|
31/01/2002
ANKARA, 31/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin "AB Savunma Planına Yönelik Vetosunu Sürdüren Yunanistan, Türkiye İçin Alternatif Bir Anlaşma Üzerinde Çalışıyor"
başlıklı ve Robert Wielaard imzalı haberinde, Yunanistan
Başbakanı Kostas Simitis'in, "AB üyesi olmayan Türkiye'nin, Yunanistan ile arasındaki -iki NATO üyesi arasındaki
ilişkilerin uzun süreli bozulmasına neden olan-
bölgesel ve diğer anlaşmazlıklarını AB işlerine karıştırmasına
izin verilmemesi gerektiği"
yolundaki açıklaması,
Yunanistan'ın, "Avrupa Birliği'nin, askeri operasyonlarda
NATO olanaklarından faydalanmasını sağlayacak,
ancak ezeli rakibi Türkiye'ye bunların
bazılarını veto etme
hakkı verecek olan bir anlaşma önerisine
yönelik vetosunu sürdürdüğü” şeklinde değerlendirilmektedir.
AB-NATO önerisi uyarınca, Türkiye'nin,
Ankara'nın kendi çıkar alanına girdiğine inandığı bölgelerdeki AB askeri operasyonlarını bloke etme
hakkını elde edeceğine işaret edilen haberde, Yunan-Türk
anlaşmazlığının, Türkiye'ye sınırı bulunan
Kafkaslar gibi bölgelerdeki AB askeri operasyonlarını da
etkileyeceği ve bu ilişkilerin, 19 ülkeli NATO ittifakının
dahil olmak istemediği barış gücü ve insani yardım
görevlerinde kullanılacak 60 bin kişilik bir AB Acil
Müdahale Ordusu'nun oluşturulmasını da zorlaştıracağı
ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinde (30/01) "Mevcut Yasalardan Daha Kötü" başlığıyla yayımlanan Jürgen
Gottschlich imzalı bir yazıda,
Ceza Yasası'nın 132. ve 156. maddeleri, Terörle
Mücadele Yasası'nın ise
bazı maddeleriyle ilgili olarak
yapılacak reformun, durumu düzeltmek yerine düşünce özgürlüğünü
daha da kısıtlayacak şekilde parlamentoya sunulacağı
ileri sürülmekte, AB'nin de, Türkiye'de planlanan
söz konusu yasa reformunun sonucu karşısında
dehşete düştüğü ifade edilmektedir. Başbakan Yardımcısı
Mesut Yılmaz'ın, MHP'nin
lideri Devlet Bahçeli'nin itirazı yüzünden,
planlanan reform paketindeki çeşitli ceza yasası paragraflarında yapılacak
değişikliği bir kez daha ertelemeyi
başaramadığı belirtilen yazıda, söz konusu paragraflar ile Türkiye'de devletin Kürt politikasını eleştirenlerin
ve sözde ya da gerçek İslamcıların hepsinin susturulacağı iddia edilmekte ve şu ifadelere yer verilmektedir:
"Sonbaharda yapılan bir Anayasa değişikliği
ile Türk yasalarını AB standartlarına ve Kopenhag Kriterlerine
uyarlamak için gerekli şartlar yaratılmış olacaktı.
Şimdi tartışmalı
yasaların yeni halinin belli olması
üzerine, hukukçular,
gazeteciler ve AB Komisyonu dehşetle,
yasaların değişiklikten sonra 'mevcut yasalardan çok
daha kötü' bir hale geldiğini
tespit ettiler: 'Toplumsal
barışı bozma' olasılığı bile
üç yıl hapisle cezalandırılabilecek ve polisi şikayet eden biri, güvenlik
güçlerine iftira etmekten
uzun yıllar hapis yatma
cezası ile karşı karşıya
kalabilecek. Bu AB'yi öylesine alarma geçirdi
ki, geçen hafta sonunda Başbakan
Bülent Ecevit'e, bu
reformun Brüksel'in beklentilerini
yerine getirmekten çok
uzak olduğunu bildirmek üzere üç elçiden
oluşan bir heyet gönderildi.
