05/02/2002     

         

           

            ANKARA, 05/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  04 Şubat 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (04/02) "Polis  İşkencesinden Şikayet Eden Devlete Hakaret Eder" başlığı  ve Gerd Höhler imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türk  hükümetinin Ceza Yasası'nın 312 ve 159. Maddeleri'nde yapılan  düzenlemenin "geriye doğru bir adım" olacağı, bunun da,  Türkiye'yi Avrupa'ya yakınlaştırmak yerine uzaklaştıracağı  ileri sürülmektedir. Üç partili koalisyonun kulislerinde  günlerden beri yasa değişikleri konusunda bir mücadele yaşandığı belirtilen yazıda, planlanan reformda en üst ceza sınırının  yarıya indirildiği, ancak şu an parlamentoya sunulan değişiklik önergesinde suç unsurunun büyük ölçüde genişletildiğine işaret edilmektedir. Hükümet ortağı ANAP ile MHP arasında görüş  farklılığı olduğu ve yapılan bir çok toplantıda da uzlaşmaya  varılamadığı, konuyu MGK'da çözme çabasının da  başarısızlıkla sonuçlandığı belirtilen yazıda, AB diplomatlarının, önerildiği  şekliyle yapılacak yasa değişikliklerinin AB'ye yakınlaşmaktan  ziyade uzaklaşmaya yol açacağı sinyallerini hükümete verdikleri kaydedilmektedir.

            Die Welt gazetesinin (04/02) "Koruma Gücü Konusunda Henüz  Anlaşma Yok" başlıklı yazısında, Almanya Savunma Bakanı Scharping'in, Münih'de yapılan Güvenlik Konferansı sırasında, Afganistan'daki uluslararası koruma gücünün komutasını İngiltere'den sonra kimin üstleneceğine henüz karar verilmediğini söylediği bildirilmekte, Türkiye'nin komutayı devralması konusunda Batılı ittifakın  hemfikir olduğunu yazan Frankfurter Allgemeine-Sonntag gazetesine  atıfta bulunulmaktadır. Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi Osman  Korutürk'ün, ülkesinin Afganistan ile mükemmel ilişkileri  bulunduğunu ve uluslararası görevlerde zengin tecrübeye sahip  olduğunu belirterek, "Müttefiklerimizin çoğu bu nedenle  Afganistan'da komutaya geçmemizi rica etti" dediği, fakat  Ankara'nın henüz nihai kararı vermediğini söylediği aktarılan  yazıda, Özgürlükçü Parti (FDP) Savunma Uzmanı Günther Nolting'in  yaptığı açıklamada, partisinin Grup Başkanı Wolfgang Gerhardt'ın, Almanya'nın ISAF'ın komuta görevini devralması gerektiğine  ilişkin görüşüne karşı çıkarak, bunun yerine ortak bir Avrupa  komutasının daha iyi olacağını söylediği kaydedilmektedir.  Yazıda, ayrıca, İngiltere'nin iki ay öncesinde komutayı  devredeceğini açıklamasına rağmen, komuta sorunu konusunda  henüz bir çözümün bulunmadığını söyleyen Nolting'in, sadece  Türkiye'nin buna hazır olduğunu açıkladığını, fakat komutayı  üstlenmesini mali taleple ilişkilendirdiğini belirttiğine  işaret edilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            Le Monde gazetesinin (03/01) "Avrupa İçin Yeni Bir Şans"  başlıklı ve Jean-Claude Casanova imzalı başmakalesinde, AB'nin  genişleme perspektifi karşısında doğan güçlüklerin ancak birliğin  nihai durumunun ne olacağı ve bu nihai duruma ulaşmak için  gerekli kurumların neler olduğu üzerinde bir anlaşmaya varılırsa  daha kolay çözüme ulaşabileceği savunulmaktadır. Yazıda, AB'nin genişlemesi bağlamında, "genişleme perspektifi karşısında doğan  güçlükler ancak AB'nin nihai durumunun ne olacağı ve bu nihai  duruma ulaşmak için gerekli kurumların neler olduğu üzerinde  bir anlaşmaya varılırsa daha kolay çözüme ulaşabilir. Bu yöndeki  çabalara katılmak istemeyen katkıda bulunmaz, ancak karar üzerinde  de söz hakkı olamaz ve kararın uygulanmasını engelleyemez, ancak  bu, elbetteki ilke belirlenmesi ve uygulanması için angaje olan  geniş bir çoğunluğun doğması halinde mümkündür. Şimdi bu olasılığı,  Avrupa entegrasyonunun  muhalifleri tarafından öne sürülen  eleştirilerin ışığında inceleyelim" diyen Casanova, "Muhaliflerin  öne sürdüğünü ifade ettiği dört argümanı" da şöyle açıklamaktadır:

            "Birinci argüman, Avrupa'yı, gerçekleşmeyecek bir düş olarak  sunuyor, zira siyaseten tek gerçeğin uluslar olduğunu ileri  sürüyor. Ancak Euro'nun kabul edilmesi bugün onlara bunun tam  tersini kanıtlıyor.

