|
30/01/2002
ANKARA, 30/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında
29 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yerverilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Berliner Zeitung'da (29/01) "Üniversite Öğrencileri Kürtçe Öğrenmek İstiyor" başlığı altında ve Günther
Seufert imzasıyla yayımlanan
bir yazıda, Türkiye'de çok sayıdaki
üniversite öğrencisinin son aylarda "Kürtçe"nin seçmeli
ders olmasını talep eden
dilekçeler verdiği, geçen yıl ekim
ayında Meclis'te yapılan bir Anayasa değişikliğiyle bunun mümkün hale geldiği ve o değişiklik ile artık Kürtçe'nin
"kanunla yasaklanan dil" olmaktan çıktığı, böylece
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda bir başka koşulu daha
yerine getirdiği belirtilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Le Temps gazetesinin Internet sayfasında, (29/01)
"Ankara, Avrupa'nın İfade Özgürlüğü Konusundaki
Taleplerini Duymuyor"
başlığı altında ve Eric Biegala imzasıyla yeralan
bir yorumda, Başbakan Bülent Ecevit'in geçenlerde yaptığı
bir açıklamada, "Kürtçe eğitim kabul edilemez, imkansızdır"
dediği hatırlatılarak, herkes için kendi ana dilinde bir eğitim elde etme imkanının, 2004 yılına kadar Avrupa
Birliği tarafından Türkiye'ye
tanınan hedeflerden birini oluşturduğu
ve Türkiye'nin, Avrupa tarafından talep edilen demokratikleşme
sürecine katıldığı, ancak rejimin harekete geçmeye hazır
gibi gözükmediği,
parlamentoda tartışılan yasal düzenlemelerin,
baskıcı hükümleri güçlendirmek istiyor gibi göründüğü
belirtilmektedir. Türkiye-AB Ortaklık Komitesi Toplantısı
vesilesiyle Avrupa'nın, Kürt öğrencilerin maruz kaldığı
baskıdan dolayı üzgün olduğunu dile getirdiği ifade edilen
yorumda, 15'lerin temsilcilerinin, ifade özgürlüğünü
kısıtlamak için oldukça geniş ölçüde kullanılan üç
yasa maddesinin
parlamentodaki revizyonu dolayısıyla başka bir
endişe yaşadıkları, AB bünyesinde yürürlükte olanlara
yakınlaştırmak amacıyla bu metinleri değiştirmesi beklenen
Adalet Komisyonu'nun, öngörülen yaptırımları ağırlaştıran
ya da baskıcı yasaların uygulama alanını genişleten hükümetin
bu konudaki direktiflerini sonunda uyguladığı kaydedilmektedir.
İRAN BASINI:
Abrar gazetesinde, (29/01) "Chomsky'e Ait Bir Makalenin Yayımlanması,
Türkiye'de Yeni Bir Basın Suçu" başlığı altında
yayımlanan bir yorumda, ABD'deki üniversitelerden birinde
öğretim görevlisi olan Noam Chomsky'nin, Türkiye'de terörizm
ile mücadele konusunda yeni bir hedef olduğu ve Avrupa
Birliği'nin, Türkiye'yi, ifade özgürlüğü ve Avrupa
kriterlerine ulaşma yönünde iyi yolda olduğu için övmesinin
üzerinden iki ay geçmesine rağmen, Ankara'daki yetkililerin
bir Türk yayıncı Aram Yayınevi'nin sahibi Fatih Taş'ı, Noam
Chomsky'nin eserlerini yayımladığı gerekçesiyle mahkemeye
çağırdıkları bildirilmektedir. Chomsky'nin, Kürt azınlıkların yerleşim bölgesi olan Diyarbakır bölgesini ziyaret etmeyi
amaçladığını, ifade özgürlüğü ve azınlıklara ait
haklara saygı duyduklarını
iddia eden Türk makamlarını büyük bir
sınav beklediği, eğer Türk makamlarının, Chomsky'e,
Diyarbakır'a yapacağı ziyarete izin vermezlerse, Türkiye'nin
azınlıkları bastırma ve muhaliflerin sesini kısma konusunda
öncü olduğu ve bu konuda tutumunu değiştirmediğinin
anlaşılacağı belirtilen yorumda, böylece Avrupa Birliği'nin
de yaptığı övgüleri yeniden gözden geçirmesi gerekeceğine
dikkat çekilmektedir.
Aynı haber, Almanya'da yayımlanan Junge Welt gazetesinde de yeralmaktadır.