Ancak Bahçeli hiçbir 'AB diktasına' boyun eğmek
istemiyor ve koalisyon ortakları karşısında Batı
Avrupalıların 'sömürgeci zihniyetinden' yakınıyor.
Ecevit, koalisyon
ortağı Bahçeli'nin durumu bloke etmesini kabullendi
ve Ankara'daki AB Temsilcisi Karin Fogg'a, bazen
'demokrasinin demokratikleşme' yolunda maalesef engel teşkil
edebileceği şeklinde bir mesaj gönderdi."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (30/01) "Türkiye Tutuklu Haklarına Saygı Gösterme
Konusunda Söz Verdi" başlıklı bir haberinde, Dışişleri
Bakanlığı'nın yayımladığı, "1990 yılında
Avrupa Konsey'ine verilen ve İnsan Hakları Sözleşmesinin
5. maddesinin -tutukluluk hakları- olağanüstü hal
bölgelerinde uygulanmasını askıya alan notayı geri çektiği"
açıklamasının yer aldığı bir bildiriden söz edilmektedir.
Bildiride, "Türkiye'nin, çoğunluğunu Kürtlerin
oluşturduğu ve ayrılıkçı
Kürtlerin yürüttüğü gerilla
savaşı nedeniyle ciddi şekilde özgürlüklerin kısıtlandığı
Güneydoğu'daki tutukluların
hakları konusunda, bundan
böyle Avrupa normlarına saygılı olacağının belirtildiği"
ve "Notanın geri çekilmesi, ülkemizde insan hakları ve
demokratikleşme yolundaki ilerlemeleri ortaya
koyuyor" ifadesine yer verildiği aktarılan haberde, Türkiye'nin
geçtiğimiz Kasım ayında, Avrupa normlarına
yaklaşmayı hedefleyen, özellikle de gözaltı süresini
15 günden dört güne
indirmeyi öngören kapsamlı bir anayasa reformunu
kabul ettiği" hatırlatılmaktadır.
MISIR BASINI:
Al-Hayat gazetesinde (30/01) "Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'in Siyasi Coğrafyası" başlıklı ve Patrick
Sil imzalı yorumunda, Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili müzakerelerin
sonucunun, Kıbrıslı Türk ve Rumların soğuk savaşa
son vermelerinde ve ortak yaşam dengesini kurmalarında belirleyici olacağına işaret edilmektedir. Ayrıca,
bu görüşmelerin sonucunun, Yunanistan-Türkiye ilişkileri,
AB'nin yeni üyeleri kabul etmesi, Akdeniz bölgesiyle
Ege Denizi'nin istikrara kavuşması ve NATO'nun güney kanadındaki durum üzerinde de etkileri olacağı belirtilen
yazıda, adada yaşanan tarihsel süreçten söz edilmektedir.
Çözümle ilgili görüşmelerin, Kıbrıs'ın Avrupa
Birliği'ne girme kararıyla ivme kazandığına işaret edilen yazıda, bu aşamada, Yunanistan ve Türkiye'nin tutumunun
önemi vurgulanmakta, herhangi bir olumsuz kararın,
bölgede "kargaşa" çıkmasına yol açacağı ileri sürülmekte ve şöyle denilmektedir: "Böyle bir gelişme
yaşanırsa, bir tarafta Türkiye,
diğer tarafta Yunanistan, AB
ve Amerika'nın yer aldığı bir kriz ortaya çıkar, bu da, NATO'nun
güneyinde kargaşa yaşanmasına neden olur ve Türkiye'nin AB'ye tam üyelik emellerine son verir. Bu sorunları
hafife almak mümkün değildir. Ancak Kleridis ve Denktaş,
durumun tehlikeli boyutunu anlar, düşmanlık duygularını
ön plana çıkarmaz, arkalarında iki ülkenin bulunduğunun farkında olur ve sonsuza kadar anlaşmazlık içinde
olmayı terk etmenin bilincinde olurlarsa, sorun halledilmeyecek
kadar kötü değildir.
