08/02/2002     

            ANKARA, 07/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  06-07 Şubat 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yerverilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir

            ALMANYA BASINI:

            Junge Welt gazetesinde (07/02) "Türkiye'deki Öğrenciler  İşkence Görüyor" başlığı ve Karin Leukefeld imzasıyla  yayımlanan Internet'ten sağlanan yazıda, son zamanlarda  sürmekte olan “ana dilde eğitim kampanyasından” söz edilmekte,  kampanyaya katılan Diyarbakır'da bulunan Atatürk  Üniversitesi öğrencilerinin işkence gördükleri, İstanbul'da  yayımlanan "Yedinci Gündem" adlı gazetenin  son sayısında  yeralan habere dayanılarak, iddia edilmektedir. “Böyle  olayların gündeme gelmesiyle Türk hükümetinin 10 yıl sonra  Avrupa anlaşmasının insan haklarını kapsayan 5. maddesini  Kürt bölgelerinde kaldırmak istemesinin insana şaka gibi  geldiği” ifade edilen yorumda, şöyle denilmektedir: “AB'ye  girme isteği Türkiye'de fikir ayrılığına yol açtı. Birçok  kişi AB kriterlerinin arkasındaki 'yabancı güçlerden' söz  ediyor. Bu 'yabancı güçlerin' Türk milletini bölmeye   çalıştıklarına inanıyorlar. Kürt bölgelerindeki güvenlik   güçlerinin tutumları buna bir örnek olabilir. Demokrasiyle  ilgili bir haber, Hükümet koalisyonunda kavga çıkmasına  neden oldu. Parlamento, Ceza Kanunu'ndan 159. ve 312.  maddeleri çıkarmak istiyor. ANAP lideri Mesut Yılmaz, bu  maddeleri yetersiz bulurken MHP de maddelerin korunmasını  istiyor. AB temsilcileri Ankara'ya yaptıkları ziyaretlerinde,  parlamentoda yaşanan bu ikilemden rahatsız olduklarını dile  getirdiler. Başbakan Bülent Ecevit'e, şimdiye kadar yapılan  yasa reformlarının AB'de büyük sıkıntı uyandırdığını ve  yetersiz bulduklarını açıkladılar. Şubat ayının ortalarında   AB Komiseri Günther Verheugen'in Ankara'ya gelmesi ve AB'nin   taleplerini dile getirmesi bekleniyor.”

            Die Tageszeitung'da (07/02) "Herkes Konvansiyon Görevini  İstiyor" başlığı ve Jürgen Gottschlich imzasıyla yayımlanan  yazıda, Türkiye'nin AB Konvansiyonu'na katılmasının önemine  işaret edilmekte, konu, “Bu, Türkiye için bir ilk.  Politikacılar ilk kez sadece AB'nin ziyaretçi koltuğunda  oturmakla kalmayacaklar, tıpkı diğer üye adayları gibi,  Birliğin geleceği hakkında görüş bildirebilecekler.  Konvansiyondan çıkacak kararın  daha sonra bir önemi olup  olmayacağı mühim değil; bu bir prestij meselesi ve bu yüzden  de, ayrılan üç koltuk için verilen mücadele de büyüktü”  şeklinde değerlendirilmektedir. Başbakan Yardımcısı Mesut  Yılmaz'la birlikte, hükümet kanadından DSP milletvekili Ali  Tekin, muhalefetten ise DYP'den Ayfer Yılmaz'ın gitmesine  karar verildiği bildirilen yazıda, Konvansiyon'a katılmanın,  Türkiye'de, AB'ye daha da yakınlaşma yönünde ümit veren bir  işaret olarak görüldüğüne işaret edilmektedir.

