04/02/2002     

         

 

            ANKARA, 04/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01-03 Şubat 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            AVUSTURYA BASINI:

            Die Presse gazetesinde (01/02) "Savaş Nedeni Keçiler:  Yunanlılar ve Türkler Ege Sorununu Ele Alıyor" başlığı ve  Jan Keetman imzasıyla yayımlanan bir haberde, Atina ve  Ankara'nın, Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarına ilişkin  anlaşmazlık konusunda bir yakınlaşma arayışı içinde oldukları bildirilmekte ve bunun da Türkiye'nin AB üyeliği için ön  şart olduğuna işaret edilmektedir. Haberde, Türkiye ile  Yunanistan'ın hassas Kıbrıs sorununu ele almalarından sonra,  bir nazik mesele olarak tabir edilen Ege sorununun gündeme  geldiği belirtilen haberde, Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo  Papandreu ve Türk meslektaşı İsmail Cem'in şubat ortasında   İstanbul'da yapılacak bir konferans sonrasında Ege konusunda  bir diyalog başlatmayı kararlaştırmalarının önemi  vurgulanmaktadır. Haberde şu değerlendirmeye de yer  verilmektedir: "Bu konuda bir anlaşmaya varmak pek kolay  olmayacak. Hangi sorunların çözülmesi gerektiği konusunda bile  görüş birliği yok. Atina yalnızca petrol rezervleri bulunduğu  sanılan kıta sahanlığının sınırlanması sorununun çözüm beklediği görüşünde. Türk tarafı ise bazı adaların topraksal olarak hangi  ülkeye ait oldukları sorununun daha aydınlatılmamış olduğunu  düşünüyor ve hem denizde, hem de havada egemenlik haklarının belirlenmesini istiyor. Ayrıca Ankara, bundan önceki anlaşmalarda Türkiye'ye vadedildiği gibi, Çanakkale Boğazı'nın önünde yer  alan bazı Yunan adalarının askerden arındırılmasını da talep  ediyor.

            Atina Ankara'nın bu isteklerinin, görüşülmesi gerekmeyen  haksız talepler olduğu görüşünde. Atina ayrıca AB adayı  Türkiye'den, Yunanistan'ın kara sularını üç deniz milinden 12  deniz miline çıkarması halinde, hükümete savaş ilan etme yetkisi  veren parlamento kararının kaldırmasını da istedi. Gerçi Atina  böyle bir genişlemeyi planlamasa da, bunun Yunanistan'ın yanı  sıra diğer bütün devletlere de tanınan bir hak olduğunu düşünüyor.  Türkiye'de, adaların çokluğu nedeniyle neredeyse tüm Ege'nin  yasal açıdan bir Yunan denizine dönüşeceğine işaret ediliyor"  Ege sorununun geniş çaplı uluslararası hukuku ve birçok  diplomatik manevrayı beraberinde getirdiği ifade edilen haberde,  ayrıca, "Atina Ege konusunda hep Lahey'deki Adalet Divanı'nın  devreye girmesinden yana olmuştu. Türkiye ise şimdiye kadar  bunu reddetmişti. Ancak Ankara, Türkiye'nin AB adayları arasına  alınması karşılığında, anlaşmazlıkları ikili görüşmelerle çözmeye,  bunun başarılı olmaması halinde de olayı Lahey Adalet Divanı'na  götürmeye söz vermek zorunda kaldı. Türk hükümeti için, AB'nin  bu şarta ilişkin yorumunun özellikle Atina'nın tutumuna bağlı  olması tabii ki bir sorun yaratabilir. Türkiye'nin üyelik için  bağlayıcı olan  düzenlemeleri yerine getirip getirmediğine AB  karar verecek" denilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (02/02) "Münih Konferansı'nda Amerikalılardan  Türkiye'ye Destek Niteliğinde Övgüler" başlıklı haberinde,  Münih'teki Uluslararası Güvenlik Konferansı sırasında, pek çok  Amerikalı yetkilinin, NATO üyesi olan, ancak AB üyesi olmayan  Türkiye'ye destek niteliğinde övgülerde bulundukları  bildirilmektedir. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolforitz'in, Türkiye'nin üye olmak istediği Avrupa Birliği'nin adını  zikretmeksizin, Türkiye'nin, "İslam dünyası için demokratik  gelişme ve refah modeli" niteliğinde olduğunu belirterek,  "Türkiye'yi sorunlarından dolayı eleştirmek isteyenler, sorun  ile esas olanı karıştırıyorlar ve bugünkü Türkiye'nin durumuna  fazlaca yoğunlaşarak, Türkiye'nin katettiği yolu bilmezlikten  geliyorlar" dediğine işaret edilen haberde, Cumhuriyetçi senatör  John McCain'in ise, "terörizmle mücadelede ilk sırada yer alan  bir devlet" olmasından dolayı Türkiye'ye teşekkürlerini ilettiği kaydedilmektedir. Haberde, ayrıca, "Avrupa'nın uzun süreden beri Türkiye'yi uzakta tutmasına" üzüldüğünü ifade eden McCain'in,  NATO'nun  güneydoğu Avrupa'ya genişlemesinin, "Türkiye'nin  İttifak'a göre stratejik dışlanmışlığına son vereceğini ve   Türkiye-AB ilişkilerinde devam eden anlaşmazlıkları gidermeye  yardım edeceğini" söylediği aktarılmaktadır.

