|
28/01/2002
ANKARA, 28/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 24-28 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yerverilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AZERBAYCAN BASINI:
Azatlık gazetesinde (25/01) "Avrupa Parlamentosu Türkiye'ye Karşı
Bir Bildiriyi Kabul Etti" başlığıyla yayımlanan bir haberde, Avrupa
Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nun Avrupa Birliği'nin Güney
Kafkasya ülkeleriyle ilişkileri konusundan söz eden bir bildiriyi
onayladığı bildirilmekte, bildirinin, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'daki sosyal, politik ve ekonomik
durum ile bu ülkelerdeki
yolsuzluk düzeyi, insan hakları ve ifade özgürlüğü
konularını içerdiği kaydedilmektedir. Haberde, bildiride,
Avrupa Konseyi'nin Güney Kafkasya ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi konusundaki önerilerin yer aldığı,
ayrıca, Kafkasya'da
istikrarın oluşturulması fikrinin desteklendiği,
Türkiye'nin Ermenistan'a uyguladığı ablukanın kaldırılması
ve "Ermeni soykırımını" tanıması gerektiğinin ifade edildiği belirtilmektedir. Bildirinin, Şubat ayında Avrupa
Parlamentosu'nun Genel Kurul toplantısında müzakere edilmek
üzere gündeme alınacağı ifade edilen haberde, Avrupa Komisyonu'nun Gürcistan ve Ermenistan konularından sorumlu temsilcisinin
Arminfo ajansına yaptığı açıklamada, AB'nin, Türkiye
üzerindeki etkisini kullanarak, Ermeni-Türk ilişkilerini iyileştirmeye
çalıştığını belirttiği ve "Ermeni soykırımı tarihi bir gerçekliktir ve Türkiye bu soykırımı tanımalıdır"
dediğine işaret
edilmektedir.
ERMENİSTAN BASINI:
Panarmenian Network isimli İnternet haber servisinde (25/01) "Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu,
Türkiye'yi Ermenistan'a Yönelik
Ablukayı Kaldırmaya ve Ermeni Soykırımı
Gerçeğini Tanımaya Çağırdı" başlığıyla yayımlanan haberde,
AB'nin Güney Kafkasya cumhuriyetlerine yönelik yaklaşımını
konu alan İsveçli parlamenter Per Gakhrton tarafından hazırlanan bir rapordan söz edilmekte, Avrupa Dış
İlişkiler Komisyonu'na geldiği bildirilen raporun, Ermenistan,
Gürcistan ve Azerbaycan'daki sosyal, ekonomik ve siyasi
durumun yanı sıra yolsuzluğun düzeyi, insan hakları ve ifade
özgürlüğü konularında mevcut durumu anlatan raporları da kapsadığı
belirtilmektedir. Karar taslağında AB'nin Güney Kafkasya bölgesindeki politikalarını güçlendirmesinin öngörüldüğü,
özellikle de Ermenistan ile Azerbaycan'daki AB'ye
üye olma eğilimlerini teşvik etmek amacıyla, Erivan ve Bakü'de AB temsilcilikleri açılmasının planlandığı kaydedilen
haberde, karar taslağında, Balkan cumhuriyetleri örneği
doğrultusunda bir Kafkas İstikrar Paktı yaratılması fikrinin
de geliştirilmiş bulunduğu bildirilmektedir. Belgedeki maddelerden birinde de Türkiye'ye, Ermenistan'a yönelik
ablukayı kaldırma ve 1915 Ermeni soykırımını tanıma çağrısının
yapıldığı belirtilen haberde, Komisyon tarafından kabul edilen raporun, onay için Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'na
sunulacağı ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Öte
yandan Avrupa Birliği'nin, Ermeni-Türk ilişkilerini bir düzene sokmak amacıyla Türkiye üzerindeki otoritesini
