|
06/02/2002
ANKARA, 06/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 05 Şubat 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine
yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'un (05/02) "Türkiye Konvansiyon Üyelerini Açıkladı"
başlıklı bir yazısında, Türkiye'nin, Başbakan Yardımcısı
Mesut Yılmaz'ı AB Reform Konvansiyonu'na göndereceği
bildirilmektedir. İlk kez 28 Şubat'ta bir araya gelen AB Konvansiyonu'nda
AB'ye aday ülkelerin temsilcilerinin de olacağı kaydedilen yazıda, Türkiye'nin 1999 sonundan bu
yana aday ülke olduğu,
ancak AB'nin henüz müzakerelere başlamadığı hatırlatılmakta,
birliğin önce, özellikle insan hakları ve Kürt
sorununda reform yapılmasını istediği vurgulanmaktadır. Yazıda,
ayrıca Kıbrıs sorununun ve Yunanistan'la Ege'deki sınır anlaşmazlıklarının giderilmesinin gerektiği ifade
edilmekte ve "Türkiye
şayet bunları başarırsa, AB bu Müslüman ülkeye
kapılarını daha fazla kapalı tutamaz" denilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinde (05/02) "Durumumuzun Artık Arjantin'in Durumu İle Hiçbir Benzer Yanı Yok" başlığı
altında yayımlanan
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş
ile yapılan Lamia Oualalou imzalı mülakatta, Bakan Derviş'in,
Türkiye'nin ekonomik durum ve yaşanan kriz konusundaki çeşitli sorulara verdiği yanıtlar aktarılmaktadır.
Bakan Derviş'in, "Siyaset sınıfını iş dünyasına
bağlayan mahrem bağların neler olduğunu anlatabilir misiniz?" sorusuna, "Bu konu programımızın
üçüncü ve en önemli
ayağını oluşturuyor. Partilerle şirketler arasındaki
ilişkilere son verecek bir altyapıyı hayata geçirmeyi planlıyoruz.
Bir yıldan az bir zaman diliminde yolsuzluğun
önemli bir kaynağı olan ve aynı zamanda Merkez Bankası'nın bağımsızlığına olanak tanıyan kamu
ihalelerinin düzenlenmesine
ilişkin yeni bir yasayı meclisten geçirdik, ademi
merkeziyetçiliği hızlandırdık ve büyük kamu teşebbüslerini (telekomünikasyon, tütün, elektrik) liberalleştirdik.
Özellikle mevzuatımızı Avrupa Birliği'nin mevzuatına
uygun hale getirmek ve bazı bankalara yeniden sermaye aktarmak üzere bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılmasına
giriştik" şeklinde bir yanıt verdiği, özelleştirme
ile ilgili olarak da şu sözlerine yer verilmektedir:
"Dünya ekonomisinin mevcut durumu bugün büyük şirketleri satmamız için elverişli değil. Bugün telekomünikasyon
konusunda Türk Telekom'la ve hava taşımacılığında
THY ile olduğu gibi. Bununla birlikte uluslararası
konjonktürün olanak tanıması durumunda bu şirketlerin sermayesini açmaya hazırız. Bu nedenle örneğin
Türk Telekom'un statüsünü
değiştirdik ve yabancı yatırımcıların
şirketin yüzde 45'ine sahip olmasına olanak tanıdık,
bu daha önce mümkün değildi. Her halükarda büyük özelleştirmeler 2003'ten önce olmayacak."
Bakan Derviş, Türkiye'nin hiçbir zaman Arjantin gibi olmayacağının altını çizdiği belirtilen mülakatta, gerçekleştirilmeye
çalışılan "reformların, Türk ekonomisinin karakteristik
bir özelliği olan aşırı kırılgan yapısını daha istikrarlı hale getirip getirmeyeceği" konusunda ise şu
görüşleri aktarılmaktadır:
"Brezilya, Kore ve Meksika gibi gelişme
yolundaki ülkelerde olduğu gibi Türkiye'nin de çok hızlı büyüme aşamaları yaşadığı, ancak krizlere karşı
fazla direnç gösteremediği
bir gerçek. Ayrıca enflasyon da, bu yılın
sonunda yüzde 35'e, önümüzdeki yıl da yüzde 20'nin altına
çekmeyi ümit etmemize rağmen, büyük bir sorun teşkil etmeye devam ediyor. Zaten Euro bölgesinde olduğu gibi
Merkez bankası bundan böyle
para politikasını enflasyon hedefimizi dikkate
alarak belirleyecek."
