye'ye
üyelik için net bir yol açması önerisinde
bulunduğu kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinin (24/01) "Birleşik, Ortak Bir Vatan İçin" başlıklı ve Hristakis Katsambas imzalı
yorumunda, “modern çağda
Avrupa ülkelerinin yakın işbirliğinin (sınırların ve
ekonomik ölçütlerin kaldırılmasına kadar) gerekliliği” açısından Kıbrıs'taki iki temel toplum arasındaki birleşmenin
acilen gerektiği
vurgulanmakta, Kıbrıslı Türk ve Rumların ekonomik
forum oluşturması memnuniyetle karşılanmaktadır. İki
toplumdan bazı çevrelerin Atina'da ortak bir toplantı yapmalarına
karar verildiği bildirilen yorumda, “Hepimizin geçmişte
yapmış olduğu trajik hatalardan dolayı iki toplumun ayrılması, özellikle Kıbrıs Türk toplumuna olumsuz sonuçlar
getirmiştir. Ancak zamanla
iki toplum arasındaki işbirliğinin başarılı
olmaması halinde kötü ekonomik sonuçlar Kıbrıs Rum toplumunu da vuracaktır. Diğer birçok durumda olduğu gibi bu
durumda da, bu ülkenin geleceğini görme yeteneğine sahip olmalıyız.
Refah içinde yaşanabilecek ortak bir vatan yaratmak amacıyla Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler olarak el
ele verirsek, gelecek
herkes için elverişli olacaktır” denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Makedonya Haber Ajansı'nın (24/01) "AB, Arkeolojik Eserlerin Satımına Son Vermesi İçin Türkiye'ye Müdahale Edecek"
başlıklı Internet'ten sağlanan bir haberinde, Avrupa
Komisyonu'nun, Antik-Hellenistik, Hellenistik ve Bizans
dönemlerine ait eserlerin Türk kuruluşları tarafından açık
arttırma ile satılmasına son verilmesi için müdahalede bulunmaya
hazır olduğu bildirilmektedir. Yunanistan Yeni Demokrasi
Partisi (ND) Avrupa Parlamenteri Stavros Ksarhakos'un, “Türk
Kültürel Vakfı 'KÜSAV' tarafından tarihi eserlerin açık arttırma
ile satılmasının yanı sıra, 'işgal altındaki' Kıbrıs'ta tarihi eserleri dış ülkelere satan yasadışı bir grubun
var olduğu” yönündeki
önergesine cevaben, AB'nin yetkili Komiseri Verheugen'in, Türkiye'nin
kültür alanında çok az gelişme kaydettiğini
söylediği ve AB Bakanlar Konseyi'nin kültürel malların
ihracı ile ilgili 3911/92 sayılı yasayı, kabul edilmesi
için Türk yetkililere sunacağını belirttiği kaydedilen haberde, ayrıca, Türkiye'den, AB üye ülke topraklarından
yasadışı olarak dışarı çıkarıldığı iddia edilen
kültürel malların geri iade edilmesi yönünde 15/03/93 tarih
ve 93/7 sayılı yönergenin hemen benimsenmesini isteyeceğini açıkladığı bildirilmektedir.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Yardımcı Bakanı Tasos Yannitsis, Yunan Avrupa Etüdler Merkezi (KEM) tarafından Zappion
Sarayı'nda düzenlenen "Avrupa'nın Geleceği ve Türkiye" konulu konferansta (24/01) bir açılış konuşması yapmıştır.
Konferansa Türkiye Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konuları Genel Sekreteri
Büyükelçi Volkan Vural (metinde aynen), Profesör Mete
Tuncay, Türk Sanayiciler Odası Başkan Yardımcısı A. Kaslowski, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konuları Genel Sekreteri
Profesör İlias Plaskovitis, EKEM Başkanı Profesör P.K.