kullanacağı bildirildi. Bu ifade, Avrupa Komisyonu'nun Ermenistan ve Gürcistan'daki temsilciliklerinin başında bulunan Büyükelçi
Torben Holtze tarafından
kullanıldı. Holtze'ye göre AB'nin çıkarları,
Erivan ile Ankara arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini
gerektiriyor. Holtze, bu konunun, Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi ile Avrupa
Parlamentosu'nun bir
toplantısında görüşüldüğünü de sözlerine ekledi. Holtze, Ermeni-Türk
ilişkilerinde görülen iyileşmenin memnuniyet verici olduğunu belirtti. Büyükelçiye göre, Ermenistan Dışişleri
Bakanı Vadan Oskanyan da diyaloga hazır olduklarını defalarca
ifade etmiş bulunuyor. Holtze, 'Öyle görünüyor ki Ermenistan,
Türkiye ile olan sorunlarına yönelik yaklaşımlarını yumuşatmış'
dedi. Holtze, Türkiye'nin daha sert çizgideki tutumuna
bağlı kalmayı sürdürmesi karşısındaki üzüntüsünü dile getirdi
ve sözlerini, 'İlke olarak Ermenistan, o kadar çok şey için
çırpınmıyor. Görebildiğim kadarıyla konu yalnızca Ermeni soykırımının
Türkiye tarafından tanınmasını kapsıyor ve tazminatı
içermiyor. Ortada tanınması gereken tarihi bir gerçek var.
Avrupa Birliği'nin ortak bir dil bulunması için taraflara yardımcı
olabileceği düşüncesindeyim' şeklinde tamamladı."
İSRAİL BASINI:
Haaretz gazetesinde (25/01) "Oslo'nun Gölgesindeki Kıbrıs" başlığıyla
yer alan Internet'ten sağlanan bir makalede, Kıbrıslı Rum
ve Türkler arasında onlarca yıl devam eden bölünme sonrasında
birleşmeye yönelik barış görüşmelerinin büyük umutlara yol açtığı,
ancak, herkesin bu konuda iyimser olmadığına işaret
edilmektedir. Başbakan
Ecevit, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ve Kıbrıs Rum Lideri
Kleridis'in, öncelikle hem Türkiye'nin hem de Kıbrıs'ın katılmayı
arzu ettiği Avrupa Birliği'nin
baskısı altında bulunduğuna dikkat çekilen yazıda, AB'nin, "inatçı" üç lidere, Kıbrıs'ın
AB'ye katılım müzakerelerinin başlama tarihi olan yıl sonuna kadar
bir anlaşmaya varmaları için baskı yaptığı ifade edilmektedir.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen'in, "Kıbrıs
tüm dünya tarafından bir
bütün ülke olarak görülmeli. Bir kere AB'ye girdikten sonra, Kıbrıs'ın
iç çatışmalarının, potansiyel olarak AB'ye paralellik göstermesine
izin verilemez" şeklindeki sözlerine yer verilen yazıda, Verheugen'in, aynı zamanda 2004 tarihinde AB'ye alınması
planlanan Kıbrıs'ın üyeliğinin,
adada herhangi bir anlaşmaya ulaşılamaması
üzerine ertelenemeyeceğini de ima ettiği kaydedilmektedir. Yazıda, KKTC Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu'nun,
son zamanlar Brüksel'den
gelen beyanatların, Denktaş'ın barış görüşmelerinde bulunmasına
yönelik etkisini inkar etmemekle beraber,
aynı zamanda, AB'nin Kıbrıslı Rumların AB'ye tüm adanın
temsilcisi olarak katılmalarına izin vererek barış şansını yok ettiği şeklinde ithamda bulunduğu
belirtilmekte ve
"AB'nin baskısı görüşme sonuçlarını etkilemeyecek ve eğer Türkiye'nin,
AB uğruna Kıbrıs'ı feda edeceği düşünülürse bu büyük bir hata olur. Ankara böyle bir sonucu asla kabul
etmez. Bu şekilde umut taşıyanlar
olduğunu biliyorum ancak bu kişiler büyük
bir yanılgı içerisindeler" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.
