01/02/2002     

         

           

            ANKARA, 01/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  31 Ocak 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (31/01) "Acil Müdahale  Gücü Konusunda Uzlaşmaya Varılamıyor" başlıklı ve Horst Bacia  imzalı yazısında, AB ile NATO'nun gelecekteki kriz yönetimi operasyonlarında işbirliği yapmaları konusunda Yunanistan'ın,  itirazında ısrar etmesi nedeniyle uzlaşmaya hala varılamadığı  ifade edilmektedir. Yunanistan Başbakanı Simitis'in, Brüksel'de   Avrupa Komisyonu'nu ziyaretinde, Türkiye'nin kendi güvenlik   çıkarlarını ileri sürerek, AB Kriz Müdahale Güçleri'nin kendine   yakın bölgelerde yapacağı "ortak müdahalelere" ya da ortak   tatbikatlara itirazını veya çekincesini koyabilecek olmasının   kabul edilemez olduğunu açıklayarak, zaten NATO içinde bile  kabul edilemez olan bu durumun AGSP'ye taşınmaması gerektiğini  söylediğine işaret edilmekte, böylece Yunanistan'ın itiraz  nedenini açıkladığı kaydedilmektedir. Yazıda, Türk-Yunan sınır anlaşmazlıkları ve Ankara'nın kabul ettirdiği, Ege'deki "gri  bölgeler" nedeniyle bu bölgede NATO tatbikatlarının yapılamadığı, Yunanistan'ın bunu, bu bölgenin gerçekten tartışmalı olduğuna  ilişkin Türk görüşlerinin tanınması olarak gördüğüne dikkat  çekilmekte, Simitis'in, Yunanistan'ın bu tartışmaya ilişkin  kendi önerisini "yakın gelecekte" sunacağını açıkladığı,  ayrıca, Kıbrıs sorununda Kleridis ve Denktaş'ın doğrudan  görüşmelere başlamalarını da memnuniyetle karşıladığı, ancak,  AB'nin Helsinki Zirvesi'nde alınan kararlara göre, bu ihtilafın  çözümünün, Kıbrıs'ın AB üyeliği için bir ön koşul olmadığını  da özellikle belirttiği aktarılmaktadır.

            Financial Times Deutschland gazetesinin (31/01) "Pasifik'ten Sahra'ya" başlıklı ve Thomas Klau imzalı AB'nin genişlemesine  ilişkin makalesinde, Türkiye'nin üyeliğinin bir soru işareti  oluşturduğu ifade edilmekte, ancak, Ankara'daki Avrupa yanlısı  reform güçlerinin beklenildiği ölçüde başarılı olması durumunda,  AB'nin, sürekli olarak tekrarladığı sözlerini yerine getirmek  ve Türkiye'yi en çok nüfusu olan üye olarak AB'ye almaktan  başka seçeneği kalmayacağı kaydedilmektedir. Makalede, ayrıca,  "Pacta sunt servanda (sözleşmelere uyulmalıdır): Avrupa Birliği  gelecekte de buna uymak zorunda, çünkü aksi halde kendi varlık  ve otoritesinin temelini yok etmiş olur" denilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (31/01) "Türkiye, Avrupa Birliği'ne Yönelik  Hedeflerini Somutlaştırmakta Zorlanıyor" başlıklı ve Jerome  Bastion imzalı haberinde, sınırlı etki alanı nedeniyle basın  tarafından "mini demokrasi paketi" olarak adlandırılan  "hükümetin taahhütte bulunduğu uyum yasalarından" söz edilmekte,  söz konusu paketin, AB'ye katılma yolunda Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine yaklaşmasını sağlamak amacıyla geçen yıl oluşturulan  ulusal programın bir bölümünü oluşturduğu ifade edilmektedir.  Radikal gazetesi köşe yazarlarından İsmet Berkan'ın, "Amaç  demokratikleşme değil, ifade özgürlüğünü biraz daha kısıtlamaktır" şeklinde serzenişte bulunduğuna işaret edilen haberde, hükümetin,  temel özgürlükleri koruyan ve Meclis'te görüşülmesi gelecek  haftaya ertelenen mevzuatı yumuşatmayı hedefleyen reformları  gerçekleştirmekte zorlandığı ileri sürülmektedir. İktidardaki  koalisyonun ortağı üç partinin, bu düzenlemeler konusunda bir   hafta içinde anlaşmayı başaramadığı ve önümüzdeki hafta  liderlerine sunmaları beklenen öneriler üzerinde ayrı ayrı   çalışmaya başladıkları belirtilen haberde, metnin yeni şeklinin  çeşitli çevrelerce eleştirildiğine dikkat çekilmektedir.