           

            İNGİLTERE BASINI:

            The Economist dergisinde (02/02) "Kötüye Dönüş" başlığıyla  yayımlanan bir makalede, Türkiye'deki Kürt konusu ele alınmakta,  İzmir, Adana, ve Mersin gibi "Kürt nüfusun yoğun olduğu"  bölgelerdeki yerel yönetimlerin Kürt kökenli belediye  başkanlarının çalışmalarından söz edilmekte, askeri yöneticilerden  de artık kabul gördükleri ve aradaki anlaşmazlıkların kısmen  giderildiği ifade edilmektedir. Batı ve İç Anadolu'da da  kültürel engellerin kalktığı belirtilen makalede, ancak  "Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu iç bölgelerde" ise durumun pek  de parlak olmadığı, "Güneydoğu'nun en büyük ve Kürt nüfusunun  en yoğun olduğu" kentlerden Diyarbakır ile Irak sınırındaki  Hakkari arasında HADEP'li belediye başkanlarının düzenli olarak  taciz edildiği, bürolarının da zaman zaman güvenlik güçleri  tarafından altüst edildiği ileri sürülmektedir. Makalede son  günlerde Kürtçe eğitim için başlatılan imza kampanyasına  gösterilen tepkiye yer verilmekte, konu, Türkiye'nin AB'ye  üyelik talebi bağlamında ele alınmaktadır. Son zamanlarda  özellikle Kıbrıs ve AB Acil Müdahale Gücü konularındaki tavrıyla Türkiye'nin, "gerek Avrupalı müttefiklerini gerekse Amerikalıları  memnun ettiği" vurgulanan makalede, bu nedenle son olaylar  karşısında "Batının fazla nezaket gösterdiği" ve AB'nin Türklerin  keyfini kaçırmak istemediği ileri sürülerek gereken tepkiyi  göstermediği iddia edilmektedir. Ancak, bazı AB yetkililerinin, Türkiye'deki Anayasa Mahkemesi'nin HADEP'i, PKK'nın siyasi kolu  olduğu gerekçesiyle yasaklaması halinde AB'ye katılma şanslarının   bulunmadığını Türkiye'ye iletecekleri ifade edilen makalede,  HADEP'in, PKK'yı terörist olarak nitelememe inadından vazgeçerse  kendi kendine de yardım etmiş olacağı, bu durumda "sadece  Türk yetkililerin değil, HADEP'in barışçıl politika taahhüdünün içtenliğinden kuşku duyan kaçak Türklerin de güvenini kazanacağı" kaydedilmektedir.

            LÜBNAN BASINI:

            Daily Star gazetesinin (01/02) "Kürt Sorunu Türkiye'yi  Yine Rahatsız Etmeye Başladı" başlıklı ve Muhammed Nureddin  imzalı Internet'ten sağlanan yazısında, Türkiye'de son günlerde  yeniden gündeme gelen Kürt sorununun kökeninin 1923'lere  dayandığı, Atatürk'ün, "Ne Mutlu Türküm Diyene!" şeklindeki  ünlü sloganı ile Türkiye'de bulunan Arap, Kürt, Çerkez, Ermeni  ve diğer Türk dışı etnik grupların mevcudiyetini inkar ettiği,  bu inkar politikasından da, en çok günümüzde 12 milyona ulaştığı  ve Türkiye nüfusunun beşte birini oluşturduğu ileri sürülen  Kürtlerin etkilendiği iddia edilmektedir. Ülkede yalnızca bir  ulusal grup tanıyan "Kemalist devletin", azınlıkların kimliğini  bastırma arayışına girdiği; Kürtler ve diğerlerinin günlük  konuşmalarında, eğitimde, yayımcılık ve radyo yayınlarında  kendi dillerini kullanmasını engellediği, 1930'lu yılların  sonunda da Kürtler için kullanmak üzere "dağ Türkleri" deyiminin  icat edildiği ileri sürülen yazıda, son günlerde başlatılan  ulusal dilin tanınması yönündeki mücadelenin, bağımsız bir  devleti hedefleyen daha uzun soluklu bir  mücadelenin yeniden başlatılmasının işareti olabileceğine işaret edilmektedir.  Türkiye Cumhuriyeti'nde Kürtlerle ilgili yaşanan olaylar,  özellikle Öcalan ve PKK konusunun ele alındığı ve Türk yetkililer  ile Türk basınındaki tartışmaların aktarıldığı yazıda, konu,  AB'ye üyelik açısından değerlendirilmekte ve şu ifadelere yer verilmektedir: "Türkiye'de son olarak ortaya çıkan Kürtçe eğitim   konusu da bu kapsamda. Başlatılan büyük bir kampanya çerçevesinde  17 Türk üniversitesine 5103 dilekçe verilerek Kürtçe eğitim  talebinde bulunuldu. İstanbul ve diğer yerlerde Kürtçe eğitim  talebiyle gösteri yapan öğrenciler durduruldu ve çok sayıda  tutuklamalar oldu. Öğrencileri gösteri yapma konusunda  cesaretlendiren şey ise Aralık 2000'de onaylanan Katılım Ortaklığı  Belgesi idi. Bu belge gereğince Ankara'nın bazı diğer şeylerin  yanı sıra tüm etnik azınlıklara kültürel haklar tanıması  gerekiyordu ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  nihai kabulünün  bir koşulu olarak azınlıkların kendi dillerinde yayın ve eğitim  yapma hakkı da bu kapsamdaydı. Bu da, büyük ölçüde AB'nin  ısrarları sonucu insan hakları, demokrasi ve medeni özgürlüklerle  ilgili bir dizi yasa taslağı hazırlama sürecinde olan Türk  hükümeti için bir sorun oluşturdu. Bu süreçten doğacak anayasa değişiklikleri ne olursa olsun ve bu değişiklikler AB  kriterlerini karşılamaya ne kadar yakın olursa olsun, Kürtçe  eğitim ve yayının en azından yakın gelecekte bu değişikliklere   dahil olmayacağı, halihazırda açıklık kazanmış bulunuyor."

04/02/2002   16:36:29

             

           

           

                    ESKİ SAYILAR