Gerçekte ise, son üç yıldır Yunanistan ve Türkiye
arasındaki ilişkilerde dikkati çeken bir iyileşme yaşanmakta
ve bu iki ülke, Kıbrıs
adasıyla ilgili anlaşmazlıktan usandıklarını ifade etmektedirler. İlişkilerdeki bu iyileşme
1999 yılındaki sürpriz bir gelişmeyle, Yunanistan'ın
Türkiye'nin AB'ye üye adaylığına koyduğu engeli
kaldırmasıyla yaşanmaya başladı. Ancak uzun yıllar geçmesine rağmen, Türkiye'nin AB'ye adaylığı henüz
resmen gerçekleşmedi.
Bundan sonra AB ile Türkiye arasında bir dizi
anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar ticaret, turizm, çevre
ve suçlarla mücadele konularındaydı.
Peki, iki tarihi düşman lider görüşmelerde başarıya
ulaşamazsa, bu kazancı tehlikeye atmak doğru olur mu? Bu
noktadan hareketle, karşılıklı büyük ödünler
vermeleri için her
iki lidere baskı yapılmalıdır. Yunanistan, AB üyeliğinin
meyvelerini toplamak ve Türkiye ile anlaşmazlığının
silahlı çatışmaya
dönüşmemesini isterken, Türkiye içinde bulunduğu
korkunç ekonomik krizden kurtulmak istiyor.”
YUNAN BASINI:
To Vima gazetesinin (30/01) "Türk-Yunan İlişkilerine Korkusuzca
Yaklaşalım" başlıklı ve Anni Podimata imzalı yorumunda,
Yunanistan'ın yeni jeopolitik rolüne ilişkin "Rand" raporunun tanıtılması amacıyla Kokkalis
Vakfı'nda yapılan etkinliğe
katılan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun
yaptığı açıklamada, "Yunan tarafı Türk-Yunan ilişkilerinin bu yeni aşamasını güvenle ve korkusuzca karşılamalı"
şeklinde konuşarak, Türk tarafıyla "niyetleri
araştırma düzeyindeki temasların" başlangıcını simgelemiş olduğunu söylediği bildirilmektedir. Söz
konusu temaslarda her iki
tarafın amacının, kıta sahanlığı konusunun
Lahey Adalet Divanı'na sevkedilmesine ilişkin niyetlerin
belirlenmesi olduğu belirtilen yorumda, Papandreu'nun, "Türk-Yunan ilişkilerinin zorlukları hakkında
kimsenin şüphesi yok" dediği ve hemen ardından, bu
ilişkilerin "Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşması nedeniyle artık yeni bir aşamaya girmekte olduğunu" vurguladığı
kaydedilmektedir. Yazıda, olimpiyatlar nedeniyle
ateşkes kampanyasının tanıtılması çerçevesinde düzenlenen
basın toplantısında ise Papandreu'nun, konuya ilişkin metni ilk imzalayan Bakanların Cem ile kendisinin olduklarını,
metnin Cem'in son Atina ziyareti sırasında
iki Bakan tarafından
imzalandığını hatırlattığı ve "Türkiye
ile Yunanistan arasında ateşkes başarıldı, artık
esaslı konuları görüşmeye yöneliyoruz" dediği, Türk tarafıyla yapılacak olan araştırma niteliğindeki temasların
Yunan tarafından oldukça önemli sayıldığını, temel amacın uluslararası
hukuk ve uluslararası anlaşmalar, toprak
bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı ilkelerine saygıyı
sabitleştirmenin olduğunu söylediği ve Helsinki kararlarının
4'üncü paragrafında ifade edilen AB ilkeleri konusunu
önemle vurguladığı kaydedilmektedir.