           

            İRAN BASINI:

            Abrar gazetesinin (31/01) "Bölünme Kuruntusu" başlıklı  ve Ahmet Kazemi imzalı haberinde, Başbakan Bülent Ecevit'in,  CNN Türk kanalıyla yaptığı söyleşide, bu ülkenin eğitim  merkezleri ve üniversitelerinde Kürtçe eğitim verilmesi isteğine  şiddetle karşı çıkarak, bazı çevrelerin Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasına ilişkin isteklerini, Türkiye'nin bölünmesine  yönelik bir komplo olarak nitelediği kaydedilmektedir.  Başbakanın konuşmalarının, Ankara hükümetinin Kürtlere karşı   izlediği geleneksel politikalarının değişmediğini gösterdiği  ifade edilen haberde, AB'nin, Türkiye'nin adaylığını kabul  etmesinin ardından, Birliğe tam üyelik için bazı şartlar öne  sürdüğü, bu şartlardan birisinin de, Kürtlere kültürel hakların  tanınması olduğuna dikkat çekilmektedir. Birkaç ay önce,   Anayasası'nın 30'dan fazla maddesinde değişiklik yapılmasının  ardından, ortamın, Kürtçe eğitim için hazır hale geldiğine  dair bir beklenti ve umut yaşandığı belirtilen haberde, ancak,  son günlerde Kürtçe eğitim talebiyle başlatılan olaylara  gösterilen tepkilerin bu beklentilere yanıt veremeyeceğini  gösterdiği ifade edilmektedir. "Siyasi uzmanlara göre, Türk  hükümetinin Kürtçe eğitim yapılmasına karşı çıkmasının, daha  doğrusu Kürtlere kültürel haklar tanımamasının birkaç nedeni  olduğu" belirtilen haberde, bu nedenler şöyle açıklanmaktadır:  "Ankara hükümetinin AB'nin PKK ve DHKP-C örgütlerini geçen ay  açıkladığı terörist gruplar listesine koymamasından rahatsızlık   duyması gibi. Öyle ki Ecevit, Kürtçe eğitim isteklerini, bazı  Avrupa ülkeleri tarafından öne sürülmüş bir çeşit bölücülük  olarak değerlendirdi. Türk basını son günlerde, Almanya ve  Fransa'nın PKK'ya, bu ülkelerde faaliyet göstermesi için gerekli  koşulları sağladıklarını dile getirmiştir. Bununla birlikte,  Türkiye'nin laik çevreleri Kürtçe eğitim konusundaki isteklerin  PKK tarafından öne sürülen ve önceden yazılmış bir senaryo   olduğunu düşünüyorlar... Bazı uzmanlara göre Ecevit'in ziyareti  sırasında ABD, Irak'a saldırması durumunda, Türkiye'nin  çıkarlarını gözönünde bulunduracağını vaat etmiştir. Bu doğrultuda  petrol bölgesi olan Musul ve Kerkük şehirlerinin kontrolü Türkiye  yanlısı Irak Türkmenlerine bırakılacaktır. ABD'nin Irak'a  saldıracağını tahmin eden Ankara hükümeti, Irak sınırı ve Kürt  yerleşim bölgelerinde kontrolü daha fazla sağlamak amacıyla,  Kürtlere karşı uyguladığı politikalarını yoğunlaştırmıştır.  Sonuç olarak eski tecrübelere de dayanarak, Ankara hükümetinin  Kürtlere karşı ekonomik ve kültürel kısıtlamaları artırması  yönündeki geleneksel politikası, sadece bu hükümete karşı olan  hoşnutsuzluğu çoğaltacaktır. Hiç şüphe yok ki, geçtiğimiz   yıllarda Kürtlerle mücadele yolunda Türkiye'nin yaptığı onca  masraf, Kürt yerleşim bölgelerinin kalkınmasına harcanmış  olsaydı, bugün Türkiye bölücülük kaygılarını yaşamazdı. Diğer  taraftan, bu konu AB'nin elinde Türkiye'nin tam üyeliğinin  ertelenmesi için bir bahaneye dönüşecektir. Ecevit hükümeti  son günlerde AB ile daha fazla uyum içine girmek için reform  yapılması bahanesiyle, ceza kanununun 312. ve 159. maddelerinin  değiştirilmesi için Meclis'e bir öneri sundu. Söz konusu  maddeler ifade özgürlüğünü kısıtlamaları nedeniyle hep  eleştirilmiştir. Kapatılan Refah Partisi ve Necmettin Erbakan  gibi çoğu İslamcı liderler, söz konusu maddelere dayanılarak  mahkum edildiler. Yeni kanun tasarısında etnik ve dini kesimler  arasında münakaşaya yol açacak ve cumhuriyetin temellerini,  yargı organları ve silahlı kuvvetlerini küçük düşürücü niteliğe   sahip olan her türlü görüşü bildirmenin, yasal takip altına  alınabileceği öngörülüyor. Öyle görülüyor ki, 11 Eylül olaylarının ardından  Türkiye-Amerika ilişkilerinin gelişmesi üzerine,  Türkiye'deki bazı çevreler Türkiye ile AB ilişkilerinin hızını  kesmeye çalışıyorlar. Çünkü, AB'nin 2001 yılı sonlarında  Türkiye'de askerlerin siyasi konulardaki rolünün azaltılması  ve Milli Güvenlik Kurulu'nun sivilleştirilmesi konuları  üzerinde durması, söz konusu laik çevrelerin rahatsız olmasına  neden olmaktadır. Kürtler karşısında tutumların sertleşmesi  ve reformlar şemsiyesi altında reform karşıtı girişimlerde  bulunulması bir ölçüde bu konudan kaynaklanmaktadır."