            İkinci argüman, bir ulusun bir yandan egemenliğinin bir  bölümünü devrederek bir yandan da geriye dönüş hakkını muhafaza edebilmesini hayal edememelerine dayanıyor. Ancak yukarıda  bahsettiğimiz olasılığın gerçekleşmesi halinde içleri  rahatlayabilir. Zira her devlet veto hakkına sahip olursa Avrupa  da olmaz. Ayrılmak imkansız olursa uluslar  da olmaz. Ulus-devlet federasyonu, birlik ve özgürlüğü de  birbiriyle bağdaştırıyor.

            Üçüncü argüman ise inşa edilen Avrupa'nın sınırları olmadığı  üzerine dayanıyor. Halbuki coğrafya ve tarihin belirlediği  sınırlar var. Türkiye'nin "ön adaylığı" ve  Rusya ile "stratejik ortaklık", süreci geciktirmeye yönelik diplomatik edebi bir  sözden ibarettir. Uzak bir gelecekte (Hegel'in yandaşlarının  savunduğu homojen ve evrensel bir  devlet kadar uzak bir  gelecekte) Avrupa belki de bütün demokrasilere doğru  genişleyebilecektir. Ama şimdilik Avrupalıların büyük bir bölümü,  AB'nin, demokratik bir şekilde seçecekleri sınırlı sayıda ülkeye  doğru genişlemesini istiyor.

            Dördüncü argüman, halkların görüşlerine yeterince  başvurulmadığına dayanmaktadır. Bu noktada, Avrupa'nın daha  fazla meşruluğa ihtiyacı olduğunu düşünenler haklıdır. Ekonomide  bir üyelikle yetinmek mümkündür. Ancak siyasette irade gerekir.  Tarih önerir ve insanlar düzenlemeleri yaparlar. Görüşlerine  başvurulan Avrupalılar bu iradeyi göstermez ise ne olur? O  zaman ülkeler, İsviçre kantonlarının Avrupa çapındaki rolünü  dünya çapında oynayacaklardır. Zengin, barışçı, korunmuş ve  ahlakçı olacaklardır. Konuşmalarını ayarlamaları ve daha az  iddialı olmaları yetecektir."