Orta Doğu'daki ve Kıbrıs'taki
çatışmalar arasında mukayesede bulunmak
şeklinde bir eğilim olduğu, her ikisinde de ulusal, etnik, dini ve ekonomik unsurlar bulunduğu, her ikisinde de, BM'nin
geri verilmesini talep ettiği işgal edilmiş bölge hususunun
bulunduğu, her ikisinde de geri dönme hakkı talep eden
mülteciler bulunduğu belirtilen yazıda, aynı zamanda çözüm için
de Amerika'nın ve AB'nin nüfuzunun gerektiği ifade edilmektedir.
Yazıda, Kıbrıs Hükümeti Sözcüsü Papapetru'nun, "Liderler
bu hususta açıkça konuşmuyorlar, ancak Oslo Anlaşması'ndan alınabilecek dersler daima akıllarda"
dediği, Türk Dışişleri
Bakanı Cem'in ise, "Oslo Anlaşması'nın imzalanmasında
sonra Orta Doğu'daki aşırı iyimser havayı hatırlıyorum.
Filistin ve İsrail deneyiminden alınması gereken en önemli ders umutlar üzerine barış yapılamayacağıdır"
şeklinde bir değerlendirme
yaptığına dikkat çekilmektedir.
İTALYA BASINI:
Ansa haber ajansının (24/01) "Türkiye... MHP, AB'nin PKK'yı Terorizm
Listesine Dahil Etmemesi Durumunda Tepki Göstereceklerini
Bildirdi" başlıklı haberinde, "AB'nin Aralık ayında yaptığı
toplantıda, bazı ülkelerin
koyduğu veto nedeniyle terörist örgütler listesine PKK ve DHKP-C'yi dahil etmemesi yönündeki
kararıyla" ilgili
olarak MHP'nin tepkisine yer verilmektedir. Koalisyon
Hükümeti ortaklarından Milliyetçi Hareket Partisi'nin, AB'nin
PKK'yı (Abdullah Öcalan'ın Kürdistan İşçi Partisi) terörist
örgütler listesine dahil etmemesi durumunda halktan ve daha sonra da hükümetten ilk tepkilerin gelebileceğini bildirdiği
aktarılmaktadır. MHP Başkan Yardımcısı Bülent Yahnici'nin,
ANSA haber ajansına verdiği demeçte, "Halktan, Öcalan meselesi nedeniyle İtalya ile yaşadığımız kriz sırasında
ve sözde Ermeni soykırımı
hakkında Fransa ile yaşadığımız polemikler
sırasında gördüğümüz her türlü tepkinin benzeri gelebilir.
Halkın bu tepkileri, tabiatıyla hükümetin tavrı üzerine de yansıyabilir" dediğine işaret edilen
haberde, Yahnici'nin şu sözlerine
de yer verilmektedir: "PKK'nın 30
binden fazla kişinin ölümüne neden olması sebebiyle Türkiye bu
konuda çok hassas. PKK terörist bir örgüt müdür, değil midir? AB'nin
karar vermesi gereken şey budur. Eğer AB bizi anlamıyorsa ne
yapabiliriz?" Yahnici'nin, AB'nin, çeşitli suikast ve adam öldürme
olayları ile ilgili olarak suçlanan DHKP-C'yi de listeye dahil
etmesi gerektiğini vurgulayarak Almanya, İtalya, İsveç ve Belçika'nın
bu örgütleri desteklediğini söylediğine işaret edilen haberde, Türk güvenlik güçlerinin son günlerde yayımladığı
bir bildiride, PKK'ya hükümetle
anlaşması için konan şartlardan birinin,
"İtalya ve Belçika'daki bölücü faaliyetlerin sona erdirilmesi" olduğuna dikkat çekilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Mahi gazetesinde (25/01) "Çünkü Kaygı Duyuyoruz" başlıklı
yorumunda, "ABD Büyükelçiliği'nin
KKTC'de, resepsiyonlar ve kutlamalar
organize etmesi ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nin AB'yi, KKTC'yle ticaret yapılması yasağını kaldırmaya
çağırması" konularının Rum kesiminde kaygı ve korkuların
artmasına yol açtığı ileri sürülmektedir. Bu iki olayın
siyasi mesajının, kavramak isteyenler için çok önemli olduğuna
işaret edilen yorumda, "AB üyelik yolumuzun neredeyse tamamını
geride bıraktığımız için bayram ettiğimiz bu günlerde, farklı
başrol oyuncuları olan iki olay bizim için çanları çalıyor. Sahte
devletin tam olarak tanınması olmasa da, değerinin artırılması ihtimaliyle ilgili uyarı ve tehlike çanları.