            RUSYA BASINI:

            Nezavisimaya gazetesinin (31/01) "Türkiye'de, Rusya'daki  Evenklerin Haklarını Hayal Edenler Var. Ankara Hala, Kürtçenin Öğrenilmesine İzin Vermiyor" başlığı ve Nodar Mosaki imzalı  bir yazısında, Türkiye'de son zamanlarda gündeme gelen Kürtçe  eğitim talebiyle ilgili protesto konusu ele alınmakta, AB  bürokratlarının, Kürt dilinin tanınması faaliyetine katılan  birçok öğrencinin tutuklanması nedeniyle kaygılarını belirttiği bildirilmektedir. Konuyla ilgili olarak hükümet üyeleri  arasında görüş ayrılığı olduğu ileri sürülen yazıda, şu  ifadelere yer verilmektedir: "Bu vesileyle şu hususa işaret  edilebilir: Avrupa Konseyi'nin Çeçenistan'daki durum dolayısıyla  Rusya'yı hedef alan eleştirileri artık bir gelenek halini  aldı. Nitekim Avrupa Konseyi, Rusya'da, örneğin toplam sayıları  50 binden az olan Evenk ve Çukçenlerin sahip oldukları hakları  için 20 milyon nüfuslu Kürtlerin onlarca yıl mücadele ettiklerini  inadına görmek istemiyor. Bu olay her ne kadar tuhaf olsa da,  insan haklarının savunulması faaliyetine katılan Türkiye,  Avrupa insan hakları savunucularının eleştirileri için ideal   bir poligon olmaktadır. Sonuç olarak Avrupa Konseyi'nin   muhtemelen siyasi mütalaalarla hareket ettiğini  söyleyebiliriz."