Le Figaro gazetesinde (05/02) "Ankara, AB Müzakerelerine İştirak
Ediyor" başlığı ve Philippe Gelie imzasıyla yayımlanan haberde,
bu ayın sonundan itibaren Türkiye'nin blokaj yetkisi olmasa da,
Avrupa'nın geleceği konusundaki konvansiyon müzakerelerine
iştirak edeceği, böylece Türkiye'nin Onbeşler
tarafından ilk kez diğer adaylarla eşit statüde değerlendirilmiş
olacağının önemine işaret edilmektedir. Haberde, 1999 Helsinki zirvesinde Türklerin 1959 yılından bu
yana talep ettikleri AB'ye resmi adaylık statüsünü elde ettikleri,
ancak "Topluluk Müktesebatının" 31 bölümünün kabulünü öngören üyelik müzakerelerinin başlaması
konusunda hiçbir tarih
tespit edilmediği hatırlatılan haberde, "bu engelli
parkura başlamadan önce Ankara'nın hala, başta ölüm cezası ve azınlık hakları olmak üzere insan hakları
konusunda bir dizi şartı
yerine getirmesinin gerektiği" dile getirilmekte
ve şöyle denilmektedir: "Bu adayın ayağındaki bir diğer diken ise Kıbrıs'tır. Ada üyelik adayı ilk
dalga ülkeler arasında gösteriliyor
ve Yunanlılar Helsinki'de, adanın
yeniden birleşmesinin üyelik için ön şart olmayacağı güvencesini aldılar. Güney (Rum) ve 1974 yılında Türkler
tarafından 'işgal' edilen
Kuzey arasında müzakereler yeniden başladı.
Ancak başarısızlık halinde, Türkiye kuzeyi ilhak etme tehdidini
gerçekleştirirse hiç şüphesiz AB, adaylığı uzun bir süre için donduracaktır. Topraklarının yüzde 10'undan az
bir bölümü coğrafi açıdan
Avrupa'da yer alan Türkiye 2000 yılı Aralık
ayında 'ulusal reform planını' hazırladı, ancak bu plan Brüksel tarafından yetersiz bulundu. Türkiye 2010 yılına
kadar AB'ye girmeyi hedef
olarak belirledi. Bu arada henüz adaylıkları
resmi olmayan Hırvatistan ve diğer eski Yugoslav Cumhuriyetleri
hatta henüz isimleri açıklanmayan Ukrayna veya Rusya
da bu yarışta Türkiye'yi yakalayıp birlikte devam edebilirler."
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde (05/02) "Türk-Yunan İlişkileri: Diyalog, Müzakere ve Düzenleme" başlığı ve Atina Üniversitesi'nde
Uluslararası Hukuk Profesörü ve ELİAMEP (Yunan,
Avrupa ve Dış Politika Vakfı) Genel Müdürü Theodoros Kulubis'in
imzasıyla yayımlanan yorumda, Türk-Yunan ilişkileri iki ülkenin uluslararası alandaki çıkarları bağlamında
ele alınmakta, iki ülkenin
de yetkililerin bakış açılarına yer verilmektedir.
Diplomatik dilde de her iki taraf arasında yapılan
açıklamaların "simetrik" olduğuna işaret edilen yorumda,
"Türk siyaset adamlarının başta olmak üzere, askerler,
diplomatlar ve gazetecilerin Yunanistan
tarafından Türkiye'nin etrafının çevrilmiş olduğunu"
öne sürdükleri, Yunan
yorumcuların ise, "Türkiye'nin stratejik emellerinin Kıbrıs bölgesi ile Ege'nin yarısını kontrol altına
almak ve bu emellerine varmak için şiddete başvurmayı bile
göze aldığı yolunda görüşler" ileri sürdükleri belirtilmektedir. Ayrıca, iki ülkenin propaganda mekanizmalarının
aynı ölçüde propaganda yaptıkları, uluslararası
alanda Türklerin her fırsatta Yunanistan'ın güvenilmez
bir ülke olduğunu söyledikleri, Yunanlıların ise, Türkiye'den "hasta adam" olarak bahsettikleri
belirtilen yorumda,
"Helsinki Anlaşması, Türkiye ile Yunanistan arasında
imzalanan 10 anlaşma, 11 Eylül saldırısı ve Kıbrıs konusunda toplumlararası müzakerelerin tekrar başlamasıyla
Türk-Yunan ilişkileri için
gerçekten yeni bir dönem başlamış oldu.