MISIR BASINI:
Al-Akhbar gazetesinde, (29/01) "Kıbrıs: Kleridis İle Denktaş Arasındaki Son Tango" başlığı altında ve
Hany Muhammed Farag imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs sorunu
ve Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği konu edilmektedir. Kıbrıs
sorunundaki görüşmelerin sonucundan kuşku duyanların, Time
dergisinde de yer aldığı gibi başta iki tarafın ulaşacağı
Kıbrıs Devleti'nin mahiyeti olmak üzere temel sorunlarda
büyük bir başarı elde edilmesini beklemedikleri belirtilen
yorumda, görüşmelerin başlamasını hızlandıran etkenlerin
başında, Avrupa Birliği'nin Rum Kıbrıs Cumhuriyeti'ni 2004
yılında üyeliğe kabul edeceği kararının geldiği ve bu
durumun da Türkiye'yi, adanın kuzey kesimini kendine ait
olarak görmesi itibariyle tehditte bulunmaya sevkettiği
ifade edilmektedir. Ankara tarafında böyle bir adımın atılmasının da, NATO üyesi Yunanistan ve Türkiye arasında
bir savaşa yol açabileceği ileri sürülen yorumda, Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni üyeliğe almada ısrar
etmesinin, Kıbrıs sorununu salt siyasi sorun olmaktan
çıkarıp, Türkiye'nin AB ile geleceğini ilgilendiren daha
fazla öneme sahip bir sorun haline getireceğine dikkat
çekilmekte ve Kıbrıs konusundaki tutucu tutumu nedeniyle
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelikten vazgeçilmemesini
isteyen ileri gelen şahsiyetler ve işadamlarının baskıları
sonucu Türkiye Hükümeti'nin ödünler vermek zorunda kaldığı,
hükümetin verdiği bu ödünlerin ülke içinde sıkıntılara
yol açabileceği, ayrıca
çok sayıda Türkün, ülkelerinin asla
Avrupa Birliği'ne üye olamayacağı duygusu taşıdıkları
kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde, (29/01) "Avrupa Ordusu Konusunda
Atina, NATO İle AB'nin Net Bir Şekilde Tavırlarını Ortaya
Koymalarını İstiyor" başlığı altında ve N.
Hasapopoulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Yunanistan-Türkiye
ilişkileri konu edilmekte, bu bağlamda Savunma Bakanı
Papandoniou'nun, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin yaklaşmasından
dolayı Türk-Yunan ilişkilerinde gerginliğin tırmanması
olasılığından duyduğu kaygılarını dile getirdiği, NATO
ile AB'nin iki ayrı kuruluş
olduğunu belirttikten sonra, Avrupa
Ordusu'na ilişkin İstanbul'da hazırlanan metne Yunanistan'ın
itirazı olduğunu göstermek istercesine, "Yunanistan
özellikle AB üyesi olmayan bir ülke tarafından NATO içinde
meydana gelen sorunların AB'ye taşınmasına karşıdır"
dediği aktarılmaktadır. Yorumda, ABD'nin Atina Büyükelçisi'nin de
Avrupa Ordusu'nun oluşumuna sıcak baktığını, ancak söz
konusu AB askeri gücünün NATO'ya bağlı olmamasını ekonomik
açıdan olumsuz bulduğunu belirttiği kaydedilmektedir.
Ta Nea gazetesinde, (29/01) "Herşey Diyalog Masasında"
başlığı altında ve İrini Karanasopoulou imzasıyla yayımlanan
bir yorumda, Tüm Türk-Yunan sorunlarının ya 2004 yılına
kadar çözümlenmesini ya da Lahey Adalet Divanı'na
sevkedilmesini öngören Helsinki kararı temeline dayanarak,
Papandreu ile Cem'in diyalogun başlaması kararını aldıkları,
Dışişleri Bakanı'nın, AB Dışişleri Bakanları Konseyi
sırasında, Türk-Yunan ilişkilerindeki bu yeni gelişme
hakkında bilgi verdiği ve Ankara ile kıta sahanlığı
konusunun Lahey Adalet Divanı'na sevkedilmesine yönelik
araştırma niteliğinde temasların yakında başlayacağını
belirttiği kaydedilmektedir. Yunan tarafının, tüm konuları
ele alacak olan bu Türk-Yunan diyalogunun önemini azaltmaya
çalıştığı; Papandreu'nun Parlamentonun dış konulardan
yetkili kurulundaki konuşmasında, iki taraf arasında
"niyetleri yoklama" temaslarından söz ettiği ifade
edilen yorumda, Ankara'nın
AB ile müzakerelerin başlaması talebinde
bulunma niyetinde olması ve Türk-Yunan ilişkileri
ile Kıbrıs konusuna ilişkin Türk davranışının AB çerçevesinde
değerlendirme konusu oluşturmasının, Ankara'nın bu ilk
aşamada Lahey'den söz etmesine neden olduğu, Papandreu'nun, AB ile müzakerelere ilişkin Türk talebi hakkında
açıklamalarda bulunmaktan kaçındığına dikkat çekilmektedir. 30/01/2002 13:42:15 |