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (07/02) "Göz Boyayıcı Bir Dizi Demokratik Reform  Kuşkuyla Karşılandı" başlıklı ve Sibel Utku imzalı haberinde,  Türkiye'yi Avrupa Birliği (AB) normlarına yaklaştırmayı   amaçlayan, düşünce ve ifade özgürlüğünün genişletilmesiyle  ilgili bir dizi reformun Avrupa Birliği tarafından kuşkuyla  karşılandığı ifade edilmekte, ilgili yasa değişikliklerinin,  Parlamento tarafından kabul edilmeden önce, Türkiye'nin  Avrupa Birliği üyeliğini geciktireceği kaygısı ve yetersiz  kaldıkları gerekçesiyle  koalisyon hükümeti bünyesinde dahi  eleştiri yağmuruna tutulduğuna işaret edilmektedir.  Eleştirilerin, “fikir ve siyaset adamlarının düşüncelerini   ifade ettikleri gerekçesiyle”  hapsedilmelerine neden olan  159 ve 312'nci maddelerin değişikliği üzerinde yoğunlaştığı  belirtilen haberde, 312. madde konusundaki değişikliğin  "suçun" kamu düzenini tehdit etmesini şart koştuğuna, “bir  yıl ile üç yıl hapis cezasını öngören söz konusu maddenin,  özellikle Kürt veya İslamcıları demir parmaklıkların   arkasına gönderdiğine” dikkat çekilmektedir. Haberde, ayrıca,  Türkiye'nin, 1999 yılının aralık ayında AB adayı olarak   açıklandığı, ancak üyelik müzakerelerine henüz başlanmadığı hatırlatılmakta, bunun için, “demokrasisini iyileştirmesi  gerektiği, ancak yetkililerin her fırsatta, ifade özgürlüğünün genişletilmesinin İslamcı ve ayrılıkçı Kürtlerin ekmeğine  yağ süreceğini ve rejimin istikrarını tehdit edebileceğini  ifade ettikleri” kaydedilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (06/02) "Türkiye, AB Görüşmeleri İçin Bu Yıl  Bir Tarih Belirlenmesini İstiyor" başlıklı bir haberinde,  Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Danimarkalı mevkidaşı Per  Stig Moeller ile yaptığı görüşmenin başında gazetecilere  yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne tam üyelik   görüşmeleri için bu yıl tam bir tarih belirlenmesini   beklediğini söylediği bildirilmektedir. Bakan Cem'in,  konuşmasının devamında, "2002 yılı sonunda, Danimarka'nın  başkanlığının bitimine dek, üyelik için görüşmelerin başlangıç  tarihinin belirlenebileceği, açıklanabileceği umudunda ve  beklentisindeyiz. Tabii ki bunun mümkün olup olmayacağını   bilmiyoruz, ancak bu bizim kesin hedefimiz ve bunun için   çalışacağız" dediğine işaret edilen haberde, “çoğunluğu  Müslüman olan Türkiye'nin zengin Birliğe üye adayı olduğu,  ancak krizin vurduğu ekonomisi, bazı reformlar yapma  zorunluluğu ve AB üyesi Yunanistan'la yaşanan gerginliklerin  de katılım sürecinde ilerlemeye engel oluşturduğu” ifade  edilmektedir. Türk resmi yetkilileri ve sivil baskı  gruplarının, ülkenin, politik sistemini ve ekonomisini  Avrupa Birliği standartlarıyla uyumlu hale getirmek için uzun bir yol katetmesi gerektiği konusunda hemfikir oldukları  belirtilen haberde, bazı gözlemcilerin, reformların  tasarlandığı şekliyle AB standartlarını karşılamada yeterli  olmayacağı konusunda endişeli oldukları vurgulanmaktadır.

            Reuter'in (07/02) "Yunanistan Türkiye İle 'Diyaloga'  Hazır Olduğunun Sinyalini Verdi" başlıklı ve Dina Kyriakidou  imzalı bir diğer haberinde, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun, “uzun süredir korkulan 'diyalog' kelimesini  kullanarak, ülkesinin, ezeli rakibi Türkiye'ye karşı  yıllardır sürdürdüğü dış politikasını bir anda değiştirmiş  olduğuna” işaret edilmektedir. Yunanistan'ın bu tavır  değişikliği,  AB üyesi olarak artan güvenine bağlanan haberde,   AB'nin, Türk-Yunan ilişkilerinde temel bir sorun olan  Kıbrıs'ın bölünmesi konusunda kısa sürede çözüme ulaşılması  için baskı yaptığına dikkat çekilmektedir. Bir Yunan  yetkilinin, "AB bir katalizördür" dediğine işaret edilen  haberde, Papandreu'nun, "Yeniden denemek için doğru zaman.  Türkiye'nin, Yunanistan'la iyi ilişkiler geliştirmek için  nedenleri var ve bu bize geçmişte birçok defa denenmiş bir  girişimde başarılı olmaya çalışmak için bir şans daha  vermektedir" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir.  Papandreu'nun, “görüşmelerin, uluslararası hukuka saygı ve  milli çıkarların korunması temelinde yürütüleceğinin  garantisini vererek, milliyetçi tutucuları rahatlattığı”  belirtilen haberde, “Bakanlık yetkililerinin, yakınlaşma  çabalarının 1970'den beri devam ettiğini söylerken, bir  yetkilinin de, 'Başarısızlığa uğradılar, çünkü koşullar  uygun değildi. Dünya şimdi farklı. Kıbrıs'ta akan kanların  henüz  kurumadığı 1974 yılından çok uzağız. Avrupa değişti,   AB dış politikası değişti ve Türkiye'nin AB beklentisi çok  büyük önem teşkil ediyor' dediğine işaret edilmektedir.