Artık polemik mantığını bir tarafa bırakıp, barışçıl mantıkla
hareket etmemizin zamanı geldi. İki ülke arasında başlayan adım adım yakınlaşma süreci gerçekçi bir süreçtir"
denilmektedir.
To Vima gazetesinde (05/02) "Washington'un Yunanistan ve Türkiye
İle İlgili Stratejik Planları Netleşiyor" başlığı ve D.
Apokis imzasıyla yayımlanan yorumda, Başbakan Simitis ile Başbakan Ecevit'in ABD'ye yaptıkları ziyaretler sonrasında
bir yandan Kıbrıs
sorununun çözümü amacıyla Kleridis-Denktaş arasında
doğrudan görüşmelerin başlaması, diğer yandan Yunanistan'ın
Türkiye ile önemli konularda diyalog masasına oturacağını açıklamasının, ABD stratejisinin aksamadan ilerleme
kaydettiğini gösterdiği ifade edilmektedir. Söz konusu stratejinin,
büyük bir ihtimalle şubat ayı içinde Beyaz
Saray'da ABD Başkanı'nın Güvenlik Danışmanı Steven Hundley
başkanlığında yapılacak toplantıda netleşmesinin beklendiği
vurgulanan yorumda, toplantının ana konusunun, "ABD'nin, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs konusunda uygulayacağı
strateji ile ilgili olacağı" ifade edilmektedir. Toplantıya
Dışişleri Yardımcı Bakanı Richard Armitage, Savunma Bakan Paul Wolfovich ile CIA ve Ulusal Güvenlik yetkililerinin
katılacağı belirtilen yorumda, edinilen bilgilere
göre, ABD stratejisi çerçevesinde, "Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşması, Balkanlar'da Yunanistan'ın lider rolü, Türkiye'de yapılacak reformlar ve ABD-Türkiye arasında
Asya ülkelerine açılma
amacıyla işbirliği olasılıklarının" da görüşüleceği
bildirilmektedir. Yorumda, ayrıca, Beyaz Saray'ın Güvenlik Kurulu yetkililerine göre yıl sonunda Prag'ta
yapılacak NATO zirve toplantısında söz konusu stratejinin
uygulanmasına geçileceği kaydedilmektedir.
To Vima gazetesinin (05/02) "Lahey'e Doğru İlk Adım Geçen
Pazar Günü New York'ta Atıldı" başlıklı ve P. Panayotou imzalı
bir diğer yorumunda, Dışişleri Bakanları Yorgo Papandreu ile İsmail Cem, Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde
yaptıkları 40 dakikalık
görüşmeleri sırasında, iki tarafın tezleri
üzerinde yakınlaşma noktalarını araştırmak ve belirlemek
amacıyla, Siyasi İşler Müdürleri düzeyinde diyalogun başlamasında anlaştıkları ve böylece Türk-Yunan
ilişkileriyle ilgili araştırma
niteliğindeki temasların başlaması
yönünde ilk adımın atılmış olduğu bildirilmektedir. Belirtilere
göre, Kıbrıs konusunun, iki ülke arasındaki gelişmelerden etkilenmediği ileri sürülen yorumda, Papandreu'nun
ayrıca, Atina ile Ankara hükümetlerinin Bulgaristan
ile Romanya'nın NATO üyesi olmalarına yönelik girişimlerinden söz ettiği ve İstanbul'da dört ülke arasında
ortak bir toplantının yapılacağını
açıkladığı belirtilmekte, iki
bakanın, Yunanistan ile Türkiye'de, 2008 yılı Avrupa Futbol
Şampiyonasının ortak organizasyonuyla uğraşacak olan kurumlara yardım edilmesi konusunda da anlaştıkları kaydedilmektedir.
06/02/2002 14:04:12 |