Belki de bizim üyelik sürecimiz
karşısında huzura kavuşmamız, Kıbrıs konusundaki
gelişmelerde güçlü söz ve rol sahibi olan güçlerin müsamahası ve kutsamalarıyla, sahte devletin benzer bir süreci
için fırsat sunuyor"
denilmektedir. Gerek BM, gerekse Kıbrıs sorununun
ilerideki süreciyle ilgili olarak önemli bulunan ve bahsedilen olaylara karışan AB ve Avrupa Konseyi'nin, gelişmelerin
başrol oyuncuları olduğu vurgulanan yorumda şu
ifadelere yer verilmektedir: "Sahte devletin dolaylı tanınması anlamına gelen hareketler, Kıbrıs'ta iki devlet
çözümünün ilerletildiği
yönünde üçüncü tarafların taşıdığı fısıldamalara
eklenmekte ve ülkemizin geleceğiyle ilgili korkularımızı arttırmaktadır. Böylesi hareketler
gereksiz ve yanıtsız
olarak geçiştirilemez. Örneğin Avrupa Konseyi kendi karar
ve ilkelerinin belinin bükülmesini isteyemez. Bizim sorumluluğumuz,
sapmayı göstermek ve düzeltilmesini istemektir."
Simerini gazetesinin (25/01) "'Felaket Tellallarının' Haklı Çıkması" başlıklı yorumunda da aynı konuya
yer verilmektedir.
LÜBNAN BASINI:
La Revue du Liban dergisinde (25/01) "Türkiye'nin Beyrut Büyükelçisi
Celalettin Kart: Lübnan'ın, Benim Hatıralarımda ve Kalbimde
Özel Bir Yeri Var" başlığı ve Jeanne Massad'ın imzasıyla Beyrut'a atanan yeni Türk Büyükelçisi Celalettin Kart'la
yapılan röportajda, Büyükelçinin çeşitli konulardaki sorulara
verdiği yanıtlar aktarılmaktadır. Röportajda, Türkiye-Lübnan ilişkilerini
daha da geliştirmek amacında
olduğunu belirten Büyükelçinin, "Türkiye,
uluslararası ittifak çerçevesinde ve onun yanında terörle mücadeleye katkıda bulunuyor mu? Hangi
seviyede?" sorusuna,
"Türkiye, terörden çok çekmiştir. Bu, hiç bir şekilde haklı
gösterilemez. 11 Eylül olayları şartları ve dengeleri değiştirmiştir.
Terörün dini, ırkı, coğrafyası, dili yoktur ve bu
yüzden en başından beri İslam terörü nitelemesine karşıyız. Bu
çerçevede şubat ayında İstanbul'da İslam Konferansı Teşkilatı ile
AB arasında, 'Medeniyet ve Ahenk: Siyasi Boyut' konulu ortak bir forum düzenlemeye karar veren Türkiye Dışişleri Bakanı
önemli bir teşebbüs başlattı.
Bu konferans, AB üyesi ülkeleri, AB'ye aday
ülkeleri ve İslam Konferansı Teşkilatı ülkelerini bir araya getirecek ve tanınmış fikir adamları ve Dışişleri
Bakanları seviyesinde gerçekleştirilecek...