            MISIR BASINI:

            Al-Ahram gazetesinin (29/02) "Afrodit Adasında Beşinci Randevusu... Denktaş'ın Kalp Atışları (Nabzı) Kıbrıs'ın  Geleceğini Belirliyor" başlıklı ve Abdulazim Derviş imzalı  yorumunda, Kıbrıs'ta yaşanan tarihsel olaylardan söz  edilmekte, gelinen noktada ortaya çıkan sorunun aşılması  yönünde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum  Lideri Glafkos Kleridis'in başlatmış oldukları çözüme yönelik görüşmelerinin önemi vurgulanmaktadır. İki taraf arasındaki  anlaşma uyarınca işlerin istenildiği gibi gitmesi ve  görüşmelerde herhangi bir tıkanıklık olmaması halinde  görüşmelerin önümüzdeki haziran ayı sonuna kadar  tamamlanmasının beklendiğine işaret edilen yorumda, her iki  tarafın da adanın, 60'lı yılların başında İngiltere'den  kazandığı bağımsızlığı dönemindeki gibi tek bir devlet olarak  kalması görüşünü benimsedikleri kaydedilmektedir. Kıbrıslı  Türkler ve Rumların gelecek haziran ayının sonunda  tamamlanacak olan görüşme veya diyalogun sonuçlarının ne  olacağını merak ve endişeyle bekledikleri dile getirilen  haberde, görüşmelerin her iki tarafın da kabul edeceği bir  sonuca ulaşılabileceği hakkında iyimser ve kötümser olmak  üzere iki görüşün hakim olduğu belirtilmektedir. “Her iki  tarafta daha önce dolaylı olarak New York ve Cenevre'de  -Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan ve 1999'da başlayıp  2000 yılında sona eren beş tur görüşmede- herhangi bir  gelişme sağlanamazken, neden görüşmelerin veya diyalogun  devam etmesine önem veriliyor?” şeklinde ortaya çıkan soruya  şu yanıt verilmektedir: “Daha önce her iki tarafın bu sorunu  çözüp eşit bir anlaşmaya ulaşması için önemli nedenleri  yoktu. Görüşmelerin uzaması her iki tarafta da rahatlığa  sebep oldu. Fakat şimdi Avrupa Birliği'ne üye olma konusunda  önemli ve güçlü bir sebep bulunmaktadır. Şimdi her iki taraf  rehaveti terkederek, AB'nin gelecek yılın sonunda Lefkoşa'nın  Rum kesiminin Birliğe dahil edeceğini açıklamasından sonra   taraflar kesin bir anlaşmaya ulaşma çabasına girmişlerdir.   AB'ye katılım hususuyla adanın bölünme sorununa siyasi bir   çözümün bulunup bulunmamasının farkı yoktur. Yani sorunda   çözüme ulaşılamadığı takdirde Ankara'nın Yunanistan ve   Kıbrıslı Rumlarla olan sorunu, AB'yle olan bir soruna   dönüşecektir. Bu durum da beklendiği gibi Türkiye'nin AB'ye  katılmasına engel olacaktır.”

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefteros Tipos gazetesinin (07/02) "Ankara  Yunanistan'ın AB Dönem Başkanlığına Yatırım Yapıyor"  başlıklı ve Angeliki Spanu imzalı yorumunda, Ankara'nın,  Yunanistan'ın AB dönem başkanı olacağı dönemde, “2003  yılında AB-Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin  başlaması; Kıbrıs'ın AB üyeliğinin ertelenmesi ya da  adadaki siyasi sorunun Türkiye lehine çözümlenmesi;  sorunların Lahey Adalet Divanı'na sevkedilmesi” şeklinde  belirlenen üç hedefe ulaşmaya çalışacağı ileri  sürülmektedir. Türk diplomasinin kartlarını bir bir  açmasıyla, “Türk-Yunan diyaloguna ilişkin oyunun  parçalarının da bir bir yerine oturmaya başladığı” ifade  edilen yorumda, Dışişleri Bakanı İsmil Cem'in, Ankara'da  Danimarkalı mevkidaşı ile yaptığı görüşme sonrasında,  2002 yılının sonlarında AB-Türkiye arasında üyelik  müzakerelerinin başlamasını temenni ettiğini söylediğine  işaret edilmekte, Bakan Cem'in açıklamasını "deşifre"  eden diplomatik çevrelerin, Türk Dışişleri Bakanı'nın  2003 yılında, Yunanistan'ın AB dönem başkanı olacağı  dönemde, AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin  başlayacağını düşündüğünü söylediklerine dikkat  çekilmektedir.

 

 08/02/2002   14:15:38

 

           

                    ESKİ SAYILAR