Ioakimidis, Fahri Büyükelçi Konstantinos Zeppos ve Fahri Büyükelçi
Viron Theodoropoulos ile Profesör P. Kazakos, Th. Kouloumbis, K. Stefanou, Argiris Fatouros, Stefanos
Pesmazoglou ve Aleksis İraklidis,
Siyasal Bilgiler Uzmanı Dr. İraklis Millas, Vasilios
Panagopoulos, Antonis Papayannidis katılmışlardır. Konferansta, Türkiye'nin AB üyeliğine yakınlaşması, Türkiye'nin
"Avrupa'nın Geleceğine" ilişkin tezleri, AB üyeliği
yolundaki Türk toplumu ve ekonomisi konuları görüşülmüştür.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannitsis yaptığı konuşmada, AB'nin son on yıl içindeki başarılarından, AB'nin yeni genişleme
stratejisine ilişkin müzakerelerin olumlu gelişmelerinden
söz etmiş ve AB'nin gelişmesi yönündeki işlemlerde
Türk adaylığının katkılarını vurgulamıştır.
Yannitsis, AB'nin yeniden genişlemesinin eşiğinde bulunulan
bu süreçte, Avrupa'nın geleceğine ilişkin kaygılarının da artmış olduğunu ifade ederek Türk-Yunan
ilişkilerine değinmiştir.
Yannitsis, geçmişe nazaran birçok şeyin
değişmiş olduğunu, bu gelişmelerin barış içinde ve iyi
komşuluk ilişkileri çerçevesinde yaşamayı arzulayan iki ülkenin
çıkarına olduğunu vurgulamış ve Yunanistan tarafından uygulanan
politikanın, sürtüşmelerin giderilmesi, yakınlaşmanın samimi
ve sabit olmasına yönelik olduğunu söylemiştir. Yannitsis,
"ülkemize ve toplumlarımıza, sürtüşmelerden, gerginliklerden
ve daimi kuşkulardan kurtulma fırsatını vermemizin gerekli olduğuna inanıyoruz. Krizler, tehditler, güvenilirlik
ve işbirliği isteği eksikliği ortamı içerisinde çıkmazdan
kurtulma yolları aranamaz, bölgede istikrar yerleşemez. 2002 yılında dış politikada yoğun hareketlenmenin
kaydedilmesi bekleniyor. Kıbrıs'ın
AB üyeliği, Kıbrıs konusuna ilişkin Kleridis-Denktaş
görüşmeleri ve Türk-Yunan ilişkileri, gelişmelerin
kaydedileceği izleniminin verildiği bir aşamada bulunuyor. Bu konularla ilgili işlemlerin olumlu sonuçlar vereceğini
ümit ediyoruz. 1995 yılında önemli konuların olumlu
yönde gelişmesini mümkün kılan zor işlemlere başlandı. Konuların
olumlu yönde gelişeceği konusunda henüz emin değiliz, ancak
bu yönde çalışmamız gerekir. Olumlu yönde adımlar atıldı, ancak
geçmişi geride bırakacak büyük aşamanın yapılacağı garanti altına alınmalıdır" demiştir. Dışişleri Bakan
Yardımcısı, Yunanistan'ın
Türkiye'nin AB yolunu desteklediğini söylemiş ve
"çağdaş ve demokratik, AB içinde uygulanan ilkeler, değerler ve ortamlara yaklaşacak, ülke içinde ve uluslararası
davranışında AB'nin
siyasal ve kurumsal ilkelerini benimseyecek bir Türkiye'nin,
Yunanistan'a, Türk-Yunan ilişkilerine, barışa, istikrara ve Güneydoğu
Avrupa'nın ekonomik refahına fayda sağlayacağına inanıyoruz"
şeklinde konuşarak, Başbakan Simitis'in Laeken zirve toplantısında Türkiye'nin, Avrupa'nın Geleceği toplantısına
katılımını desteklemiş olduğunu da sözlerine ilave
etmiştir.