            AFP'nin (04/02) "Avrupa Birliği, Bolvadin Depreminin  Ardından Türkiye'ye Yardım Teklif Ediyor" başlıklı haberinde,  Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını yürüten İspanya'nın,  Bolvadin'de meydana gelen ve 44 kişinin hayatını kaybetmesine  neden olan depremden sonra Türkiye'ye yardım teklif ederek,  "Türk hükümeti ve halkı ile dayanışma" içinde olduğunu  açıkladığı bildirilmektedir. AB dönem başkanlığını yürüten  İspanya'nın yayımladığı bildiride, AB, "hayatını kaybedenlerin  ailelerine taziyelerini bildirir ve yararlılara acil şifalar  diler" denildiği, ayrıca, AB, "Depremin izlerini silmek amacıyla  Türk hükümetinin gerekli göreceği her türlü yardımı sağlamaya  hazırdır" ifadelerinin yer aldığı kaydedilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Financial Times gazetesinde (02/02) "İki Arada Bir Derede"  başlığı ve Leyla Boulton imzasıyla yayımlanan, Stefan Kinzer'in  "Hilal ve Yıldız" adlı kitabının tanıtıldığı, Internet'ten  sağlanan bir makalede, The New York Times'ın eski İstanbul büro  şefi Stephen Kinzer'in, "Avrupa Birliği'ne üye olacak tüm adaylar  içinde Türkiye'nin hiç kuşkusuz Avrupalılarca en zor anlaşılabilecek  ve kabul edilebilecek olanı" şeklindeki görüşünün yanı sıra,  kitabında, "Pekçok kişi, modern Türkiye'ye, yaygın sosyal  eşitsizliğin, çarpıcı insan hakları ihlallerinin, rüşvetçi  acımasız ve militarist bir rejimin hakim olduğu geri kalmış  bir ülke gözüyle bakmaktadır" dediği aktarılmaktadır. Kinzer'in  kitabında, hem kendi içinde hem de dış dünya için zor anlaşılır  ve karmaşık bir ülkeyi anlatmaya çalıştığı ifade edilen yazıda,  tutkulu bir biçimde savunduğu analizinde, "eğer İslamın çağdaşlık  ve demokrasi ile bağdaşabileceğini kanıtlayacak herhangi bir  ülke varsa, o ancak Türkiye olabilir" iddiasında bulunduğu  kaydedilmekte ve şu ifadelere de yer verilmektedir: "Washington'un zoruyla, gönülsüz bir Avrupa iki yıl önce Türkiye'yi tam üyeliğe  aday yapmayı kabul etmişti. Türk yetkililer ise, üyelik  perspektifinin içteki reformları hızlandıracağını ve özellikle  de Türkiye'nin AB ile ilişkilerini zora sokan Yunanistan'la olan  görüş ayrılıklarının giderilmesine katkı sağlayacağını savunmuşlardı.  Bu kitap geçen yıl sonunda ABD'de yayımlandıktan sonra Kinzer ve  diğer insan hakları eylemcilerinin eleştirdiği baskıcı yasalar değiştirildi. AB tarafından olumlu karşılanan diğer girişimle  de bölünmüş Kıbrıs'ta Rum ve Türk liderler arasında barış  görüşmeleri başlatıldı. Ama Türkiye, üyelik müzakerelerinin  başlaması için gerekli iç reformların gerçekleştirilmesinde  hayal kırıcı bir biçimde ağır kaldı. Kinzer, hızlı değişime  direnenlerin başkent Ankara'daki 'çetin bir yönetici elit kesim'  olduğunu anlatıyor. Ona göre, Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı  üzerine modern ve laik Cumhuriyet rejimini kurarak devlet adamına  dönüşen asker Mustafa Kemal'den sonra bu ulusal kahramanın mirası, Kemalizm denilen baskıcı bir kahraman tanrılaştırmasına dönüştü.  Bu kültün yüksek rahipleri ise, yargı mensuplarıyla birlikte,  'ilke olarak değil, ama Türkiye'yi aymazlığa ve cahilliğe geri  götürmek isteyen güçlere fırsat vereceği için daha tam bir  demokrasiden kaygı duyan' askerlerdir... Eğer AB, Türkiye'nin  okullarda onyıllardır süren beyin yıkamalarla katılaşan  hassasiyetlerini de dikkate alarak katalizör rolünü yerine  getirmek isterse, iç  reformlar, bir sivil toplumun oluşmasını sağlayabilir... Böyle çelişkiler çözümleninceye kadar, Türkiye  dostlarının sıkça yönelttiği ve bu kitapta da şöyle özetlenen  soruya muhatap olmayı sürdürecektir: 'Türkiye hiç kuşkusuz  geleceğin ülkesi; ama acaba böyle bir gelecek olacak mı?'"

            İRAN BASINI:

            Kayhan gazetesinin (04/02) "Türkiye-Avrupa Birliği...  Yakınlaşma mı Yoksa Uzaklaşma mı?" başlıklı bir makalede, son  günlerde Kürtçe eğitimle ilgili olarak başlatılan protesto  girişimleri Türkiye'nin AB'ye üyeliği bağlamında ele alınmaktadır. Makalede, Türkiye'nin AB ile entegre olma projesinin, ülkenin  birlikten uzaklaşması için ortamı müsait hale getirdiği, son  günlerde meydana gelen bazı gelişmelerin, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne üye olması yolunda birlikle entegrasyon sağlaması  konusuna ilginin azaldığını gösterdiği belirtilmekte, Türk dış politikasında da Avrupa Birliği ile yakınlaşmanın yerine ABD'ye yakınlaşmanın yaşandığının görüldüğü ifade edilmektedir. Türk  resmi yetkililerinin geçtiğimiz hafta içerisindeki girişimleri  ve yaptıkları açıklamalarının, Türkiye ve AB'nin hukuki yapısı  konusunda derin görüş ayrılıklarının bulunduğunu ve Türkiye'de  varolan bir gücün, geleneksel tek millet, tek ülke politikasını  korumaya çalıştığını açığa çıkardığı ileri sürülen makalede,  söz konusu terimlerin Türkiye'nin resmi siyasi kültüründe,   "tek bayrak, tek dil, mevcut sınırlar ve özetle ulusal  antlaşmaya bağlılık gerekliliği" olarak tanımlandığı  kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinden de söz  edilen makalede, önerilen son mini anayasa reformu tasarısında,  "etnik ve dini kesimler arasında çatışmaya neden olabilecek ve cumhuriyetin temelleri, yargı sistemi ve silahlı kuvvetleri  küçük düşürücü her türlü açıklama, kanunen takibe alınabilir"  şeklinde yeni bir maddeye yer verilmesine işaret edilmekte,  yeni tasarıdaki düşünce ve konuşma özgürlüğünün, geçmişe göre  daha çok kısıtlandığı ve böyle bir tasarının onaylanması ile  "yargı sisteminde bir diktatörlük uygulamasın uygun ortam  oluşabileceği" ifade edilmektedir.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Fileleftheros gazetesinde (04/02) "Kıbrıs Konusunda Çözüm Çerçevesiyle Ankara'nın Brüksel'e Yönelik Geniş Raporu: Üç  Aşamada Çözüm" başlığıyla yayımlanan bir haberde, Kıbrıs sorununa  çözüm bulunması için doğrudan görüşmelerin başlamasından iki  hafta önce, Ankara'nın, Kıbrıs sorunu için çözüm çerçevesini  oluşturan ve AB Komisyonu'na iletildiği öne sürülen bir  rapordan söz edilmektedir. Türk tarafının 36 sayfalık bir metinle  çözüm şekli ve müzakerelere karşı olan ciddiyeti konusundaki  niyetlerini ifşa ettiği belirtilen haberde, Ankara'nın Kıbrıs  Türk görüşleri hakkında komisyona bilgi vermek için seçtiği  konjonktürün bir tesadüf olmadığı kaydedilmektedir. Söz konusu  belgenin yeni olmadığı, Kıbrıs Türk liderinin 2000 yılı Haziran  ayında BM Genel Sekreteri'nin temsilcisine verdiği Türk  fikirlerinin bir kopyası olduğuna işaret edilen haberde, söz  konusu belgede, üç aşamada inşa edilecek ve gevşek  bir  "işbirliği" içinde olacak olan iki devletten söz edildiği belirtilmektedir.