Bu konferans, ilk defa siyasi
yetkilileri bir araya getirecek. Bu çok önemli bir girişim.
Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa Ankara'ya gelerek, Türk yetkililer ile bu konferans hakkında da görüşmelerde
bulundu. Avrupa tarafından, bu konferansa AB Dışilişkiler
Yüksek Temsilcisi Solana ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri katılacaklar. Yani bu büyük bir fırsat" şeklinde
bir yanıt verdiği
belirtilmektedir. Büyükelçinin, cezaevi sisteminin iyileştirilmesi
ve açlık grevleri, ülkenin yaşadığı "mali zorluklar",
Türkiye'nin, komşu ülkeleri, özellikle İsrail, Filistin Yönetimi, İran, Irak ve ABD ile olan ilişkileri, Euro'ya
geçiş, Kürt, dolayısıyla Öcalan ve Kıbrıs konularındaki sorulara
verdiği yanıtlara yer verilen röportajda, "Türkiye'nin AB'ye adaylığı ne durumda ve bu birliğe girişini
geciktiren şey nedir?"
sorusuyla ilgili şu görüşleri aktarılmaktadır: "Geçen yıl
komisyon, ortaklık belgesini sundu ve Türkiye de o andan itibaren
kısa ve orta vadede gerçekleştirilecek olan reformları içeren
milli programını hazırladı. Türkiye'nin çabaları, Belçika'da devlet ve hükümet başkanları arasında gerçekleştirilen
son zirve toplantısında
olumlu karşılandı. Zirvenin nihai bildirisinde,
bu reformlar sayesinde, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlatılmasına daha çok yaklaştığı işareti
verildi. AB'ye girişimizi
geciktiren unsurlar hakkında konuşmanın akıllıca
olduğunu sanmıyorum, ancak iki tarafta da iyi niyet olduğu sürece ve şayet iki taraf da birliğe üyeliğimizi kolaylaştıracak
çalışmaları gerektiği gibi gerçekleştirirse, Türkiye'nin,
zaten ait olduğu Avrupa'daki yerini alacağını düşünüyorum."
YUNANİSTAN BASINI:
Rizospastis gazetesinin (25/01) "Türk Yetkililer Her Geçen Gün Daha Çok Tahrik Ediyorlar" başlıklı yorumunda,
Prag'da düzenlenen
"AB-Türkiye İlişkileri" konulu panelde Devlet Bakanı Şükrü
Sina Gürel'in yaptığı konuşmaya yer verilmekte, Bakan Gürel'in konuşmasında Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs ve
Avrupa Ordusu konularına
değindiği bildirilmektedir. Şükrü Sina Gürel'in
konuşmasını izleyen Yunan Büyükelçilik Müsteşarı D.
Tsoungas'ın 17 Ocak 2002 tarihli Atina'ya gönderdiği telgrafın içeriğinin, Türk tarafının gerçek niyetlerini
gösterdiği ifade edilen
yorumda, söz konusu telgrafa yer verilmektedir:
"Türk Bakan Şükrü Gürel, Prag'ta yaptığı konuşmada,
Yunanlıların Türkiye'ye karşı kompleksli olduklarını ve kendilerini azınlık olarak hissettiklerini söyledi.
Ülkesinin AB'ye şimdiye kadar üye olamamasına neden olarak
Yunanistan'ı gösterdi. Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın
gözetimi altında, Prag Uluslararası İlişkiler Enstitüsü tarafından düzenlenen 'AB-Türkiye İlişkileri'
konulu panele katılan Türk
Bakan Şükrü Sina Gürel, 40 dakikalık
konuşmasında sürekli Yunanistan'ı suçladı." Yorumda, Bakan Şükrü Sina Gürel'in konuşmasının önemli noktaları
şöyle sıralanmaktadır:
"-Türkiye ile AET ilişkileri 1981 yılına kadar olumlu bir şekilde gelişmişti. Yunanistan, AET üyesi olduktan
sonra karar mekanizmasında
yer almasından dolayı, Türkiye'nin önüne engeller
çıkarıyor ve AET ile ilişkilerini olumsuz yönde etkiliyordu.