Yannitsis konuşmasının sonunda, 2004 yılı hükümetlerarası
toplantısına ve AB'nin genişlemesine kadar ki süreçte, AB içinde
demokrasinin güçlenmesinin, Avrupa toplumuyla ilişkilerin düzene
girmesinin gerekli olduğunu söylemiş ve AB'nin özellikle bir
bağlantı ve dayanışma sistemi olduğunu vurgulamıştır.
Kathimerini gazetesinin (24/01) Kıbrıs'ta Çözüm İçin Çağrı"
başlıklı haberinde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi
toplantısında, Türk ve
Rum liderler arasında, adanın birleştirilmesine
yönelik doğrudan görüşmelerin yeniden başlamasının
olumlu karşılandığı ve her iki tarafa da Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne kabulünden önce bir plan yapmaları
çağrısında bulunulduğu şeklinde alınan tavsiye kararından
söz edilmektedir. Kararda, "Kıbrıs bugün yeni bir durumla karşı karşıyadır. Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa
Birliği'ne katılım müzakerelerini
yürütmektedir. Avrupa Konseyi,
Kıbrıs'ın üyeliği için kesin bir çözüme ulaşılmasının önkoşul
olmadığını açıklamıştır. Buna rağmen Asamble, gelecekte iki
taraf arasında siyasi bir anlaşmanın, Avrupa Birliği'ne katılımdan önce gerçekleşmesi arzu edilmekle birlikte,
muhtemel olduğuna
inanmaktadır" ifadelerinin yer aldığı belirtilen haberde,
Avrupa Konseyi için görüşmelerin, uzun süredir bölünmüş vaziyetteki adada önemli bir gelişme olarak değerlendirildiği
bildirilmektedir. Adadaki durum hakkında Asamble'ye
bir rapor sunan Macar temsilcinin, "Yaklaşık 30 yıllık bir durgunluktan sonra bugün önemli gelişmeler yaşanması
imkanı bulunmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için iki
taraftan da barışçıl bir çözüm için net açıklamalara ihtiyacımız var. Üç garantör gücün -Yunanistan, Türkiye
ve İngiltere- desteğine,
ancak hepsinin üstünde, iki toplumun arasında
tarihi bir uzlaşıya ihtiyacımız var" dediğine işaret edilen haberde, Konsey kararında, her iki topluluğun
liderini "gelecekteki
çözüm şekliyle ilgili olarak kullanılacak
terminoloji üzerinde durmaktan kaçınmaları, diğer
topluluktan söz ederken olumsuz beyanatlarda bulunmaktan ve
çocuklarını nefreti ve karşılıklı güvensizliği arttıracak şekilde
eğitmekten çekinmeleri, kayıpların akıbetinin araştırılmasında karşılıklı güvenle işbirliği
yapmaları ve adanın her
iki tarafına da serbest dolaşım özgürlüğü kısıtlamalarını
kaldırmaları" çağrısında bulunulduğu kaydedilmektedir. Siyasi ve İnsan Hakları Komitesi temsilcileri
tarafından yapılan sunuşların ardından kabul edilen
kararda, ayrıca, üç garantör ülke tarafından uygulanacak bir eylem planının da açıklandığı belirtilen haberde,
Atina, Ankara ve Londra hükümetlerine,
"BM Genel Sekreteri'nin çabalarının
önümüzdeki günlerde olumlu sonuçlar vermesini sağlayacak şekilde yapıcı bir rol oynamaları, Kıbrıslı
Türklerin de Avrupa Birliği
ile katılım müzakerelerine katılması
için uygun koşulların yaratılmasına destek olmaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs ile ilgili kararlarına
saygılı olmaları" çağrısında bulunulduğu ifade edilmektedir.
Haberde, ayrıca, Konsey'in, Ankara'nın geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde Kuzey
kesimi ilhak tehdidi üzerinde
özellikle durduğu, Kararın, bu tür tehditlerin
olumsuz karşılandığını belirtmek ve Ankara'yı gelecekte
bu tarz tehditlerde bulunmaktan kaçınması çağrısında bulunmak üzere alındığının da belirtildiği aktarılmaktadır. 25/01/2002 15:07:28 |