Elefteros Tipos gazetesinde (30/01) "Baskı Altında Yapılacak Diyalog" başlığı ve Yorgos
Kirtsos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Yunanistan'ın, yoğun baskı üzerine
Türkiye ile diyalog masasına oturmaya hazırlandığı
bildirilmekte, Dışişleri Bakanı Yorgo
Papandreu'nun, sadece kıta sahanlığı sorununun olduğunu ve
bu konuda müzakerelerin yapılacağını söylediği, ancak başlayacak
olan diyalog sürecinin başka konuları da kapsayacağı
ifade edilmektedir. Amerikalıların haritalarda Ege'deki Türk-Yunan sınırlarını yok etmeleri ve son dönemde
Türk savaş uçaklarının Yunan hava sahasına ihlallerini
arttırmalarının tesadüfi olmadığı ifade edilen
yorumda, "Bir yandan Türkler geri adımlar atmamız için baskılarda bulunurken, diğer yandan Türkiye-AB ilişkilerinin
gelişmesi yolunda Yunanistan'ın ABD baskılarına
maruz kalması, Dışişleri Bakanımız Yorgo Papandreu'nun
eseridir. Yani ulusal haklarımızdan feragat edeceğimiz yetmiyormuş gibi, Türkiye'yi AB'ye yakınlaştırarak
ödüllendireceğiz" denilmektedir. Yapılacak diyalogdan çifte zarar
görüleceği ileri sürülen yorumda, alınacak sonuçların "komik
ve aynı zamanda da trajik" olacağı kaydedilmekte ve şu ifadelere yer verilmektedir: "Balkanlar'ın
yeniden yapılanması
misali, Denktaş'ın bütün Kıbrıs'ı temsil ettiğini,
Ege'nin paylaşıldığını göreceğiz.
Ayrıca, Türkiye'nin
AB'ye yakınlaşmasını da sağlayarak, Türkiye'nin içinde
bulunduğu bir dizi sorunlar nedeniyle, AB'nin genişleme sürecinde sorunlar yaratmış olacağız. Bilindiği
gibi ABD'nin hedefi budur
ve bu hedefine Türkiye ve İngiltere
aracılığı ile ulaşmaya çalışıyor. Geleceğimizi
vatanımızın kalkınmasına dayandıracağımıza, biz
ulusal haklarımızdan nasıl feragat edeceğimizi ve Türkiye'yi AB'ye
yakınlaştırarak AB'nin nasıl dağılacağı yolunda
çaba harcıyoruz."
Flash GR'nin Internet sitesinde, (30/01) "Lahey'e Doğru" başlığı altında yer alan bir haberde, Türk-Yunan
yakınlaşmasının,
"ikinci derece siyasi" konulardan sonra kıta
sahanlığının da masaya yatırılması ile, yeni bir döneme girdiği belirtilmekte ve kıta sahanlığı konusunun
Uluslararası Lahey Adalet
Divanı'na sevkedilmesi amacı ile,
gelecek hafta Atina ile Ankara arasında yüksek diplomatlar
düzeyinde tahkikat temaslarının başlayacağı bildirilmektedir. Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu'nun,
Flash radyosuna yaptığı
açıklamada, Yunanistan'ın
egemenlik haklarını müzakere etmeyeceklerini kesin
bir şekilde belirterek, diyalogun başarısızlıkla sonuçlanması
durumunda, Türkiye'nin Avrupa sürecinde belirli sonuçlara katlanacağını ve kendilerinin haklı durumda
olacaklarını belirttiği aktarılan haberde, Papandreu'nun,
ayrıca, maceralara girdikleri yönünde korkuyu
anlayamadığını, çünkü korkunun diyalog olmadan ortaya çıktığını ifade ederek, diyalogun başlaması yönünde
siyasi partiler ile asgari
derecede işbirliği yapıldığını vurguladığı
ifade edilmektedir. Yunanistan'ın kabul etmediği konuları, Türkiye'nin müzakerelere
taşıması konusu üzerine Yunan Dışişleri Bakanı'nın,
"Lahey yolu var. Bunu onlara söyleyeceğiz" dediğine işaret edilen haberde,
Papandreu'nun, Türkiye'nin
aksine kendilerinin Lahey'in yargılama yetkisini tanıdıklarını
hatırlatarak, Türkiye'nin bir veya iki konuda Lahey'e gidebileceğini, ancak daha fazla konuyu sevketmesi durumunda
cevaplarının "siz Lahey'in yetkisini tanımadığınızdan
dolayı itirazda bulunamazsınız" şeklinde olacağını
vurguladığı kaydedilmektedir.
31/01/2002
14:59:38 |