Yunanistan o tarihten sonra Türk-Yunan ilişkilerini
Avrupa sorunu olarak ortaya atarak, Türkiye'nin kalkınmasına ve Avrupa ailesine katılmasına engel oldu.
-Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasına da engel yine Yunanistan'dır.
Çünkü Kıbrıs zaten '1960 yılından beri ikiye
ayrılmıştır' ve uluslararası topluluk bunu kabul etmelidir. KKTC Rumların baskılarından kurtuldu. Kıbrıs Cumhuriyeti
olarak adlandırılan Rum kesimi, 200 bin Kıbrıslı Türkü
temsil etmiyor. KKTC'yi tanımamakla uluslararası topluluk büyük hata yapıyor. Türkiye'nin 1974 yılında adaya müdahalesinin
amacı, Kıbrıslı Türklerin
güvenliğini ve tüm adanın kalkınmasını sağlamaktı.
-Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan tüm aksiliklerin tek sorumlusu Yunan tarafıdır. 400 yıllık Osmanlı egemenliği
nedeniyle Yunanlılar aşağılık
kompleksi taşıyor ve kendilerini azınlık
olarak hissediyorlar.
-'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak adlandıran adanın güney tarafının AB üyesi olması halinde bu olay, AB-Türkiye arasındaki
ilişkileri etkileyecektir. AB Kıbrıs'ın güneyini üyeliğe
kabul etmezse, Yunanistan AB'nin genişleme sürecini engelleyecektir.
Ancak, bu bir AB sorunudur.
-ESDP Türkiye'nin değil AB'nin bir sorunudur. Türkiye iradeli davranmış ve ABD ile İngiltere tarafından hazırlanan
belgeye imza atmıştır.
Fransa ve Almanya söz konusu belgeyi benimsiyorlar.
AB bu sorunu çözmelidir."
Yorumda, Yunan Büyükelçilik Müsteşarı'nın söz alarak Gürel'in söylediği her şeye itirazı olduğunu vurguladıktan
sonra şunları belirttiği
aktarılmaktadır:
"A) Avrupa'nın en eski ülkesi Yunanistan'dır ve Avrupa yapısının temeli Yunanistan'a dayanıyor. Çağdaş
Yunanistan'ın kompleksli
olması için hiçbir neden yoktur. Ayrıca kendisini azınlık
olarak hissetmemektedir.
B) Kıbrıs Cumhuriyeti 'sözde' cumhuriyet değil, 'cumhuriyettir'.
C) Soru: AB'ye aday olan her ülke AB üyesi olması için AB ilkelerine, yasalarına ve günlük gerçeklerine uyum sağlamalıdır.
Yapılan konuşmada AB-Türkiye arasındaki ilişkiye
değinilmedi. Türkiye'nin siyasi dünyasının ve kamuoyunun
AB'ye yakınlaşma konusunda ne kadar hazır olduklarını, yükümlülüklerini yerine getirmeyi kabul
edip etmediklerini duymadık?"