            YUNANİSTAN BASINI:

            Amina Ke Diplomatia dergisinin Şubat 2002 sayısında  "Beyaz Saray ve AB'de, Avrupa Ordusu ve Kıbrıs Konusunda  Gizli Görüşmeler" başlıklı ve Aleksandros Tarkas imzasıyla  yayımlanan ve Internet'ten sağlanan bir değerlendirme yazısında,  Yunan hükümetinin, Türkiye'nin, Avrupa'nın yeni savunma yapısına  girmesine muvafakat etmesi için, önümüzdeki haftalarda tavsiye,  teşvik ve baskıların artmasını beklerken, Kıbrıs sorununda  Güneydoğu Avrupa bölgesini etkileyecek şekilde kritik bir  aşamaya girdiği ifade edilmektedir. Yeni gelişmelerin ayrıca,  Atina-Ankara arasında, beşi NATO çerçevesinde ve 12'si de  ikili düzeyde olmak üzere 17 maddelik güven arttırıcı önlemler  diyalogunun geliştiği bir döneme rastladığına işaret edilen  yazıda, Atina'nın, ABD'nin günümüz koşullarında Türkiye'ye  verdiği doğal destek karşısında değil, daha ziyade bunun  doğrudan iletilmesi ve AB dönem başkanı İspanya'ya da hemen  bildirilmesinden şaşırdığı kaydedilmektedir. ABD'nin, Türkiye'ye, Kıbrıs'ın AB'ye üyelik sürecinin artık önlenemeyeceğini  kabullenmesini ve çıkarlarını gözeterek, bu çerçeve içinde  hareket etmesi gerektiğini tavsiye ettiği belirtilen yazıda,  ancak Ankara hükümetinin, AB'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gerçekten  yeni bir üye olarak kabul edeceği gerçeği karşısında ikna olmuşa benzemediği ifade edilmektedir. Yazıda, ABD'nin, yaptığı analize  göre, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması veya durumun  gerginleşmesi seçeneklerini, yarı yarıya kabul ettiği, çünkü  ABD'nin, Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Glafkos Kleridis'in halefinin,  seçim kampanyası sırasında vazgeçemeyeceği yükümlülükler altına  gireceği için, her şeyin Kleridis'in görev süresi sonunda belli  olacağını belirttiği aktarılmakta ve "Uzun vadeli gündemin  temelini, büyük bir ihtimalle 2003 yılının haziran ayında  Selanik'te yapılması beklenen ABD-AB doruk toplantısının  oluşturması öngörülüyor. Bu toplantı artık Atlantik'in iki yakası  arasında bir doruk işbirliği forumu olarak tesis etmiş bulunuyor  ve dönüşümlü olarak, ABD ile Avrupa'da yapılıyor. Geçen yıl  İsveç'in AB dönem başkanlığı sırasında Götebourg'ta yapılan  toplantı, bu yıl da İspanya'nın AB dönem başkanlığı sırasında  ABD'de düzenlenecek" denilmektedir.

            Yunanistan Başbakanı Simitis, AB Komisyon Genel Kurulu'na  katıldıktan sonra AB Komisyon Başkanı Romano Prodi ile ortak  basın toplantısı düzenlemiş, toplantıda, gazetecilerin Türkiye'ye  ilişkin  sorularına şu yanıtları vermiştir:

            Yunanistan Başbakanı Simitis, Financial Times'ın "Yunan  AB dönem başkanlığından söz ettiniz. Kıbrıs konusuna ilişkin   görüşmelerin olumlu yönde gelişmesi halinde, Türkiye ile AB  üyeliği müzakerelerinin başlamasını mümkün görüyor musunuz?  İkinci olarak ise, bu soruyu burada sormamın doğru olmadığını  biliyorum, ancak Avrupa'nın güvenlik ve savunması ile NATO'ya  ilişkin Yunan tezi hakkında bize bilgi verebilir misiniz?”  sorusuna şu yanıtı vermiştir: "Türkiye ile AB üyeliği  görüşmelerinin başlamasına AB Dönem Başkanlığı karar veremez.  AB'nin tümü bu kararı alacaktır. AB bu kararı alırsa müzakerelere  başlayacağız, bu kararı almazsa bekleyeceğiz. Bildiğiniz gibi,  Laeken'deki AB Konseyi'nden önce Yunanistan'a AB'nin Avrupa  savunma ve güvenlik politikası konusunda AB üyesi olmayan NATO  üye ülkeleriyle işbirliğine ilişkin bir evrak sunuldu. Söz konusu  evrakın, NATO'daki  'status quo'nun NATO-AB ilişkilerinde de  uygulanmasına çalışılması nedeniyle, Yunanistan tarafından kabul  edilmesi imkansızdı. AB, yeni, farklı bir kuruluştur. Avrupa'nın   güvenlik ve savunmasının kendine has kuralları vardır, bunların  da uygulanması gerekir. Var olan sorunları AB'ye  aktaramayız.  Yunanistan 'yeni önerilerde bulunacağız' dedi ve bu önerileri  sunacağız." Bir Alman gazetecinin "Sayın Başbakan, Avrupa  Güvenlik ve Savunma Politikası'nda, AB ile NATO işbirliğine  ilişkin İngiltere-Hollanda önerisi hakkında Yunanistan'ın en  büyük kaygısını hangi konu oluşturuyor? Yunanistan için zor  olan şey nedir?" sorusuna ise, Simitis şu karşılığı vermiştir:  "İngiliz meslektaşınızın sorusunu cevaplandırırken, bu evrakın  nereye yönelik olduğunu açıkladım. NATO'da bizce kabul edilmesi  imkansız bir durum var. Size açıkladım. Bu durumun AB'ye de  aktarılmasına yönelik bir çaba sarfedildi. Bu kabul edilemez.  Yani bizce, AB ile şimdi işbirliğinde bulunan bir NATO üye  ülkesinin şu veya bu bölgede 'ortak bir hareket yapılmasını  istemiyoruz -örneğin ortak tatbikatların- çünkü bu bölge  hakkında siyasi itirazlarımız ya da taleplerimiz var ya da  var olan sınırlar hatalıdır' demesi kabul edilemez. Bu, NATO'da  şu durumu yarattı: Ege'nin, Yunan hükümranlığı altında bulunan  bir bölümü NATO tatbikatları için kullanılamıyor. Bunun AB'de tekrarlanması imkansızdır. Bizim AB'de anlaşamamamız imkansızdır.  Helsinki anlaşmaları var. Birinin talepleri varsa Lahey Adalet  Divanı'na gider, orada bu konuları açıklar. Avrupa Ordusu'nun  NATO üye ülkesine karşı kullanılmayacağının metinde yer almasını Yunanistan'ın kabul etmediği söyleniyor. Tabii, ordunun bir  NATO ülkesine saldırmayacağı kolay anlaşılır. Aynı şekilde,  bir NATO üye ülkesinin de bir AB ülkesine saldırmayacağı da  kolay anlaşılmaz mı? Bu, neden bir metinde yer almadı? Türkiye  bunun da bir metinde yer almasını neden istemiyor? Bir  karşılıklılığın uygulanması gerekir. Durum basit: Avrupa Savunma Politikası için işbirliğinde bulunan ülke, Avrupa anlaşmalarından kaynaklanan yükümlülüklerini de üstlenmeye hazır olmalı.  Üstlenmeli ve yerine getirmelidir."

            Kıbrıs müzakereleriyle ilgili olarak El Pais'in sorusuna  da Simitis şu yanıtı vermiştir: "Görüşmelerin başlamasını,  Denktaş-Kleridis görüşmelerini, Denktaş'ın önerilerde bulunmasını  memnuniyetle karşılıyorum. Kıbrıs konusunu AB çerçevesinde   görüştük, Helsinki'de de kararı aldık; siyasi sorunun çözümlenmesi Kıbrıs'ın AB üyeliği için önşart oluşturmuyor. Şu anda Kleridis  ile Denktaş çeşitli sorunları gözden geçiriyorlar ve tezlerini açıklıyorlar. Büyük bir olasılıkla görüşmelere 19, 20 ya da 21  Şubat'ta ara verilecek, De Soto BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a  bilgi verecek ve ardından  her konu için ayrı, esaslı görüşmeler başlayacak. İşlemler bunlardır ve bu işlemler, Kıbrıslı Türkler  tarafından gerçekten olumlu yönde adımların atılıp atılmadığını  gösterecektir. Olumlu gelişmelerin kaydedileceğini ümit ediyorum."

 

 

           

           

01/02/2002   13:38:55

 

           

                    ESKİ SAYILAR