            Brüksel'e sunulan metinde, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın,  "karşılıklı tanınma, ambargonun kaldırılması, Türkiye aleyhine uluslararası alanda yasal prosedürlere ve silahlanmanın  tırmandırılmasına son verilmesi" taleplerinin yer aldığı  belirtilen haberde, metinde, bunları elde etmesi  durumunda,  devletin yapısı konusundaki diğer görüşleri müzakere etmeye  hazır olduğunu beyan ettiğine işaret edilmektedir. Haberde,  ayrıca, "Kıbrıs'ı, Türkiye'yi AB'ye taşıyacak bir arabaya  dönüştürmek için konfederal Kıbrıs ile Türkiye'nin AB üyeliğinin  aynı zamana ayarlanmasını talep ettiğine" işaret edilmekte,  doğrudan görüşmelerin bu güne kadarki gelişmesinin, Türk  tarafının Brüksel'e sunduğu belgeyle kastettiklerini teyit  ettiği ifade edilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Ta Nea gazetesinde (04/02) "Reformlar, Şimdi ve Tüm  Alanlarda Yapılmalı" başlığı ve Loukas Dimakas imzasıyla  Savunma Bakanı Yannos Papandoniou ile yapılan bir söyleşide,  Papandoniou'nun Türkiye ile ilgili şu görüşlerine yer  verilmektedir: "Daha önce söylediğim gibi ve Bakanlar Kurulu'nun  son toplantısında da belirlendiği şekilde, Helsinki çerçevesinde  Kıbrıs ile Ege konularında belirli işlemlerin belirli süreçte  yapılmaları gereğinden dolayı, kritik bir sürece giriyoruz. Bir  yandan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olacağı zaman yaklaşıyor,  öte yandan da Helsinki'de saptanan ve Türkiye gibi AB adayı  ülke statüsünde bulunan ülkelerle AB üye ülkeleri arasındaki  ikili sorunların çözümlenmesine ilişkin tarih yaklaşıyor. Buna  paralel olarak, Avrupa Ordusu konusu da var. Tüm bunlardan,  ulusal konuların hassas bir aşamaya girdiği anlaşılıyor. Bu  aşamayı iyimserlikle karşılamalıyız. Öte yandan, karşımızda  büyük güçlerin bulunduğunu da bilmeliyiz. Karşımızda Türk  kurulu düzeni, büyük güçlerin ve özellikle ABD'nin çıkarları  var. Konulara sabit tezler savunarak yaklaşmalıyız ve tabii  ülkenin silahlı kuvvetleri, olumsuz herhangi bir olayla  başetmeye hazır olmalıdır. Hükümet, Türkiye'nin niyetlerini  araştırmaya yönelik işlemlere başlama kararını aldı. Bu doğru  yönde bir karardır. Türkiye ile ilk kez diyaloğa başlamıyoruz.   Bildiğiniz gibi, ben her zaman Türklerle konuşmamızın gerekli  olduğu tezini savunmuşumdur. Yeter ki egemenlik haklarımız  müzakere konusu olmasın".

 

05/02/2002   13:54:17

 

           

                    ESKİ SAYILAR