To Vima gazetesinin (24/01) "İspanya Dışişleri Bakanı Avrupa
Ordusu Konusunda Esneklik Talep Etti" başlıklı ve Anni
Podimata imzalı yorumunda, AB Dönem Başkanı İspanya'nın Dışişleri Bakanı
Josep Pique'nin, Dışişleri Bakanı Papandreu ile
görüşmesinden sonra yaptığı
açıklamada, Avrupa Ortak Savunma
ve Güvenlik Politikası ile
kurulmakta olan Avrupa Ordusu
konularında en kısa zamanda olumlu sonuçlar elde edilmesi
amacıyla herkesten "esneklik göstermesi" talebinde bulunduğu bildirilmektedir. Avrupa başkentlerine gezisi çerçevesinde
Atina'yı ziyaret eden Pique'nin, AB-NATO arasında
bu konudaki ilişkilerin kesinlikle düzene girmesi yönünde
elinden geleni yapacağını vurguladığı, İngiliz "non paper"ı (resmi olmayan metin) hakkında da
herhangi bir açıklamada
bulunmayı kabul etmediği, Yunan tezlerini bildiğini,
ilgili tarafların savundukları farklı görüşlerde yakınlaşma kaydedilmesi ve sonunda bir neticenin elde
edilmesi yönünde, başkanlığın
elinden geleni yapacağını belirttiği aktarılmaktadır. Öte yandan,
Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu'nun, Pique
ile görüşmesi sırasında, Kıbrıs konusu -Kıbrıs'taki görüşmelerin
gelişmesi konusunu- ile Ortak Savunma ve Güvenlik Politikası hakkındaki Yunan tezlerini görüşme masasına
getirdiği belirtilen yorumda, Papandreu'nun, "Konunun AB çerçevesinde
görüşülmesinde mutabık
kaldık. Başkanlık, üye ülkelerin çıkarlarını
güvence altına alma yönünde hareket etmek niyetindedir.
Herkesi tatmin edecek bir çözümün bulunacağını ümit ediyoruz" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir.
Kathimerini gazetesinin (25/01) "Kıta Sahanlığı İçin Lahey... Kıbrıs Konusu İçin Tüm Olasılıklar Açık"
başlıklı ve F.
Kalliangopoulos ve N. Tsioutsias imzalarıyla yayımlanan yorumunda,
Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun Parlamentonun Dışişleri ve Savunma Komisyonu toplantısında yaptığı açıklamalara
yer verilmekte,
Papandreu'nun, kendi isteği üzerine kapalı kapılar
arkasında yapılan toplantıda, özellikle Türk-Yunan ve Kıbrıs konuları hakkında bilgi verdiği, Kıbrıs'ın AB
üyeliğinin tamamlanması yaklaştıkça, kritik bir sürecin başlamakta
olmasından söz ettiği bildirilmektedir. Papandreu'nun
Yunanistan için Lahey
yoluyla çözülecek tek konunun, kıta sahanlığı konusu olduğunu
vurguladığı, ayrıca, Türkiye'nin niyetlerini "yoklama düzeyinde"
iki ülkenin siyasi uzmanları seviyesinde "diyalog yapıldığını"
belirttiği kaydedilen yorumda, Papandreu'nun, Türkiye'nin diplomatik manevraları çerçevesinde
uluslararası mahkemenin
yetkisini kabul ederek, sonradan istediği konuyu mahkemeye
sevketme taktiği uygulaması olasılığından da söz ettiği ve adaların silahlardan arındırılması konusunu da
içeren güvenlik konuları
üzerinde mahkemenin yetkisine ilişkin itirazları
ifade eden tezde sabit kalındığını sözlerine ilave ettiği aktarılmaktadır. Türk-Yunan diyalogu ve Başbakan Ecevit'in
son açıklamalarına da değinen Papandreu'nun, diyalogu,
"uluslararası hukuka, toprak bütünlüğü ilkelerine, sınırlara
ve Helsinki kararlarına saygıyla yapılan bir niyet yoklama
diyalogu" olarak nitelendirdiği ve "egemenlik hakları üzerinde
müzakereler yapılmasını kesinlikle kabul edilmeyeceğini"
vurguladıği belirtilen yorumda, Papandreu'nun, Kıbrıs konusuna ilişkin
açıklamasında, ihtiyatlı bir şekilde konuşarak, yapılmakta olan diyalog hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunmak
için henüz zamanın erken
olduğunu, bu diyalogun "önşartların saptanması konusunda
kalmayarak, sorunun esasına değinmesinin olumlu olduğunu"
söylediği ve durumun, görüşmeler geliştikçe Türkiye'nin
takınacağı tavıra göre değerlendirileceğini sözlerine ilave ettiği kaydedilmektedir. 28/01/2002 15:00:38
|